eb.er.am.iç-çe * “Eber’in çocuklarının miras aldıkları dil”; ibranîce ~ hebran / hebrew; hebr. eber ~ habiru; oğh.uz.er.at.a(m) : eb.er.oğh.(uz).am > Hazret-i İbra(hi)m’e ~ Abra(ha)m’a bağlanan aramî / arabî dilleri; bunlar arasındaki akrabalık.

eb.er : eb.er.ng © 1991 doğan türker                                

eb-be+er ~ eb.er * 1. tek başına işlevsiz yarım ebe y(ay).ıl(&)a+an işlevsiz yarım er yan yana gelip, kınalı eli-ele verip, ebe+er’leşince (birleşince), sonsuz sayıların, kuşakların, nesnelerin başlangıcı sayılan bir tam sayı kavramı ile birlik & birebir, bir+im ~ ver+im, evermek, ttr., ttr… bir dizi türevlerin oluşmasına yol açmıştır > şerik, ortak anlamında farsça olduğu ileri sürülen behre-ber (beraber) sözcüğü gibi; erken tr. ebe+er : ile ~ birle * “bile, ile, beraber –DLT. I, 49-5 ...; II, 3-16 ...; III, 32-17 ... ”; 2. eb.er : (oğh).uz & eb.er : a(m) > r ~l dönüşümüyle > lat. bell.us ~ it. bello & bella, güzel er (oğhus) & güzel ebe er ((mama) can); gr muthos. zewV & Hera, zeus & hera; 3. okh.y(ay).at : y(ay).er.at.işi > er birle dişinin yatıp oku yay ıl(&)an atarak yatakta {okh.yay.at > ar. hayat} yaratış işi; Bkz: ob.y(ay).or.am; oğh.uz.er.at.a(m); oğh.uz.er

eb.er : eb.er : ot.or.ış * 1. bir ebe er yı(&)la+an bir ebe er(in), ebe ~ eve (Havva, Eve) er(ler)in heb beraber bır-bır (vır-vır) ederek bir bir oturuş, duruş işl(eyl)emi; sakh((a) +(k)ıl)lı : barb+er > sakalı sık kıllı saklı akıllı et.ür.ük : is.okh.at (Türk Etrüsk / İskit / Sakha)’ların eb.er : eb+er ~ barb+er eli yile barbar’lıktan arınması, cıvıl cıvıl kon.(ver-ses).uç : or.ok cıbıl (çıplak) / cibil ~ civil (civilize+d) & sivil+ce[li] sivil olması; “berber traşı”; 2. berber * Akdeniz kıyısı ile Kuzey Afrika çöllerinde yaşayan, aramî ~ arabî olmayan ve et.ür.ük : oğh.uz (türkuğaz) tenleriyle Atla(nti)s kökenli oldukları var sayılan  boylar; eur. barbary; 3. (ot.or).ış : eb.er > b ~ f ~ v dönüşümüyle eng. sceafan ~ shave+(e)r; (eyl).am+ ot.or.ış > ar. mu’tarraş (traş ol(m)uşu(m)); “saçları ve sakalları ve bıyıkların mikrasla kırkup çar darp bir mutarraş, çullaki-apdal kıyafet idüp nice hastaları bu vech üzre tehlikeden halâs iderdim. –Evliya Çelebi”; Bkz: k(ö/ü)l : tigin

ebe+er : eb.er.öt.üş ~ eber : eberötüş * 1. bir ebe yı(&)la+an erin beraber iber britiş bır-bır (obor brutus vır-vır) ötüşü, “bir berber bir berbere bre berber gel beraber bir berber ebi eberelim id.(üng) : y(ay).öt.üm.iş”; gr. barbaroi, anlaşılmaz biçimde kon-uç’arak, şasılası sesler çıkaran yabancılar; eng. barbar+ian / +ous;  2. eng. British; “she sells sea shells on the sea shore”; y(ay).ol : okh.uç.oğh.uz.er ( Iulius ~ Yulius Çaesar)’ın İngiltere’den getirdiği iç oğlanı; “Et tu, Brut+(oğh)+us?” > british / brutus ~ brute, brutal; brittania ~ britain / briton < fr.~ lat. bretagne ~ breton+ne; Bkz: [ Improving English ]; et.ür.ük / öt.ür.ük

eb.er : eb.er.ng : id.ik-ki : ol.or * {id : ik-ki, ikisi} bir : biring : dik : olur, sescil evrede ikinci r ünsüzünün yutulmasıyla  bir : b(ir)iñ : dik : olur, “ebe yi&len er beraber dikilir bir olur; iki ebe er (gebe ebe ya da bır bır berber) beraber birbirine dik olur”,  günümüzdeki “iki can.ebe+er : oğh.uz (can veren ebe er / cana+var canbaz oğuz) bir ipte oynamaz” deyişi de bu köklü terimden bozunmuş- tur; ayrıca ünsüz b ~ p dönüşümüyle > etrüsk ~ lat. per·pen·dic·u·lar * adj.1. math. intersecting at or forming right angles; 2. a perpendicular position; mid. eng. perpendiculer < old fr. < lat. perpendiculäris < perpendiculum, plumb line, from perpendere, to weigh carefully: per+pendere, to weigh (AHD); bu  sözcük öt.im : eb.il.iğh-ğhi’sinin, latince ~ fransızca ~ ingilizce süreçler sonunda “titiz tartmak & çekül ölçüm ipi” ile açıklanması hoş bir girişim olmakla birlikte, bizim özgün köken savımızı & çözümleme yöntemimizi çürütecek nitelikte değildir –DT; Bkz: bir.ik-k.üç; y(ay).oğh

ebe : er.gin  ~ ebergin * “eve ergin {evlenme çağına eren} & bebe vergin {verici} bir ebe er can” literally means “a young female {at age of marriage} fit to bear a baby-person”; gr. parthenos, ergin ebe / genç dişi; 1. ob.(y(ay). er. gin ~ ob.ergin, mature (produce / crop / person) of  fertile plain > aubergin; as awareness / consciousness of this miraculous act developed first among the mature  mother queens of the drove, the words bee & eve (Æve ~ Eve+lyn, Bergen, Belgin; bee-hive; to behave, behavior, etc., etc...); as well as virgo ~ virgin and aubergin > erg ~ egg+plant was encoded biologically into some languages of this world; mid. eng. brinjoe, probably from brin(g[er of] joy; “virgina virginalis (Carmina Burana)–C. Orff”2. ebe yi(&)len er : gin ~ belirgin * eve ergin {evlenme çağına eren} & bebe vergin {verici} bir ebe ile bel vergin {döl verici} er can’ın el verip, birbiriyle yaptığı birleşim işleminin niteliği; açıkça görülen, göze çarpan, besbelli olan; “elini, belini, dilini tutasın –Hacı Bektaş Veli”; ar. sarih, bâriz; fr. évident(e), manifest; eng. evident, clear; distinct; ger. deutlich; Bkz: [ ebe : er+gin ]; Gök*köG : ob.(oğh.uz : am.(y(ay)).eb.er : gin; uç.am; (oğh)-ğhu. (e)b(e).er+gin

eb.er : oğh-ğhu * ebe erin ereği, duvak & yüz görümlüğü > vergi; beberuhî; ar. bakh’ ş+iş; Bkz: id.oğh-ğhu.a(m) : ob.akh.(ış.(ım) : işi)

eb.er : ob.oğh-ğhu.am ~ eb.er : ob.oğh.a(--) * aeropea ~ europea & iberia; Bkz: [ is.okh.at ~ iskit, ek yorum ]; am : ma im-mi’nin el : le im-mi’ne dönüşümüyle okh-khu.y(ay) : id.am : eb.er : oğh-ğhu * ok-yay / er-dişi / oku-yaz-işitim, ebe ereği ev erkeği adama okay everiği (olgunlaştırıcı & onay verici) mübarek kut oku damı > gr. άκαδημία, academia; akademi > heidel+berg; berg /+e; berg+ama > pergamum; gr. eurwph, europi; sans. brahma /+n; Bkz: ob.or : oğh-ğhu

eb.er.oğh.(uz).am * o ulu uzam / uzam+an’ın birikimi ebe & er verimi oğhuz canlar; hebr. eber ~ habiru çocukları-nın atası yalavaç Abra(ha)m; ar. İbra(hi)m; sans. Brahma  & Brahma+n, hindu tanrısı & hindu toplumundaki en üst sınıf; Bkz: oğh.uz.er.at.a(m).

eb.er.oğh.(uz).am : ış.ot.or.okh-khu * Açıklama düzenleniyor

eb.er+on : oğh.uz * Açıklama düzenleniyor; Bkz: [ Tongeren ]

eb.il.ig

eb.il.ige * bilig bilici kişi, kut ebelik biligi ilicisi / elçisi; bil+gen ~ bilgin; bilge can; yukarıdaki bengütaş üzerinde  görülen eb.il tamğhu’larının fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemini doğrulayacak biçimde aram ~ arab yazısına aktarılması sonucu > ar. ilm, ulûm & âlim, ulemâ; allâm+e; eb.il.ige tamğhu’larının eg.il.ibe olarak tersten aktarımı sonucu > 1. ar. galib / +iyyet & gal+ebe, üstün / +lük & üstün gelme; gr. ekklisia, ekklisia; fr. église, kilise, bilgilenme yeri; 2. ar. seyyid, ulu kişi; lat. sapere, bilgi sakıpı olmak ~ sapius, bilgili; gr. sofoV, sophos & sofia, sophia, bilge & bilgelik; fr ~ eng. sage, bilgili, bilge; usa uygun, usçul; fr. sage-femme, ebe kadın; “eb.il.ige otu.yan.ıkh.okh : eb.in.öz.üm : ot.ob.oğh.aç.il.nge : khu+il.nd. im : et.ür.ük.ob.od. un : ot.ob.oğh.aç. ka : ök.ör.er.er.ti –Bilge Otuyanıkok yazıtı”; “Bilgeliğe gönül verenler araştırmalı pek çok şeyi / Those who love wisdom must investigate many things –Herakleitos”; Bkz: otu.yanık.ok; [ Otuyanıkok ]; eng. sage tonyukuk, comment; öt.im : eb.il.iğh-ğhi

eb.il.ig.(sz).ng : ökör.eri * 1. biligin, bilginin körü / bilgisizliğin kölesi (sürü+l)er > eng. ignorant; mid. eng. ignoraunt < old fr. ignorant < lat. ign½r³ns, ign½rant-, pr. part. ign+½r+³re, ignorant, without knowledge; 2. ebe : ökör.eri ~ bekâr er * bakar okurluğu olmayan; bilgisiz bakar kör kişi; evlenmemiş / eşinden uzak; el değmemiş; kızlığı bozulmamış / özgün olanlar; Bkz: am : eb.il.iğh-ğhi; bakar ökör; ış.oğh.or.sz; [ okursal ]

el.iş.(ör.et).im.iz * el işi üretimi ö(ğ)rettiğimiz iş imlerimiz is.im.(ler).im.iz’in el : iç-çi (elişi) izleri, işaretleri; eng. sign language;  “Have they not seen how We have created for them of Our handiwork the cattle. –TGK (yâ sîn) 36 : 70”; fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemimiz uyarınca dönerek okumayla açılan anlamına göre bu el işi öğreti işaretleri ile sağlanan uğu(r)lu ses & söz yetisinin gelişimi, “kendi el.(iş.(ör.öt)). im.iz yile sizin için yarattığımız s-s : oğh.oru...”; el : (y(ay) ıl(&)a+an : ör.öt / ür.et.iş. nda @ nda.iş.et.ür : (y(ay) ıl(&)a+an : el > eur. industr+y / +ia / +ial+en / +elle; ar. sına’a ~ sanayi; bu sözün öt.ür.ük.iç-çe : öt.il.im.iz’de karşılığı “yokmuş” imiş!..

el.nda
NGM
     
DT (2011)

el.nda / il.nda * or.okh-khu.ng (orkhun ~ runikh ~ khoran) yazısında e / i / ö / ü ön ünlüleriyle Y (ince L) im-mi’nin birlikte kullanılması sonucu el; tr. elig / eliğ (DLT, I, 72-14; II, 35-10) & él ~ il, il, ülke, devlet (DLT, I, 48-25; II, 10-14), “el+(iğh) ilen al olan il –DT”; 1. el / il * el içinde kut oğh im-mi issi (kutlu oğh ~ O tamğhu sakıpı kimi) kişiler, tr. o, (eril & dişil & cansız 3. tekil); el oğlu & el kızı & el-âlem > it. lui, egli, ella, lei; fr. il, elle, lui; “seni ben ellerin olsun diye mi sevdim?–Gonca Gül / Bâki Duyarlar”; eng. he & s+he; sonek ilen el+çi, il+khan * yer, ülke aracısı / yetkilisi & egemeni; bu kavrama koşutluk > eng. hand / land, such as “in the hand of.. / in the land of..”; hand & land holding; [the word land is supposed to be from Germanic, or from Celtic landā (AHD)]; 2. (oğh).el ~ (oğh).il * o {bura} gel @ el.oğh ~ il.oğh > gr. ela, éla (gel); ibr. ēl, tanrı / ēlõh,  tanrıça > ar. ilâh / +e; oğh.al & oğh.aç > ora((n)da) gal ~ kal / gaç ~ kaç & aç; uygurca Oğuz Bitiki’ndeki Khalaç oymak adı (DLT, III, 415-12); oğh.ış * kış / koş gibi eylemler yapan el : iç.nde; yukarıdaki fotograflarda & kendi oğh.uç / oğh.iç (ağuç; avuç ~ avut < adhut –DLT I, 50-6) içinde görülen oğh  im-mi’ne dikkat ediniz; el. / il. iğh-ğhi ~ ilik * el ile (iğne & ipliğe) yapılan el+ek ~ il+ek; el+eş ~ iliş gibi eklemeler > eng. lock, to fasten with a hook & eye; buttonhole; anat. marrow, ilik; Bkz: us.oğh.uç : il.nda; y(ay).er / el.gen; y(ay).oğh.uz.uç : il.nda; al : el.iç-çe; aç : el.ng / il.ng : gir; ap.ış.nç : y(ay).eri

endüstri * lat. industria ~ eur. industr+ie / y; industr+ious, çalışkan+lık; er & dişi / okuma & yazma / ok & yay üretmek alanlarında gösterilen çabaların toplam niteliği;  Bkz: okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta

erekinge uçar(okh) konar * er ekecek ereğine uçarak konup, am açarak amaçını yerine getiren çalık çarık (çelik uçlu) ok “Oğuz zamanında bir yiğit ki evlense ok atardı, oku nereye düşse orada gerdek dikerdi –Ergin, Prof. Dr. Muharrem, Dede Korkut Kitabı I, TDK 169, Ankara 1989, s. 29 In the days of the Oghuz the rule was that when a young man married he would shoot an arrow and wherever the arrow fell he would set up his marriage-tent –The Book of Dede Korkut; trans. by G. Lewis, Penguin Classics, p. 68”; Bkz: is.ap. er.am.at : (oğh).uz+on; okh-khu.y(ay) : id.am : eb.er.oğh-ğhu

erk.okh ~ erkek # ürkek* Açıklama düzenleniyor

er.ob. y(ay)).er+er ~ el.ob.er+el * Bkz: khan : kıran.er

er.oğh.uz * Bkz. (am).er.(okh) : oğh.uz

er.okh * Açıklama düzenleniyor

et.(okh).uz: (oğh).ıt > tez+ı(t) ~ tazı * eti koklayıp ok gibi tez uzağa giden ıt ~ it; tez (git) iti ~ tazı; Bkz: how? how!

et.ür.ük  © 1991 doğan türker              

et.ür.ük ~ türük * 1. Türk; et ürükleri ~ ırkları; yer topu üzerinde fotosentezci ob.ot+an : (ür).ük (botanik) yaşam biçimleri ya da eş anlamda ot.ür.ük (ekimsel / bitkisel) türlerin dışında hücresel et, kan, kemik, ttr., ttr.  ile yaratılmış olan kök ırkların  ve kolların neredeyse tümü; Gök*köG Bitşik : Ana Dil(im.iz)’in et.ür.ük heceleri, bir zamanlar bu terimin kullanıldığı ve tam olarak anlattığı üzere kuş, sürüngen & memeli türlerini içeren bütün etli & kanlı yaratıklardan çok günümüzde yeryüzündeki belli bir ulusun üyelerini nitelendiren türk sözcüğüne indirgenmiş bulunmaktadır; “Türk kavramının, dünyada yeniden şekillenmesinde oluşum süreci devam etmektedir. Türk kavramının, tarihin derinliklerinden beri var olup belirli bir oluşuma tanıklık ettiği bilindiğinden, bu kavramın etkili bir genişliğe ve büyüklüğe ulaşmasına engel olunmaya çalışılmaktadır —Baykara, Prof. Dr. Tuncer, Türk, Türklük ve Türkler, IQ Kültür Sanat Yay., İstanbul 2006, s. 264”; Bkz: ür.ük; [ et.ür.ük : oğh.uz ]; For an etymological commentary, see [ etürük : ötürük ] with pictures; 2. gerisine okumayla et.ür.ük @ ük.ür.et : [er] > creatio; create, creat+ure; ayrıca kürt > eng. kurd, kendilerine tr. okh.or : mang.çı > khırmanç diyen kırsal ve göçer halkların bir üyesi; okh.or : mang.çı * 1. göçer khara okhor (kara sürülerin) çobanları; 2. khara ormang (kara orman) yerleşimcileri, eşanl. ağaçerler / tahtacılar; khurmanç ~ karmanç / kara-manço boy (aşiret) adları benzer biçimde 14. yüzyılda Anadolu’daki önemli güçlerden ikisini kurmuş olan kara-koyunlu ya da karamañlı (kara göçer halk) beyliklerine verilen adlar gibidir; Bkz: tr. deyim. “karman çorman”; Günümüzde Kürtler,  nen : y(ay).sz : okh (ne yazık) kim, Batılı emperyalist güçlerin oyunlarıyla kışkırtılarak kendi has köklerini yok saymaya; “âri ırk” gibi bilim dışı uydurma kökenlere inanmaya ve Sümer öncesi ob.y(ay).can (değirmi yaylı obalı canlar) > Obeid’lerden bu yana 7-8 bin yıldır birlikte yaşadıkları Orta Doğu’da kanlı bir kardeş kavgasına sürüklenmekte olduklarının ayrımında değildirler; 3. Bkz: et.ür.ük ~ türük # sz.et.ür.ük ~ züttürük.

et.ür.ük.iç-çe ~ etürükçe * türkçü, et türü ırklar; yer yüzünde ot.ür.ük türü dışında etten (ve kas, kemik, kan, damar gibi tatara titiriden) yaratı olmuş tüm tür(k)ök türlerin edimleri & davranışları;“Koehler, Lorenz, Craig ve Thorpe gibi davranış bilimcilerin hepsi, kuş ötüşünün ilerlemiş biçimlerindeki ses arılığının, ‘yaratıcılığın’  ve doğaçlamanın, ‘hem müzik, hem de konuşma yolunda atılan ilk adımlar’ sayılması gerektiğinde anlaşmaktadırlar –Koestler, Arthur; The Act of Creation, Arkana Penguin Books, London, 1964, s.492.”; “Türklerle ilgili olarak kabul edilebilecek tek tanım dilbilimsel olandır. Türk, Türkçe konuşandır. Başka bir tanım, son derece yetersiz kalır. .. Bu ölçüt asla etnik değildir –Roux, J.-P., Türklerin Tarihi, çev. A. Kazancıgil & L. A. Özcan, Kabalcı, İstanbul 2007, s. 28-30”; ► “Türklük ırksal ve kansal değil, bir kültürel özelliktir. Çağımızda bizi bu kültür kimliğine bağlayan tek şey dil ve o dille üretilen düşünce ve sanattır –Prof. Dr. Doğan Kuban, “Ben neden Türk’üm”, Aydınlık, 9.12.2013.”; eng. turkish adj.; of or relating to Turks or their manners, or cultures, or products peculiar to all flesh & blood root races, other than the ot.ür.ük (plantae) species created on earth; See öt.ür.ük.iç-çe ~ ötürükçe

et.ür.ük : is.okh.at * ok & at sakıpı (sahibi) et.ür.ük türü ırk; ok sakıpı (oklu, akıllı), sakha (saka+(a+(kı+)l+lı), sakınçlı erk+ok er, asker kişiler; bu tamğhu’lara göre bu boydan ayrılmış oldukları anlaşılan türk (tu’kie), etrüsk (etruschi), iskit (skhilti ~ scyth), sakha & okat ~ akat (akkad) oymakları; ► “Leibniz, titiz karşılaştırmalar yapabilmek için on yılı aşkın bir sürede gerçekleştirdiği dilsel malzeme toplama çalışmasında, Yafet soyundan gelen bütün diller grubunun kökeninde Germenlerle Gallerin ortaklaşa kullandıkları bir Kelt dili’nin bulunduğu ve “bu dilin, Karadeniz’den yola çıkmış, Tuna ile Vistül Nehirleri’ni geçmiş ve bir bölümü Yunanistan’a gitmiş, bir bölümü ise Almanya ile Galler’i doldurmuş İskitlerin soyundan gelen, bütün halklarda ortak bir kökenden kaynaklandığı” kanısına varmıştı (Nouveaux essais III, 2) –Eco, Umberto, Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı, çev. Kemal Atakay, Literatür Yay., İst. 2004, s. 85”. “Avrupalılar, Attilâ zamanında Hunlara İskit diyordu. Muhtemelen Hunlar da kendilerine Saka diyorlardı. .... Bizans elçisi Zemarkhos Batı Göktürk İmparatorluğu’ndan döndükten sonra şu raporu vermiştir (İS. 568): Bugün Türk adını verdiğimiz millete eskiden İskit denirdi. –Ayda, Adile, Türklerin İlk Ataları, Ayyıldız Matb., Ank. 1987; s. 50 & 31”; “Roma, Etrüskleri nasıl hakimiyetine aldı? Ne zaman ki Etrüskler, her şeylerini Romanın {sahiblenmesine} atalet içinde göz yumdular ve özellikle kendi dillerini ihmal edip Latinceyi ön plana koydular, o zaman gerçekten Romalılaşarak, tarihten silindiler. –Prof. Dr. Elif Tül Tulunay, ‘Etrüskler’; Bilim ve Ütopya, Aralık 2005, sayı 138, s.15”; “Son kalıtım analizlerine göre Etrüsklerin Anadolu’dan Avrupa’ya yayıldıkları ortaya çıktı. Avrupa İnsan Genetiği Birliği’nin açıklamasına göre sonuç, Toscana bölgesinde, Avrupa’nın diğer bölgelerinde, Türkiye ve Yakındoğu’da gerçekleştirilen genetik karşılaştırmalarla elde edilmiş. Bilim insanları genetik testle, Etrüsklerin Anadolu kökenli olduğunu gösteren çok sağlam kanıtların elde edildiğini söylüyorlar. Turin Üniversitesi’nden Alberto Piazza, böylece kültürleri yaklaşık olarak 3000 yıl önce günümüz Toskana’da yeşeren Etrüsklerin kökenleri üzerine yaşanan tartışmalara da son vermiş oldu. Etrüsklerin kökenleri hakkında çeşitli teoriler vardı. Birincisi İtalya’ya Anadolu’dan, ikincisiyse Kuzey Avrupa’dan geldiklerine dayanıyordu. Diğer bir teoriye göreyse yerel halktan gelişmişlerdi. Piazza ve Toskana’daki Murlo, Volterra ve Casentino bölgelerinde yaşayan erkeklerden kalıtım örnekleri aldıktan sonra bunları Türk, Güney İtalyan, Avrupalı ve Yakındoğulu erkeklerin kalıtım örnekleriyle karşılaştırmış. Böylece Murlo ve Volterra’da yaşayan erkeklerin diğer İtalyan örneklerinden çok doğudaki komşularına benzedikleri görülmüş. Murlo’da ise sadece Türkiye’deki insanlarla karşılaştırılabilen özel bir gen varyantı bulunmakta. Benzer sonuçlar kadınların kalıtım analizleri ve eski dönemlere ait sığır ırklarının incelenmesiyle de elde edilmişti. Yunanlı tarihçi Herodot, Etrüsklerin Batı Anadolu’daki Lidya bölgesinde yaşadıklarını ve açlık yüzünden göç ettiklerinden söz ediyordu. Piazza’nın araştırması böylece Herodot’un haklı olduğunu gösterdi. –Cumhuriyet Bilim Teknoloji; “Heredot Haklı Çıktı: Etrüskler, Anadolu Kökenli”; sayı: 1059, sayfa: 5; 6 Temmuz 2007”;Etrüskler’in, kendilerine verdiği ad da “Etrüsk” değil, “Rasena” dır ve kurttan türeyiş kültleri vardır. Ünlü Remus ve Remulus efsanesi Roma’ya değil, Rasena’ya aittir. Roma kentini İ.Ö. 753 yılında kuran, gene Rasena’dır ve kentin asıl adı “URBS” tur. Romanın devlet, hukuk, mimari ve bütün bilim, kültür, sanat alanlarındaki kaynağı Rasena’dır ve İtalyanlar’ın kendi yaptığı belgesellerde bile bu böyle anlatılır. Rasena yazıtlarını ilk okuyan kişi olan Prof Dr Sayın Kazım Mirşan, Rasena’nın bir Türk devleti olduğunu ortaya koymuştur. –Mahir Öztürk; 16 Temmuz 2010 (UTC); tr.wikipedia.org/ wiki/Tartışma-Türkiye; Bkz: is.okh.at ~ iskit; ür.ük; [ Leibniz & Kelt-İskit Varsayımı ]

etürük : ötürük : kon.(ver : ses).uçum : eri * et türü ötürük (türük ~Türk) ırklarının kon(up) uçarak ötmek; ses vermek, konuşmak yetisine sakıp dil üyeleri; members of the chirping, warbling & chanting flesh & blood races (türük ~ türk) with innate capability of communication by vocalizing their impressions & expressions during flying and alighting; kon.(ver : ses).uç > perch (emit sound) fly ~ tr. konuş, speak, talk !..; latin ~ eur. conversarë ~ converser; converse / conver+s+ation; to engage in a spoken exchange of thoughts, ideas, or feelings; See: öt.ür.ük.iç-çe ~ ötürükçe

et.ür.ük / öt.ür.ük : (ış.(ot.or)).oğh.(uz.am)+an : id.eb.er+en... * This designation, which is part of a substantive written in Turkish Orkhun stamp-glyphs, must be read out repeatedly in a revolving manner. It can be translated very roughly into today’s English as “Turquoise skinned sky (sk(inn)y) gods of star light from Taurus : space / time : giant midwife (inanna; isis; ishtar) / shogun fe+males (titans ~ amazons) from reddish (Al)debaran & Titan : flash-born / flesh-born : chirping races...”; See [ etürük : ötürük ] with pictures.

ez-zümer * T.G. Koran’da 39. sure; M.M. Pickthall çevirisinde arabça bakımından “tuhaf” bir sözcük olarak nitelendirilen; 71. & 73. (ış.am.(y))ay : öt.öğh-ğhü (ayet)lerde eyitilen “ez-zümer” sözcüğünün “birlikler” ya da “bölükler” anlamına geldiği belirtilir. Dilimize yapılan çevirilerde “bölük bölük” biçiminde geçen bu sözcüğün, Gök*köG Bitşik imleriyle çözümlendiğinde “tomar / tomur / tamar (damar)” anlamlarını taşıdığı anlaşılır; bunlar ayötüğülerde G(ök).uç.am.okh.ng+ öte (cennete) ya da (kö)G.iç.er.at.ng+öme (cehenneme) ne durumda gidileceğini anlatan t > d > z+m+r sözcüğünün daha geniş kapsamlı karşılıklarıdır; ar. zümre; batn, batinî ~ nebat+î; Bkz: iç.gin ya da iç.cin.

eucaristv * gr. eu’kharisto (efharisto, teşekkür ötmek ~ etmek) < tr. ökh.ör : iş.ötü @ öt.üş / et.iş : ökh.ör imlerinden gök : eren > G(r(φ)e)K yazısına dönüşmeyle; iş gören bakar ökör işiti & ökör / köle ötüşü; sürülerin şakır şukur ötüşerek kon.(ver-ses).uç’ması, konuşup ses vermesi > ar. şuk’r+an (şeker+ler / tatlı+lar), mu+t(eş+şek)kir; it. grazie ~ eng. graze, to feed on fresh growing grasses and green herbage; informal. to eat a variety of appetizers as a full meal / to eat snacks throughout the day in place of full meals; eur. merci; thanks; danke; “hâlâ ış.okh.or : öt’meyecek misiniz? –TG. Koran, 36 : 70-72”; Rab’bin sorusuna kulların yanıtı şöyle olmalı: “ış.okh.or : öt.ces & et.ces @ sec.te ~ secde –DT.”; Bkz: ış.okh.or : öt.mek; [ Doğan Türker ile Söyleşi ]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

27