|
eb.er.am.iç-çe * “Eber’in çocuklarının miras aldıkları dil”; ibranîce ~ hebran / hebrew; hebr. eber ~ habiru; oğh.uz.er.at.a(m) : eb.er.oğh.(uz).am > Hazret-i İbra(hi)m’e ~ Abra(ha)m’a bağlanan aramî / arabî dilleri; bunlar arasındaki akrabalık. © 1991 doğan türker
eb-be+er ~ eb.er * 1. tek başına işlevsiz yarım ebe y(ay).ıl(&)a+an işlevsiz yarım er yan yana gelip, kınalı eli-ele ▼ verip, ebe+er’leşince (birleşince), sonsuz sayıların, kuşakların, nesnelerin başlangıcı sayılan bir tam sayı kavramı ile birlik & birebir, bir+im ~ ver+im, evermek, ttr., ttr… bir dizi türevlerin oluşmasına yol açmıştır > şerik, ortak anlamında farsça olduğu ileri sürülen behre-ber (beraber) sözcüğü gibi; erken tr. ebe+er : ile ~ birle * “bile, ile, beraber –DLT. I, 49-5 ...; II, 3-16 ...; III, 32-17 ... ”; 2. eb.er : (oğh).uz & eb.er : a(m) > r ~l dönüşümüyle > lat. bell.us ~ it. bello & bella, güzel er (oğhus) & güzel ebe er ((mama) can); gr muthos. zewV & Hera, zeus & hera; 3. okh.y(ay).at : y(ay).er.at.işi > er birle dişinin yatıp oku yay ıl(&)an atarak yatakta {okh.yay.at > ar. hayat} yaratış işi; Bkz: ob.y(ay).or.am; oğh.uz.er.at.a(m); oğh.uz.er eb.er : eb.er : ot.or.ış * 1. bir ebe er yı(&)la+an bir ebe er(in), ebe ~ eve (Havva, Eve) er(ler)in heb beraber bır-bır (vır-vır) ederek bir bir oturuş, duruş işl(eyl)emi; sakh((a) +(k)ıl)lı : barb+er > sakalı sık kıllı saklı akıllı et.ür.ük : is.okh.at (Türk Etrüsk / İskit / Sakha)’ların eb.er : eb+er ~ barb+er eli yile barbar’lıktan arınması, cıvıl cıvıl kon.(ver-ses).uç : or.ok cıbıl (çıplak) / cibil ~ civil (civilize+d) & sivil+ce[li] sivil olması; “berber traşı”; 2. berber * Akdeniz kıyısı ile Kuzey Afrika çöllerinde yaşayan, aramî ~ arabî olmayan ve et.ür.ük : oğh.uz (türkuğaz) tenleriyle Atla(nti)s kökenli oldukları var sayılan boylar; eur. barbary; 3. (ot.or).ış : eb.er > b ~ f ~ v dönüşümüyle eng. sceafan ~ shave+(e)r; (eyl).am+ ot.or.ış > ar. mu’tarraş (traş ol(m)uşu(m)); ► “saçları ve sakalları ve bıyıkların mikrasla kırkup çar darp bir mutarraş, çullaki-apdal kıyafet idüp nice hastaları bu vech üzre tehlikeden halâs iderdim. –Evliya Çelebi”; Bkz: k(ö/ü)l : tigin ebe+er : eb.er.öt.üş ~ eber : eberötüş * 1. bir ebe yı(&)la+an erin beraber iber britiş bır-bır (obor brutus vır-vır) ötüşü, “bir berber bir berbere bre berber gel beraber bir berber ebi eberelim id.(üng) : y(ay).öt.üm.iş”; gr. barbaroi, anlaşılmaz biçimde kon-uç’arak, şasılası sesler çıkaran yabancılar; eng. barbar+ian / +ous; 2. eng. British; “she sells sea shells on the sea shore”; y(ay).ol : okh.uç.oğh.uz.er ( Iulius ~ Yulius Çaesar)’ın İngiltere’den getirdiği iç oğlanı; “Et tu, Brut+(oğh)+us?” > british / brutus ~ brute, brutal; brittania ~ britain / briton < fr.~ lat. bretagne ~ breton+ne; Bkz: [ Improving English ]; et.ür.ük / öt.ür.ük ▼ eb.er : eb.er.ng : id.ik-ki : ol.or * {id : ik-ki, ikisi} bir : biring : dik : olur, sescil evrede ikinci r ünsüzünün yutulmasıyla bir : b(ir)iñ : dik : olur, “ebe yi&len er beraber dikilir bir olur; iki ebe er (gebe ebe ya da bır bır berber) beraber birbirine dik olur”, günümüzdeki “iki can.ebe+er : oğh.uz (can veren ebe er / cana+var canbaz oğuz) bir ipte oynamaz” deyişi de bu köklü terimden bozunmuş- tur; ayrıca ünsüz b ~ p dönüşümüyle > etrüsk ~ lat. per·pen·dic·u·lar * adj.1. math. intersecting at or forming right angles; 2. a perpendicular position; mid. eng. perpendiculer < old fr. < lat. perpendiculäris < perpendiculum, plumb line, from perpendere, to weigh carefully: per+pendere, to weigh (AHD); bu sözcük öt.im : eb.il.iğh-ğhi’sinin, latince ~ fransızca ~ ingilizce süreçler sonunda “titiz tartmak & çekül ölçüm ipi” ile açıklanması hoş bir girişim olmakla birlikte, bizim özgün köken savımızı & çözümleme yöntemimizi çürütecek nitelikte değildir –DT; Bkz: bir.ik-k.üç; y(ay).oğh ebe : er.gin ~ ebergin * “eve ergin {evlenme çağına eren} & bebe vergin {verici} bir ebe er can” literally means “a young female {at age of marriage} fit to bear a baby-person”; gr. parthenos, ergin ebe / genç dişi; ► 1. ob.(y(ay). er. gin ~ ob.ergin, mature (produce / crop / person) of fertile plain > aubergin; as awareness / consciousness of this miraculous act developed first among the mature mother queens of the drove, the words bee & eve (Æve ~ Eve+lyn, Bergen, Belgin; bee-hive; to behave, behavior, etc., etc...); as well as virgo ~ virgin and aubergin > erg ~ egg+plant was encoded biologically into some languages of this world; mid. eng. brinjoe, probably from brin(g[er of] joy; “virgina virginalis –Carl Orff, Carmina Burana oratoryosu (1937)”; 2. ebe yi(&)len er : gin ~ belirgin * eve ergin {evlenme çağına eren} & bebe vergin {verici} bir ebe ile bel vergin {döl verici} er can’ın el verip, birbiriyle yaptığı birleşim işleminin niteliği; açıkça görülen, göze çarpan, besbelli olan; türklerin de önemli katkısı bulunan Mani dini kaynaklı üç öt.im : oğh-ğhu buyruk: “elini, belini, dilini tutasın –Hacı Bektaş Veli”; Aziz Augustin’de sözü edilen: “signaculum manus, oris et sinus” ilkesi (Bkz: Mélikoff, Irène, Uyur İdik Uyardılar, çev. Turan Alptekin, 3. basım, Demos Yayınları, İstanbul 2006, s.77-not 3; s. 123-not 51); ar. sarih, bâriz; fr. évident(e), manifest; eng. evident, clear; distinct; ger. deutlich; Bkz: [ ebe : er+gin ]; Gök*köG : ob.(oğh.uz : am.(y(ay)).eb.er : gin; uç.am; (oğh)-ğhu. (e)b(e).er+gin eb.er : oğh-ğhu * ebe erin ereği, duvak & yüz görümlüğü > vergi; beberuhî; ar. bakh’ş+iş; Bkz: id.oğh-ğhu.a(m) : ob.akh.(ış.(ım) : işi)
eb.er : ob.oğh-ğhu.am ~ eb.er
: ob.oğh.a(--) * aeropea ~ europea & iberia; Bkz:
[
is.okh.at ~ iskit, ek yorum ]; am : ma
eb.er.oğh.(uz).am * o ulu uzam / uzam+an’ın birikimi ebe & er verimi oğhuz canlar; hebr. eber ~ habiru çocukları-nın atası yalavaç Abra(ha)m; ar. İbra(hi)m; hint. Brahma & Brahma+n, hindu tanrısı & hindu toplumundaki en üst sınıf; Bkz: oğh.uz.er.at.a(m). eb.er.oğh.(uz).am : ış.ot.or.okh-khu * Açıklama düzenleniyor eb.er+on : oğh.uz * Açıklama düzenleniyor; Bkz: [ Tongeren ]
eb.il.ige * bilig bilici kişi, kut ebelik biligi ilicisi / elçisi; bil+gen ~ bilgin; bilge can; yukarıdaki bengütaş üzerinde görülen eb.il tamğhu’larının fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemini doğrulayacak biçimde aram ~ arab yazısına aktarılması sonucu > ar. ilm, ulûm & âlim, ulemâ; allâm+e; eb.il.ige tamğhu’larının eg.il.ibe olarak tersten aktarımı sonucu > 1. ar. galib / +iyyet & gal+ebe, üstün / +lük & üstün gelme; gr. ekklisia, ekklisia; fr. église, kilise, bilgilenme yeri; “Sami diline bil; bilim anlamında ’il / ilm sözcükleri, baştaki dudak ünsüzünün düştüğü bir Türk diyalektiğinden geçmiştir – Süleymanov, Olcas, Tarih Öncesi Türkler, çev. Azad Ağaoğlu, Teas Press, İstanbul 2016, s. 86; 2. ar. seyyid, ulu kişi; lat. sapere, bilgi sakıpı olmak ~ sapius, bilgili; gr. sofoV, sophos & sofia, sophia, bilge & bilgelik; fr ~ eng. sage, bilgili, bilge; usa uygun, usçul; fr. sage-femme, ebe kadın; ► eb.il.ige otu.yan.ıkh.okh : eb.in.öz.üm : ot.ob.oğh.aç.il.nge : khu+il.nd. im : et.ür.ük.ob.od. un : ot.ob.oğh.aç. ka : ök.ör.er.er.ti –Bilge Otuyanıkok yazıtı”; “Bilgeliğe gönül verenler araştırmalı pek çok şeyi / Those who love wisdom must investigate many things –Herakleitos”; Bkz: otu.yanık.ok; [ Otuyanıkok ]; eng. sage tonyukuk, comment; öt.im : eb.il.iğh-ğhi; ış.oğh : e[b.il].nçi eb.il.ig.(sz).ng : ökör.eri * 1. biligin, bilginin körü / bilgisizliğin kölesi (sürü+l)er > eng. ignorant; mid. eng. ignoraunt < old fr. ignorant < lat. ign½r³ns, ign½rant-, pr. part. ign+½r+³re, ignorant, without knowledge; 2. ebe : ökör.eri ~ bekâr er * bakar okurluğu olmayan; bilgisiz bakar kör kişi; evlenmemiş / eşinden uzak; el değmemiş; kızlığı bozulmamış / özgün olanlar; Bkz: am : eb.il.iğh-ğhi; bakar ökör; ış.oğh.or.sz; [ okursal ] el.iş.(ör.et).im.iz * el işi üretimi ö(ğ)rettiğimiz iş imlerimiz is.im.(ler).im.iz’in el : iç-çi (elişi) izleri, işaretleri; eng. sign language; “Have they not seen how We have created for them of Our handiwork the cattle. –TGK (yâ sîn) 36 : 70”; fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemimiz uyarınca dönerek okumayla açılan anlamına göre bu el işi öğreti işaretleri ile sağlanan uğu(r)lu ses & söz yetisinin gelişimi, “kendi el.(iş.(ör.öt)). im.iz yile sizin için yarattığımız s-s : oğh.oru...”; ► el : (y(ay) ıl(&)a+an : ör.öt / ür.et.iş. nda @ nda.iş.et.ür : (y(ay) ıl(&)a+an : el > eur. industr+y / +ia / +ial+en / +elle; ar. sına’a ~ sanayi; bu sözün öt.ür.ük.iç-çe : öt.il.im.iz’de karşılığı “yokmuş” imiş!..
el.nda / il.nda * or.okh-khu.ng
(orkhun ~ runikh ~ khoran) yazısında e / i / ö / ü ön ünlüleriyle Y
(ince L) im-mi’nin birlikte kullanılması sonucu el; tr. elig /
eliğ (DLT, I, 72-14; II, 35-10)
& él ~ il, il, ülke, devlet (DLT, I,
48-25; II, 10-14), “el+(iğh) ilen al olan (alınan) il –DT”; 1.
el / il * el içinde kut oğh
endüstri * lat. industria ~ eur. industr+ie / y; industr+ious, çalışkan+lık; er & dişi / okuma & yazma / ok & yay üretmek alanlarında gösterilen çabaların toplam niteliği; Bkz: okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta
erekinge uçar(okh)
konar * er ekecek ereğine uçarak konup, am açarak amaçını yerine getiren
çalık çarık (çelik uçlu) ok ►
“Oğuz zamanında bir
yiğit ki evlense ok atardı, oku nereye düşse orada gerdek dikerdi
–Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı I,
TDK 169, Ankara 1989, s. 29
erk.okh ~ erkek # ürkek* Açıklama düzenleniyor er.ob. y(ay)).er+er ~ el.ob.er+el * Bkz: khan : kıran.er er.oğh.uz * Bkz. (am).er.(okh) : oğh.uz er.okh * Açıklama düzenleniyor et.(okh).uz: (oğh).ıt > tez+ı(t) ~ tazı * eti koklayıp ok gibi tez uzağa giden ıt ~ it; tez (git) iti ~ tazı; Bkz: how? how! © 1991 doğan türker
et.ür.ük ~ türük * 1.
Türk; et ürükleri ~ ırkları; yer topu üzerinde
fotosentezci ob.ot+an : (ür).ük
(botanik) yaşam biçimleri ya da eş anlamda
ot.ür.ük (ekimsel / bitkisel) türlerin dışında hücresel et, kan, kemik,
ttr., ttr. ile yaratılmış olan kök ırkların ve kolların neredeyse
tümü; Gök*köG Bitşik : Ana Dil(im.iz)’in et.ür.ük heceleri,
bir zamanlar bu terimin kullanıldığı ve tam olarak anlattığı üzere kuş, sürüngen
& memeli türlerini içeren bütün etli & kanlı yaratıklardan çok günümüzde
yeryüzündeki belli bir ulusun üyelerini nitelendiren türk sözcüğüne
indirgenmiş bulunmaktadır; ► “Türk kavramının, dünyada yeniden şekillenmesinde
oluşum süreci devam etmektedir. Türk kavramının, tarihin derinliklerinden beri
var olup belirli bir oluşuma tanıklık ettiği bilindiğinden,
bu kavramın etkili bir genişliğe ve büyüklüğe ulaşmasına
engel olunmaya çalışılmaktadır —Baykara, Prof. Dr. Tuncer, Türk, Türklük
ve Türkler, IQ Kültür Sanat Yay., İstanbul 2006, s. 264”; Bkz:
ür.ük; [
et.ür.ük : oğh.uz ];
et.ür.ük.iç-çe ~ etürükçe * türkçü, et türü ırklar; yer yüzünde ot.ür.ük türü dışında etten (ve kas, kemik, kan, damar gibi tatara titiriden) yaratı olmuş tüm tür(k)ök türlerin edimleri & davranışları;“Koehler, Lorenz, Craig ve Thorpe gibi davranış bilimcilerin hepsi, kuş ötüşünün ilerlemiş biçimlerindeki ses arılığının, ‘yaratıcılığın’ ve doğaçlamanın, ‘hem müzik, hem de konuşma yolunda atılan ilk adımlar’ sayılması gerektiğinde anlaşmaktadırlar –Koestler, Arthur; The Act of Creation, Arkana Penguin Books, London, 1964, s.492.”; ► “Türklerle ilgili olarak kabul edilebilecek tek tanım dilbilimsel olandır. Türk, Türkçe konuşandır. Başka bir tanım, son derece yetersiz kalır. .. Bu ölçüt asla etnik değildir –Roux, J.-P., Türklerin Tarihi, çev. A. Kazancıgil & L. A. Özcan, Kabalcı, İstanbul 2007, s. 28-30”; ► “Türklük ırksal ve kansal değil, bir kültürel özelliktir. Çağımızda bizi bu kültür kimliğine bağlayan tek şey dil ve o dille üretilen düşünce ve sanattır –Prof. Dr. Doğan Kuban, “Ben neden Türk’üm”, Aydınlık, 9.12.2013.”; eng. turkish adj.; of or relating to Turks or their manners, or cultures, or products peculiar to all flesh & blood root races, other than the ot.ür.ük (plantae) species created on earth; See öt.ür.ük.iç-çe ~ ötürükçe
et.ür.ük :
il.ügi *
et.ür.ük : is.okh.at * ok & at sakıpı (sahibi) et.ür.ük türü ırk; ok sakıpı (oklu, akıllı), sakha (saka+(a+(kı+)l+lı), sakınçlı erk+ok er, asker kişiler; bu tamğhu’lara göre bu boydan ayrılmış oldukları anlaşılan türk (tu’kie), etrüsk (etruschi), iskit (skhilti ~ scyth), sakha & okat ~ akat (akkad) oymakları; ► “Leibniz, titiz karşılaştırmalar yapabilmek için on yılı aşkın bir sürede gerçekleştirdiği dilsel malzeme toplama çalışmasında, Yafet soyundan gelen bütün diller grubunun kökeninde Germenlerle Gallerin ortaklaşa kullandıkları bir Kelt dili’nin bulunduğu ve “bu dilin, Karadeniz’den yola çıkmış, Tuna ile Vistül Nehirleri’ni geçmiş ve bir bölümü Yunanistan’a gitmiş, bir bölümü ise Almanya ile Galler’i doldurmuş İskitlerin soyundan gelen, bütün halklarda ortak bir kökenden kaynaklandığı” kanısına varmıştı (Nouveaux essais III, 2) –Eco, Umberto, Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı, çev. Kemal Atakay, Literatür Yay., İst. 2004, s. 85”. ► “Avrupalılar, Attilâ zamanında Hunlara İskit diyordu. Muhtemelen Hunlar da kendilerine Saka diyorlardı. .... Bizans elçisi Zemarkhos Batı Göktürk İmparatorluğu’ndan döndükten sonra şu raporu vermiştir (İS. 568): Bugün Türk adını verdiğimiz millete eskiden İskit denirdi. –Ayda, Adile, Türklerin İlk Ataları, Ayyıldız Matb., Ank. 1987; s. 50 & 31”; ► “Roma, Etrüskleri nasıl hakimiyetine aldı? Ne zaman ki Etrüskler, her şeylerini Romanın {sahiblenmesine} atalet içinde göz yumdular ve özellikle kendi dillerini ihmal edip Latinceyi ön plana koydular, o zaman gerçekten Romalılaşarak, tarihten silindiler. –Prof. Dr. Elif Tül Tulunay, ‘Etrüskler’; Bilim ve Ütopya, Aralık 2005, sayı 138, s.15”; ► “Son kalıtım analizlerine göre Etrüsklerin Anadolu’dan Avrupa’ya yayıldıkları ortaya çıktı. Avrupa İnsan Genetiği Birliği’nin açıklamasına göre sonuç, Toscana bölgesinde, Avrupa’nın diğer bölgelerinde, Türkiye ve Yakındoğu’da gerçekleştirilen genetik karşılaştırmalarla elde edilmiş. Bilim insanları genetik testle, Etrüsklerin Anadolu kökenli olduğunu gösteren çok sağlam kanıtların elde edildiğini söylüyorlar. Turin Üniversitesi’nden Alberto Piazza, böylece kültürleri yaklaşık olarak 3000 yıl önce günümüz Toskana’da yeşeren Etrüsklerin kökenleri üzerine yaşanan tartışmalara da son vermiş oldu. Etrüsklerin kökenleri hakkında çeşitli teoriler vardı. Birincisi İtalya’ya Anadolu’dan, ikincisiyse Kuzey Avrupa’dan geldiklerine dayanıyordu. Diğer bir teoriye göreyse yerel halktan gelişmişlerdi. Piazza ve Toskana’daki Murlo, Volterra ve Casentino bölgelerinde yaşayan erkeklerden kalıtım örnekleri aldıktan sonra bunları Türk, Güney İtalyan, Avrupalı ve Yakındoğulu erkeklerin kalıtım örnekleriyle karşılaştırmış. Böylece Murlo ve Volterra’da yaşayan erkeklerin diğer İtalyan örneklerinden çok doğudaki komşularına benzedikleri görülmüş. Murlo’da ise sadece Türkiye’deki insanlarla karşılaştırılabilen özel bir gen varyantı bulunmakta. Benzer sonuçlar kadınların kalıtım analizleri ve eski dönemlere ait sığır ırklarının incelenmesiyle de elde edilmişti. Yunanlı tarihçi Herodot, Etrüsklerin Batı Anadolu’daki Lidya bölgesinde yaşadıklarını ve açlık yüzünden göç ettiklerinden söz ediyordu. Piazza’nın araştırması böylece Herodot’un haklı olduğunu gösterdi. –Cumhuriyet Bilim Teknoloji; “Heredot Haklı Çıktı: Etrüskler, Anadolu Kökenli”; sayı: 1059, sayfa: 5; 6 Temmuz 2007”; ► Etrüskler’in, kendilerine verdiği ad da “Etrüsk” değil, “Rasena” dır ve kurttan türeyiş kültleri vardır. Ünlü Remus ve Remulus efsanesi Roma’ya değil, Rasena’ya aittir. Roma kentini İ.Ö. 753 yılında kuran, gene Rasena’dır ve kentin asıl adı “URBS” tur. Romanın devlet, hukuk, mimari ve bütün bilim, kültür, sanat alanlarındaki kaynağı Rasena’dır ve İtalyanlar’ın kendi yaptığı belgesellerde bile bu böyle anlatılır. Rasena yazıtlarını ilk okuyan kişi olan Prof. Dr. Sayın Kazım Mirşan, Rasena’nın bir Türk devleti olduğunu ortaya koymuştur. –Mahir Öztürk; 16 Temmuz 2010 (UTC); tr.wikipedia.org/ wiki/Tartışma-Türkiye; Bkz: is.okh.at ~ iskit; ür.ük; [ Leibniz & Kelt-İskit Varsayımı ]
etürük : ötürük : kon.(ver : ses).uçum : eri
* et türü ötürük (türük ~Türk)
ırklarının kon(up) uçarak ötmek; ses vermek, konuşmak yetisine
sakıp dil üyeleri;
et.ür.ük / öt.ür.ük :
(ış.(ot.or)).oğh.(uz.am)+an : id.eb.er+en...
*
ez-zümer * T.G. Koran’da 39. sure; M.M. Pickthall çevirisinde arabça bakımından “tuhaf” bir sözcük olarak nitelendirilen; 71. & 73. (ış.am.(y))ay : öt.öğh-ğhü (ayet)lerde eyitilen “ez-zümer” sözcüğünün “birlikler” ya da “bölükler” anlamına geldiği belirtilir. Dilimize yapılan çevirilerde “bölük bölük” biçiminde geçen bu sözcüğün, Gök*köG Bitşik imleriyle çözümlendiğinde “tomar / tomur / tamar (damar)” anlamlarını taşıdığı anlaşılır; bunlar ayötüğülerde G(ök).uç.am.okh.ng+ öte (cennete) ya da (kö)G.iç.er.at.ng+öme (cehenneme) ne durumda gidileceğini anlatan t > d > z+m+r sözcüğünün daha geniş kapsamlı karşılıklarıdır; ar. zümre; batn, batinî ~ nebat+î; Bkz: iç.gin ya da iç.cin. eucaristv * gr. eu’kharisto (efharisto, teşekkür ötmek ~ etmek) < tr. ökh.ör : iş.ötü @ öt.üş / et.iş : ökh.ör imlerinden gök : eren > G(r(φ)e)K yazısına dönüşmeyle; iş gören bakar ökör işiti & ökör / köle ötüşü; sürülerin şakır şukur ötüşerek kon.(ver-ses).uç’ması, konuşup ses vermesi > ar. şuk’r+an (şeker+ler / tatlı+lar), mu+t(eş+şek)kir; it. grazie ~ eng. graze, to feed on fresh growing grasses and green herbage; informal. to eat a variety of appetizers as a full meal / to eat snacks throughout the day in place of full meals; eur. merci; thanks; danke; “hâlâ ış.okh.or : öt’meyecek misiniz? –TG. Koran, 36 : 70-72”; Rab’bin sorusuna kulların yanıtı şöyle olmalı: “ış.okh.or : öt.ces & et.ces @ sec.te ~ secde –DT.”; Bkz: ış.okh.or : öt.mek; [ Doğan Türker ile Söyleşi ]
2 8 |