DÜNYA KADINLAR GÜNÜ



ış.am.er ~ şumer &
(y(ay)).is.okh.at : ıl(&)a : gök : er+en
> Sümer & İskit ile Grek kanatlı / kanatsız am.(y(ay) : er. oğh). uz : (id.eb.er : am)+an (Amazon / Titan) ana - kız - kadın yontuları.

Toplumumuzdaki kadın-erkek ilişkisinin temel ırasını (karakterini) saptarken sözünü ettiğim geleneksel “erkek egemen” yaşam biçimi, aslında bio-genetik dizgemiz içinde kayıtlı olup, bilinç altımızda saklı duran kalıtımsal bir davranışın, kendine has adıyla amazon analar toplum töresi’nin günümüze dek yaşayabilen bir göstergesi ve dahası, insan dediğimiz yaratık türünün o zorlu başlangıcını sağlayan ilk “bilinçli ve üretken örgütlenme başarısı”nın bugüne dek gelebilmiş olan canlı uzantısıdır.

Gök kaynaklı Gök*köG Bitşik töresiyle ilgili bulgularıma göre yer yüzündeki ilk canlar, Tanrıça amay ana’nın, söylencede iki kayın ağacı, çözümlememizdeyse iki kadın oğh-uç @ uç-oğh’u (kaç / köç / koç-uçağı) ile birlikte Gökbakar’dan Yer Demir Dağ’a indirdiği y(ay).okh : ış.oğh.lu ana-kız-kadın’lar toplumudur. Bu kadınların hepsi, sağlıklı, güçlü; özgür, mutlu; akıllı, bilgili; üstelik kuş dili kon-uçan öt.ür.ük : oğh.uz (turqu+oise) tenli, gök gözlü, oğh.uz.er güzel id.eb.er+en ya da id.eb.er+ler , yani kutlu dev ebe erlerdir; sonra Greklerin bu kök yazıdan aktarıp dünyaya yaydıkları adla ün yapan ingök > titan ana’lardır. Onlar y(ay).er : y(ay).uz.(am).nda (yer yüzü uzamında) yaşamak için gerekli her türlü işi hiç bir biçimde yakınmadan, “G!k” demeden yaparlar: Ekip biçerler, sürülerini güderler. Pişirip kotarır, yün eğirip halı dokurlar. oğh.(uz). am.or şölenleri şakalı - neşeli ma.zu.ğho (mızıka yanısıra mizah & humor) oyunları yıla doludur. Önderlerine ış.oğh : khan.(ım); ış.oğh. er+en ya da kısaca shogun derler. Göz kamaştıran altın yayları ve gümüş boz oklarıyla kanatları yalazalı demir atlarına binip, bütün dünya at.aş : or.oğh-ğhu üzerinde cirit atmakta son kerte ustadırlar.

Düşünce gücüyle kesme taşları taşıyıp yığarak, İzmir, Trabzon, Side, Cidde, Citta ve Chicago gibi ış.ot.oğh, olmazsa oğh.ot.ış siteleri kurarlar. Yuvalarını oğh.uz.er’ce güzelce dayayıp döşerler, çevresine berk id.oğh-ğhu : ob.ar örerler, çünkü çağrısız khıroy (kara / kıro) konukları pek hoş görmezler. Terlediklerinde, am.(er : oğh).uz+on (uzun Amazon ırmakı)’nda, türk : ana : köl.nda (Turkana gölünde) yunup y(ay).er.okh-khu.at (rahatlayarak) yatarlar.

İyyesi oldukları id.eb.er+en (Aldebaran & Titan) Türkoğuz dev ebe erler ürükü’nün ot.or.o(ğh.uz)+on (otuz oğuz toro+on ve torun)’larına, bu gezegende varoluş olanağı ve yaşam sürekliliği sağlamak amacıyla yeni ırklar oluşturmak için gereksindikleri tohumlama ve doğum yöntemleri yanı sıra, uygun damızlıkların geliştirilip üretilmesi işini de pek ustaca örgütlemişlerdir:

“Ahırdan gelmiş o pis ayaklarla mis gibi gerdek yatağına girilir mi?..                           Yersin bu terliği kafana şimdi!.. ”

O apis görünüşlü pis ayakları yıkayıp paklamak gerekir, el+bet!.. Ondan sonra, altın parıltılı or.(oğh.uz).am’ın (amor & orgasmus) aşkın ışık seli içinde soluksuz kalıp “Koçum benim! Aslanıım!..” diye inildeyip; kadınca, tutku dolu, sevecen duygularını da açıklamaktan bugüne dek asla kaçınmazlar.

Göğe yerleştirdikleri okh.am.er : y(ay).ing+ök.oğh-ğhu (kamer; camara; amer / deniz-ana; ay, inc’ay ~ ayça / ingök {inek} yayı, hilâl; moon & crescent) gözlem “istasyonu”nun yordamıyla er.okh.am (rahim) ay başlarını, yumurta düşürüp saçlarını örerek döllenme gecelerini ve Amay ana’dan ğhu (eb-be) oğh için 280 günlük on+ay alarak yavrulama uzam / uzam+an’ını saptarlar.

Eski Masr’da (ış).oğh.uz.a(m : y(ay).er), ya da şimdiki adıyla A’ghuzza / Ghiza düzlüğündeki ünlü ap.er : am.at’lar, yer yüzüne yeni bir ırk dölünün, in(g+ök : c.in)s+an ürükü is.ap.er. am.at : oğh.uz+an > gr. spermatozwon, spermatozo+on tohumlarının atıldığının olgusunu belgelemek üzere, bu  y(ay).oğh.uz (yay & okları uzun, yağız & yavuz oğuz kız yakuza / shogun)’lar, kısaca amazonik in : cin+er’ler tarafından dikilmiş, yansıttıkları içrek anlamı şimdiye dek ve buraya kadar gizli kalmış olan görkemli in.cin : er.ng (engine+er.ing) anıtlarıdır.

Bu kör-topal dünyayı ve bugünkü bakar-ökör varlığımızı betimlemeye çalıştığım bu yaşam biçimine borçlu olduğumuzun bilinci içinde bir er+amazon : oğh+lu Doğan Türker olarak, tüm kadın ana-gelin-kızlarımızın senede bir gün Batı ellerinden aktardıkları “Dünya Kadınlar Günü”nü kutlarım.

Ancak, özüm öz bizim kendi özgün, kozmik kapsamlı ve uzam ıl(&)an uzam+an’sız Türk : oğhuz Amaz+on Günleri'miz ne zaman?

 

 

Antalya, 08 Mart 1995; güncelleme 2005 ~ 2008

 





Çatalhöyük’ten, Hitit döneminden & XIX.  yy.  İngres’ten kanatlı/kanatsız am.(y(ay) : er. oğh). uz : (id.eb.er : am)+an (Amazon / Titan) tengri : iç-çe  betimlemeleri.

 

Erotic Symbolism, My Eye!..

The sculpture at Çatal Hüyük depicted the bonds between the mother and the untamed world through the juxtaposition of women and leopards, in which the birth-giving mother cradles the feline cubs or sits beside or on them. The prolific Neolithic art included erotic imagery of animal heads emerging from the vulva between the outspread legs of faceless human bodies with bulbous bellies and full breasts.

For Hodder the painting and sculpture at Çatal Hüyük had direct parallels in the Iron Gate shrine of Lepenski Vir set high on the cliff overlooking the Danube River. Carbon 14 dating indicates that these sites in Asia and Europe were contemporary. The symbolism is ubiquitous from Palestine to Europe in the millenniums preceding the Black Sea flood.

Ryan, William & Walter Pitman, Noah’s Flood, Touchstone, N.Y., 1998, p. 183.

 


Tanrı Amon’un Eşi

“Kahire’deki Mısır Müzesi’nin o tarihte müdürü olan Dr. Henry Riad, 1972’de bazı bilim adamlarına mumyaların röntgen filimlerini çekmek iznini vermişti. Birleşik Amerika’nın Michigan Üniversitesi’nden Dr. James E. Harris bu arada rahibe Makare’nin mumyasıyla fazlaca ilgilendi. Bu hanımefendi, kadınlar hiyerarşisi’nin en ulu ünvanına sahipti: “Tanrı Amon’un eşi” idi. Vücudunun sarılıp sarmalanışı, rahibenin bir düşük sonucu öldüğü sonucuna varılmasına neden olmuştu. Çünkü sarılıp sarmalanmış olan bebek de sandukanın içinde annesinin vücudunun üstünde yatıyordu. Küçük paketin dört bir yandan özenle filmleri çekildi. Sonuç büyük bir şaşkınlığa yol açtı. Çünkü sözüm ona bebeğin, fazlaca büyük bir beyni olan köpek kafalı bir Habeş maymunu olduğu anlaşılmıştı.

Tanrı Amon’un rahibesi olan o kadının o küçük canavarı dünyaya getirip getirmediğini sormamak elde değil. Herodotus’un, eski Mısır’daki rahip sınıfının cinsel anormalliklerini yermesi boşuna değil. 2. kitabının 46. bölümünde Mısır’lı heykeltraşların Tanrı Pan’ı “keçi kafalı ve geyik ayaklı” olarak betimlediklerini söylüyor. “Onu niçin bu şekilde betimlediklerini söylemek ağırıma gidiyor,” dedikten birkaç satır sonra, “Belli ki bir erkek geyik bir kadınla çiftleşmiş,” diye konuya açıklık getiriyor. Sicilya’lı Diodor da, “Hayvanları ululamanın kökeninin gizli tutulması gerekmiştir,” derken muhakkak ki yazdıklarından daha fazlasını biliyordu.”

Daeniken, Erich von; Sfenks’in Gözleri (çev. Meral Gaspıralı), İnkilâp Kitabevi, İstanbul, 1996, s. 88-89.

 


NOTLAR:

Kahvede oturan kocaya ceza

İZMİR AA ― Ödemiş Kaymakamı Erkan Işılgan, “kadınlar tarlada, erkekler kahvede” geleneğini yıkmak için gündüzleri köy kahvehanelerinde oturan erkekleri cezalandıracaklarını söyledi.

Bıçakçı, Pirinçli, Kemenler ve Ovacık köylerinde incelemelerde bulunan Işılgan, kırsal kesimde eşleri tarlada çalışan erkeklerin kahvehanelerde zaman geçirme aşkanlığını mutlaka kaldıracağını belirterek, şunları söyledi:

“Madem kadın ve erkek hukuken eşit, kadın tarlada çalışırken erkeklerin kahvehanede boş boş oturmasına anlam veremiyorum. Ödemiş’in tüm kahvelerini gezeceğim. Tarlada çalışan eşine yardımcı olmayan erkekleri kahvede görürsem ceza vereceğim. Gerekirse o kahvehaneyi de kapatacağım. Şaka yapmıyorum.” --Milliyet, 15 Haziran 2003

 


    

amay ana; ana tanrıça; gök : bitik; Gök.(eb*be).köG; [ Woyengi (the Mother) ]

 

SEÇME YAZILAR / ARTICLES