et.ür.ük.ng : is.im.ög-gü (türk’ün simgesi)

11 & 12 Şubat 2001 tarihlerinde Akşam gazetesinde yayınlandığı zaman türlü akademik tartışmalara yol açan Türklerin Sembolü başlıklı haber üzerine gazetenin Genel Yayın Koordinatörüne ve TİKA Basın Danışmanına 14 Şubat 2001 günü ış.im.(id).il : öt.üş.üm (ışık hızında imlerle şimdi dil {konuşum} iletişimi, telefax) kanalıyla gönderdiğim yazının, daha ayrıntılı olan içeriği aşağıdadır.


Kültigin ya da Költigin anıtının doğu yüzündeki dağ keçisi damgası, bazan tüm Türk’lerin simgesi olarak yorumlanmıştır. Oysa, Kültigin / Költigin adı için benim ileri sürdüğüm biçime göre ökh.ül : öt.üğh.gin olarak  okunması gereken damgalar, taşıdıkları anlam  bakımından hem daha kapsamlı, hem de daha evrensel niteliklidir. Bu nedenle, 1995 yılından beri yazışmalarımda, sonra da bu ör.üm : eb-bi ış.ot.oğh-ğhu (websitesi) içinde kullandığım başlık tasarımı, Kültigin ile Phoenix’in daha önce hiç ayrımsanmamış olan kavramsal özdeşliğini vurgulamaktadır.

İndus Vadisi kazılarında bulunan bir mühür. İÖ ~ 2000. Bağdaş kuran incinsan, içlerinde yıldız bulunan y(ay) boynuz’larıyla Obuğa Oturan Boğa Tarkan Oğuz Han’ı ya da Altay Yaratılış Destanı’
na göre yer  yüzünün egemeni olan Mandı-Şire’yi betimler gibidir. British Museum.

u Orta Asyada bulunan Bengü Taş’ı bugünkü deyimle ölümsüzlük değil, sonsuzluk taşı biçiminde açıklamak daha doğru olacaktır: Aslı Türkçe am.(er).ng : oğh-ğhu olan mengü, ~i, m ~ b dönüşümü yile bengü, ~sözcüğü, günümüz dilinde sonu olmayan, sürgit; ebedî anlamını taşıdığından, kullanım alanında Arabça levh-i mahfuz, İngilizce eternal stone sözleriyle anlatılmak istenen kavramın tam karşılığıdır.

u Tarihin en eski Türk anıtı –niteliğinden de anlaşılacağı üzere– şimdilik bulunanların en eskisi olabilir, amma elbette bu ilk Türk anıtı demek değildir. İlk Türk anıt(lar)ı ise ya çoktan çakıl ve kuma dönüşmüş, ya da gök.y(ay).ol.ng : ot.oğh > Himalaya dağlarının ağırlığı altında erimiş olan(lar)dır. Yazılı tarih süreci içinde biline gelen Sümer Zi(g*g)urat (Gök*köG : Torus)’ları ile Mısır’daki Büyük Piramit (Khufu ~ Cheops), çok daha geç bir döneme ait (olması gereken) yapılardır; Bkz: Uygur Piramitleri.

u Türklerin asıl sembolünün, daha doğrusu is.im : öge (sahip olunan ana damga; im, isim, imge & simge)’sinin kurt mu, dağ keçisi mi olduğu tartışmasına gelince, et.ür.ük : öt.ür.ük’lerin (etten {kandan} üreyen, ötüşen {konuşan} ırkların) kendi kimliklerini saptamak için oluşturdukları bu ış.am+an’cıl (şamanist) etiketleri öne çıkarmanın bize bir yararı yoktur. Genellikle şimdilerde tanıdığımız {dişi} kurt kadar boğa, öküz, koç, dağ keçisi, ayı, fil, maymun, kartal, vb. vb. gibi her türlü yaratılış biçimi, yer yüzünün dört bir köşesine dağılan üç-, dokuz-, on- ve otuz-oğh.uz boyları’nın ana’ları, ata’ları ve öng : gin töz’leri sayılıp kutsanmışlardır.

u Türk boylarının, dolayısıyla yer yüzündeki tüm et.ür.ük : öt.ür.ük ırkların gerçekten asıl simgesinin ne olduğu ise, günümüze kalabilen Oğuz Destanı’nda açıklıkla belirtilmiştir:

üçe bölünmüş bir altın yay
<ıl(&)an> üç gümüş (boz) ok!
[*]

Bu simge oğh.uz : kh.n’ın öz damgasıdır: Destanın özgün biçimindeki ana erkil söylemde, evrensel yapılandırmayı canlandıran Gün, Ay, Yıldız ile Gök, Dağ, Deniz adındaki kızlarına, yani  ış.oğh+an : can (ışık han(ım); ışık tanrı(ça); shogun & gunjin)’ larına, onların da uyruk’larına verdiği kozmik buyruk ve bayrak budur. Gene, bu damga ile yaratılış–varoluş bayram’ları da eylemsel olarak kutlanır.

u Adının açılımını or.okh-khu.ng (orkhun ~ runikh ~ khor’an) imleriyle b.ğh.a : t.r.kh.n : ğh.z : kh.n olarak belirttiğimiz, yerine göre de değişik biçimlerde okunabilen, “obuğa / abağa oturan bağatur boğa tarkan oğhuz han”ın y(ay).okh : ış.oğh’lu görünümü, kendi adıyla anılan destanın başında şöyle betimlenmektedir:

Gömgök, gök mavisiydi, bu oğlanın yüz rengi,

Kıpkızıl ağıziyle, ateş gibiydi benzi.

Al al idi gözleri, saçları da kapkara

Perilerden de güzel, kaşları var ne kara!

Öküz ayağı gibi, idi sanki ayağı,

Kurdun bileği gibi, idi sanki bileği!

Benzer idi omuzu, tıpkı samurunkine,

Göğsü de yakın idi, koca ayınınkine!

Bir insan idi, fakat, tüylerle dolu idi,

Vücudunun her yeri, kıllarla dolu idi!..

Merhum Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’in Türk Mitolojisi, I. cilt, sayfa 115’te yer alan bu çarpıcı  parçadan sonra, sayfa 138’de verilen bilgiye göre, “Uygur harfleri ile yazılmış olan bu destanın başında yaban öküzüne benzer bir resim görülmektedir”; Bkz: Oğuz Destanı

u Bu konu üzerinde süregelen katı ve kısır yorumların dışında, daha çağdaş ve işlek yaklaşımların neler olabileceğini merak eden okurlar için, Milli Kütüphane’de 1991-110 sıra no.da kayıtlı bulunan Gök*köG Bitşik : Evrensel Yaratılış - Varoluş Düşünbilimi adlı henüz yayınlanmamış olan özgün çalışmama bir göz atılmasını önermekten kıvanç duyarım.

    

[*] “Selçuklu sultanları, göğüslerinde bir yay ve üç ok’ la dolaşırdı. Bu üç ok, onlara, ataları Hunlardan kalan simgeydi –Yüksek, Özcan, Hakikatçi, Doğan Kitap, İst. 2008, s. 202” .

 

Oğuz Han destanında kozmik nitelikli buyruk & bayrak olarak yer alan üçe bölünmüş bir altın
yay <ıl(&)an> üç gümüş (boz) ok
kavramının görsel simgesi yukarıda görülen biçimde tasarlana-bilir. Çok ilginçtir amma yay & okların yöneldiği üç yıldız, ap.okh.cin : okh.am.y(ay).eri & ış.ot.or : oğh.uz (Avcı / Orion Kemeri & Sopde / Sothis / Şira ~ Sirius) bağlantısındaki açıklanması zor gizemi de yansıtmaktadır. Betimlenişi çağlar öncesi söylencemizde yer alan bu kozmik simge, günümüzde bağatur ordumuzun 2. Taktik Hava Kuvveti tarafından birlik arması olarak kullanılmaktadır.

 

SEÇME YAZILAR / ARTICLES