(O) * o(ğh.uz.(am : er.(ış).okh))’un göksel nitelikli oğh-ğhu,“o kuz uzam deniz oku ulu akıl ana(nın) dişi / er adılı şık şuur / aşk ışık şoku(nun) uğu oltu (uğultu)’sunu oku” buyruğu & bayrağındaki damga iminden, türkçede cins ayrımı bulunmayan er & dişi kişi, özne & nesne, olay & yer, somut & soyut birim için geçerli olan 3. tekil ad; çoğulu o(ğh.uz.(am : er.(ış).okh))+ an > o+n; ses uyumuna göre +on / +an / +en / +un; günümüzde kullanılan +ler / +lar çoğul son eki dilimizde sonradan oluşmuştur; tr. ış.oğh+an > tengri ışık han(lar); jap. shogun; eng. kings (queens) / lords (ladies) of light; (ış) : oğh.(uz) : e(r).at.(am) > eng. who; he, his; s+he ~ she, her; et / öt / üt / it > it, its; are / were, etc., etc..; Bkz: oğh.uz : am & oğh : uz.am; [ Bayrak & Buyruk ]

ob.al * at.ob @ ob.al; Atob / Obal; am.okh.

ob.al.okh

ob.al.okh * obal ~ oval ok, balık; su yerinde yaşar / us (akıl) sakıpı, ok gibi fırlayıp hızla akar, oval ok biçimli akuğu (aqua) canlısı; Bkz: us-su / is : (y(ay).ış.or : am.okh / akh : oğh-ğhu : ob.al.okh-khu

ob-bu : (u)z.am+an *  Açıklama düzenleniyor; güncel tr. bazan; eng. sometimes, now & then; on & off

ob-bu : (u)z.at / ut.ng * 1. o ob-bu (değirmi / yumru nesneyi; obu & at+obu ~ topu) bu ob-bun (at+obun) uz.(oğh). nga (uzağına) atıp, tutun; uza+atın; zıt (at / tut)+ung > zıttın, zat+en; zıt; 2. ob-bu : (ña / nga) : zıt ~ obuzıt * ona buna zıt olan kişi, nesne ya durum > lat. oppositus; eur. opposite, in opposit+ion; ar. zıdd.

ob-bu : (u)z.at / ut.ng : (am).in.at : cin.er * “bin at” deyince binmez,“in at” deyince inmez; ona buna zıt söz eden ya da iş yapan in+atçı er; m ~ b dönüşümü yile (b)+inat+cin ~ binatçı # inatçı er > eng. ob.st.in+at+e(r) / +cy; abuse / +d; ar. zat / +an; biz+zat, şahs+an; “o yumru boğazıñızdan uz.at.ötü (zıttı) uz {okh} tutuñ, kuz oğuz öğüt ötüñ (kon uçung) –DT” anlamında ob.(oğh).uz : üt ! ötüng > abuzettin sözünden zaman içinde kişi adılına dönüşümüyle “Abuzettin Bey” > tr. argo. züppe / azgın erkek (H. Aktunç, B.A.S.); ar. özad. Abu İzz-ed-din; Bkz: sz.et.ür.ük

ob.or * altın para, varlığı / bereketi bol olan yer & obur olan er; abartı;  jeol. bor+(on) / borik / borax gibi değerli madenler; “iç ebim+nda ob.or oltu ap.ol”, günümüzdeki deyişle “cebim içindeki para, oldu pul”r ~ l dönü-şümü & adıl eki yile gr. oboloV , obol+os, Atina para birimi; ob.or ~ ob.ar : iş.ör.öt (ar. işaret) imi: “o var; onu bul; ona var...”; Bkz: ap.or.ış; ob.or.iç; ob.or.oğh-ğhu; ob.or.oğh.uz

ob.or.(al) : am.okh * 1. o var, o burada, onu bul, ona / oraya var {olmak eylemini yapan & gösteren}, altın para & bal tutmak {işlemini yerine getiren} obur (dur durak bilmeyen) canlı organ; “obor alam obor alamok yalam –DT”, güncel deyişle “para alan / bal tutan parmak yalar”; dönerek okh-khu’ma yilen eylem kipi, parmak+ lamak; ger ~ eng. finger; b ~ p & r ~ l dönüşümü, am im-mi’nin düşmesiyle bol.okh ~ pol.ok > pol. pal+ec; 2. (ob.or. al.am).okh : or.ış ~ karış * iyice açılmış elin baş parmak ıla serçe parmak uçları arası (± 22,5 cm); ön kol boyu; eski masr. 43 ~ 56 cm. arasında değişen uzunluk ölçüsü kübit’in yarısı; Bkz: ış.ng.at / öt; gök : y(ay).er : or.ışı

ob.or.iç ~ borç * karşılıksız alınan & genellikle geri verilmeden edilen, altın, gümüş, kağıt gibi para, mal varlığı ya da yardım, “oboriç batorung okorobuçu”, güncel dilimizde “borç yiğidin kamçısıdır”; “aldı oboriç, oldu ri甠 > eng. rich, zengin, varsıl.

ob.or : oğh-ğhu * oborlu / paralı, varsıl, barakaları bol olan, uğurak yer; ünsüz r ~ l dönüşümüyle tr. boruğ ~ bolu(ğ); Bolu, Geli+bolu, Safran+bolu; > eur. borough; bourg ~ borg / burg, brugge; ünsüz g ~ c / ç dönüşümüyle tr. burc > ar. burç; Bkz: eb.er : oğh-ğhu

ob.or.oğh.uz * o altın paralı, varsıl, barakaları bol olan, obur oğhuz kişi; ökör.nomu : öt.er.im-mi (ekonomi terimi): “ob.or.oğh.uz : ap.at.er+on ~ obur ağız & para göz patron”; Avrupa’da soylularla köylüler arasındaki  orta sınıfı oluşturan, varlıklı mal-mülk & burc sakıpı / tutucu kentliler; anamalcı (kapitalist) kesim > fr ~ eng. bourg+eois(+e / +ie); özüm öz Gök*köG : et.ür.ük.iç-çe’mizin kök imlerinden oluşan bu söz sonradan 19. yüzyılda “burjuva, burjuvazi” olarak dilimize geri dönmüştür; ger. groß-bürger; Bkz: ob.or; ob.or.iç; ob.or.oğh-ğhu

ob.or : ot.(ış) ~ oburot * o bol ateşli obur (taş) tozu / tuzu; ateşli y(ay).or.okh (silâh)’larla am.er : im-mi (mermi / top güllesi) atmak & kayaları parçalamak gibi işlerde kullanılan patlayıcı madde, barut > fars. barud; ob.ot.oru > b ~ p dönüşümüyle fr. poudre; eng. powder (toz) ~ gunpowder, any of various explosive powders used to propel projectiles from guns, especially a black mixture of potassium nitrate, charcoal, and sulfur.

ob.ot+an : (ür).ük * o / bu derli, toplu ot+lar ürükü (ırkı); bot+ük ~ bitik & bitki topluluğu > gr. botanikos ~ lat. botanicus ~ eur. botanique; botanic+al; ar. nebat+ î, nebat+at; Bkz: iç.gin; ot.or.(am) : ob.(at.ng)

ob.y(ay).or.am * kut oğh.uz : khan.(am)’ın oğhuzer güzel, kuz kuzu, kıt kız’larına üçe bölünmüş bir altın yay <ıl(&)an> üç gümüş (boz) ok! vererek buyurduğu o bay buyruk sonucu o bay ay’ı / değirmi yay’ı / kaba oba’yı / zengin ova’yı bu bay ay’dan / değirmi yay’dan / kaba oba’dan / zengin ova’dan ayıran altın ok / orak / yarık (hendek) / yarak (savut / silâh) yı(&)la+an gerçekleşen o boy bayrak olgusunun  kutsanması & kutlanması eylemi; töre+en (törelerin) toyu / şöleni; Bkz: ob.y(a)y.or.oğh

ob.y(a)y.or.oğh ~ ob.y(a)y.or.okh

ob.y(ay).or.oğh ~ ob.y(ay).or.okh *  bayrak & buyruk sözünün öt.(er).im : eb.il. iğh-ğhi (ötim (terim) biligi > gr ~ eur. etymologia) kökeni; 1. o bay ay’ı / değirmi yay’ı / kaba oba’yı / zengin ova’yı bu bay ay’dan / değirmi yay’dan / kaba oba’dan / zengin ova’dan ayıran, bu ayrımı bel+er+leyen or (altın) ok / orak / yarık (hendek) / yarak (savut / silâh); r ~ l dönüşümüyle yaylak oluk & baylık ~ beylik; Kanuni Sultan Süleyman’ın “yarak’lı eşkiyalar” ılan ilgili emri için Bkz: yay.er.okh; 2. ayırımı yapılan işlemin is.im.öge (isim / imge / simge / öge)’si olan o boy bayrak altında toplanmış olan uyruk (topluluk); altın (y)ay+ur.toz > ultoz / ıldız ~ yıldız boy’unun / soy’unun öt.im.(öz).oğh-ğhu (tamğhu ~ damga’sı) & uyruk olma bilincinin bayrak’lar eşliğinden kutlandığı ob.y(ay).or.am ~ bayram ; ar. al’em (damga, nişan, bayrak); y(ay).or.oğh imlerinden r ~ l dönüşümüyle y(ay).ol.oğh & y-u-f olsun yay-u-fi yapana! dönüşümü sonucu > eng. flag (origin unknown –AHD); 3. o bay buyruk * o kut oğh.uz : khan.(am)’ın, or.okh-khu.ng (orkhun ~ runikh ~ khor’an) imleriyle daha kapsamlı bir biçimde adının açılımı b.ğh.a : t.r.kh.n : ğh.z : kh.n olarak belirtilen, yerine göre de değişik biçimlerde okunabilen obuğa / abağa oturan ot.or.kan’lı bağatur boğa tarkan oğhuz han(ım)’ın oğhuzer güzel, kuz kuzu, kıt kız’larına –kaç bin yıllar ve yer yüzündeki savaşlar sonrası ata erkilleştirilmiş biçiminde dile getirildiği üzere oğul’larına– üçe bölünmüş bir altın yay <ıl(&)an> üç gümüş (boz) ok! vererek buyurduğu buyruk’ta oğh.uz : am.okh : öğh.öt.üng.ü (kozmik enerji eylemi için Gök*köG Ana Öğütü); gr. horizõn (kuklos), limiting (circle), horizon, from present participle of horizein, to limit, from horos, boundary]; “Selçuklu sultanları, göğüslerinde bir yay ve üç okla dolaşırdı. Bu üç ok, onlara, ataları Hunlardan kalan simgeydi –Yüksek, Özcan, Hakikatçi, Doğan Kitap, İst. 2008, s. 202”; Bkz: [ Bayrak & Buyruk ]; oğh.uz : am & oğh : uz.am; [ Türk’ün Simgesi ]

oğh.am


The Ogham Alphabet © Encyclopedia Americana (1976)

oğh.am * og·ham ~ og·am biçiminde, bir Keltik ~ Selçik tanrısının adı olan Ogma’dan Eski İrlandaca ogom > İrlanda Galcesi ogham: 1.a. Beşinci yüzyıldan yedinci yüzyılın ilk yıllarına dek Eski İrlanda dilini yazmakta kullanılan, genellikle anıtsal taşların kenarlarında ünlüleri çentiklerle ve ünsüzleri çizgilerle gösteren bir yazı biçimi; b. Bu abecede kullanılan bir harf; 2.a. ogham abecesinde yazılmış bir yazıt; b. ogham abecesiyle yazılı bir taş (AHD); Bkz: oğh.uz.am

(oğh).aramî ya da (oğh).ar(am)î * her ikisi de Gök*köG Bitşik imleriyle yazılan am.er.oğh @ oğh.er.am (okor, sığır / sürü, kara can(lar))’dan türemiştir; ters imlere “haram, harim / harem; haramî, harab & garib” benzeri anlamlar yüklenmiş; (oğh)aramî > aramî m ~ b dönüşümü ile (ğh)arabî) > arabî ve aynı kökten gelen hamî olmuştur; ayrıca “ağham > acem; acamî (top(ar)la(n)masını, am / yer açmasını bilmez, amaçsız acemi; cami+siz; gamlı” gibi yabanlık nitelemesi için kullanılmıştır; batı dillerindeyse arian (aryan, arî) biçimine girer; buna karşıt # am.er.oğh ~ am.er.okh (merak(lı) dişi+er ereği, uğur+işi; uğur+aşı, sevmek erki; sevgili (amrak)) anlamına geldiği gibi, kutsal ana, baba ve gög+ok (cüc(er)+ök & Oğhuz Khan(am)’ ın kızlarına buyurduğu üç gümüş / boz ok, uç.üç.ok (uçuçuk üç ok > cücük & çocuk) üç.er.am.ingi  (üçlemini) simgeler; ar. teslis; eng. trinity.

oğh-ğhu * tr. son ek. uğu ~ uğ; Bkz: ğhu

oğh-ğhu : iç-çe * öt.ür.ük (öten & kon uçan türü) ırkların dilinde gök-küğü okuma uğu, ğhu’ca / (o)ğh.u(z) : öt.ili,  “ghu! ghu! okh-khu!” içindeki G!k hece birimi; hece > aramî ~ arabî kökenli bir sözcük sanılır; ar. heca; eur. syllab(l)e, silbe; öt.ür.ük türü ırklardan gög.ap : okh-khu+uç-çu (gugupka kuşu) “ghu+ghukh-kha!”diye gökün ış.am : ma.is-si.ün(g)ü (ışıma süngüsünün üng’ünü) okur kuş > eng. singing a song in may; ış.am : ma+ebi / ebe+öt > ar. sema+vî /+vat; ar.& fars. şems-î+iy-ye; “Koehler, Lorenz, Craig ve Thorpe gibi davranış bilimcilerin hepsi, kuş ötüşünün ilerlemiş biçimlerindeki ses arılığının, ‘yaratıcılığın’  ve doğaçlamanın, ‘hem müzik, hem de konuşma yolunda atılan ilk adımlar’ sayılması gerektiğinde anlaşmaktadırlar. –Koestler, Arthur; The Act of Creation, Arkana Penguin, London 1964, s. 492”; Bkz: Gök*köG : oğh-ğhu.iç-çe; [ oğh.uç : öt.ür.ük.iç-çe ] çizim / graphic

(oğh)-ğhu.(e)b(e).er+gin * “ğhu-ğhu” diye ötüp, kon.(ver-ses).uç’up, konuşan & haber veren can > ğhubercin ~ güvercin / ~ haberci(n); buna karşın ğhu+ber > haber sözcüğü türkçe sözlüklerde “arabça bir isim” olarak tanımlanmaktadır; fr. colombe / pigeonne; eng. dove / pidgeon; it. piccione; rus. gólup; ger. taube; ar. hamama; Bkz: [ ebe : er.gin ]; ğhubercin; [ oğh.uç : öt.ür.ük.iç-çe]; öt.il : gin; guş

oğh.ış ~ oğh.uş > guş * ğh ~ kh dönüşümüyle kuş; kuş dili ~ hoş dil; fars. gû, söyleyici, söyleyen, “nâdire-gû, dilcan”; Bkz: guş

oğh / okh.(uz).am @ am.(uz).okh / oğh ~ mazuğho * o ulu gök uzam okuması karşılığında geriye gönderilmesi gereken yanıt, üretilen bilinçli dışavurum; 1. yitik tr. mazugo ~ mızıka > ar. musiki  > lat. musica ~ it. i musichi; fr. musique ~ eng. music / music+ian; ar. mûsiki ~ meşk / mâşuk; ışık ~ aşık olunan kişi için uğraşmak / müzik yapmak; mızıkçılık yapmak; mızmız & müziç (sıkıcı, bıktırıcı) olmak; 2. yitik tr. mazuğ ~ mızağ > ar. mizah; gr. cioumor,  hioymor; eur. humor ~ umore; “izahı olmayan şeylerin mizahı olur –Aziz Nesin”; Bkz: ış.oğh.(uz : am).or

oğh.or ~ ogur * 1. uğur, uğur(lu) / ulu olma; kamusal bolluk / bereket; debret ~ devlet, (DLT. I, 53); bu durumda olmak; uğur, uğur(lu) / ulu olma öngörüsünü bildiren kut kişi, uğurlayıcı kam / şaman; falcı, bakıcı; ar. kahin; lat ~ eng. augur, i. One of a group of ancient Roman religious officials who foretold events by observing and interpreting signs and omens. ii. A seer or prophet; a soothsayer (AHD); 2. bir yere uğramak, olay uz.am & uz.am+an’ında, sırasında & yerinde olmak, uğurla(n)mak (DLT. I, 33; II, 68; III, 55, 317); 3. kutlu, uğurlu, hayırlı oğul sakıpı olmak; arıların “oğul vererek” yeni yuva kurması; oğh.or  # sz.oğh.or * uğur # uğur+suz > tr. deyiş “ıvır zıvır”; Bkz: ış.am+an; ış.oğh.or

oğh.or : ökh.ül : ot.or.am * oğhor ~ ogur ökül [ > gr. herkül gibi akıllı] olma durumu; uğurlu / sağlıklı / toplu (küllî) düşün & üretim & yaşam ilkesi; bu ilkelere sakıp olan oguş (boy)’ların akıllı oturumu (yerleşimi); akıl tarımı & akıllı tarım uğur işi / uğraşı > agri+cultura; lat. cultus ~ cultura; kültür; Bkz: ök.ül : öt.ür.ük-kü

(oğh).öğh : ing.oğh. (uz.am) * oğhuz’un gökten (uzam / uzam+an’dan)  indirdiği o gök ingek ~ iñek / inik ~ enik > eur. dillerinde genug ~ enug > enough!; gong & zing! biçimlerini kazanmıştır; Bkz: am.(y(ay) : oğh.uz+on

oğh.ök * O, yüce yaratan / ulu yaratıcı’nın; tengri’nin; Allah’ın; o kut ulu tümel akıl & ana anlayışın (ar. ~ osm. akl-ı küllî; eng. divine reason) kendini yığdığı, biriktirdiği al(ma : am).la+an (yaratış / yaratılış & varoluş alanı); tr. gök, mavi & Gök, Tengri; “her ulus kurulurken Gök Teñri bir altın ışık biçiminde yer yüzüne inerek o ulusu kendi ruhunun soluğu ve ışığının dölleyici gücüyle kutlu kılardı – Gökalp, Ziya, Türkçülüğün Esasları; İnkilâp & Aka, İst. 1978, s.151”; hung. ég & gyökér (gök & kök); Bkz: G!k ; [ oğh ]; Bkz: ış.am : (ma) > ar. semâ; ış.oğh : (y(ay).er > eng. sky, etc.

oğh.uç * ağuç ~ avuç; elin iç yanı, oğ(uştur)mak ~ov(uştur)mak; Bkz: el.nda / il.nda

oğh.uç.at * (gök) çatlatan ulu üç koç at; Bkz: oğh.uç.at

 oğh.us ~ oğh.uz

oğh.us ~ oğh.uz * 1. o oğh ~ okh (ulu akıl) & oğh ~ okh’un (ulu akılın) uz(antı)’ları; okh.us ~ ak(h)s > i. bir nesnenin çevresinde döndüğü (ya da döneceği varsayılan) düz çizgi, aks; dingil > lat ~ eng. axis; fr. axe (aks); ii. ar. aks ~ akis, ışık / ses yansıması, yangku ~ yankı, “yazmas atım yağmur, yangılmas bilge yangku –Kaşgârlı Mahmut, Divanü Lûgat-it-Türk (1072) III, 379-21, TDK, Ank. 1999.”; 2. oğh.uz ~ tr. kaz > eng. gos ~ goose, “am.öt.er : oğh.us.ng : iş.öt.ür.üngü > eng. mother goose stories”; tr. çoğul oğh.uz+an * guz, guzan ~ kız+an(lar); slav. ghuzz / ghuzzi; ibr - ar. guz; Bkz: gök*oğhan

oğh.uz : am & oğh : uz.am

 
© 1991 doğan türker

oğh.uz : am & oğh : uz.am * 1. the  Supreme Mind, commonly known as the Divine Reason or Universal Consciousness; as well as the Space Arrow which stands for the Cosmic Energy and the Creative Force exploding and churning in perpetual motion throughout our expanding universe; lat. augur ~ august; tr. name Oğhuz (Khan) > Hugo / Hugh+es; eng. huge; irish. 1a. Ogma ~ Ogom, name of a Celtic god; Bkz: og·ham ~ og·am; 1b. Hu the Mighty, Lord of the Skies & the Earths;“Sky Highness ~ Sky-Lord”; amerind. “Ogh!”, greeting in the name of the Great Spirit / Holy Being (O ulu tengri / büyük ruh adına esenleme); theo. Gabriel, the archangel acting as the messenger of God; “The Ancients saw the universe as a Supreme Thought, a creation of mental fluid crystallising in the heavenly bodies, the phenomena of Nature and Man himself; all creation through out all its planes visible and invisible were held in the Mind of the Creator in the Dream of Brahm” “Eskiler evreni bir Yüce Düşünce, Doğanın ve İnsanın kendisini algılanır kılacak biçimde, göksel varlıklarda katılaşan ussal sıvının bir yaratısı olarak görürlerdi; görünen ve görünmeyen bütün katmanları içinde gerçekleşen tüm yaratılış, Brahmanın Düşündeki Yaratıcının Zihninde yer almaktaydı  –Drake, W. Raymond; Gods and Spacemen in the Ancient East, Signet NAL, 1973, p. 30”; 2. oğh.uz.am * o ulu uz.am / uzam+an aklı’nın & yaratıcı güc’ün akıl-sır ermesi güç gizemi > eng. gizmo, a mechanical device or part whose name is forgotten or unknown; a gadget. [Origin unknown –AHD] ; guzam ~ gizem > ar. sır; oğh.uz.am @ am.uz.oğh / okh *  Açıklama düzenleniyor; Bkz: am.uz.okh; hu; [ oğh ]; [ zamazingo ]

oğh.(uz.(am+an)) : ök.eb-be+er * o ulu uz.am / uzam+an oğhus aklı’nın & yaratıcı güc’ün düzeni; gök ana’nın özü ya da ebe eri (er-dişi) kişisinin evrensel niteliği > gr. kosmikos (evrensel), kosmos (düzen & evren); eur. cosmic; ar. ekber, büyük; ekâbir, büyükler / en büyük; Bkz: am.at.er+on & ap.at.er+on

oğh.am : ma.oğh

oğh.(uz.ng).am : ma.(ng.uz).oğh : y(ay).eri ~ oğh.am : ma.oğh * 1. o gök oğhuzun kög yerinde uzanıp uzun uzun uyumak yumakı; “uzanınız & uyuyunuz”; Bkz: el.nda / il.nda; tr. gök yumak uğumak, kut(sal) uyku yaygısı > eng. {in / under} sky+{holy} sleep; sans. khali-yugha, yaratılışımızın 4. ve son karanlık çağı, Brahma’nın göz yumması; 2. ğhamağh ~ hamak > İspanyol gemicilerin 16. yy.da Antil adaları & Bahama’daki Arawak halkı Taino’ların amerind. kökenli dilinden aldığı bu sözcük > spanish. hamaca ~ eng. hammock biçimlerine girmiştir.

oğh.(uz.am.(y(ay).er : at.okh.ng).iy-ye.üç-çü / iç-çi * o güzel kuz oğhuz uzam yaratık eratın amay-atok yerine örtünmek için üstüne yayası togası, tokası; içine giyesi tanga’sı, tonu ~ donu; amay-atok üstü takınası süsü, sisi; mayosu; “aa... kralın giyesi miyesi (giysisi miysisi) yokh!..”; Bkz: okh.yay : (at).toñ.u ; mang.tongu & kut.toñ : atı

oğh.(uz.am.er.ng).(y)ay : a(l.(am : ma).l)a : (okh.ng)+gen / gin / cin / can / yin* okh-yay’ıla(n)mak eylemindeki canın hay huy ulanması; oğh-ğhu ~ huğ.eylem.can ~ h+ey(e).can > ar. heyecan, “şaman göklere doğru ‘uçarken’ uçsuz bucaksız gökyüzünde dolaşan ruhlar ve kuşlar, onun göklere, tanrı katına doğru uçmasına hayran oluyorlar, heyecan’larından karma karışık gürültü çıkarıyorlar –İnan, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, 5. baskı, TTK, Ankara 2000, s. 116”; okh.(y)ay.(okh. or) : am.okh > gök yukarı yakarı okur olmak; ok-yay kırmak; hay (!) okurmak ~ haykırmak; lat. excităre; eng. excite / +ment, excitation, “oh, my god!.. what a fuck!”

oğh.uz : at.(am) * 1. o kuza atılı oğhuz atam / adam’ın canı & eylemi tam olanı > lat. Augustus, ilk Roma imparatoru Octavian’a verilen onur adı & yılın 8nci ayı; lat ~ it. gustus ~ gusto; etiz tat ~ ediz beğeni @ ar. zevk, “ağzının tadını biliyor ediz (yüksek) beğeni sakıpı adam –DT”; eur. prop. name Gustave; başka oğh.uz.at türevleri: 1. old eng. g³st (breath, spirit, nefes & ruh) / gost ~ ghost, “Holy Ghost & Our Host”; karş. tr. “hoşt!..” ~  eng. “shoo!..”; 2. eng. ghost, hortlak / hayalet sözcüğünden > ghastly, mid. eng. gastli < gasten, çok korkutmak; gust, ansız esen sert yel; disgust, tiksinti; 3. ger. gast, misafir, “gastarbeiter”; fr. hôte /+sse; 4. ar. guzât, gaziler; 2. oğh.uz.at @ at : uz.oğh * kuza / uzağa atım, tuzak; tuzak kuran oğhuz atam; kuza / uzağa atılan otuz tez ok; old. eng. træppe ~ trap; trapp+er.

oğh.uz : can * o ulu akıllı, kuz okuması uzak oğuz can kişi; uz & n imleri ötüm ünglerinin düşmesiyle > tr. oğh.ca ~ hoca, ne yaysız okh (yazık) kim bu sözcüğün kök ini farsça sanılmaktadır; ğh ~ kh dönüşümüyle > tr. koca, 1. kadının eşi; 2. büyük, yaşlı kişi / nesne; fr & eng. hodja / khoja, teacher; Bkz: [ Hoca ]; am.oğh.uz : am

oğh.(uz).er : am.ış * tr. hızır & hazır > ar. el-hadr, hızr & hadrâ, yeşil; “kul sıkışmayınca, hızır yetişmez...–halk deyişi”; ►“İşte adı Filiz (yeşil) olan bir adam. Ve o durduğu yerden filizlenecek ve rabbin mabedini yaptıracaktır. Tevrat / Zekeriya 6 : 12 –Tan, Serhat A., Zaman Yolcusu Hızır, Şira Yayınları, İstanbul 2011, s. 175”; oğh.(uz). er > pers. güzer+gâh, geçit; aydınlatan / esin veren kaynak; dönerek okumayla 1. ış.oğh : am.uz.er * ışık kamus & kadüs (sözlük & sağlık) eri bilge; yol gösteren ruh; ozan kişi > masr. (thoth)+moses, yazıcı bilge tengri thoth’un izleyicisi / ardılı; gr. mousa ~ lat. musa; eng. muse, ozan tenri+iç-çe / esin perisi; oğh.ış : uz.er.am * tanrıların ğhu.ber.cin’i (hu diyen haberci güvercini) ~ maya. kutsal quetzal (türkoğuz renkli) kuşu; 2. oğh.(uz).er : {okh}.am.ış * o kuz oğhuz er’in erek(i) erk (erg / energy) ok olan oku / okumuş aklı & o güzel kamış / kalem ~ kelâm; oğh.am.ış ~ khamış * kamış / kalem > gr. kalamos ~ lat. calamus; Bkz: [ Kalem & Levha ]; oğh.am.ış @ ış.oğh.am > eng. shawm, the double-reed wind instrument, forerunner of the modern oboe; Bkz: okh-khu.am : al; bakar okur kuz ış.ım : ış.am+an’ı; tr. körmüs; masr. djeheuty / thoth / nabo; ibran. uhnuh; sans. buddha; fars. hûşeng / hürmüz; üç kez ob.y(ay)+okh büyük ayaklı, yayık bıyıklı, yazar-okur > babil. hermes trismegistos; gr. hermes; lat. mercury; ar. idris, terzi; (uz) & am.ış im’lerinin düşmesiyle tr. oğh.er : okh, {yayı} gerik gök erk (enerji) oku erkek > gr ~ lat ~ eur. (eril) hr½s & (dişil) hr½in; Bkz: (oğh)-ğhu.(e)b(e).er+gin; buyruk ve bayrak  

oğh.uz.er : at.a(m) * 1. atı & adı güzel o kuz oğhuz er ata(m) kişi; Hazret, Hz.; Dede Korkut Kitabı’nda “adı güzel Muhammet” diye geçer, “Hazret” denmez; aramî ~ arabî dilinde aslı öt.ür.ük.iç-çe olan bu sözcüğü, islam kültürünün yoğun baskısı altında kalan ışaman oğhuz öykücüleri, ne yardan ne de serden olmamak için, çevrimlenmiş biçimiyle“adı görklü ~ adı güzel” olarak söylemek yolunu yeğlediler; 2. uz & am (uzam) tamğhu’ larının düşmesiyle oğh.er : at > eng. great, “Great God!..”; ger. gerate, elat ~ alat / alet; gerade, doğru / düz; groß (gross), büyük; lat ~ fr. grandis ~ grand(e), büyük; Bkz: oğh.uz : am & oğh : uz.am

oğh.(uz).er : ebe * 1. o güzel kuz oğhuz ebe erin yaptığı güzel işler; güzel ebe’nin ev yerindeki güzel eri; oğh.uz.am & oğh.er.ebe ~ hısım & akraba takımı (ne y(ay).sız.okh kim bu sözcükler arabça sanılmaktadır) > lat. referre ~ relatus; eng. re+late ~ relative, someone related to gök :  ebe ~ kub : aba > (sky)+eve; 2. anlam obuzıt’lığına uğramış olarak oğh.(uz).er.ebe+sz ~ gerbe+siz > ar. Kerbe+, yani o güzel (gök) ebe’nin okh.er’i (sürüsü & davarı / hısım & akrabası) için kırba (su tulumu) bulunmayan yer; mötüş & matitas’lara konu olan kötü dev erler & dev ebeler > lat ~ fr ~ eng. ogre & ogress, i. A giant or monster in legends and fairy tales that eats human beings. ii. A person who is felt to be particularly cruel, brutish, or hideous; Bkz: gök+ebe; dev erler

oğh.uz.er+en * o ulu, kuz oğhuz akıllı & güzel {kız+an} erler, eren(ler); olgunlaşıp kızaran bu kuzu kız erenlerin çağı > ar. haziran ayı; tr. özel ad. zeren > pers. zer, altın; zerîn / zerrîn, altından yapılmış / altın gibi olan nesne; ar. zerre, çok küçük parçacık, töz; eur. proper n. zora / zorach / zoran / zorn; üngsüz z ~ s dönüşümüyle > lat. serinus, dingin, açık, temiz ~ eng. Serene (beyerki nitelemesi), dingin (serin); Bkz: oğh.uz : ür.üng

   

oğh.uz.er : ök.öl : gin

oğh.uz.er : ök.öl : gin * Açıklama düzenleniyor; Bkz: [ Bayrakta Renk ]

oğh.uz.er : ök.ül.öt.üş * her kilit işi ötüş etiş, yani okült konuları açıp, küllî (tümel) akılın ateşini akıllıca kon.uç. ap (konuşup), “çatışma yı(&)la değişim, evrenin doğal koşullarıdır, herşeyin aslı da ot.ış’tır (ateştir)” diyen o uzak kuz yerin güzel otuz oğhuz eri; savlandığının tersine (h)ellen ~ (m)ellen olmayıp, özüm öz gök : er+en ~  G(r(φ)e)K oymağının bireyi, Efes’te yaşayan ulu akıllı aydın bilge; çoğu kez olduğu üzere uz & ot imleri ötüm ünglerinin kapanmasıyla 1. oğh.er : ök.ül. öt.üş > gr. Herakleitos ~ lat. / eng. Heraclitus “Bilgeliğe gönül verenler araştırmalı pek çok şeyi. Those who love wisdom must investigate many things.”; 2. oğh.er : ök.ül.üş > gr. muthos, Herakles ~ lat. Hercules, “a bull-headed head of Hercules {stamped on ancient coins} –Spratt, T.; Travels in Lycia, London 1847, p. 30”; Bkz: k(ö/ü)l : tigin; ış.oğh.or : öt.üş; eb.il.ige

(oğh.(uz)).ış.am(+an) * (h)ışam @ moşe(h); eski Mszr’da yönetici ış.am+an’(lar)ın adları ardına eklenen  moses / mose takısı (tanrı)oğlu, (tanrı)kulu anlamına gelirdi: Thoth+moses, Ra+moses ~ Ramses; Horus+moses ~ Hürmüz / Körmüs gibi; bu bakımdan, gerçek adı tüm söylence, belge ve bitiklerden kazınıp silinerek unut(tur)olmuş, geriye aramî ~ arabîcedeki abd el– (–kulu; abdal) benzeri bir –moşe / – moses / –musa son takısı kalmış olan at.avrat.{okh}’çu yalavaç, atı & adı olmayan bir atsız oğuz ışam+an’dır; “Yaratılış, Çıkış, Çölde Kırk Yıl ve Kenân’ın Fethi gibi tüm bu yaygın Yahudi söylencelerinin türetildiği İbrani yazılarının açıkça ne “Tanrı”nın, ne de Musa adında herhangi bir kimsenin eliyle oluşturulmadığı, amma tümünün eskiden sanıldığından çok daha sonraki çağlara ait değişik zamanlardan ve yazarlardan gelmiş olduğudur. Eski Ahit (Torah)’ın ilk beş kitabı, sadece Ezra’nın döneminden (İ.Ö. dördüncü yüzyıldan) sonra derlenmiş olup, onun biçimlendirilmesin-de kullanılan belgeler de, ancak İ.Ö. dokuzuncu yüzyıldan yaklaşık ikinci yüzyıla dek uzanır. –Campbell, Joseph, The Impact of Science on Myth (1961), Myths to Live by, Penguin Arkana, USA, 1993, pp. 7 – 10”; çapraz anlamlar: 1. oğh.ış.am > hoş ışım can > hişam; huş+mend, huşu # akşam; hışım, haşim (haşm+et), haşin; ünsüz ş ~ s dönümüyle hısım # hasım (ne yaysız okh kim bu sözcüklerin çoğu arabça kökenli sanılmaktadır); 2. oğh. (uz.am.er.ng) : ış.y(a)y.er.iç-çi * o kuz oğhuz amer ananın erin içine ışık yayan yiy-yir içik-ki > ibran. (k)hoş+af & khoşeri; tr. oğh.ış-aş > fars. hoşab ~ hoşaf, burada “yuf olsun yay-u-fi yapana!” ilkesindeki y(ay) imi gibi, ış im-mi’nin de hem β (beta)’ya, hem de Φ (phi = fi)’ye dönüştüğü görülüyor.

oğh.uz : ini * 1. bilge insan & kutsal hayvan & değerli nesnelerin korunduğu o kuz oğhuz eren{ler}in hazine ~ hazne ini; kuzine / konak / han yer > ar. dükkân / han; fars. hân, sofra & aşçı dükkanı; old eng. sceoppa, treasure house ~ mid. eng. shoppe ~ shop; uz im-mi’nin düşmesiyle oğh.ini * o kuz oğhuz eren{lerin}ulu Gök*köG ~ cüc : okh’unu (gök guguku erk ok’unu & cücük’ünü & çocuk’unu) alıp, koruyup, oluşturduğu hazine ~ hazne ini; 2. am.y(ay) : oğh.uz.ini * amay (ana)’nın hazine ~ hazne ini; kuzine / konak / han yeri; am im-mi’nin wa / wo im-mi’ne dönüşümü yile y(ay) & uz imleri’nin düşmesi sonucu wa.ğh.ini > lat. v³gºna, sheath (kın / kılıf); am im-mi’nin düşmesi yile y(ay).oğh.uz : ini * dişi yay oğhuz’un / yayık kız er’in yavuz hazine yeri ~ hazne ini; uz im-mi’nin düşmesiyle y(ay).oğh : ini ~ y(ay).ini > sans. yoni, Tantra öğretisinde kadın cinsel örgen’ini çağrıştıran her is.im.öge (isim, imge, simge & öge)’ye verilen at (ad); Bkz: açıl ses’im (im : mi) ile açıl; am.ay; y(ay).oğh

oğh.uz : is.okh.er * o ulu aklın / kuz oğhuzun ok sakıpı, akıllı, uyanık eri; oğhuz okçusu er (asker); oklu olan er kişi; “sak er –DLT. I,333-22; I,471-20”  > ar. zeker, sik+er; “ne şam’ın şekeri, ne arabın zekeri –osmanlı halk deyişi”; zeker+iyye ~ zakeriya > hebr. Zecharia ~ Zacharias, vaftizci Juhanna’nın babası; eng. hugo’s joker; oğh.uz : is.okh.er ~ kaz-asker > osm. askeri kadı / ordu yargıçı; hitler’in 1930-45 almanya’sındaki faşist is.okh.er’ inin yeri & göğü depreştiren oğh.uz ~ kaz adımlı tören yürüyüşü; eng. military judge; Bkz: is.okh.er ; ot.okh.ng : at.akh.ng; uç.eri

oğh.y(ay) ~ okh.y(ay) * 1. ok & yay; 2. er & dişi; 3. oku & yaz; “başım üstüne / buyruğun olur” anlamında tr. hay, hay!..; ön ünlülerin ardıllaşması sonucu “öyle ya / elbette / doğallıkla” anlamında tr. he ya!..; > jap. hay! (evet); eng. ay, adv. variant of aye; –n. an affirmative vote or voter; aye & ay; adv. always, ever; 4. okh.ay ~ okay * yüce kurulda ok / am.uz : or.okh (mızrak) / ob.or.(al) : am.okh (parmak) aya doğru kal durmak, ay durmak & on+ay durmak; on.ay * am.(y)ay ana’nın gebe’lik ür.et.işi & uç.üç.ok (çocuk) olmasını on ay ayında (280 günde / güneşe göre 9 ay 10 günde) on aylama eylemi; “Büyük ay ana {Nijeryalı} kadınların bebek sahibi olması için Ay Kuşu’nu yer yüzüne yollar –Mascetti, M. D., İçimizdeki Tanrıça (çev. Belkıs Çorakçı), D.K., İst. 2000, s. 21”; “Zamanın aya göre (ay takvimi doğrultusunda {bir yılın} onüç ay olarak) ölçülmesi, özellikle Batılı toplumların kullandıkları Gregoryen takviminden daha organik, daha doğru bir zaman ölçümüdür. Oniki aylık Gregoryen takvimi insanları aya ait organik zaman duygusundan koparmak için yaratılmıştır. Bu takvimi yaratanlar ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı. Bu, sizin deyiminizle bir hile, bir desise idi. O, insan bilincini Yerküre’nin Büyük Ana farkındalığından uzaklaştırıp soyut bir şeye bağlamak için kullanılan bir vasıtaydı – Kenyon, Tom & V. Essene, Hathor Bilgileri (çev. Semra Ayanbaşı), Akaşa, İst.1997, s.203; Bkz: onay ~ okay, çizim / graphic ; 5. im’lerin yer değiş tokuşu (metatezi) sonucu okh.y(ay) @ y(ay).okh * tr. yah ~ ya, ya!.. > eng. yeah; adv. yes; yea;  perhaps from mid. eng.; ayye ~ ay, always; aye+ye, yes; yeah!..; adv. Informal. Yes, [variant of yea.]; mid. eng. ai < old norse ei (AHD); ger. ja, jawohl!..; y(ay) im-mi’nin D im-mi’ne dönüşümü yile > rus. da!..; oğh.y(ay) imlerinden aktarım sonucu okumayla > fr. oui (vıy)6. okh.y(ay) @ y(ay).okh > tr. yok; eur. no(n) ~ eng. none; ger. nein; y(ay) im-mi’nin yutulmasıyla tr. oğh.a ~ oha!; Bkz: y(ay).oğh ~ y(ay).okh; okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta

okay
 
 

okay *  genetically derived from the or : okh-khu.ng ~ or.ng : okh-khu ~ okh-khu : or.ng (orkhun ~ runikh ~ khor’an) stamp-glyphs of Sky*rooT United : Mother Tongue öt.ür.ük.iç-çe; 1. tr. ok > eng. arrow; ger. pfeil; fr. flèche; tr. o(k) k(oy mak), to insert or to put (the sign of) an arrow (tip) by carving (with (the tip of)) an arrow > eng. okay ~ O.K. ; the check mark put on as a sign of approval; 2.  tr. okh : ay(dur : mak) > to raise the arrow (or the spear, or the finger) to(wards) the moon in a voting gesture of “approval”, just as one’s signaling with “thumbs up!..” is used for the same purpose; Bkz: oğh.y(ay) ~ okh.y(ay)

okh.er.am * ok erimi er / dişi can & yer / su ruhları; gr. keramos, çömlekçi çamuru ~ keramikos, kilden / topraktan yapılan; k üngü verilen c im-mi’nin s üngü niteliğini kazanmasıyla > lat. ceramic (seramik); ar. keram+et; kerem / kerim; okh.er.am @ am.er.okh * Bkz: am.er.okh; amay ana; ana tanrıça; Dünya Kadınlar Günü; gök : bitik

okh-khu.or : at.is-si * 1. okurun okuma yeri or (altın) atısı (yazısı / belgesi / verisi); dünya kartası ~ haritası > gr. carthV, khartis; lat. charta ~ carta, papirüsten yapılmış kağıt; “Magna Carta”; fr. carte, harita; eng. carto-, card & map; ar. harîta; 2. ış.am+ an (şaman)’ın kut kafatasından yaptığı okuma tası içinde görüp okudukları; “us oroğh eberince yang, oğh öt al kab atissing’den”, güncel deyişle “us (akıl) (d)oruğu soru verince genç, (öğ)üt al(ır) kap(ar) atasından & kafa tasından –DT”; bu öğüt uzun zaman içinde bozunarak “osuruk verince, yan göt al kaba tasından” uygulamasını betimler olmuştur; Bkz: [ okursal ]; id.üng.y(ay) : okh-khu.or : at.is-si

okh-khu : or.ng * 1. (kut us) altın oku(mayı) okur olun / okuyun > ar. el-Kor’an; bu sözcüğün kaynaklandığı ileri sürülen aramî ~ arabî dilindeki “kra’a (oku)” buyruk kipi de bu okh-khu : or.ng (oku(y)or olun) kökünden gelir; “Oku: Yaratan Rabbinin adına; İnsanı bir döletten yaratan; Oku: Rabbin en cömert olandır; Kalemle öğreten; Öğreten insana bilmediğini.–Kur'ân, Alâk sûresi, 96:1-5”; “Read: In the name of thy Lord who createth; Createth man from a clot; Read: And thy Lord is the Most Bounteous; Who teaches by the pen; Teacheth man that which he knew not. –T.G. Koran, The Clot 96:1-5; trans. by M. M. Pickthall (Mentor Books)”; Bkz: alm > ar. elif-lâm-mim; 2. okh-khu.or : am / im * kutsal bitikin altın am-im’lerini (mim işaretlerini) okur olan canlar > ibr. karay, okuyan; karaim ~ karayim / Kırım Karay’ları; Bkz. karaim; [ Orkhun & Runikh ]; or.ng. okh-khu (run+ikh); or.okh-khu.ng (orkhun).

okh-khu.(y(ay)) : al.(am : ma).la * o ok & yay / er & dişi / okuma & yayma olgusunun yarat oluş - var oluş - yok oluş ilişkisindeki kut üç.ay.or.uç koşulunu algılamak olgusu; “o ok yıla yayı alalım mı, almayalım mı? / o oku(ma)ya m : im koyalım mı, koymayalım mı? / o ya(zı)yı okuyalım mı, okumayalım mı? / o kuyu (derin) ya(zı)yı yalayalım mı, yalamayalım mı?”; tr. özdeyiş “mürekkep yalamak” > ar. klm, kalem & kelâm / kelime @ malik & melek / meleke (beceri); “Tanrı ilk önce kalemi yarattı, ona: Yaz, diye emretti; kalem: Ey Rabbim! Ne yazayım? diye sordu. Tanrı: Kaderi yaz, diye emretti. Kalem o vakitten başlayıp kıyamet kopuncaya kadar olacak her şeyi yazdı –Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi I, M.E.B. Yayınları, İstanbul 1991, s. 37-43”; Bkz: alm; [ Kalem & Levha ]

okh-khu.(uz).am : al.{(am : ma).la} * 1. o kuz okhuz uzam / yaratan / can / yaratı’daki (kut us) altın oku(mayı) alımlayıp yarat oluş - var oluş - yok oluş üç.ay.or.uç koşulunu algılamak olgusu & am.al. okh+an’ın at.am : oğh.(uz).er için verdiği al.(ma : am).la buyruğunu / bayrağını uygulamak yetisi; cinsel & tinsel bakımdan erilesi olgunluk; bilgi, erdem & aktörede (ahlâk’ta) kusursuz oluş; soyut & somut en ediz (yüksek) değeri tanımlamak; yaratıcı tengri buyruğu uzam okunu okumak (için) kamal olumu koşulu > ar. kemâl, kâmil+e; kâmil+en (tümüyle, ek.sik.siz); özad. Kemâl ~ Kâmil / +e; 2. ob.ot.an.ök : öt.ür.im > botanic term. camellia (kamelya bitkisi); camomile (papatya), an aromatic perennial herb (Chamaemelum nobile), having feathery foliage and flower heads with white rays and yellow centers (AHD); eng. perfect+ion, matur+e /  +ity;  prop. noun. Camille; Bkz: [ Almıla Alma ]; alm; al.(ma : am).la


Kaynak Yayınları 2008

okh-(khu).uz : (am) : ış.(y)ay ~ o okuz ok(u) uzamış kızam kuzay * 1. o kuz okhuz uzam okh-yay @ yay-okh (ufuk)’unu okuyup yaz; tr. , kuzay > eur. Nord ~ Norse; a. old eng. north, north; b. NORTHERN, from old eng. northerne, northern; c. NORSE, from mid. dutch nort, north; d. NORMAN1, NORWEGIAN, from old norse nordhr, north; @ y(ay) : ış.(am) : uz.(okh)-khu ~ yaşam yayım yazoku muzoku * 2. amuzok (müzik) yayım uz okunu yazıp oku; oğh.uz.[y(ay)] : can tengri  ~ yazok > Odin / Wotan; rus. yazıki, edebiyat; mythology. The Norse god of wisdom, war, art, culture, and the dead and the supreme deity and creator of the cosmos and human beings; old norse Ōdhinn, ODIN; d. WOTAN, from old high ger. Wuotan. a, b, c, and d all from germanic suffixed form w½d-eno-, w½d-ono-, “raging / mad / inspired,” hence “spirit,” name of the chief Teutonic god W½d-enaz (AHD);These qualifications obviously indicate an ış.am+an.cin > shamanic origin –DT; Bkz: Lagerbring, Prof. Sven (1764); Gürgün, Abdullah, “İskandinav-ların Türk ataları”, Aydınlık, 10.12.2013; Bkz: y(ay).oğh.uz.uç-ça.

okh.or : mang.çı ~ khırmanç * 1. kara okorları / kocabaş sürüleri mang ettiren (güden / gezdirip otlatarak besleyen > lat ~ fr. mangiare ~ manger) konar göçer boylar; 2.  kara ormanda yaşayan ot.ür.ük :  oğh.uç : eri (ot ırkı / türk ağaçeri) oymaklar; örneğin 14. yy.da Anadolu’da soylu olmayan göçerlerce kurulan karakoyunlu / karamanlı devletleri gibi; 3. okh.or : mang.ç(ı) : or.mang ~ ol.mang * deyim. kara okorları güden & kara ormanda yaşayanlar gibi karmakarışık, düzensiz olmak, “Aldığınız işleri karman çorman ettiniz!”; Bkz: et.ür.ük

okh.or : ob.uç

 

okh.or.ob.uç * o kara ökörleri / kocabaş sürüleri gütmek için kullanılan, genellikle ince sırımdan kesilip örülmüş, düğümlü, top uçlu / ucu topaçlı kırbaç > eng. whip / kurbash; b ~ v & ç > t dönünüşümü yilen  > sp. corbata; it. cravatta ~ fr. cravate < cravache (kırbaç); ger. krawatte; eng. cravat / necktie, bow tie, boyun bağı; kırsal alanda halk arasında “boyunbağı” için boyunduruk benzeri “medeniyet yuları” denmesi de, zaman içinde göynek giyimini süsleme ögesine (kravat’a) dönüşmüş olan bu ürkünç nesnenin (kırbaç’ın), üzerinde uygulandığı bakar ökör sürülerin & yığınların bilinç altında yer etmiş olan özgün işlevinin (evcilleştirme yönteminin) dışa vurumu olmalıdır –DT; Bkz: y(ay).okh. (a(m))

okh.or : okh * o {yaysız / yayı da kırık olan} kara, karık, kırık ok; eng. broken arrow > crack!..; old eng. cracian ~  mid. eng. craken (AHD).

okh.or : (okh-khu).ng.amı ~ ok.or : nomu * principles / rules of training & education in Sky*rooT : Mother Tongue (of turkish & cornish, celtic, pict(ure)ish & gothic, gallic, etc.) for business affairs & administration; Bkz: ök.ör : nom(u).işi.

okh.or / oğh.{uz}.or : ot.oğh : (kon).y(ay).er / el : il.iğh-ğhü * 1. okor (sığır/ sürü) yı(&)la uğur otağ kon(ol)an kırlık ortak yeri ve {oğhuz} erlerin yay(ol)an ortak ili / ortaklık ülkesi ~ imece; tr. koy ~ köy (eli); altın otağ ~ altın dağ; 2. (kon).y(ay) @ y(ay) : kon > gr. {o}kh+orion (köy), oikos (ev); tr. kır+(lık) yer > ar. kharya ~ karia; 3. kon.(ot.oğh). y(ay).eri * otağ konma / konak yeri; konye ~ konya > gr. ikonion; lat. iconium; 4. oğh.(–) +il.iğh-ğhü > eur. villaggio, village, –ville; villa (köy evi); fin. kylä; jap. tokio; “id.oğh.or : id.er :  eri : id.okh.uz : khon.y(ay).er : ng.nda+n :  id.oğh.or : oğh.ob : (id). er+or > doğru der eri dokuz ko(nak) y(erin)den uğursuz kob ederler; uğurlamaz, kaba kovarlar”; burada or.okh-ku.ng (orkhun altın okuma) yazısındaki + (id) ya da X (id) imlerinin kutsama, arttırma ve olumsuzlama gibi üç işlevinin de bir arada kullanıldığı görülür; Bkz: id.am.at; [ okursal ]

okh.yay : (at).toñ.u * ok-yay atan & er-dişi yatan için hayat tongu ~ donu) > gr. khiton ~ eng. chiton (khaytın); sakha tr. tanga (ton ~ don, giysi); ñ ~ ng+eniz (geniz / nasal) üngü düşerek to(n)gu > lat. toga; okh-y(ay) : at+an toñu’ndan > tr. kaytan, pamuk ya da ipek sicim; “yuf olsun y(ay)-u-fi yapana!..” dönüşümü ile > tr. kaftan, genelde ipek, uzun, bolca elbise. Bkz: oğh.(uz.am. (y(ay).er : at.okh.ng).iy-ye.üç-çü / iç-çi ; kut.toñ : atı

okh.(y)ay.er : am.at at.am.er : (y)ay.okh > k.r.a (!) a.r.k   1. quark (crack of lightning); divine origin of sign language; of reading, writing & creation; dispersing of life in universe & introduction of horse, cattle & iron instruments; iron bow & arrows > plough & wheel, as per oğhuz khn’s advice; “And olsun, biz yalavaçları-mızı açık seçik kanıtlarla gönderdik ve onlarla birlikte Bitik’i ve Tartı’yı da indirdik; insanlar adaleti pekiştirsinler diye. Ve demiri de indirdik. Onda berk bir güç ve insanlar için çok yararlar vardır. (...) And olsun, Nuh’u ve İbrahim’i de yalavaç olarak gönderdik. Yalavaçlığı ve Bitik’i bunların soyları arasına koyduk (...) –Kor’an, (Hadîd) 57 : 25-26”; utilization of writing by god (nebo; djeheuty ~ thoth; cadmus; odin ~ wotan, etc.) “who teacheth by the pen; teacheth man that which he knew not –Kor’an, 96:1-5”; ar. hay’r (iyilik); Bkz: kırık ok, broken arrow > crack!.. çizim / graphic; 2. Also, alpha centauri : double star, brightest in the centaurus (cent+taurus > 100 bulls; kentaurs) constellation next door (only 4.4 light-years from earth); alpha particles & rays; makers of cosmic signs & universal olo.grams; alpha @ ph(= f)al bakmak > to read particles of tea / coffee; beans / twigs / arrow points etc., fortune telling, (h)oracles; > k.r.a : aleph.beth > ox-house (barn), lit-turgy > til+turgy, -turchia, Turk(ay / ey; am / om; ana)ish tongue; l(t+t)r > letter, litt+era /erat+ura / erat+us; > rite, ritual @ lau(gh)ter; Bkz: [ Yazmas Atım ]

okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta

okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta ~ okh.y(ay) : ür.et.(am) : iş.nda * 1. im & konu; okuma & yazma; er & dişi işini ö(ğ)retim ışı(ğı)nda; 2.  ok & yay gibi madde & mal üretim eyleminde / türetim işinde; bin yıldan daha önceleri “Karahanlılar’da demircilik, ayakkabıcılık, dericilik, cilacılık, boyacılık, döşekçilik, ok-yay imalatçılığı gibi elsanatlarının varlığını da, Yusuf Has Hacip’in ve Kaşgarlı Mahmut’un eserlerinden öğreniyoruz –Perinçek, Dr. Doğu; Bozkurt Efsaneleri ve Gerçek, Kaynak Yay., 5. basım, İstanbul 2003. s. 59”; okh.y(ay) : ür.et @ et.ür : y(ay).okh imleri içinde y(ay) im-mi’nin D im-mi’ne & okh im-mi’nin E im-mi’ne dönüşmesiyle > eng. trade, trade+(e)r; kökeninin orta Almanca’dan (!) İngilizce’ye geçtiği ileri sürülmektedir (AHD); ar. ticarah ~ ticaret;
y(ay) : ür.et.(im) : iş.nda
@ nda.iş : et.ür : y(ay) > lat. industria ~ eur. industrie, eng. industry;  industri+ous, çalışkan; also with included syllables (im).et.er > sign letters, {subject} matter & verse meter / (am).et.ür > raw mater+ials & {object} matter, like motors, etc.; iş.nda imleriyle > ar ~ osm. sına’a, sınaî ~ sanayi.

okh-khu.y(ay)

 

(Left) The School of Athens by Raphael (1511);
(Right) The Sky*rooT United : Script structure of
okh-khu : id.am-mı by Doğan Türker (1991),
showing the basic layout behind Raphael's composition
for
academia.

okh-khu.y(ay) : id.am : eb.er.oğh-ğhu * 1. ok-yay / er-dişi / ebe ereği & ev erkeği bireye onay ~ okay everiği yer; kişiyi ergen & olgun oluşturucu, kut verici am : eb.er.oğh > ar. ‘mebruk / mübarek’ dam; “Oğuz zamanında bir yiğit ki evlense ok atardı, oku nereye düşse orada gerdek dikerdi –Ergin, Prof. Dr. Muharrem, Dede Korkut Kitabı I, TDK 169, Ankara 1989, s. 29 In the days of the Oghuz the rule was that when a young man married he would shoot an arrow and wherever the arrow fell he would set up his marriage-tent –The Book of Dede Korkut; trans. by G. Lewis, Penguin Classics, p. 68”; 2. okh-khu : id.am-mı * oku-yaz-işitim belleme & kut(sal) yaratılış biligini okumak-yazmak & id.oğh-ğhu : am’ını (iduk doğum iduğa işi > ar. du’ası) yaymak damı > gr. akadhmia & idea, akademia & idea; eur. académie ~ academy; am : ma im-mi’nin el : le im-mi’ne dönüşümüyle > ger. hei(m : i)d.el+b.er.g ~ heidel+berg; ar. haydar+î / +iyye; zıt # anlamda okh-khu : id.am+sz.im ~ oku : id+am.(sız).cılık * güncel tr. akademizm ~ akademicilik, sanat alanındaki tutucu biçimcilik > eur. academism; “Akade-mizm sözcüğü, bir sanat dalında her türden yeni atılımı yadsıyarak, değişmez olduğu varsayılan onaylanmış, standartlaşmış ilke ve kurallara uygun olarak çalışmak anlamında kullanılır. Yeni sanatsal arayışlara karşı çıkan bir tutumu ifade ettiği için, sözcük olumsuz niteliktedir –M. Serkan Kadıoğlu; resim ‘ogretmeni.net’ örütbağı”; Bkz: id.am.at; ış.okh-khu : {al(ma : am)la} : y(ay).eri

okh-khu.ng : is.uç.or.at.(y(a)y).er * kedi, cat, chat; khirra; Bkz: am i who? 

okh uçlu koç başlı oğh uz : kuş(han)+lar * kh.ç/ b/ ş : ğh+n imleriyle yazılıp, döne döne “okuçlu koçbaşlı beş başaklı şık ışık oğh uz okh+an (shogun / şahin) kuş(han)lar” diye okunan kut tanımın anlamını tam çözemeyen eski Mszr / Masr ış.am+on bilge eren(ler)i çareyi uç.iz.im : ög.is-si (ok uç iz iminin çizim im ögesi / simgesi / imgesi)’nin tüm verilerini bir arada yaptırmakta buldular, “sen ış.oğh, men ış.al.oğh : (okh).am.at!..” ya da günümüz diliyle “sen sağ, ben salakh (alık)+mat!..” deyip işi bitirdiler; Bkz: kuşhan renkli foto; y(ay).ış.or : oğh+an : Gö(k*k)öG : üs-sü : or.at. okh-khu : is-si > farağon ~ firavun gök oğhus sürat atok kuşu-sürü koçu sureti yaz & oku göğüs üstü altın süs takısı. Bkz: [ attalos ]; türkuvaz

omay * Bkz: am.(y)ay ~ am.ay

onay * Bkz: oğh.y(ay); onay ~ okay, çizim / graphic

or * 1. kızıl ıla sarı arası ürüng, bu nitelikteki nen (altın) & canlı “or at: donu kırmızı ile sarı arasında bulunan at –DLT. I, 45-7”; > fr. or, altın / altın para / sırma; doré /+e, altın sarısı / yaldız; lat. ornare, bezemek, süslemek; ornamentum, süs, bezek (genelde altınla yapıldığı için); Bkz: or : khan ~ orhan; or : ür.üng

or.bay ~ or.bey * Bkz: or.okh-khu.ng

ordu * Bkz: or.(id+am) / ot.oğh

or.(id+am) / ot.oğh * 1. iduk (kutlu) or (altın) dağ id.or.oğh-ğhu (durak / doruk)’nda dikili or dam’lı ot.oğh (altın dağdaki altın damlı otağ) > ordağ ~ ordu; 2. id+am : id.am.at.oğh : al.(or.ot).ung (yeraltı damıtık) al > or.ot ~ rot / red (tunç / altın) yataklarına (y(ay).or.id.okh > altın yay ıl(&)an oku kırıcı, yarıcı, ortak iy-ye (üye)’lerden oluşan seçkin kolluk topluluğu; 3. (a)m.in : er.ng : (y(ay)) : okh.at.oru, min (bin) erin yay gerip ok atar & at katar yeri > gr. stratoV, stratos; lat. exercitus; eur. horde, armée, army; compaigne, company; ar. geyş; şerik / şirk’et; Bkz: ot.okh.ng : at.akh.ng ; (a)m.in : at.eri

or.ng.okh-khu * run+ikh imlerle yazılan yazı > eng. rune, adj. runic (script): 1.a. Eski Germen boylarının 3. - 13. yy.lar arasında kullandığı bir takım abecelerdeki im’lerden herhangi biri; b. bir başka abece’de yer alan, bazan büyü gücü taşıdığına inanılan benzer bir harf / biçim; 2. gizemli anlam taşıyan bir şiir ya da söylem parçası; Sözcük kökeninin Eski Nors ya da Eski İngilizce olduğu sanılmaktadır (!); “An ancient alphabethic script, each of whose letters possessed a meaningful name as well as a signifying sound, Runes were employed for poetry, for inscriptions and divination, yet never evolved as a spoken language... The interpretations of the Runes as used for divination in ancient times are lost to us –Blum, Ralph, The Book of Runes, MJ, London, 1985, p. 12”; Gök / Köktürk’lerin or.okh-khu.ng (orkhun) abecesi yı(&)la Germen’lerin  or.ng.okh-khu (run & run+ikh) abecesi arasındaki bazı biçim benzerlikleri & bunların yol açtığı sorunlar için Bkz: “Caferoğlu, Prof. Dr. Ahmet; Türk Dili Tarihi, Enderun Kitabevi, İst. 1984, s. 117”; Bkz: [ Orkhun & Runikh ]; or.okh-khu.ng (orkhun); okh-khu : or.ng (khor’an).

or.oğh : uz.am * orgazm; Bkz: y(ay).or.oğh : oğh.uz.(am)

or.okh-khu.ng * 1. or (altın) okun / orakın (ucu yıla yayılan / yazılan) okuma; var oluş’un oluk’u & yok oluş’un orak’ı gibi gizemli bilgiler > lat. arcanus; arcana ~ eng. n. arcana & adj. arcane; tr. özel ad. orhan ~ arkın * or (altın) okun / orakın (ucuyla yayılan / yazılan) okumayı & gizemli bilgileri bilip, anlayan or khan; altın kanlı, soylu yönetici; aydın önder & değerli bilge kişi > gr. arkhon, yönetici, önder; lat. ~ eng. archon; or.khan zıttı # (sz).or.khan ~ zor khan; Bkz: (sz).or.bay ~ zor.bey; 2. altın okun ucu & Orkhun im’leri yile yazılan altın (kutlu) okuma; Göktürk / Köktürk abecesi; “8. yüzyıl Orhon yazılarında görülen eski Türk dili, bu aşamaya daha önceki dönemlerde oluşmuş bir kelime hazinesi ve mükemmel bir gramerle varmıştır; zira böylesine bir zenginlik iki-üç yüzyıl içinde oluşturulamazdı. Dil, sonraki yüzyıllar içerisinde de değişmemiştir –Süleyman, Olcas, Yazı’nın Dili, çev. A. Acaloğlu, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İst. 2001”; or.okh-khu.ng & or.ng.okh-khu > orkhun & run+ikh, kut aydan tartkan (kuday’dan ~ tanrı’dan uzatılan) kut aydın yazı / altın okuma; eur. sacred writing, golden script; the Good Book / Golden Book; Livre d’Or; or.okh-khu.ng : (okh-khu).or / ol.uç * or (altın) okun / orakın (ucuyla yayılan / yazılan) Orkhun yazısını okur oluş; kuluç (üstü örtülü, kilitli & kuluç+ka) konuları okumak; ç > t / s dönüşümüyle > lat. occulere (üstünü örtmek) ~ occultus (gizli / örtülmüş) ~ eur. occult; Bkz: [ Orkhun & Runikh ]; okh-khu : or.ng (khor’an); or.ng.okh-khu (run+ikh).

or.ot.oğh * 1. or (altın) ot(lu) (ateşli / or.ot > rot ~ red / kızıl) otağ / oda / odak / dağ; or.otağ ~ ortağ, or khan (altın han)’ın or tağ (altın dağ)’da {kurulan} or otağı > ortu / ordu; tr. ordi > pol ~ eur. horda ~ horde, kalabalık; sürü; (vuruşta - barışta il, el & güç birliğinde) ortak; 2. bir işlem ya da eylem için önceden tasarlanan & ortaklaşa izlenecek olan uygun yol > eur. rota; route; Bkz: ış.ot.oğh

or : ür.üng * gr. portoka’li & ar. burtukal’dan aktarma sonucu çok anlamsız bir adla tanıdığımız altın gibi turuncu renkli ot.or.(am) : ür.üng (tarımsal turunç ürünü); or : ür hecelerinin üp/f.üng : öt.ük evrede daralması & üngsüz  g ~ ç dönüşümü sonucu orunç > old it. arancia; old fr ~ mid eng. orange;  jap. orenji; (alt)+ng : ürüng sözünden n öneki ile > sans. nârengîh ~ pers. nâreng ~ ar. nârenc (narenciye); Bkz: ot.or.(am) : ob.a(m)   

ot.am.oğh ~ tamu(ğ) * sıcak, ot(lu) amuğ (ateşli yer) otağı / odası / dağı; tamu; ar. tamah, aç gözlülük & mah+al : la / le, yer / yer+el; “biri yer, biri bakar...” düzenindeki açgözlülerin yeri; ger ~ eng. hölle ~ hell; ibr. gehinn+om; ar ~ osm. cehennem; ot.am.oğh # uç.am.oğh * tr. uçmak; ar. cenne edn ~ osm. cennet # cinnet; Bkz: G(ök).uç.am. okh.ng+ öte;

ot.ış / at.aş : oğhan * Bkz: ış.oğh.(uz+am)+an

ot.ış * ot+uñ ~ od+uñ (otların & odunların) ot.ut : ış.am-ma, tutuşma / yanma, yanarken ısı ve ışık yayma olgusunu betimleyen kavram > fars. atiş ~ ateş; gr. pur, pura, pir, pira (ateş & ısı) > ger. feuer ~ eng. fire; fr. feu; bu sözcüklerin kökeni için Bkz: ot.ış : üp/f.ür.üng        

ot.ış : üp/f.ür.üng * 1. ap.y(ay).er.am : ot.oğh.uz, alias Prometheus, one of the sons of Japheth and one of the seven younger brothers of Turk; he was a member of the id.eb.er+ler (gr.titan) race, a deity & a celestial sage who brought the knowledge of making fire to (w(h)o)+man : kind+(er) primates on this planet by showing how to strike flints together and ordering them “ot.ış : üp/f.ür.üng”, meaning “sweep in grass, strike the stone and blow into the spark for making fire!..”; Later on, he was subjected to torture for his contribution to (w(h)o)+man : ity –DT.; 2. içine ateş konulup, otları üfürülerek tutuştur olan taş fırın; ot.yak ~ oçak; eng. stone fireplace / furnace; 3. ot /ut.{ış}.y(ay) : oğh.üp/f.ür.ng * ateşin / suyun yayığını (ufkunu) tutup köpürten / köpüren üfürü / fırın küfürü; tufan > tayfun / taşkın; Bkz: üp/f.ür.(or).ng; [ Zius-udra Tufanı ]; Kül Tigin mi, Köl Tigin mi?

ot.ob.oğh.aç

ot.ob.oğh.aç * 1. ot yiyen / boğazından ateş kusan boğa; kutsal Gök Boğa’yı betimleyen nitelik; top ağaç(lık yer) & topuğu açık can > gr. achilleios (achilleas & Achilles); 2. Boetia (Otboğaç ~ Boğaç yeri) Kralı oğh.ök : oğh.uz ~ okhus oğhuz > sum. mötüş. Zius+udra > gr. muthos. Boetia & Ogyges; “Uygur harfleri ile yazılan Oğuz Destanı’nın başında da, yaban öküzüne benzer bir resim görüyoruz. ––B.Ögel, Türk Mitolojisi I, TTK, 1989, s. 138”; ayrıca “Dirse Han oğlı Buğaç Han Boyı ––Dede Korkut Kitabı I; TDK, Ankara 1989”; Bkz: at.okh.(uz. am : ((id).eb. er).ng) : ini; astro. kuzey yarı küredeki ‘ejder’ yıldız takımı, draco; draconis ~ dragon; ar. tinnin; 3. ot.ob.oğh.aç : ül.iğh-ğhi  ~ otboğaç ili * ot yiyen / boğazından ateş kusan boğa, top ağaç & açık topuk ülkesi; imlerin yanlış seslendirilmesiyle tawgaç tabgaç ili (Yukarı Çin / Maçin); Tabgaç, until now believed by our Turcologists to stand for the name of East China in ancient Turkish, is in fact a misnomer based on a misreading of the consonnant glyphs t.b.ğh.ç, as seen on the detail above taken from the Orkhun monument. The radical reconstruction of reading these marks should be ot.ob.oğh.aç ~ otboğaç, which in this case clearly denotes a herbi- (or carni-) vorous dinosaur, usually depicted as a fire-breathing dragon in the legends of old –DT.; Bkz: himalaya; [ Sky*rooT Asia ]

otuyanıkok

ot.(oğh-ğh)u.yan.ok.okh ~ otu.yanık.ok *    im-mi V. Thomsen & W. Radloff tarafından ny olarak okunduğu için Türkologlarımız tarafından da aynen yinelenmiştir; bu nedenle, özüm öz bir Türk bilgesi & devlet adamı olan kişi de, bilge tonyukuk (?) gibi anlamsız bir ad ılan anılmaktadır. Bu yanlışı düzeltmek için söz konusu im, yan-yana yansımış iki yay im-mi olarak, yani yan diye seslendirilmelidir; böylece aslında olması gerektiği gibi “bilge :  otu.yan.ık.ok” diye, özüm öz bir Türk adıyla çağrılacak & tanınacaktır; eng. sage tonyukuk, yorum / comment;
 o(ğh.u)z : (okh-khu)+an (Oğhuz Khan(ım) ğhu’larını okuyan / ozan) bilge otuyanıkok’un kendi bengütaşı üzerinde anlattıklarının başlangıç bölümü, otboğaç : etürük ürükünün / ırkının (dinozorların) yok oluşu ile kendisinin önderlik ettiği ana-uç boyların, am.y(ay) : oğh.uz+on’ların sıcak & yağışlı ana karalara yayılışını betimlemektedir. Çağdaş bilimin 20. yy.da derlediği bazı verilere göre, bu kırış kıyamın & memeli yeni türlerin ortaya çıkış öyküsü ± 65 ~ 50 milyon yıl önce olmuştur; Bkz: eb.il.ige; [ Otuyanıkok ]; [ Himalaya ]; [ Himalayalar ]; [ Kalem & Levha ]

ot.oğh * otağ ~ oda / ada / dağ; tr. çatak; o otlu (bitek & sıcak) otağ ~ oda / ada / dağ; ot.oğh @ oğh.ot > eng. hot, sıcak; hut, küçük ev / kır evi, kümes > pers. külbe ~ kûlübe ~ gr. kaluba, kaliba; hat, başı sıcak tutan otağ biçimli başlık > pers. külâh; ger. hütte; ot.oğh.or.(am) * uğurlu tuğu (bayrağ) olan yer / er kişi & onun egemenlik damgası > tr. tuğra; al.(ma : am).la kavramı içindeki m ~ l özdeşliği sonucu özel ad. Tuğrul, Ertuğrul, Tuğba /  Tuğçe; ışıklı, aydınlık & sıcak otağ kavramının görsel düzeyde oda / odak; ada / dağ im-mi’ne dönüşmesi yilen türeyen adıllar için Bkz: ış.ot.oğh

ot.oğh : iç.y(ay).eri ~ otağ içyeri *  otağ / oda / dağ içindeki yer; küçük odacık; ot im-mi’nin yitimi yilen u ~ i ünlülerinin  kaynaşımı sonucu ğhu : içre ~ ğhüçre > ar. hücre, 1. odacık; canlı organizmaların en küçük yapı taşı; eng. cell, cellular

ot.oğh : sz * o otlu (bitek & sıcak) otağı ~ odası; tuğu (bayrağı) / dağı olmayan çorak yer ya da bunların sakıpı olmayan er kişi; amerind > eng. Texas; ot.ağh.sz : ing.ök : cüc.ok : uç.ob.ng > otağsız / dağsız inek {sürülerini güden} Texas çoban çocuğu > eng. cowbow, kovboy; ot.oğh : sz # sz : oğh. ot * soğut(mak) > eng. without {a} hot {place} / no heat; a {poor} hut; Bkz: ış.ot.oğh

ot.oğh : y(ay).eri ~ tağ.(y).eri * o otlu (bitek & sıcak) otağ ~ oda; tuğ (bayrağ) / dağ olan yer ya da bunların sakıpı olan er; ar. tâhir, temiz; otağ {y}erinin dağa dağın otağ {y}erine benzetilmesi ile toğ.eri > it. torre; fr. tour; ger. turm; eng. tower; gr. kouleς, koules, kule; Bkz: kök.el.ng / il.ng : ot.oğ.{y(ay)}.eri; [ Bab+ili Kulesi ]  

ot.okh.ng : at.akh.ng

Topkapı Palace Album, 15th century

ot.okh.ng : at.akh.ng / at.akh.ng : okh.at.ng * ateşli oklar atarken atak at üstünde akınmak (akın etmek) & atla akınırken (ileriye, yanlara & özellikle geriye doğru) katı ok atmak ustalığı, becerisi & oyunu; “Türkler, yüzük deliğinden ok geçirecek kadar nişancıydılar. The Turks were good enough to pass the arrow through the eye of the ring.−İsmail Hâmi Danişmend, (kaynak eser?)”; at.okh.at * atla ok atmak gibi ustaca tasarlanmış ansız bir vuruş, tokat atmak & benzeri taka tuka işler yapmak;  “amineber incin minatering atakhıng + otokhung nimberen –DT.”; at.akh.ng : ot.okh.ng ~ tak tuk > eng. tact, tactful; numerous military tactics (of) attack+ing & shooting flaming arrows backwards while charging on galloping horses; doing things in a similar manner; “Türk Hakanı ona  dört bin kişi göndermiş; tulgalarına takılan kanatlar şahin kanatları imiş. Bunlar öne ok attıkları gibi arkaya da ok atarlarmış. The Turkish Khan sent him four thousand strong; all had falcon wings on their war helmets. They could shoot arrows backwards as well as they did forwards –Mahmut of Kashgar, Divanü Lûgat-it-Türk (1072), I -111”; Bkz: (a)m.in : at.eri; ış.oğh+an; oğh.uz : is.okh.er; am.okh : at.ob; [ Minateri ]

ot.ol.ng : at.ış / at.ol.ng : ot.ış * Bak: at.ol.ng : ot.ış

ot.or.(am) : ob.a(m) * oturan boğa obasınca tutulan, oturulan sıcak & otlak yer, am im-mi’nin düşmesi yile tarım yapılan ova; ot.or : ob.a(m) ~ torba * obanın bu toro / tarım bağı ovadan elde ettiği ürünü koyup sakladığı yer; ucu bağlı torba & çubal ~ çuval; b ~ v dönüşümüyle ot.or.ova > yürüğh : can (phrygian) dilinde trova ~ truva (torova / turova) > eur. Troad / Troie ~ Troia / Troy, a Phrygian city dating from the Bronze Age, it is the legendary site of the Trojan War and was captured and destroyed by Greek forces c. 1200 B.C. The ruins of Troy were discovered by Heinrich Schliemann in 1871 (AHD); Bkz: ot.or : am.(oğh).uz+on

ot.or.(am) : ob.(ot.ng) / (at.ng)  * turp; yere atılıp batan tohumdan tarım tob+otu, tabutu; y(ay).er : (ob).ot.aş > eng. (red) radish; ar. zümre; batn, batinî @ nebat+ î; Bkz: iç.gin ~ iç.cin; ob.ot+an : (ür).ük

ot.or : am.(oğh).uz+on ~ ot.or : abaz+on * çoğul on oğhuz boylarından ingök id.eb.er+en > titan ana (erkil) kadın, kız, kız+an(lar)ın yerleştiği yerlerden biri; oturdukları alan; aydınlık & sıcak ış.ot.oğh+an kent; ot.or / toro (oturan boğa) : amazon > m ~ b dönüşümüyle toro : abazon,  günümüzdeki adıyla Trabzon; bu adın değişkenleriyle ortaya çıkan arkha : eb.il.iğh-ğhi (arkeolojik) eskiliği onun gök : eren diline nereden geldiğini kanıtlar; abazon ~ bazon > amerind. bizon, batı Kuzey Amerika’daki sığır türünün yaygın yerli dillerden İngilizceye geçen adı (Bison bison); Bkz: amazon; [ Dünya Kadınlar Günü ]; İzmir; Trabzon; Side, Cidde, Citta; Chicago

ot.or.iz-zi * 1. bir yerde oturup durmakla oluşan sıcaklığın oluşturduğu değişim ya da basıncın bıraktığı iz; oturulan yeri saptama & oraya doğrultma / yönlendirme / yönelme eylemi > lat. addirectiare, doğrultmak; old fr. adresser; mid. eng. adressen ~ address; Bkz: am.okh : at.ob; 2. ot.or.uş : iz-zi * torus (oturan boğa) benzeri ağırlıkla oturup durmuş olma izinin biçimsel niteliğini tanımlayan ad, latince kökenli sanılır > torus, çoğ. tori; i. mimarlık. klasik dönem sütun dibindeki yarım çember kesitli dışbükey kuşak; ii. yinbilim. kabarmış ya da yumrulaşmış bir çıkıntı ya da şişkinlik. iii. bitkibilim. çiçek çanağı. iv. matematik. çemberin oluşturduğu tor(us)+oid ~ toroid (simit) biçiminde yüzey.

ot.ür.ük ~ o+t.ür.ük * o türlü ot türü ürükler / uruklar / ırklar; bitki yaratımı; 1. Gök*köG : ot.y(ay) : (ap) : (am). or.oğh : (uz).er.ng : otu > yay yapraklı Gök*köG ot; gök im-mi’nden > gr. pap ile pap+ot.ya(y)) > papatia; “papatya” adının grekçe ~ mrekçe olduğunu ileri sürenlerin id.ik-ki.okh : at.ng / id.ik-ki.at : tut.ng (dikkat / attentione / achtung) sunulur; Bkz: [ Minateri ]; 2. am.er.oğh : (uz).er. ng : otu * uz yerinde o kuz oğhuz erin amrakını (seviyor # sevmiyor) yaprakına merak yapar, o güzel kıt kuzu kel kız er otu (anthemis chia) > gr. margarita, margarita ~ eur. marguerita; özel ad. Margarita ~ Margaret / Margo; Bkz: ür.ük; Gök*köG : ür.ük.ot; ob.ot+an : (ür).ük; uç.am; ök.ül : öt.ür.ük-kü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

91