ğh 

© 1991 doğan türker

ğh * ulu us oğh.(us)’un altın okh’u ucu yıla yazılan or.okh-khu.ng (orkhun / runikh / khor’an) yazısında tek olarak ya da 4 ön ünlü  (a / o / u / ı ) ile kullanılabilen  oğh yada ğh(u) im-mi; 1. in(cin)s+an türünün sescil evriminde doğal olarak çıkardığı ilk ön.im’li (önemli & anlamlı) oğh-ğhu.iç-çe > fars. gû, söyleyici, söyleyen, “nâdire-gû, dilcan”; bizde bir bebek “ghu! ghu!” deyince onun artık konuşmaya başladığına inanılır; 2. tr. o, cins ayırımı yapılmadan canlı ya da cansız 3. tekil er & dişi kişi, özne & nesne, yer & olay, somut & soyut birim için kullanılan ad; büyük im ilen O, yüce yaratan / ulu yaratıcı; tengri; Allah; “(O) Rahman’ dır, Rahîm’dir. –Kur'ân, Fâtiha Suresi 1:3”; amerind. “Ogh!” (O ulu ruh / tengri adına esenleme) ~ “ugh!”; ar. hu+wa; eur. Hugo / Hugh+es; eng. he; He, the Supreme Mind; Holy Ghost; irish. myth. Hu the Mighty; Bkz: (O); [ oğh ]; oğh.uz : am & oğh : uz.am; Gök*köG : oğh-ğhu.iç-çe; hu

(ğh).aramî ya da (ğh).ar(am)î * Bkz: (oğh).aramî ya da (oğh).ar(am)î

ğhu * oğh-ğhu’dan yumuşamayla konuşma dilinde tr. uğ- söylemine yol açan damga; ulu nitelikli uğu (uğu+oltu) arama, uğrama yeri, uğrak; id.oğh : or.okh * kut uğur duasını doğru okuma uğrak yeri, oğh im-mi’nin daralması yılan id.or.okh * kut altın okun / orakın durduğu yer; doruk & durak > fars. yer, durak belirten son ek, âbisten+ gâh, döl yatağı; âmâc+gâh, nişan {almak}, yer tutmak & er ekmek yeri, erek; “Oğuz zamanında bir yiğit ki evlense ok atardı, oku nereye düşse orada gerdek dikerdi –Ergin, Prof. Dr. Muharrem, Dede Korkut Kitabı I, TDK 169, Ankara 1989, s. 29;   In the days of the Oghuz the rule was that when a young man married he would shoot an arrow and wherever the arrow fell he would set up his marriage-tent –The Book of Dede Korkut; trans. by G. Lewis, Penguin Classics, p. 68”; Bkz: (id).or.oğh; am.er.okh : oğh-ğhu

ğhu+ber * “ğhu” üngü vermek;“hu dost! hu eren[ler]!” diye hüngür demek; “ğhu-ğhu” diye ötüp, kon.(ver-ses).uç’up, konuşmak; haber vermek; bu biçimde alınan & iletilen bilgi; haber, ne y(ay).sz.okh kim, özüm öz türkçe olan “haber” sözcüğü, türkçe sözlüklerde bile “arabça bir isim ” olarak  tanımlanır;  böyle olunca da, haber yı(&)la haberci(n) yı(&)la güvercin arasında önceden tasarlanması gereken  olağan üstü nitelikteki gen.öt. (ür).ük (genetik türk ürükü / ırkı) bağlantılar gözden okh.uç.or (akıl & ok uçarak kaçar) olmaktadır. Bkz: [ ğhu+ber ]; hu

ğhu.ber+cin * 1. “ğhu-ğhu” diye ötüp, konup uçarak konuşan, ses veren & haber getirip, götüren; yuvasının bulunduğu evi bilen cin / can / gen; haber taşıyan kuş, güvercin; tr. ebi : bilem kuşu > ar. ebabil, dağ kırlangıcı ya da keçi sağan kuşu; Kur’an 105. (Fil) suresinde anılmaktadır; gr. peristeri, peristeri; fr. colombe / pigeonne; eng. dove / pidgeon; it. piccione; rus. gólup; ger. taube; ar. hamama. 2. hu diyen / haber doğuran, alan & veren er-dişi kişi; haberci(n); Bkz: [ ğhu+ber ]; (oğh)-ğhu.(e)b(e). er+gin; ış.am+an; [ Bilmece & Bulmaca ]

ğhu : iç-çe * hece; Bkz: oğh-ğhu : iç-çe; Gök*köG : oğh-ğhu.iç-çe

ğhu : içre *  Bkz: ot.oğh : iç.y(ay).eri

ğhu.(ü)r.öt : ol.okh * öt.ür.üğh ~ öt.ür.ük ürükün (ötürek kon.(ver-ses). uç’an türk ırk’ın) “ğhu” üngü verip ğhu.ber (haber)’leşmesini sağlayan o ok oluk > tr. ghırtlak ~ gırtlak; dönerek okumayla im’lerin yer değiş tokuşu (metatezi) sonucu > eng. throat; gr. ~ lat. larunx; eng. larynx; Bkz: öt.(ür.ük.ng) : il.üng.oğh-ğhu; oğh.uç : öt.ür. ük.iç-çe      

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

8