|
ek yorum: is.okh.at ~ iskit “Fransa / İspanya kıyılarına* ulaşan (et.ür).ük : is.okh.(at) boylar ise, nice bin yıllar süren dil, ağız ve ardından gelen yazılımların bozunması sonucunda ük : is.okh'taki ük iminin B biçimli olması nedeniyle B+ask (Basque) diye anılır olmuşlardır. Dilleri hiçbir Avrupa diline benzemeyen bu incinsanlar kendilerine karagöz : oğhus ~ (g)öz : kara > Euskara demekteydiler...” Sözlüğümün ortasındaki bu açıklamaya, sonradan elime geçen ve burada eklemek istediğim bir parta (parça) daha var: * According to Cavalli-Sforza, the genetic data appeared to reflect the migration of a farming people from Palestine and Anatolia into and across Europe, meeting a local population of foragers en route, interbreeding, and continuing the journey one generation after another. The picture seemed to show a wave of advance from east to west. The ancestors of the Basques had lived at the far end of the migratory path. That explained why they had undergone the least genetic admixture with the newcomers --that and the fact that they must have hidden in their mountain refuge and avoided contact. This also explains why their language shows no relationship to the other European languages. (Ryan, W. & W. Pitman, Noah’s Flood, Touchstone, NY, 2000, p. 207)Genetik verilere karşı değilim. Ancak yukarıdaki alıntının özünü oluşturan ve Avrupalı’ların köken sorununu çözeceği umuduyla üzerinde çok uğraşılan Hint-Avrupa dil kuramının iki yüz yıl süresince doyurucu bir sonuç vermemesi karşısında, 1987 yılında İngiliz arka-kazı bilimcisi C. Renfrew tarafından ortaya atılan yeni kuramın da kurmaca olduğunu düşünüyorum. Filistin & Anadolu göçmeni tarımcı atalara bağlanmak istenen bu yeni varsayımın, daha önceden bu ana karanın en ucuna ilerleyip yerleşmiş olan Bask (Euskara < (G)özkara)’ların, arkadan gelenlerden tümüyle değişik yapıdaki dillerini açıklamakta içine düştüğü çelişkili durumu on ay’layıp, paylaşmak istemediğim için, daha ilginç bir olasılık çizgisini yeğlemekteyim. Buna göre, Evropa ya da Örop kıyılarına dayanan Eire & Scotch ile Gascon, Breton & Basque boylarınca sürdürülen tarih öncesi göçlerin, ister Churchward’ın anlattığı gibi doğu yönünde Pasifik’teki Mu ana karasından batıya, isterse de Donnelly’nin savladığı üzere batıda Atlantik’teki Atlantis üligi batmadan önce oradan doğuya doğru yapılan türlü ulaşımlarla gerçekleştiğini, amma daha da ileri giderek, oralardan gelenlerin ayak bastıkları yeni ana karaya “obuğu üzere (değirmi kalkanı üzerinde) bir ebe erle beraber bir boğa yeri” ya da daha kısalmış biçimde “eberoboğa” adını verdiklerini ileri sürüyorum.
Ayrıca şaşıgün (anachronous) bir anımsatmaya gerek
kalmaması için, Zeus & İo için düzülmüş olan u
Gerçi, bu savım daha önce hiç duyulmamışsa da, burada yerleşen
Basques ~ Masques gibi boyların, kutsal ve oğh.uz : gen (kızgın & azgın
oğhuz genli can) gök boğa’yı evire-çevire nasıl evcil-leş ettiklerini
bugün bile törenlerle kutladıkları herkesçe çok iyi bilinir: “ Bunun için, en az Donnelly, Scott-Elliot, Churchward, Drake, Mooney, Collyns, Daeniken, Santesson ttr., ttr... gibi çoğu Batılı yazarlar kadar, bu tür fantastik savlar üzerinde bizim de kökenlerimizle ilgili kurgular üretmek hakkımız olduğunu düşünmeliyiz. Üstelik, bilimsel çevrelerce çok geçerli sayılan arka+ök (arkacıl; archaic) kök dil verileri için elimizde en azından onlar kadar, –işin doğrusu onlardan daha çok– kanıtımız bulunduğunu da açıkça dile getirebilmeliyiz (1). Örneğin: “at.ob.oğh.uç : okh+an.ng : okh.y(ay).or : okh-khu : al.okh+an : iç.üng : ob.ol.sung...”, bugünün ağızıyla “o top ok ucu boğucu, tabak uçakla uçkan Otboğaç (Ejderha) Boğaç Khan’ın ok-yay orak anılarını okumayı alan o al(uç) oklu yarık kulakları çınlasın, onun için ünler olup (sing-a-song (hay)kıra-oku) sunsun...” Nite kim, bu yazının bağlı olduğu ana tanımlamada değindiğim üzere, am.oğh.uz+on (Amazon Analar & Kızan’lar) Anadolusunun ortasında, yazısız / kazısız tarihin başından beri yaşanılan bir yer olan kon.y(ay).eri ~ konya adının, ancak ve ancak Roma İmparatorluğu döneminde verilen Latince iconium sözünden geldiği savı, tarafımdan tasarlanan Gök*köG Bitşik : ğhu.iç-çe (hece)’lerin fonetik-dışı & görsel-yanlı çözümleme yöntemi karşısında tutarlı kanıtlardan yoksun (ya da uyduruk) belgelere dayandırılmış bir söylentiden öteye gitmeyen, olsa olsa sonradan pişirilip kotarılmış ve türkuvaz tenli et.ür.ük : oğh.uz.(am)+ an’ları tarih dışına itip kimliksiz kılma çabalarının örneği sayılacak türde anlamsız bir yakıştırma olarak görülmeli ve bu türlü tüm sab-satı’lara karşı çıkılmalıdır. Sözün gelişi, 14. yy.da Anadolu’yu dolaşan Fas’lı gezgin İbn Battuta, bu oldukça gelişmiş kentin çok eski çağlardan beri var olduğunu, ‘edvâr-ı Rumî’ güncel deyişle Roma dönemlerine hiç değinmeden şöyle belirtir: “... we left for the city of Quniya [Konia]. It is a large town with fine buildings, and has many streams and fruit-gardens. The streets are exceedingly broad, and the bazaars admirably planned, with each craft in a bazaar of its own. It is said that this city was built by Alexander. –Ibn Battuta, Travels in Asia and Africa 1325-1354, Routledge & Kegan Paul, London, 1983, p. 130; u ... Kunya [Konya] kentine doğru yola çıktık. Burası güzel yapılarla dolu büyük bir kent olup, pek çok akarsuyu ve meyva bahçesi vardır. Sokaklar son derece geniştir. Her zenaatın kendine özgü bir pazar yeri olan çarşıları imrenilecek biçimde düzenlenmiştir. Bu kentin [İskender] tarafından kurulduğu söylenmektedir.” Söz konusu yüzyıldaki Ön Asya kültür ortamı düzeyinde, İbn Battuta’ya söylenen kurucu adının İskender yerine aslında söylencesel zhû’l-karneyn @ iki ob.y(ay).ng : uz.(am+an).lı oğh : uz olması çok daha olağandır. Başka nice durumda görüldüğü üzere, Orta Doğu geleneklerinde uzak bir geçmişi, yazılı tarih öncesi çağları belirtmede sıklıkla kullanılan ve “iki çağın, iki dönemin, iki zamanın sakıbı ” demeye gelen bu gizemli zülkarneyn (İki Boynuzlu) adı (2), Arabça yazmalardan İngilizce’ye, Batı’daki yaygın alışkanlık sonucu, –“Büyük” olma niteliği de daha sonraki yüzyıllarda adına eklenmiş olan– Alexander (el-İskender) diye çevrilmiş olmalıdır. Bunun için İbn Battuta’nın özgün el yazmasında kimden söz ettiğine bakmak gerekir.
Sonuçta, kentin Romalılardan önce kurulduğu, ancak genelde Makedonyalı
İskender’e bağlanması olası sayılacak bir göndermeyle Alexandria’dan dönüşmüş
İskenderiye ya da İskenderun benzeri bir adla değil de, doğrudan
özüm öz dilimizdeki
“kon(ma) yeri” anlamına gelen kon.y(ay).eri tamlamasından türemiş özgün
Konya adıyla tanına geldiği açıkça bellidir. Yoksa, Makedon İskender’e
öncelik vermek eğilimi kişiyi, Konya’dan, Yankonia
(3)’dan ve
oğhus+konya > Gasconia’dan
da önceleri,
kuzay
Antalya, 29.10.1995; güncelleme
Ankara, 03.08.1998;
(1) Küresel ök.ül : öt.ür.ük-kü savaşımı’nda yabancı yazarların olumsuz etkilerine direnmek adına bizim de geçmişteki kökenlerimizle ilgili dev erimci savlar ve kurgular üretebileceğimize örnek olarak yakın zamanlarda başarılı bir derleme yayınlanmış bulunmaktadır. Yılmaz, Burhan, Agarta’dan Ergenekon’a Büyük Türk Bilgeliği, Neden Kitap Yayınları, İstanbul 2008. (2) “Bir takım tarihçilerin büyük İskender olduğunu sandıkları cihangir (dünya fatihi) bir efsane kahramanı --Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lûgat-it-Türk (1072), c. IV, Dizin Z, s. 860; TDK, Ankara 1999.” (3) 1071 Malazgirt zaferinden sonra Danişmend Ahmed Gazi’nin İç Anadolu’nun doğusunda kurduğu Türkmen devleti’nin merkezi Yankonya kenti idi. Bütün kenti yıkan büyük bir depremden sonra burası Çorum adıyla bilinir olmuştur. Bkz: Ulusoy, Müslüm, Direnen Türkler, Tanı Yayın, s. 174, Ankara 2006.
Bkz:
amerique; sakhalin
adası;
Leibniz & Kelt-İskit varsayımı;
Gotlar & Keltler;
gök.oğh.uz
|
|
|