üç.ay.or.uç

üç.ay.or.uç * üç ayrı uç ~ üç ayraç (sayı) @ uç.or.ay.[üç] ~ çoray > sans. tryas; gr. treis, tria; lat. tres; pol. trzy;  eur. tria, tre / tres; trois; three (& tree); trei; drei / drie; etc.; theol. trinity, “father / son / holy ghost”; 1. a long, three-pronged fork or weapon, especially a three-pronged spear used for fishing. 2. greek myth. ~ roman myth. the three-pronged spear carried by Neptune or Poseidon; also triton, triton, i. a god of the sea, son of Poseidon and Amphitrite, portrayed as having the head and trunk of a man and the tail of a fish. ii. Astronomy. The satellite of Neptune that is second in distance from the planet; tri·den·tate adj. having three teeth, prongs, or similar protrusions; latin tridëns (AHD); the genuine or.okh-khu.ng (orkhun) origin of the western numeral 3, which is wrongly supposed to have been derived from the arabic script via sanscrit; Bkz: ç > t / s

üç.er.am.ingi

© 1991 doğan türker

üç.er.am.ingi * Türk evrendoğumu’nda (cosmogenesis) Oğhuz Khan+(am)’ın am.er.okh (ana, baba, çocuk ~ aleph, beth, gimel) @ okh.er.am (gün, ay, yıldız & gök, dağ, deniz ~ ar. keram+et; gr. keramik) buyruğu ile dile getirdiği üç erim iminin incisi (yaratılış & var oluş & yok oluş) is.im. öge’si (isim / imge / öge & simgeleri), üç yer’in üç er can’a & üç er can’ın üç yer’e / ış.(oğh.or).am : al.am, uğurlu ışığın şuğur ışım alavı ya da çıra(m) > ar. meş’ale{v}; eng. torch (of enlightment); sans. shamballa, gibi gökten at.ut+uç. or.okh (ateşli ucu tutuşarak) erimi & inişi; havaya, suya, topraka düşen üç oğh.uz. am : ing.(ök).erk’i (cosmic energy); üç cemre; theol. üçlem; > ar. teslis; eng. trinity; Bkz: oğh.er.am

üp/f.üng : öt.ük * dildeki fonetik (sescil) özellik; 1. öt.il.üng > tong(ua) & ling(ua)) ünlü dillerin üp/f.[ ür.ük ]’leme üng(ler)le ötülen, konuşulan yapısı; eng. phonetics; communication by breathing out (blowing / exhaling / emitting) proper sounds; voicing feelings & thoughts; üp/f.üng : (öt.ük).cin > Fenike(liler) diye bilinen ulus & bu ulusun dili, bu dildeki yazı imleri; Phoenicians & their language; the consonantal Phoenician script with 22 signs, said to be the basis (?) for the Hebrew and Greek, and consecutively the Etruscan ~ Latin alphabets; the first 2 letters, aleph-beth (and equally alpha-beta), meant ox-house which, according to Doğan Türker’s aphonetic & provisual analysis, are actually derived from y+our Sky*rooT United : Mother Tongue stamp glyphs of or.okh-khu.ng (orkhun ~ runikh ~ khor’an > Golden Reading), oğh.uz / ağh.ız : okh-khu.or : eb.er.am+an(ı), clearly defining the nature and form of an ideal alphabet as the (units / places) of (fe+male /-male) readings from the (mouth / ox-ford) of (Divine Reason / wise man / sage, etc..);“İncecikten bir kar yağar, Tozar Elif, Elif diye; Ak elleri kalem tutar, Yazar Elif, Elif diye... (In fine hail is the snow, It swirls Aleph, Aleph; In her white hand is the pen, She scribes Aleph, Aleph...) –Karacaoğlan, 15th c. Turkish folk poet”; Bkz: fi; aleph-beth, çizim / graphics; 2. öt.il : üp/f.üng * dil kon.(ver-ses).uç’um üf(ür.ük)üng’lerini ötel(y)ere ileti el.atı / al.atı > ar. âlet; tr. halk ağızı til+üfüng > gr. tële, far off; phõnë, sound / voice ~ eur. telephone, a tool to breathe out language, speech transmission; Turkish stamp-glyphs can be vocalized as il.öt (il.et) : al.at, meaning altogether chirp / warble / chant / speak ~ transmit / convey : tool / appareil and rephrased as the tool to transmit speech; 3. ses : üp/fle ~ süp/fle * ses oluk (soluk) vererek ses üfle ~ süfle > fr. 1. souffler, soufflé, souffl+er+ie, soufflet, souffl+ante; 2. siffler, siffleur, sifl+ant(e), siflet; soufflet (körük) & siflet (düdük) için Bkz: üp/f.[ür].ol. uç ~ üfleç; s-s : üp/fle. (n)ti syllables scrambled into tr. f.ıs.ıl.tı (fısılta(mak)) > eng. (to) whisper & whistle (düdük); Bkz: ses : üp/fle; for blow-ing out breath, see ot.ış : üp/f.ür.üng; ses : üp/f.ür.(ol).uç

üp/f.üng : çın.(ol.y(ay).am.ng) : çan.(okh) * üf.(olay).ünce çın.(olay).an çin.(iş).okh çanak, çin porseleni fincan; “fincancı katırlarını ürkütmek”; üp/f.ür.öt :  kon uçarken üfürerek ötmek > ifrit olmak; ar.ifrat; iş.üp/f.ür : öt. (üş.ng) * işitip düşünerek üfürüp ötmek; şifreli, işaretli iş kon uç-mak > eur. chiffre, cipher, ibran. seferat / siferot; “sifer yetzir-akh” (oluşumlar şifresi) kitabı; ar. sefir, sefarat; # sz.üp/f.ür : öt.üş ~ zip.rit = 0 > lat. spirare, spiritus; ispirto; tr. zıpır ~ zıfır; sıfır ~ O; sz.üp/f. ür+ntü > süprüntü; ar. sıfır+at; sefil / sefalet; tefr+it, tefr+ik+a; eur. spher+e/ ic+al; zero ~ nero; Bkz: [ Doğan Türker ile Söyleşi ]

üp/f.ür.(or).ng * tr. emir kipi üfürür olun ~ üfürün; eur. feuer, fire; fars. pîr, yaşlı, koca; üfürükçü, ; gr. pur, pür; gr & rom myth. furies; eng. fur+or, fury ~ furious, etc.; Bkz: ot.ış : üp/f.ür.üng & ötük : ürük

ür.et.(am) : iş.nda * Bkz: okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta ~ okh.y(ay) : ür.et.(am) : iş.nda

 ürük

ür.ük ~ ürük * e / i / ö / ü ön ünlülerini alan t iminden sonraki iki ğhu.iç-çe (hece); ürük olan / uruk ~ ırk; “kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet bu celâl... –Mehmet Akif Ersoy, İstiklâl Marşı”; ar. ırk, ırk+î; ırk+iy-ye+at > ırkîyyat, ırkçılık; ne y(ay).sz.okh (yazık) kim aramî ~ arabî kökenli sanılan, amma özüm öz  öt.ür.ük.iç-çe olan bu (ü)r.(ü)k imlerinden ünsüz k ~ c ~ s  değişimiyle > eur. race / razza ~ rasse; ür.ük : ingi * ürük’ün indiği / geldiği yer, kök+ini (kökeni) > fr. racine; ünsüz k ~ g değişimiyle ür.üg ~ ör.üg > lat. origo ~ eur. orig+in(e) ~ origin+al; Bkz: ür.(ük).üng

ür.üng

© 1991 doğan türker

ür.(ük).üng ~ ür.üng * uzam / uzam+an birlikteliği içinde yer alan varlığın tözlerinde üreyen titreşimle yaydığı ürün, reng ~ renk & ses; titreşim düzeyinde sesin çınlama (ü)rüngü > old eng. hringan ~ ringen ~ (to) ring / +ing, “My ears are ringing from the sound of the blast”; at / et / ot / öt / ıt / it / ut / üt +ür.ük (canlı varlıkların ırk) nitelikleri; Bkz: [ Gök Heceler ];“ne y(ay).sz.okh (yazık) kim ür.üng : at.am / öt.im.(öz).oğh-ğhu (ürüng tamğhu ~ damga)’larının ürüng’ü olan reng ~ renk sözcüğünün kökeni de kendi sözcüklerimizde bile ‘farsça’ olarak verilmektedir! –DT”; öbür ötür+ev : ür.üng+ek (türev örnek)’leri: 1. oğh-ğhu.ol : ür.üng* o ulu göğün & yüce aklın uğu+oltu (uğultu) oluşunu okur olma ürünü, rengi & sesi > lat. color ~ eur. colour / couleur / color+is; 2. (gök.oğh).uz : ür.üng * göğün & uz : ür.ü(ng) > med. lat. azura ~ old fr. azur, “Côte d’azur”; azuré, gök renginde; la voûte azurée, gök kubbe; mid. eng. azure, a light purplish blue; the color blue; the blue sky; imlerin değişik aktarımı sonucu > pers. lâciverd, lapis lazuli; bu sözcük sonradan lâcivert olarak dilimize geri dönmüştür; ar. el-lâziwerd; Bkz: gök : in.id-di.oğh-ğhu; oğh.uz : ür.üng * yüce aklın o ulu, kuz oğuz güzel ürünü / rengi / huzur veren sesi > oğh im-mi’nin düşmesi & ön ünglülerin art ünglü-lere dönüşmesiyle uz : ur.ng.uğ ~ zurña; 3. oğh.ür.üng * o ulu oğhuz canın kozmik titreşimine bağlı ışıma, reng & ses dalga boylarıyla oluşan y(ay).ış.(am).or (yaşar / yaşıl / yeşerir yeşil) gür ürün > eur. grün ~ grön / green (yeşil reng); heb. yarok; ünsüzlerde r ~ l & g ~ ç  dönüşümüyle tr. gürüng ~ gül+ünç, gül ürüng’ünün verdiği yaşar olma ışıması, sev+inç & gül+derer olma; eng. joy {of living}; 4. or.ot : ür.üng * ateşli or (altın) reng ürün > eur. rot ~ red; fr. rouge; 5. or / ür.üng * altın {reng} ürün > eur. orange, portakal; ot.or : ür.üngü * ateş(li) altın reng turunç ürünü & onun turuncu rengi > eur. orange (fruit & color); 6. üp/f.ür.üng : ür.üng.ü * üfürür olun ~ üfürün & furn ~ fırın ürünü; üfürülen ot.ış’ta pişirilen ’ın ana maddesi olan un / irmik / nişasta > lat. ~ eur. farina; mid. eng. fine meal prepared from cereal grain and various other plant products and often used as a cooked cereal or in puddings (AHD); Bkz: ış.am : (ma); öt.(ür). ük : ür.üng; am.gen

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

8