ış.am+an * hava, yer & su ruhlarına bağlı doğal olayları öngörme, denetleme & birey sağaltma amacıyla özdeksel ile tinsel dünyalar arasında aracılık yapan, geleceği gören & bilinmezi ğhu.ber+er kut kişi; tr. kam / bakhsı ~ bakşı, Türkmen halk ozanı; tunguz. şaman > rus ~ eng. shaman / +ist / +ism; lat ~ eng. augur, soothsayer; ar. kâhin, kehânet, falcı / +lık; ış.am.an @ an.am.ış ~ namış * özdeksel ile tinsel dünyalar arasında aracılık yapan kut kişide olması gereken erdemler; üngsüz ş ~ s dönüşümü yile > gr. timh / timioς, tim’i / timios; nomos <?> ar. nâmus (ırz / iffet; dürüstlük; yasa); it. onestà / onesto; ger. ehre / ehrlich; nomos (yasa); eng. honest /+y; honor /+able; fr. honnête / honneur; Bkz: ing.(ök) : cin.ış.(am)+an; oğh.or; ök.ör : nom(u).işi

Foto © Sinan Anadol,Tuva (Atlas Dergisi)

ış.am.(an) : at.a(m) * ışım atan & esenlik sağlayan otacı (sağaltıcı); şaman ana & ata’ya bağlı, ışaman törenlerinde davul & zilli çalgılarla şamata atan adam > eng. prop. name. Samantha; (ış).am.an : ata > amerind. manitu; in Algonquian religious belief, a supernatural power that permeates the world, possessed in varying degrees by both spiritual and human beings (AHD); “Native Americans do have genetic origins among Turkic populations. They share Shamanism. The Ojibwa use the word yurt for ‘tent.’ Cherokees use ana ata for ‘father and mother.’ There are other mythical connections as well.–Hugh Pope, Sons of the Conquerors : The Rise of the Turkic World; © 2007 Ataturk.com; www.ataturk.com/content/view/44/80/”; Bkz: aç : el.ng / il.ng : gir

ış.am+an : iç-çe * şaman can(ların) / ana(ların) ecesi, id.oğhan ~ sakha tr. udagan, dişi şaman; 2. iye-kul, şamanın ruhu sayılan ana-hayvan simgesi; “Bazı şamanistlere göre, en kuvvetli şamanlar kadın şamanlardır. Eski devirlerde şamanlığın kadınlara mahsus bir sanat olduğunu gösteren emareler vardır. {Sakha}larda erkek şamanlar, özel cübbeleri bulunmadığı zaman, kadın entarisi ile âyin yaparlar. Özel şaman cübbesinin ‘göğsünde kadın memelerini temsil eden yuvarlak madenî şeyler’ bulunur. Umumiyetle şamanlar ve müslüman baksılar uzun saç bırakırlar...  Ateş ruhuna yağ atan erkekler, kızların giydikleri külahı başlarına geçirirlerdi.... Şamanizm geleneklerine bağlı uluslarda geleceği bildiren rüyaları da en çok kadınlar görürler. Kahramanların istikbalini haber verenler hemşireleri veya karılarıdır. Bunların kehanetleri daima tahakkuk eder. Anlaşılan ibtidaî şamanizmde kadınların rolü büyük olmuştur —İnan, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, 5. baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2000, s. 89 – 90.”; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]

ış.am.an : öt.ük * şaman ötüşü / kon.(ver-ses).uç.ng’u; şaman öt.ili (dili); şaman ötükçe (semantikçe) anlamı iki ya da daha çok katmanlı söz düzme becerisi; “us oruğh eberince yang, öğh öt al kab atasından –DT”, güncel deyişle “soru verince genç, öğüt al{ıp} kap{sın} atasından” ya da Monggol şaman uygulamasına göre “kab atasından” sözünün dönüşümü yile “kafatasından” öğüt alınması olgusu –Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi I, TTK, Ankara 1989, s. 556”; Bkz: [ okursal ]; ış.(oğh.uz).am+an : üng : öt.(ür).ük-kü

ış.am.(an) : öt.ü(m) * güncel tr. şamata, ışaman ana & ata’ların yaptığı töresel şölenler / törenler sırasında ortaya çıkan gürültü, patırtı; yaygara > ar. şemâta, velvele; Bkz: [ Çilingir Sofrası ]

ış.am+an : öd.okh-khu.ng : ğhu.eb.er.cin : er+en (ışım canların ödünü okuyan şaman öykücü / habercin / güvercin / vircin erler)’in “az gittik, uz gittik; dere tepe düz gittik” diye başlayan öykü okuması / tekerlemesi, kozmik kökenli ana dilimizde “ağh.az gittik, oğh.uz gittik; terra topok id+yüz gittik” biçiminde olup, evvel (u)zam+an & kalbur saman (yolu köl @ lak+toz’u > laktik asitli süt gölü) galaksi’si içinde olduğu üzere, top gezegenler & tabak gök adalar arasındaki kara (kurt) delikler (in)den ış.okh.ng (şok edici ışık oku) olarak yapılan eğri tepikli uzam / uzam+an yolculuğunu anlatır; Batı düşünündeki “terra # utopia” sözü & İslâm inancındaki “dünya # ahîret” ayırımı da, bu özgün uzam / uzam+an : ışım aşımı kavramından ötürü+evlen(diril+til)miştir.

ış.am.[an] : aşı ~ şamuşa * ışık canların / şaman’ların yediği bir ot, poy otu (Kaşgarlı Mahmut, DLT. I, 446-5); yurdun değişik yörelerinde bay / boy / buy otu; çemen otu, pıltan diye bilinir; tr. poy otu > nahuatl peyotl ~ am. sp. peyote / mescal; tıp. mescal+in, poy otu > peyote yumrularından elde edilen, sanrı uyarıcı alkaloid ilaç.

ış.am.er * ışım dişi & er; ışım saçan yer / gök / deniz ana canlar; şamer ~ şimer > eng. shimmer, parıltı / parıldamak; ş ~ s dönüşümüyle samer /  samir ~ sabir; sami; samut ~ semite; semit+ic; r ~ l dönüşümüyle ış.am.el > tr. öz ad. Şamil / Şeyh Şamil; hebr. Ishma-el ~ ar. İsmail; Rabbi Abra(ha)m’ın / Hz. İbra(hi)m’in kurbanlık yavrusu; Ishmael, i. in the Old Testament, the son of Abraham who was cast out after the birth of Isaac. He is traditionally considered to be the forebear of the Arabs; ii. an outcast (AHD); itilmiş, dışlanmış kişi; ar. hâricen / hârici, muhacir # şâmil, kapsayan, içeren; Bkz: iduk : kudi

ış.am : (ma) ~ ışıma * dişi-er (kozmik) ışığın yayılıp, ayrılıp aydan yere atılışı; y(ay).er.at (yarat) oluşu, doğuşu > ar. semâ, gök, gök yüzü; ibr. şem’ay’im; lat. radiāre, radiāt-, to emit beams, from radius, ray ~ eur. radiation.

ış.am : (ma) : eb-bi ~ ışım evi > ar. semâvî, gök ile ilgili, göksel / tanrısal, gök (tengri) ışım evinin imleri / belirtileri > ar. alâim-i semâ, gökkuşağı; hacer-i semâî, göktaşı; ecrâm-ı semâviyye, gök cisimleri; esmâ, ışıma evi göğün is.im > isim’leri; esmân, değerleri; ar.- fars. semâ+hâne, gök (tengrinin) ışıma evi; mevlevi dervişlerin evreni is.im.öge (simge)’ledikleri tör+en yeri;bu tanımlardan açıkça anlaşılacağı üzere, atalarımız hem gök yüzüne, hem de onun ürüng’üne (titreşim ürünü / reng’i) gök dedikleri için, daha sonraları nesne ile niteliğini ayırmak gereğini duyunca, ış.am : (ma) : eb-bi (ışıma+evi)’nin ş.m.b’sinden verdikleri ve ş ~ s & b ~ v dönüşümü uyarınca aramca ~ arabça’da kurulmuş olan se+mâvî sözünden “mavi” terimini geri almış oldular. Böylece, günümüzde gök dediğimizde“gök ür.üngü (rengi) üreten yer”, mavi dediğimizde ise“gök ür.üngü (rengi) üreten yerin ürettiği ür.üng (reng)” anlatılmaktadır;  ayrıca ş ~ s & m ~ b / v ~ f dönüşümüyle ış.am > sam ~ sab / sav ~ saf; eng. pure / guileless, credulous radiation; Bkz. ış.oğh : y(ay).er ; ış.am.(oğh).uz

ış.am : (ma).eb

ış.am : (ma).eb.er : y(ay).eri ~ şamber * Açıklama düzenleniyor

ışıma yeri
Khimera (Hitit) © DT Arezzo Canavarı (Etrüsk)© NGM

ış.am : ma.y(ay).eri ~ ışıma yeri *  ot.ış : üp/f.ür.ng : et.ür.ük.ng : gök.akh.at.ng : ış.am : ma.y(ay).eri, ot ışığı (ateş) üfüren et ırkı mavi / gök atın ışım amay ana (tengri+iç-çe) eri / atlısı & ışıma yayım yeri; Yanar, Çıralı (Phaselis), Antalya;  tr. mötüş. Ak Khan’ın Cilmaya (gök kısrak) üzerinde yedi başlı dev Celbegen ile vuruşması ya da “bellerophontes’in pegasos’a binip khima(y)eri otışını / ateşini sündürmesi”ni anlatan ış.oğh : y(ay).er > Lycia (Likya) söylencesi > gr. muthos. khimaira, a fire-breathing she-monster usually represented as a composite of a lion, goat, and serpent; etrüsk ~ lat. chimaera (arezzo canavarı diye de bilinir); ger. himmel,“Got im Himmel!..”; ibran. şema’a; şem’ay’im; şam’ay+dan ~ şamdan; ar. şua+î

ış.(am : ma).ini * ışımanın, ışık & ısının yayıldığı in (mağara / kovuk / ocak / baca) > fr. cheminée; ış.(am : ma).in.y(ay). eri * ışımanın, ışık & ısının yayıldığı in (mağara / kovuk / ocak / baca) yeri > eng. chimney, shimmer+ing; öt.il.üng : y(ay).ür.ng (latin fürüng ~ frenk diline) bağışladığımız sözü daha sonra şömine biçiminde geriye almışız; doğrusu ış.(al [ma : am] la).okh > ar. maa’iş+allah (maaşallah) bize!..

ış.am.(oğh).uz * uzaktaki o kuz oğhuz ışımın / ulu güneşin ışıması > akad. shamash, asur-babil inancında güneş tengrisi; ar. şua’i-şems, şems ed-din; Gök*köG : ış.am / ış.ım (oğh.uz : eb-bi) > ibr. şammaş, sinagog / havra bakıcısı; eng. argo. shamus, polis / dedektif; oğh.or.y(ay) : ış * uğurlu ışığın uğur yayması > masr. horus; gr. ήλιος , helios, güneş tengrisi; ar. soylu sayılan varsıl Kureyş oymağı; Bkz: ış.oğh.(uz : am).or; gök : ış.(am) : ot.oğh; [ Gök (mavi) Göz ]

(ış.am.(y))ay : öt.öğh-ğhü * 1. amay ananın ışım yayan ay ötüğü, öğütü, yatağı; yazılı /  yazısız deyişi; şaman eyitisi > ar. ayet, ş+ayia; fars. şayed; eng. (to) say it, “did I say so?”; eski tr. aymak ~ söylemek (DLT. I, 174; I, 37); 2. amay ananın ışım yayan ay ötüğünün bit+(er)im-mi / son erimi > ar. nih(a)+ayet; eng. at last! 3. (am).in+ayet * “amin” eyitisi / ayeti; tanrı yardımı, “allah versin, seni kayırsın” deyişi > ar. “inayet-i rabban-iyye”; Bkz: al.(ma : am).la

ış.er+en * Bkz: ış.(oğh.uz.am : y(ay)).er+en

ış.im.(id).il : öt.üş.üm * ışık hızında imlerle şimdi / şu anda dil ötüşüm (kon-uç’um) iletişimi, yaygın deyişle “telefax” aygıtı & kanalı ile ğhu.ber alma-verme işlemi; Bkz: kon.(ap).uç.ng

ış.ng.at / öt * 1. yaratılış & var oluş & yok oluş düzeninde yer alan kutlu işin yaydığı ışığın ötüm imleriyle atımı (yazılışı) / anlatımı; bu hiyerarşik ayrılıştaki or (altın) ışı(nın) yarılır / yayılır & yararlı oluşunun bet+imlenmesi;  sıraların hayırlı yarışının (altın ışınının) tam & tüm olarak yaraşırca yayılması > ar. san’at, sına’at ~ osm. zanaat; bu işi yapan kişi+ler, osm. sanatkâr ~ sanatçı; 2. gök ile yeri ayıran tengri or.ış.ng (arş / taht / yapıt)’ını & evren katlarını ölçerek anlatım / ötüm imlerini sıralayan ar.iş.ing adı > lat. ars; artitus ~ old fr. & mid. eng. art; artisan, artist; tr. arşın * mal ölçümünde ± 68 cm. (koltuk altı - parmak ucu), yer & yapı işlerinde  ± 75 cm. (bir adım); Bkz: ob.or : al.am.okh; gök : y(ay).er : or.ışı 

ış.oğh * ışık; ış oğur (şuur)’un ışık oku; ar. şua’; pers. şah, padi+şah, hükümdar; en iyi / güzel / üstün; şah+eser / master+piece, baş yapıt; şık & şuh (kişi), “gelse o şuh meclise...”; ayrıca şaf+ak; şakşuka (aş); ışık şok uğu; şak-şuk ses çıkarmak > eng. sh.ock, a violent collision or impact; a heavy blow; also chuck, variant of chock, a throw, toss, or pitch; fr. choc, knock, blow; ış.oğh @ oğh.ış > eng. gosh (ga’ş), [Alteration of God] used to express mild surprise or delight, “oh, my gosh!.. what a shag!”; oğh.ış > ğh ~ phi & ş ~ s dönüşümüyle gr. φώς, fos (ışık) # tr. fos, (boş, yararsız, kof), “aldığın önlemler fos çıktı..”; fr. fausse / faux; Bkz: guş

ış.oğh : am.okh * 1. ışığın ok gibi fırlama eylemi; (ı)şıkmak ~ şakmak / çakmak; 2. ışıklı / çakımlı ok gibi bir üngle şakamok ~ şakımak; şakır(da)mak, ötmek; ış.(oğh) : am.okh > ışığ+mak ~ ışımak; aşmak; ış.oğh.am tamğhularında kapalı m ünsüzü yutularak > ar. şuâ / şuâât, ışın & ışınlar; Bkz: ış.okh.or : ötmek ; y(ay).ol : ış.(oğh)

ış.oğh.a(m.[y(ay)] : er)

© The Image Bank

ış.oğh.a(m.[y(ay)] : er) * ışık amay / amer ananın am.er.oğh ~ amrak / sevgili ay & yeri / dişi & eri / aşk & meşki; ış.am : ış.oğh > ışım ışık (şimşek & şu’a) şoku yayarak ayırmasının verdiği oğh.ış (o hoş his) duygu; şaka; şakacılık duygusunda insan türüne en yakın yaratığın maymun olmasına karşın, dilimizdeki “ışım ışok şakası” deyimi, zaman içinde bozunarak “ışok ~ eşek şakası” olmuştur > eng. joke /+er; also # old. eng. sceamu ~ shame / +ful; it. ~ ger. scherz(o); swed. skämt; rus. shútka; tr ~ ar. mizah; Bkz: ış.oğh. (uz : am).or; ış.oğh : (gök.am.{y(ay)}.er).oğh-ğhu; ış.okh.ng : ış.ım : ış.okh

ış.[oğh].iş : y(ay).er ~ [ı]ş.iş : yer * 1. amay / amer ananın şık ışık ~ ışk işi (aşk oyuñu) sonucu ortaya çıkan oylumdaki am.er.oğh ~ amrak (sevgili) ay & yeri / dişi & eri / aşkı & meşki; ış.oğh : erk.[okh]’inin soğurumuyla kabarıp şişkin olan yer / özne / nesne; “sürükley (plankton) canlar engine inen amay / amer ana’nın (deniz suyunun) içinde gün ış.oğh-ğhu.ng erki yile at.ob gibi şişerler–DT”; 2. gökte & yerde ışıkla şişmiş gibi görünen topak / yumru oluşumlar; üngsüz ş ~ s dönüşümü, çift üngsüz daralması & “y-u-f olsun yay-u-fi yapana!” ilkesi uyarınca [si]s : fer > gr. sphaira ~ lat. sphaera ~ eur. sphere; ar ~ osm. kürre, küre; Bkz: kürre / spheres; [si]s :
[y]er > fars. ser, baş; ser+seri, ser+hoş, ser+dar; “Bır bırınla başım şişti!..”; 3. [ı]ş. i]ş : [y(ay)] : er ~ şer * > ar. şer, kötü # fr.
chére, değerli, aziz; Bkz: at.ob @ ob.al; şeren

ış.oğh+an * Bkz: ış.oğh.(uz.am)+an

ış.oğh : eb.il.nçi * Gök*köG Bitşik : Ana Dil(im.iz)’in bu terimi tanımlayan özgün tamğhu (damga)’ları, döne döne okunduklarında, birbirleriyle ilişkili bir dizi kavrama gönderme yapar. Bunlar kabaca şöyle aktarılabilir: “ışık / ışk ~ aşk / şık / şuğur ok+larını doğuran o gebe ebe (gök şafak ~ aydınlanma) biligi; yaratıcı / yaratan {oğh.uz : am & oğh : uz.am > kut us / ilâhi şuur & acunsal erg / kozmik enerji} eli yile yaratılana iletilen ulu yaşam bilgisi & bilinci, ttr., ttr...”; tümü önceleri kısaca ış.oğh : e[b.il].nçi diye açıklanırken, yer topumuz üzerinde giderek biçimlenmekte olan öndillerde bir yığın öt.er.im (terim)’lerin oluşmasına yol açmış, sescil bozunmalarla şıg : ençi sözcüğü, ş ~ s dönüşümü yile yazıma dökülme aşamasında “bilmek; bilgi, bilme, öğrenme” anlamlarında, lat. scïre > sciēns, scient-, scientia > eski fr. > ort. eng ~ eng. science; ya da biçimsel aktarıma girmeden üretilmiş, alm. wissen-schaft (bilmek-sapı; “bir baltaya sap olmak” ) gibi sözcüklere dönüşmüştür; tr. ış.oğh.nçı, ışk+ncı ~ ışkıncı’dan anlam kaymasıylan ış : kinci > ışık hınçı ~ işkence kavramı da, doğruyu söyleyen bilge ile salt gerçek peşindeki bilginlere aydınlık karşıtı kötü kişilerce neden kin duyulup, acı çektirildiğini, ez+iyyet edildiğini açıklar > fars. işk+ence; lat. tortus ~ tortura, çimdiklemek, burmak; fr ~ eng. torture; alm. marter; Bkz: al.(am : ma).la; ışık / aşk / şuur bilinci karşısında ışık hıncını dışa vuran ilkel içgüdü gibi, olgunlaşmamış bilgeliğin kör bağnazlığına kapılmaktan da sakınmak gerekir: “Eğer daha önce bilimin çok kesin olduğunu düşündüyseniz, siz hata yaptınız. (s. 85); Bir zamanlar bir filozof “Bilimin varolabilmesi için benzer koşulların benzer sonuçlara yol açması gereklidir,” demişti. İyi ama yol açmıyorlar. Her seferinde ayni koşullarla durumu belirliyorsunuz ve elektronu hangi delik arkasında göreceğinizi kestiremiyorsunuz. Ancak benzer koşulların her zaman benzer sonuçlar vermemesine karşın, bilim varlığını sürdürüyor. Önceden ne olacağını bilememek bizi mutsuz yapıyor. İnsanın bilmesinin zorunlu olduğu çok tehlikeli ve ciddi durumlar olabilir; ama yine de bunları önceden bilemiyorsunuz. (s. 173) –Feynman, Richard, Fizik Yasaları Üzerine (Cornell Üni. 1964 Konferansları), Tübitak, Ankara 1995”;  “Fizikçiler, doğal olaylara ilişkin tüm kuramlarının, betimledikleri ‘yasalar’ da işin içinde olmak üzere, gerçeğin kendisi olmaktan çok, bizim gerçeklik konusundaki kavramsal kurgumuzun özellikleri, insan aklının yaratıları olduğunu görme aşamasına gelmişlerdir –Capra, Fritjof; The Tao of Physics, 3. ed. upd., Shambala, Boston, 1991, p. 287”; “Bilimi yanılmaz kabul eden bir felsefede, teolojinin tüm sakıncalarını (dinin bağnazlığını, düşünce üzerinde kurduğu denetimi ve sağladığı aldatıcı güvenliği) yeniden canlanmış bulmak hiç de olanaksız değildir —Reichenbach, Hans, Bilimsel Felsefenin Doğuşu, çev. Cemal Yıldırım, 3. basım, Bilgi Yayınevi, Ankara 2000, s. 41”; Özetle, dinsel dogmalar kadar, bilimsel kuralların katılığı da özgür ve devrimci düşünceye engel oluşturur; Bkz: [ Aphonetic & Provisual Analysis ]; [ Product of Science ]; [ Science ]; [ Bir Dil Ağacı Daha mı? ]; [ Uygarlık Bir Grek Mucizesi mi? ]; at.okh : uz.am; gök : y(ay).er : or.ış.ng : at

ış.oğh : (gök.am.{y(ay)}.er).oğh-ğhu * gök ile yeri ayıran gök / mavi tenli amay ana tengri+(i)ç-çe’nin gök, su, yer ereği / ruhu, er-dişil ışıklı / şuurlu / uğurlu, şık uğrağı; am.{y(ay)} : ış.oğh+an : köl (Lake Michigan) kıyısında şık ışık.uğu tengri kenti > amerind. Chicago (ing. oku. sh¹-kä“g½); Bkz: amerique (amerika); ış.oğh+an; ot.or : am.(oğh).uz+on

ış.oğh.or * 1. ışık, or (altın) ışık & şık ol(mak); uğur; ışıklı / şuurlu / şekerli / şükürlü / uğurlu yer & ış / iş / aş / eş olmak; tr. şuğur ~ şu’ur; “ğhu.iç-çe yapısı bakımından şuur, şeker & şükür gibi özüm öz öt.ür.ük.iç-çe olan sözcükler bile aramî ~ arabî kökenli sanılmaktadır –DT”; fr. savoir; eng. consciousness / comprehension; 2. o ışıklı ulu oğh’un / aydın aklın / altın şuur’un kurtarıcı ışığı; “Türk şamanlarına göre, her ulus oluşurken Gök Tengri bir altın ışık biçiminde yer yüzüne inerek o ulusu kendi tin’inin soluğu ve dölleyici gücü ile kutlu kılarmış. –Ziya Gökalp; Türkçülüğün Esasları, s.151”; 2. tr. ış.oğh.or ~ şuğur > şovor’dan ş ~ s dönüşümü yile sovor, şuur vermek ile sovor veren & kurtaran anlamında > old fr. sauver ~ sauveour; mid. eng. saviour / Saviour (Jesus); lat. salväre ~ salvätor; Bkz: ış.oğh.or.sz & ış.oğh.uz : am.or ; oğh.or

ış.oğh.or : ot.oğh * 1. ışık / or (altın) ışık’ın şık uğur / şuur / şeker / şükür ol(uş)up uğradığı odak / otağ / dağ / oda; ışıma & aydınlanma odağı; şuur otağı & uğur dağı; r ~ l dönüşümüyle ış.(oğh).ol : ot.oğh ~ ışoltak > ışıldak; oğh.uz : am & oğh : uz.am (o ulu akıl’dan gelen y(ay).er.at.ng uzam oku’nun / kozmik erk’in geldiği yer, tengriye giden en yakın yol; “tengri yalavaçı atı güzel oğhuz er at (hazret) kişi otağın (o dağın) başında kut ış.oğh-ğhu (ışığı şok eden kutu) gördü!..–DT”; 2. [ış].oğh.or : ot.oğh ~ şuur / uğur odağı / otağı / dağı > tr. mötüş. “Oğuz-Han ... kendi ordugâhı olan Or Tag & Kür Tag’a döndü –Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi I : 172 & TM II : 459, TTK, Ankara 1989 & 2002”; ► oğh.or : ot.oğh ~ Ağrı Dağı & Ağartı köyü, Van (Türkiye) > rus. gora (dağ); ar. Hirâ (Dağı); eur. Agharta ►“(Bazı lehçelerde Agharti, Agartha ya da Agarttha olarak da geçen) Agarthi sözcüğü, bazı uzmanların iddia ettiği kadar eskilere uzanan ya da Sanskrit kökenli bir sözcük değildir. (Agarthi’nin, Sanskrit dilinde hiçbir anlamı yoktur.) Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında, fazla tanınmayan bir yazar olan Louis Jaccoliot tarafından türetilen sözcük, ilk kez 1868’de La Bible dans l’lnde adlı yapıtında yer almıştır. Bu sözcük daha sonra, aralarında Ferdinand Antoni Ossendowski’nin de bulunduğu birçok uzman tarafından kullanılacaktır. Agarthi tartışmalı bir sözcük olsa da, galerilerle ulaşılan yeraltı dünyalarının bulunduğu iddiaları çok eskilere uzanmaktadır —Castello, Alfredo, ‘Mystère’in Gizemleri’; Martin Mystere - Xanadu (Bonelli Comics) çizgi roman, sayı 2, sayfa 253, Oğlak Yayıncılık, İstanbul 2004.”; 3. göreceli uzam / uzam+an ortak’lığını sağlayan ot.ış @ ış.ot+on (ışıtan, ış im-mi’nin f phi imi’ne dönüşümüyle > gr. foton)’ların izlediği eğri ışık rotası; eng. light route; Bkz: ış.ot.oğh ; y(ay).okh.or : ot.oğh

ış.oğh.or : öt.üş * ışıklı, şuurlu / şekerli, uğurlu, altın ötüş / atış; ötüşlü / atışlı atam > gr.  Sokrates; “Bu adların şekli’ni heceler yardımı yıla değişik kılmak mümkündür. Böyle yapınca işten anlamayan biri, birbirinin aynı oldukları halde, onları başka başka şeyler sanır... Adlardan anlayan... adların tesirini, değerini göz önünde tutar ve bir harfin eklenmesi, yahut yerini değiştirmesi, yahut atılması, hatta adın değerinin büsbütün başka harflerle anlatılmış olması, onu aldatamaz... İlk konulan adların, onları gösterişli kılmak isteyenlerin elinde, tanınmaz bir şekil aldıklarını bilmiyor musun? Kulağa hoş gelmesi için harfler eklediler, yahut çıkardılar; güzelleştirme isteği ile zaman, kelimeleri eğip bükerek kılıktan kılığa soktu... –Eflatun; Kratylos, çeviren: Suat Baydur, s: 31-32, 66, MEB Yayınları Batı Klasikleri: 37, İstanbul 1989”; Bunları söyleyen, (ök).üñ.özü : sab.(a)t.(y)ay.ng, yani  Gök*köG : ök.öz.üng’ünüzü, özünüzü, kendinizi saptayın > gr. gnoqi sauton, gnothi sauton (eng. know thyself) öğh : öt.üng ~ öğüt’ünü verirken bizler gibi (g)ök.üng.ün : (k)ök.öz.üngü’nü tanıyanların aldanmayacağını ön gören bilge kişi, gene bizim aydın kafalı, tatlı dilli ış.oğh.or : öt.üş > Sokrates atamızdır; onun grek ~ mrek olmadığı, hem taşıdığı öz adından, hem de kendisinin “ne Atinalı, ne de Grek olmadığını, dünya vatandaşı olduğunu” açıklamasından bellidir; bu ve buna benzer us.akh.ar : öt.üş (ilerici, devir+imci aydınlık düşünce ve sakar söyleşi)leri yüzünden asena : ebe+ini (asena beyni’nin ini > gr. aQenaein, athena+ein) köyünde, “zikhir zekher zekhir zakkum” içirilip, öldürüldüğü söylenir (İ.Ö. 399); bu tarihten tam 2,411 yıl sonra, yine aynı köyde kurulan göstermelik bir mahkemede bilgenin suçsuz olduğu yargısına varılmıştır (İ.S. 2012); Bkz: [ Socrates had warned ]; ış.oğh.or.sz

ış.oğh.or.sz

ış.oğh.or.sz * ışık (ol)sız, şuursuz / şekersiz / şükürsüz, uğursuz, kârsız, hırsız, ol(am)sız ~ olumsuz yer, er, eylem & oylum; tr. kıro ~ kara / kuru(m) > jap. khuroy; ger. schwarz; pers. siyâhi; gr. mavros; lat.~ fr. zero > nero ~ negro; noire; am.eng. nigger;  ış.oğh.or.sz @ sz.or.oğh.ış * oraksız / uruksuz iş & zor kış; rüküş; ger. zürück; eng. rough / rogue ~ raw; Bkz. zorro; Bkz: ış.oğh.or ; ış.oğh.uz : am.or

ış.oğh.or.us * Açıklama düzenleniyor; Bkz:  [ Gök (mavi) Göz ]

ış.oğh.us * ışık, aşık, şık oğhus; onun şak-şuk ağız’ı içindeki id+amla(k) damla sakız; tr.özdeyiş “(a)ç+am sak-kızı, (i)ç+abang / (u)ç obung armaganı”, güncel deyişle, “çam sakızı, çoban armağanı”; ar. şahıs; eng. interj. shucks !.. (oku. şaks) used to express mild disappointment, disgust, or annoyance {about someone or something}. Origin being nothing else but Sky*rooT United : Universal Mother Tongue Turkish, it is casually declared as unknown –DT.; See ış.oğh : uz.am ; Bkz: id.am : ış.oğh.(us)

ış.oğh.uz ~ ış-oguz * As’lardan ilk kez İÖ 650’de Assur kaynaklarında, Iş-Oguz ya da Iş-kişi demekle aynı anlama gelen İskitçe “İşkuza” adıyla söz edilmiştir. Burada İş, As budun adının (etnonim) bir değişimi olup, Oguz ya da kişi deyimi “{oklar}; insan, halk” yerine geçmektedir –“VMMI (Virtual Maastricht McLuhan Institute), © www.sumscorp.com/new_models_of culture/terms/?object_id=312468; 295721; 298236.”

ış.oğh : uz.am

ış.oğh.(uz.am) * 1. ulu akıl (evrensel bilinç / ilahî şuur / divine reason) & yaratıcı güç (kozmik enerji / hâlik-i mutlak / creative force) olan tengri’nin “ışık [& aşk & şık] olsun!...” diye verdiği ış.oğh.(uz.am)+an buyruğu; gök ışığın uzam içinden şak+(ol)ması / şaklaması & çak+ması; ış.oğh.uz.am > eng. “shazam!”; the magic word used by the handicapped paper boy which turned him into Captain Marvel, the super hero of FC comics during 1940s & later; 2. ış im-mi’nin düşmesiyle oğh.uz.am.{okh}, kızma(k) & kazma(k), yerde yarık açmak & kazmak; kazma, yerde yarık açan al.at / el.at > gr. khasma; lat. chasma ~ eng. chasm (derin yarık, yar / uçurum), i. A deep, steep-sided opening in the earth’s surface; an abyss or a gorge. ii. A sudden interruption of continuity; a gap. iii. A pronounced difference of opinion, interests or loyalty (AHD); Bkz: kırık ok, broken arrow > crack!.. graphic; ış.oğh.(uz : am).or; [ zamazingo ]

ış.oğh.(uz.am)+an * 1. ışık, aşk, şık uzam / uzaman+ın amater # zıtamater (matter # antimatter) okları & ışıyan oğhuz ana canları; uz.am im’lerinin düşmesiyle i. ış.oğh+an * ışık oğhan ~ ışık tengri & tengri+iç-çe’ler; ışıklı han(ım)+lar / oklar / uşaklar; > jap. shogun; sans. dhyan chohan; fars. şah / +an / +e; şâhin ~ şahin+şah, “şah cihan”; ışık han(ım)lar & onların ışığı > lat. illuminati; eng. lords / ladies & kings / queens of light; ►“Türk Hakanı ona  dört bin kişi göndermiş; tulgalarına takılan kanatlar şahin kanatları imiş. Bunlar öne ok attıkları gibi arkaya da ok atarlarmış.” “The Turkish Khan sent him four thousand strong; all had falcon wings on their war helmets. They could shoot arrows backwards as well as they did forwards –Mahmut of Kashgar, Divanü Lûgat-it-Türk (1072), I -111”;  sescil evrede üngsüz ş ~ s dönüşümüyle tr. sagun * “Karluk boyu büyüklerine verilen bir ongun’dur; Türk doktorlarına {otaçılarına} atasagun denir – DLT. I, 86-25; 403-5”; ış.oğh+an > üngsüz ş ~ s; ünglü o ~ a değişimi & oğh )+( im-mi’nin )( ~ X (ks) im-mi’ne dönüşümü yile saks+çoğ. onlat. Sax½, (plural Saxons), a Saxon, from West Germanic tribal name Saxon-; Saxon, traditionally regarded as from Germanic (AHD); ış.oğh+an : can * ışık oğhan ~ ışık tengri & tengriçeler; ışıklı han(lar)ın okları / uşakları & askerleri olan aydın bilge canlar > jap. shogun & gunjin (asker); ış.oğh+an : y((ay).er) * ışığın ağdığı yerden gelen ışık hanlar / ışıyan (dişil) yay & (eril) oklar / uşaklar / şahinler yurdu > lat. ~ eng. Saxony (Saksonya); ii. at.aş / ot.ış : oğhan * atın taşkın ateşini otaçı otlarla sağan (teskin eden) & ateşlenmiş taşaklarını oğarak sağaltan ışık hanlar / şık uşak+lar / şahin erler & atasagunlar > lat. caballerius ~ old fr ~ old eng. chevalier ~ chevaler, cavalier; Bkz: kuş(han)+lar; ot.okh.ng : at.akh.ng; (y(ay).(ış.oğh : uz.am).ap.at.er

ış.(oğh.uz).am+an : üng : öt.(ür).ük-kü * dilde anlam bilim; semantik; oğh.uz :  ış.am+an’ın söylediği türkülü sözlerin içgin anlamı; “yaşamının kuraman anlamını (ob yay ılan okun saçılmadan)” “you cannot justify the meaning of your life at all (without having your arrows shot by a bow [or] your male shots consumed by a female) –DT”; gr. sëmantikos, significant; fr ~ eng. sémantique ~ semantic, actually referring to shamanist antics, as meant by lat. antiquus, former, old ~ it. antico, ancient (used of grotesque designs on some ancient Roman artifacts –AHD)

ış.(oğh.uz.am+an).ng : öt.(y(ay)).eri * ışınlı /şanlı kuz oğuz şaman canların uzam / uzaman içinde yön.öt.üm üzerine ötüş’lerini / kon-uç’malarını yaydıkları yer & yayan er kişi ~ ış.ng : öt.(y).eri > lat. senatus; sen+ex (yaşlı) sözcüğünden kaynaklandığı ileri sürülen, eski Roma Cumhuriyeti ile sonraki İmparatorlukta soylu yaşlılarından oluşan devlet yüksek kurultayı, senato; fr ~ eng. senate, senator.

ış.oğh.(uz : am).or
 

ış.oğh.(uz : am).or * 1. ışık, ışk ~ aşk, şık uzam / uzaman+ın oğhuz ana canların aşkı / aşık & uzam ışığı ol(mak) yeri;“ışık (& aşk & şık) olsun > fiat lux; let there be light (& love & reason)!.” buyruğunun kaynağı olan kozmik bilinç; ar. ilâhî şuur; eng. divine reason ~ cosmic consciousness; Bkz: Fiat : Lux [(am)or]; masr. Luxor, the place of god, creation & light in am.on worship; 2. uzam / uzam+an’da ışık & aşkın oluşumu > lat. lux / amor ~ lux+or;  fr. lumière; ger ~ eng. lucht ~ light; also humor; @ tr. mazuğho ~ mızıka > it. musichi; tr ~ ar. müzik & mizah; Bkz: am.(uz). okh ~ mazuğho; oğh; [ oğh.uz : am & oğh : uz.am ]; 3. ay; y(ay) > yarım ay; Bkz: y(ay).er.am; y(ay)+okh ~ yayık; yoh!.. / yok!..; (y)ay+okh ~  ayak; koğh @ ğhok > Gök*köG; y(ay)ış.am ~ yaşam; ış.am ~ ışım; ış.oğh / ış.okh > ışık / şık; ışk ~ aşk; ış. oğh.or > şuur; uğur; uğar ~ var @ jap. aru (var); oğh.(uz).am.or ~ hamur > eng. humor; okh.oğh.or. am > gök okk-khu koğuram ~ kavram; kuram; oğh.uz > ğhuz / kuz; oğhuz; oğh.uz.am > o ulu uzam oğhuz can(lar) @ uz.oğh > uzak; zoka; y(ay)+okh+uz. am * yay & ok / er & dişi / yaz & oku niteliklerini içeren yayık uzam > jap. yakuza (çapulcu); ar. el-alem; Bkz: ış.oğh.or # ış. oğh. or.sz; oğh / okh.(uz).am 

ış.(oğh.(uz.am) : ot).or.(y(ay).er+en * ışık, ışk ~ aşk, şık uzam / uzaman+ın oğhuz ana canların ışıklı yaylarını geren & ışoğhor ~ şuur yayan dişil erenleri > sümer. str-ila, yıldız tengriç-çe (sümerce sözcük için kaynak: Gene D. Matlock, 2006); ayrıca sümer tabletlerinde Ana Tengriç-çe’nin adı in+g : ök+ana (İnanna) olarak geçmektedir; asur ~ babil mötüş. ishtar, iştar; astarte ~ astoreth; eur. stella; stern, star; sister; solar; soleil; sonne, sun; pers. sitâre; Bkz: ış.ot.or; ış.ot.or : er+en

ış.(oğh.uz.am : y(ay)).er+en > ış.er+en ~ şeren’den ş ~ s ve r ~ l dönüşümünce > gr. muthos. selene, ay tengri+iç-çe; peltek r ~ (ğ) ünsüz yumuşaması sonucu uzatarak şe:en ~ şö:ön > ger. schön(e), güzel er & dişi; uzam ışıkı veren & yayan ış.er+en : ot.oğh (güzel otağ / oda / dağ) ~ gökdağ / akdağ anlamında alm. özel ad. A. Shoenberg, Avusturyalı ünlü besteci (1874-1951); ış.er+en : am * şeren+im ~ şirin erenim > fr. mon chére / ma chér+ie # ar. şer, evil, malice, wicked person; Bkz: ış.ot.or ; [ Bayraklardaki Ay & Yıldız ]

ış.oğh : y(ay).er
 

ış.oğh : y(ay).er * 1. amay ananın ışık & aşk’ını yay[an] şık yer ya da er kişi; ay & yer yüzü / dişi & eri; ışıklı yerleşim yeri; ış.oğh ya da ış.okh : y(ay).er * ilkçağlarda Batı Akdeniz üzerinde uygarlık örneği, güzel & aydınlık güney batı Anadolu bölgesinin adı, tamğhu yazısının Batı dillerine aktarımı sonucu > gr. Likya ~ eng. Lycia, “Spratt, T.; Travels in Lycia, London 1847, p. 30”; Bkz: ışıma yeri; ünlü yutumu sonucu ş.ğh.r > fars. şeh’r, kent; hebr. ier; ar. medine; eng. city; aşk’ın ışık’ını yayan / yazan er & yayısı > ar. şair & şiir; ış.oğh.{y(ay)}.(eb).er+en * amay ananın ışık & aşk’ını yay[an] & ışık veren / aydınlatan şık y(ay).okh : ış.okh’lu dişil /  eril dev ebe eren(ler); ışık veren ay & ışığın yayıldığı yer yüzü > çevren; Türkçe or.okh-khu.ng (altın okun {ucuyla yazılan} altın (kutsal) okuma yazısı yıla belirtilen bu tamlama içindeki ış.oğh.y(ay) tamga’larında görülen im’lerin, sescil evrede ş ~ s & ğh ~ kh dönüşümü uyarınca s-k-y olarak algılanması sonucu > eski nors. skŷ, bulut ~ eng. sky, gök; ayrıca ş ~ ç ~ s & er ~ el dönüşümü yile > it & sp. cielo; fr. ciel; 2. (ış).oğh.(uz) : am-ma : (y(ay)). er > eng. shimmer; r ~ l  dönüşümü yile > ger. (s)himmer ~ himmel; “Gott im Himmel!..”; ış.oğh : (y(ay).ng * ışık yayılımı & ışık yayan (kişi / nesne / yer) > eng. (to) shine & shining; Bkz: ış.am : (ma); ış.ot.oğh; id.eb.er+en

ış.okh-khu : {al(ma : am)la} : y(ay).eri * 1. yaradılışın ışık şokunu okuyup tengri buyruğu gereği akıl alma & eyleme dönüştürüp akıllı adam olma yeri, güncel tr. okul > ş ~ s dönüşümüyle gr. scoleio, sholio; lat. schola / scola ~ it. scuola; eng. scol ~ school; ger. schule; fr. escole ~ école; 2. okul ~ akıl koşutluğu için karşılaştırınız: ar. akl (akıl), çoğ. ukûl / ukalâ (akıllılar) > osm ~ tr. kendini çok akıllı, çok okumuş & çok bilgili sananlar; “y(ay) damgasından “yazmak” benzeri, okh damgasından türeyen & özüm öz Türkçe “oku” eylem kökünden yapılan ‘okul’ sözcüğünün bile y(ay).ür.ng.iç-çe’den alınma olduğunu ileri süren bir takım uk+alâ(lar; aklı havada olanlar) var –DT ”; Bkz: al.(ma : am).la; okh-khu : id.am-mı

ış.okh.ng : ış.ım : ış.okh * ışık oklarının ışıma şokları / şok edici ışım ışıkları / şimşekler; eng. shocking lights of radiation; radiation shocks of lightning; Bkz: ış.oğh.(uz.am) ; (y(ay).(ış.oğh : uz.am).ap.at.er  

ış.okh.or : ötmek * şuurlu, ışıklı ö(ğ)retiyi, şık aşık gibi okumayı, ış.okh.ng / ış.akh.ng : ob.or : al.am). okh (ışık & aşk şokunun şaklayan akınını bulmak için şakağına parmak) koyup şım-şıkırdım ötmek, şakırdamak;“Benim dilim guş dilidir... My language is the language of gosh {of God, or Turks, or Birds, or @ Light, Love & Reason, i.e. Creation} –Yunus Emre”; 13. yüz yılda özüm öz Oğuz Türkmen ereni olan Yunus Emre’nin oğhuz demesini bilmediği düşünülemeyeceğine göre, burada s ~ ş dönüşümü  yile hem (ing.(ök.(ış).oğh).us) > ing+uş ~ guş dili, hem de ortaklaşa kökenleri nedeniyle ış.(ot.or) : oğh.(us) > otorok oğhuz boğa (ishtar / star / toro) burcundaki gök bakar / gök bakır çift yıldızı, (eng. aldebaran & titan stars in the constellation taurus) ile buradan gelen ış.oğh ~ ışık @ oğh.ış ~ ghuş > gosh > (kon.uç+an) kişi dili, ya da oğh.uz.er : at.a(m) : ış.(or / ol).am+an ((ı)şaman Khatam Shlomo ~ Kohen / Kağan ~ King Solomon > ar. Hazret-î Süleyman)’ın anladığı ve sarayını kuran ing.ök : cin.er+en > gök in cin / can’lar ( engineers / ingenieur) ile şakır şakır kon.(ver : ses).uç’ tuğu söylenen kuş dili (bird tongue) ya da  öt.((ür.ük.ng) : il).üng.oğh-ğhu (sound of the [chirping] tongue & language of birds or turks) anlaşılmalıdır; Bkz: oğh.uç : öt.ür.ük.iç-çe (oğhuz turkish & bird chirping); “Koehler, Lorenz, Craig ve Thorpe gibi davranış bilimcilerin hepsi, kuş ötüşünün ilerlemiş biçimlerindeki ses arılığının, ‘yaratıcılığın’  ve doğaçlamanın, ‘hem müzik, hem de konuşma yolunda atılan ilk adımlar’ sayılması gerektiğinde anlaşmaktadırlar. –Koestler, Arthur; The Act of Creation, Arkana Penguin Books, London, 1964, s.492.”; ar. şükr+an, “en’a : m.ötüş-ökör!..” ya da “en’a : m.öt-eş-şek-kir!..” > osm. “teşekkür öterim ~ ederim!”; şükr’etmek “hâlâ ış.okh.or : öt’meyecek misiniz? –T.G. Koran, 36:70 -72”; Rab’bin sorusuna kulların yanıtı: “ış.okh.or : öt.ces & et.ces @ sec.te ~ secde –DT”; “Tanrı, Âdem’in de konuşmasını, dil yetisini kullanarak, ona bu armağanı bağışlayana şükretmesini istemiştir –Eco, Umberto, Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı (çev. Kemal Atakay), Literatür Yay., İst. 2004, s. 36”; gr. eucaristv, eu’kharisto (efharisto); Bkz: ış.(ot).or : oğh.uz ; incin

ış.ot.oğh * 1. ışıtık, ısıtık (ışıklı, sıcak) otağ /oda / ada / dağ ~ tr. çatak; ışıklı, sıcak ot.ış ~ taş otağ > fr. château > güncel tr. şato; lat. castellum (hisar / kale) ~ fr. chastel; tr. çoğ. ış.ot.(oğh)+an > ş ~ s dönüşümü yilen istan * boyların topluca oturduğu yerin / ülkenin adını belirten sonek, örneğin  y(ay).ür.üng : ış.ot.(oğh)+an > yürüng ~ fürüng : istan > Freng+istan; Türk+istan, Bulgar+istan; Hind+istan; ış.ot.(oğh)+an : ap.ol.ış > İstanpolis ~ İstan+bul, ışıklı, aydınlık olan yer; Bkz: ap.or.ış; 2. ış.ot.oğh @ oğh.ot.ış * i. küçük, kötü ışıklı otağ, oda, ada / dağ (gothic place); köle & kul+ebi / evi ~ kalybe / kûlübe; club; > it. ghetto; lat. cotag+ium > fr ~ eng. cottage; ot.oğh @ oğh.ot > eng. hut; ger. hütte; ii. ış.ot.oğh imlerinden türeyen bazı yer adları: tr. side; ar. cidde, eur. citta / cité / city; situ / in situ ~ site / in+side; stad+ium ~ ger. stadt; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]; İsveç’in başkenti tr. ış.ot.oğh > stock+ old norse holm, ırmak içinde ada / tepe (ışotağı / şato); romanya. bucur+eşti ~ buchar+est (bükreş); 3. ış.ot.oğh : y(ay).er * ışıtık, ısıtık (ışıklı, sıcak) otağlı / odalı / dağlı yer ya da orada yaşayan er kişi; ış im-mi düşmüş olarak ot.oğh : y(ay).eri ~ tağ.(y).eri * o otlu (bitek & sıcak) otağ ~ oda; tuğ (bayrağ) / dağ olan yer ya da bunların sakıpı olan er; ar. tâhir, temiz; otağ {y}erinin adaya / dağa adanın / dağın otağ {y}erine benzetilmesi ile toğ.eri > it. torre; fr. tour; ger. turm; eng. tower; gr. kouleς, koules, kule; Bkz: kök.el.ng / il.ng : ot.oğ.{y(ay)}.eri; [ Bab+ili Kulesi ]; ş ~ s dönüşümü yile sotağ > it. sotto, uygun / elverişli yer & durum ~ tr. argo. sota (H. Aktunç, Büyük Argo Sözlüğü, 1990); ış & er im’leri düşmüş olarak ot.oğh : y(ay) > jap. tokyo; ayrıca ot im-mi düşmüş olarak Bkz: ış.oğh : (y(ay)).er ; 4. ot.ış.oğh : y(ay).er @ oğh.ış.ot : y(ay).er * ot / ateş & ışık yayan, haşat yer > fr. host+el ~ hôtel & une place avec couchette ~ eng. host ~ hotel; compare with tr. hoşt!.. (eng. shoo!..); fars. kûh-i nûr, kutsal nur dağı, aydınlık dağ ~ otağ; Bkz: ış.oğh.or : ot.oğh; id.am : ış.oğh; gök : ış.(am) : ot.oğh; örüm ebi ış otağı; ot.oğh; [ Bab+ili Kulesi ]

ış.ot.or

ış.ot.or * ışıtır / ısıtır, ateşli sıcak olan yer, (y)ıldız; ış im-mi ters konumlanınca yıldız simgesini oluşturur; çoğul. ış.ot.or+on, yıldızlar; ilk damgadaki ş ~ s dönüşümüyle > gr. astir ~ astron, astir ~ astr+on; old eng. steorra ~ sterre > eng. star; ger. sterzon ~ stern; r ~ l dönüşümüyle > lat. stella ~ fr. e(s)toile; ış.ot.or : nomu * ışıtır / ısıtır, ateşli sıcak olan yerlerin, (y)ıldızların yasalarını araştıran bilim dalı / eri > gr ~ lat. astro+nomia; astronomy / astronomer; ış.ot.or : y(ay).ış.oğh-ğhu : ış.oğh : eb.il.nçi * ışıtır / ısıtır, ateşli sıcak yerlerin, (y)ıldız-ların ölçülebilir (fusikoV / fiziksel) özelliklerini araştıran astronomi dalı > eng. astrophysics; ış.ot.or : eb.il.iğh-ğhi * (y)ıldızların {güneş, kece-kün (gezegen) & burçların} konum ıla devinimlerinin yer & insan oluşumları üzerinde  etkilerini yorumlayan uğraş dalı / eri > gr ~ lat. astro+logia; astrology / astrologer; ış.ot.or : iç-çe * ışıtır / ısıtır, ateşli sıcak olan yerlerin, (y)ıldızların iççe ~ ece’si; Bğha Trkhn mötüş’ündeki y(ay).ur.toz : khan.(am) ~ (y)ıldız han(ım) yı(&)lan onun ış.ot.or : er+en’leri ; ış.ot.or : iç-çe’den starçe, r & ç tamğhularının el / il / lâ tamğhularına dönüşümü yile star-ilâ(he ~ stella) > sümer. str-ila, yıldız tengriç-çe; asur ~ babil muthos. ishtar, iştar; astarte ~ astoreth; Bkz: ış.(oğh.(uz.am) : ot).or.(y(ay).er+en; [ Bayrak & Buyruk ]

ış.ot.or : er+en * 1. b.ğh.a : t.r.kh.n : ğh.z : kh.n ya da obuğa / abağa oturan ot.or.kan’ lı  bağatur boğa tarkan oğhuz han(ım)’ın oğhuzer güzel, kuz kuzu, kıt kız’larından üçüncüsü olan y(ay).ur.toz : khan. (am) ~ (y)ıldız han(ım) ılan onun ışıtır / ısıtır, ateşli sıcak (y)erleri & uzam / uzam+an : y(ay).or.ot.oğh (yurta / otağ)’larındaki ış.oğh+an : er+en{leri} > inanna; isis / ishtar ~ astoreth / astarte; far. sitâre ~ esther; 2. ış.ot.or.ng+er / ış.ot.or.ing+er * ışıtır / ısıtır, ateşli sıcak yerin eri, yıldız eri / yıldız(lar)dan inen {boğa-toro ~ bağatur & güçlü} er > lat. extraneous (dışarlıklı) ~ old fr. estrange’dan estrangier ~ mid. eng. strange & stranger ~ strong+er; fr. étranger; “We are made of star stuff!...–Carl Sagan, Cosmos (TV series), 1980”; Bkz: ış.er+en ; y(ay).ob.ng

ış.ot.or : oğh.uz * ışıtır oturan toro (boğa) oğhuz’un ateş {kızıl} altın yeri; y(ay).or : ot.uz ~ uz(am) yurt’u / (y)ıldız’ı > süm. shirrush, şirruş; masr. sopde / sothis; ar. şi’ra; eng. star sirius; sp. Asturias (yer & kişi adı); fr. Asterix; eur. sérieux / serious; earnest / ernest, ağır başlı; ar. giddi ~ ciddî; (ış).ot.or : (oğh.uz) : iz-zi ~ ot.or.iz-zi * ışıtır oturan toro (boğa) oğhuz’un oturduğu ateş {kızıl} altın yer; oturan boğanın oturduğu bu yerde bıraktığı iz > eur. adresse / address; fin. osoite; “Şi’râ (yıldızı)’nın Rabbi olan O’dur”   “and that He it is Who is the Lord of Sirius –T.G. Koran, Necm (the star), 53:49”; ış.ot.or : oğh.uz @ uz.oğh : or.ot.ış * uzak or & rot (altın & kızıl) uzak karataş ateş, sirius B; uzak görüş, horus; [ Gök (mavi) Göz ]; uz.oğh : or > tr. zağhar ~ zağar * 1. it.ür.ük (ürükü / ırkı) av köpeği; ünsüz imlerdeki z ~ d ~ c & r ~ l dönüşümü yile > j.ack.al (çak+al); 2. yeniçeri ocağında özel bir takım (special forces in the Ottoman janissary army); Orta Asya et.ür.ük : is.okh.at (Türk Etrüsk & İskit & Sakha)’ların ve am.er.okh-khu.ng :  in.cin (american injuns)’lerinin zağhar avcı / savaşçı eri [graphic] & amerind. zagor * bir çizgi romandaki boğa-toro ~ bağatur > fars. bahadır; 3. tr. zağhar+a / +cı, kürk / kürkçü; > masr. öbür dünyanın yer altı çoban tengrisi uç.ob.(ng : oğh)+an @ an.ob.uç > eski masr. yer altı tengrisi Anubis, Osiris’in oğlu; ibran. zohar, zecharia; ar. zahir, parlak & zâhîr, apaçık, ortada görünen; zehrâ, pek beyaz & parlak yüzlü {sirius yıldızı gibi}; zehre, çiçek; zuhur, öğleyin & zuhûr, ortaya çıkan; 4. Anadolu Toros / Torus Dağları’nın doğu ucundan güney doğuya uzanan, üp/f.üng : öt.ük.can : ül.(ig).nda (Phoenicians’ land / Fenike ülkesinde) çalışan uzak görüşlü ing.ök : cin.er+en{ler (engineers) için} ulu us oğhuz ışığın & Sirius yıldızının ağarak / yükselerek göründüğü (zuhur ettiği) yer, uz.oğh : or.ış ~ zağarış > Zagros dağları; Bkz: [ Bğha Trkhn ]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

45