|
iç.gin ya da iç.cin * doğuştan or.gin / gen.ök : iç.(iz).am (çam @ çınar, köknar > organisme) içine gizli organik çiz+imli, kayıtlı & kuyutlu, sonraki yaş+am koşulları altında gelişe(bile)n varsaklı (potansiyel / potential) ob.ot+an.ük (botanik; bitkisel) yaşam yet+ingeki; eur. innatus; eng. innate faculty of organic (i.e. language) development potential; ob.ot+an : (ür).ük : ot.ng > gr. botanikos ~ lat. botanicus; eur. botanical heredity; ar. nebat+î > batn, batınî, doğum & doğuştan g(el)en iç el gen. iç.(at).toñ.u ~ içtonu * Bkz: oğh.(uz.am.(y(ay).er : at.okh.ng).iy-ye.üç-çü / iç-çi
id.am.at
* 1. iduk kut am (yer & can) atmak, kutlu dam açıp ev kurmak; dam çekmek;
“Oğuz zamanında bir
yiğit ki evlense ok atardı, oku nereye düşse orada gerdek dikerdi
–Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı I,
TDK 169, Ankara 1989, s. 29
id.am.er * 1. kut ana yer / er kişinin demir istem, söylem & yaptırım gücü; @ ar. iradî, irade; eng. will power; usta demirci tengriler olan id.am.er : oğh.us : in.cin+er * kut ana yer / er kişinin demir istem, söylem & yaptırım gücünü engine inerek, göksel erlere özgü bir beceri & at.okh.ini : eb.il.iğh-ğhi > gr. tekhni+logia yılan uygulayan injun’lar; id.am.er.cin : oğh.us.[at.a(m)] * usta demirci oğhuz ata’lar / adamlar; tr. mötüş. Altay Yaratılış Destanı’na göre yer yüzünün bağhatur (boğa-toro) egemeni olan mandı-şire; “tengri balık işini, verdi Mandı-Şire’ye –Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi c. I, TTK, 1989, s. 434”; id. am. er : oğh.us > gr. d¶miourgos; lat. d¶mi-urgus, a deity in Gnosticism, Manicheeism and other religions who creates the material world and is sometimes viewed as the originator of evil. Also a Platonic deity who orders or fashions the material world out of chaos; 2. id (battal) olacak can, idamlık er; 3. demir ~ temür; özel ad. Timur; Bkz: [ B.Ğh.A T.R.Kh.N ]; [ Türk’ün Simgesi ]; istenç ▼
id.am : ış.oğh * kut adam’ın
şık / ışık / aşk damı; ışık (şık / aşık ) adam ya da ev; ışık(lı) damları çok
kent > Şam; ar. Dimaşkh; lat. Damascus; bu özüm öz tr.
sözcüğün +an / +on... gibi çoğul eki almış biçimi id.am+on :
(ış).ot.oğh+ an * damlar & otağlar > eng. downtown, the lower part or
the business center of a city or town; Bkz:
ış.ot.oğh;
id.eb.er+en ~
id.eb.er+ler * 1. deveran (çark) eden evrende kut veren ödevlerini
deviren (yerine getiren) edebli dev ebe er+en(ler); şık / ışık han(ım)lar;
evrendeki yaratıcı gücün getirdiği yaşam düzenini
uz.am (ıl(&)an) uz.am+an’da
sağlayan, yayan & geliştiren kozmik ergler (enerjiler) > hint.
dhyan-chohan; jap. shogun; lat. illuminati; 2.
id.eb.er+ler ~ dev erler > üp/f.üng
: öt.ük : can (Phoenician / Fenike) aleph+beth’inden alındığı ileri
sürülen
G(r(φ)e)K
> Grek
yazısında, or.okh-khu.ng (orkhun)
imlerinin retro @ örter (kıçından başa doğru) kopyalanmasıyla >
gr. id.eb.er+en : an ~ deberan * deveran (çark) eden evrende kut veren ödevlerini deviren (yerine getiren) edebli ideberen dev ebe er+en(ler)in uz.am & uz.am+an içindeki an(lar)ı; dev evrenin / feleğin dönmesi, büyük deveran / çark / çağ & dönem; “sizin hesabınızca bin yıl süren bir gün... –Kur’an, Secde 32:5”; er+an > lat ~ eur. era (çağ) & millenium (bin yıllık çağ); eb.er ~ ever > eng. ever # n+ever (hiç ..., her / hep ... # asla); ► Gök*köG Ana Dil(im.iz)’in ğhu.iç-çe’leri içindeki deberan ~ deveran sözcüğünün > ar. devr; fars. devrân sözlerinden geldiği savı, günümüzdeki bakar ökör aymazlığın neden olduğu sayısız yanlışlardan biridir. id.eb.er : iş.can.at.a(m) * deveran (çark) eden evrende kut veren ödevlerini deviren (yerine getiren) edebli ideberen dev ebe er+en(ler)in id.eb.er.i(s)’i (debi & veri’si > input & output) yopyoğun ve çok çatık işlerini canla başla düz+enli etmeye, yür+ötmeye, den+li / +siz+etmeye (dogru / ogru denetlemeye); am.uç-cu (amacı)’na uz.am & uz.am+an’ında er+iş’tirmeye can atan baş kut dev erimci ebe / ata / adam; ► 1. yukarıdaki tamghular içinde döne döne okuma yıla biş : eb.er > beş ebe er’in id = + olup (dolup > lat. ad.d+are, eklemek / katılmak / toplamak} bir ara’ya gelerek bir kamu kurultayı / başkanlık kurulu / osm. millet meclisi reisliği oluşturduğu da anlaşılmaktadır; 2. bu tamghuların betimlediği göksel kut ödevler dev ebe er+en(ler)’den yer yüzündeki dev erimci : oğh.uz.er : at.a(m)’lara devir edildiğinde, yazılım imleri, “yukarıda neyse, aşağıda öyle / as above, so below” uyarınca yine yukarıdaki yaratıcı gücün / kozmik ergler (enerjiler)’in işlevlerinin aşağıda bozulmadan
sürdürüleceğini anlatır biçimde birazıcık değişmiştir (yukardaki çizim) ▲ ap.y(ay).er : iş.can.at.a(m) * yukarı yerdeki yüce ata {er / dişi} can; apa / ata erki üyesi / ana / baba / ata er+en(ler)den yerin yüce işini yapmaya can atan baş kut dev erimci ebe / ata / adam > lat. praesid¶ns, başkan ~ old fr - mid. eng. president; ger. präsident; gr. pro-edroV , proedros; ar ~ osm. reis ül-cumhur(iyye); baş+k(amuğ / omut)+an, kamu başkanı / başkomutan; Bkz: ap.er.is+on id.eb : ör.et ~ debret * kut evrende ödevlerini deviren (yerine getiren) edebli dev ebe er+en(ler)in devir (çark) eden dev ör(g)üt & edeb üretisi yilen ö(ğ)retisi, ► Has Hacip, Yusuf, Kutadgu Bilig (1070) –Günümüz Türkçesine uyarlayan: F. Silahdaroğlu, Kültür Bakanlığı, Ankara 1996; bağımsız & özgür bir toplu yaşam kurma gücü & aydın bir toplumun çağdaş yönetimi bilimi; bu niteliği gelecek kuşaklara devretme becerisi, ► “Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli miraslarından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi, mutlak o milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bir hayat meselesidir –M. K. Atatürk (22 Nisan 1921)”; b ~ v & r ~ l dönüşümü yile debret ~ devlet > ar. devle / dovle; “ya devlet başa, ya kuzgun leşe!..”; aynı anlamda “ya istiklal, ya ölüm!.. –M. K. Atatürk (1919)”; “Türk Devrimi ... daha işin başında özgür demokratik bir cumhuriyet kurarak devleti, halkın iradesinin ifadesini, genel yargıların, toplumsal aklın, bütün bir ulusun ifadesi haline getirecek sosyal bir düzen olarak görmüş ve bu öngörüye ulaşabilecek bir toplum yaratmayı ödev bilmiştir –Yelen, Tayyip, Gizlenen Rejim: Kemalizm, Tanı Yayın, Ankara 2005, s. 165”; Bkz: dev erimci; id.eb.er : iş.can.at.a(m) ▲ id.ik-ki.okh : at.ng / id.ik-ki.at : tut.ng * Açıklama düzenleniyor; (dikkat / attentione / achtung); Bkz: id.okh-khu : ob.ar; [ Minateri ] id.oğh / id.okh * 1. iduk kut oğ(uz) ağız uğu okuma > ar. du’a; ger. gebet; fr. ~ eng. prière ~ pray+er; 10th c. tr. id.ğhu ~ edhgü / ey(g)i ~ iyi; id.ğhu @ ğhu.id > ger. gõdaz ~ gut; old eng. gõd ~ good / God, “good god!..”; tr.“men dakka-dukka”; eng. “as to me today, so to you tomorrow” or in a more esoteric sense “as above, so below”; godly, holy, sacred; 2. id.oğh @ oğh.id > iduk : kudi * sümer. oğh.uz.er.at. a(m) : eb.er.oğh.(uz). am, adı güzel oğhus adam Berk (birikim / bereket) Ata’ nın, aramî / arabî haham ~ rabbi Abra+(ha)m / Hz. İbra+(hi)m’in kurbanlık adak ettiği yavrusu, Ishma-el / İsmail; tr. kut.us ~ kotas, Sibirya’nın kuzey-kuzey doğusunda yerleşik is.okh.at (İskit / Sakha) Türkleri’nin kutsal öküzü; hint. Brahma+n; hindû ve mecûsi din adamlarının başı Berhem+en’in in+g.ök (ingek)’leri; > eski masr. yaratıcı tanrı Ptah’ın eşi tanrıça Bast’ın kutsal kedisi; > gr. kutsal kutu, Pandora’nın kutusu; 3. ış.ng : id.okh @ kho.di > sandukh khudi * kut okuma (du’a) ışınını sığındıran sandık > ibran. ahd-i atik kutusu; ar. tabut / sandûk us-sekine, kutsal sandık; eng. the ark of covenant; ayrıca (id).eb.er.oğh > filist. baba-oğul-kutsal ruh diye yorumlanan Yesus / yalavaç İsa’nın simgesel kurbanlık iduk kudi ~ kutsal kuzu olması; eng. divine lamb ~ lamp < gr. lamptiras < tr. çakmakcin : çıra(ğ)sı; Bkz: id.(or).okh : oğh.uz.(am) ▼
id.oğh-ğhu.a(m) ~ iduğu okuma
* 1. kut kozmik tohum / kutlu doğum / kutsal doğa & kurban adak okuması >
gr.
idea, idea; ar.
du’a, dava; eng. the reading of cosmic seed / holy birth & sacred
nature / spirit; a reverent petition / ideo+gram; a pray+er; al(ma : am)la :
eb.er+id. (oğh) imlerinden yaratıcı ebe er birliğinin iduk (kutsal adak)
doğum verisi; yavru > ar. mevl+id ~ velîd; 2. id.oğh-ğhu.(am) :
eb.il.iğh-ğhi (entry suggested by
T.M.P. Duggan) * kut doğum & doğa okuması; du’a / dava okuma &
yürütme bilgisi yi(&)le bu bilginin uygulanması eylemi > gr. idea+logia
~ fr. idéologie; eng. ideology,
id.oğh-ğhu.(am) ~ id.okh-khu.(am) * iduk kut okuma yeri / eylemi & işlemi > ar. du’a; lat. precarius; eng. pray+er, an act of communion with God; Bkz: id.okh-khu.ış.ng : y(ay).eri id.oğh-ğhu.a(m) : ob.akh.(ış.(ım) : işi) ~ iduğa bakışım işi * kut olan, saklı canın duvak ılan örtülü yüzüne dualar okuyarak, tohum ~ doğum’un mubah ak ışım akışımına bakmayı sağlama işi; tr. eve ebe+er gelen gelininin duvak & yüz görümlüğü eb.er : oğh-ğhu ~ vergi’si; iduk kut du’a okuma işi için ödenen bağış parası > ar. bakh’(ı)ş+iş. id.oğh.uz ~ id.okh.uz * iduk (kut+sal) ulu us’un (ulu akıl, ilahî şu(ğ)ur; divine reason / universal mind) indirdiği dokuz oğhuz (am / ap.at.er+on / nowem mat(e)r+ons & pat(e)r+ons / novena) & dokuz öküz & dokuz dua; dönerek okumayla id.okh+uz : [oğh.uz] @ soğh+dak [oğhuz] boyu > Sogdak; eng. sogd+ ian; ar. zahid /+e, aşırı sofu; sakha mötüş. Er-Soghotok Destanı (Ögel, B., TM, I : 96); ata sözü “id.oğh.or : id.er : eri : id.okh.uz : khon. y(ay).er : ng.nda+n : id.oğh.or : oğh.ob : (id).er+or”; güncel deyişle “doğru der eri dokuz ko(nak) y(erin)den uğursuz kob ederler; uğurlamazlar, kaba kovarlar”; id.okh+uz : [oğh.uz] : okh-khu.ap.is-si * iduk kut(sal) apis öküzün dokuz (ulu oğuz / ağız) dua okumayı kapma kafası & hapsi / dokuz oğuz kuz kapısı > lat. cappadocia, Nevşehir (TR); ► burada or.okh-khu.ng altın okuma (orkhun ~ rhunikh ~ khor’an) yazısındaki + (id) ya da X (id) imlerinin kutsama, arttırma ve tersine olumsuzlama gibi üç işlevinin bir arada nasıl kullanıldığı görülmektedir.
id.okh-khu+an ~ iduk+khan * iduk okuması, kutsallık bildirisi, gir+erim yasağı uyarısı & simgesi olan, bilge insan & kutsal hayvan & değerli nesnelerin korunduğu oğh.uz : ini, o kuz oğhuz eren{lerin} hazine ini ~ kuzine / konak / han yer > ar. dükkân / han; fars. hân, sofra & aşçı dükkanı; old eng. sceoppa, treasure house ~ mid. eng. shoppe ~ shop; Bkz: açıl ses’im (im : mi) ile açıl
id.okh-khu : ob.ar ~ iduğu : bar * iduk okuması,
kutsallık bildirisi, dokunulmazlık niteliği, nitelik & nicelik değeri, gir+erim yasağı uyarısı & simgesi
olan yer & nesne;
“çapraz vurulu iki dik iduk oku var; id okung olmaz (dokunulmaz) iduk davar
sürüsünün avara alanıdır; dur!.. içeri gir+olmaz”; 1. iduğu : bar ~
iduğuvar > tr. tawar ~ davar (sürü & mal varlığı, değer) & duvar;
kutsal davar varlığını koruyan duvara çapraz iki dik ok ile konulan dur emri;
“tuz yemiş davar, tanımaz duvar –Torus Keçililer
yörük obasının
besili keçiler için deyişi”; ►
eng. Dover, İngiltere’nin güney doğusundaki
kıyıda White Cliffs Country (Ak Yarlar Ülkesi) diye bilinen bölgede, ilk
çağlardan beri oturulan & Antik Roma döneminde önem kazanan liman kenti;
id.okh-khu : öt.er ~ iduk.öter * iduğa dua öter (eder), (idu)kut+(sal) sözler okur, davul çalıp, oynar; köt.{ür}.ük (lat. caduceus ~ fr. caduc / caduque) er+en(ler)i ateşe tutup, öt.(ür).ük : ür.üng ile gök : öt.üş / ot.ış / at.ış.ng > gr. baptizein ~ eng. baptizing (vaftiz) yapmasını bilir, ötücü / otacı, sağaltıcı ış.am.(an) : at.a(m), ışım atan, şamata {yapan}adam / şaman ata; > amerind. eng. witch doctor & fire dance; özelad. Samantha; ger. doktor; lat ~ eur. dottore, docteur / doctor; ad+voc.at+e(r); “aman doktor, canım doktor; dürtüme (derdime) bir çare...”; iduk.öt.er @ [ör.et].ng * iduğa dua öter (eder), (idu)kut+(sal) sözler okur sağaltıcı erin ö(ğ)retisi > lat. docere, öğretmek’ten doctor, öğretmen ~ doctrina, öğreti; fr ~ eng. doctrine; Bkz: iduğu okuma; atasagun idokışıneri * Bkz: ingeriş idokışıneri id.okh : ört.ng * Bkz: ap.y(ay).er : id.oğh-ğhu id.or.oğh * 1. kut olunan (kutsanan) orak (oluk) ile varılan & durulan değerli yer, erek, doruk; dağın / ulu ağacın tepesi, ucu; d < t dönüşümünde eski. tr. toruk; sum. Ur & Uruk; @ gr. korufή, korufi, doruk; d.r.gh imlerinden fars. dergâh, kut(lu), dingin yer, tekke, saray; d & ğu im’lerinin z & w ünglerine dönüşümü yile > ar. zirve; eng. apex / vertex; d.r.gh imlerinin tersine @ (retro) yazılımı gh.r.d. imlerinden grad / grid > eur. slav, norse & batı ger. dillerinde yer adları son eki, Bel+grad (köG (güzel)+durak); Novgorod (Yeñi+durak); Leningrad, norse. Vigrid, Asgard, Utgard, Midgard, ttr., ttr..; 2. “dur, otur!..” eyleminden durak ~ oturak anlamında @ g.r.t / g.r.d ile > ger. Stuttgart; ger ~ eng. garten, garden; it ~ fr. giardino ~ jardin, varılası kutlu durak, gök bahçe; ar. vâha, çöl ortasında {durulacak} yeşil alan; Bkz: ot.or.oğh (id).or.oğh : oğh.uz.(am) ~ or.oğh : uz.am * 1. kut doruktaki altın orak & Gök*köG dokuz oğhuz can, altın kut okuma (Livre d’or; Good Book) ile altın kut orak’ı veren, Gök*köG ulusu ulu oğuz us (ulu akıl, ilahî şu(ğ)ur; divine reason) & uzam oku (acunsal erk; cosmic {conscious} energy); yarat+okh /+an; id & y(ay) imlerinin değişkenliği için Bkz: y(ay).or.oğh : oğh.uz.(am); ğhu id.(or).okh : oğh.uz.(am) * kut doruktaki altın orak & Gök*köG dokuz oğhuz can, altın kut okuma (Livre d’or; Good Book) ile altın kut orak’ı veren, Gök*köG ulusu ulu oğuz us (ulu akıl, ilahî şu(ğ)ur; divine reason / universal mind) & uzam oku (acunsal erk; cosmic {conscious} energy / space arrow); yarat+okh /+an; @ (am).uz.oğh : okh.(or).id, can uzatan mızık & mizah (ruhun gıdası mûsiki ve mizah) kurucusu gök okur kurdu > oğhuz : us ~ ğhu : saz > o oğhuz saz’ın (o)ğh.(ol.ut).u ~ uğultu’su; Bkz: id.oğh / id.okh ▲ id.üng : y(ay).er.nda : at.er / ot.or : am.nda * başka sözcüklerle dünya / yer / erde / earth / terra ~ terror / mondo gibi adlar taşıyan çok küçük bir gezegen; eng. a minor planet named dünya / yer / erde / earth / terra ~ terror / mondo, etc. Bkz: am.ap; [ u(--)p @ down ]; [ UFO’lar Üzerine ]
id.üng.y(ay) : okh-khu.or : at.is-si * kut sesin yayı & onun yayıldığı dünya yayı’nın (ufuk’unun) or (altın) okuma atısı (yazısı / belgesi / verisi); dünya kartası; ar ~ osm. resm-i müsettah / arz harîtası; Bkz: okh-khu.or : at.is-si; am.er.okh : oğh-ğhu il.at : ış.ım / il.öt : iş.im * bir ilden / elden ışım atıp kon.(ver : ses).uç.ng ötüşümü iletişim işi; söz, im, yazı, davranış gönderimi yile konu, düşünce & bilgi atışı & aktarımı; lat. communicari; eur. communication; Bkz: öt.il : üng.oğh-ğhu
il.nda * ilinde > eur. Batı
dillerinde ‘ülke’ tamlaması olarak, Finn+land, Hol+land, Deutsch+land,
Swazi+land, Thai+land gibi; old eng. lendh ~ mid. eng. lande (yer,
kara); “bölge, yer” anlamında hinterland (artalan), lowland / highlands (düz /
dağlık yer);
il.üng : uğu * Bkz: öt.ür.ük.ng : il.üng.oğh-ğhu im * 1. iz, nokta; tr. deyiş “cim karnında nokta (bilgisiz, cahil, önemsiz)”; noktalardan biçerek oluşan / oluştur olan biç+im; belirtilmek istenen özne / nesne / konu için seçilen, sözlü / yazılı iz / leke / belge > ar. imlâ @ a-l-m (elif-lâm-mim) imleri yile yazı yazma bil+im-mi’i & biç+im-mi; bilerek biçerek yapılan yazım işi; “Hiç kuşkusuz, bunda, işaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler (öğretiler) vardır. –Kur’an, Hicr 15 : 75”; ► “Grafik simgeler olmaksızın; sözcüklerin nedensellik bağlarını, biçim ve anlamlarını anlamak mümkün değildir. Bu artık (günümüze kadar tek bir söz kökünün bile biçim ve anlam bağlantılarını açıklayamamış olan) tüm etimolojik sözlüklerin deneyimi ile kesin bir şekilde kanıtlanmıştır. Dilbilimsel inceleme metodolojisi, görüntülü dilbilim yönünde niteliksel bir adım atmaya muhtaçtır. Rakam ve sayıların tarihi, bizi buna zorlamaktadır –Süleyman, Olcas, Yazı’nın Dili, çev. A. Acaloğlu, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İst. 2001, s. 202.”; 2. ordu içinde güvenlik için başbuğun savut ya da kuş adlarından birini seçerek koyduğu denetim sözcüğü: “im bilse er ölmes –Kaşgârlı Mahmut, DLT, I : 38-8”; “–okh+im?.. –okh (am.i)m+en!.. –hay! ob.y(ay).or...”, güncel deyişle “–o kim? –ok ben+im!.. –hay! buyur... –DT”; lat. paraula ~ parol+e; it > tr. parola; eng. password; fr. mot de passe; 3. im.öge : iş.ör.öt * > ar ~ osm. işaret; eur. image; Bkz: (a)m : im; am.(y)ay : im-mi; is.im.öge ▼; el.iş.(ör.et.im.iz); öt.ür.im; tamğhu; [ Önce İm’ler ]; [ Kutsal İmler ] in(cin)san * Bkz: ing.(ök) : cin.ış.(am)+an ▼ in.(g+ök).cin.(er) ~ in.cin * Orta Asya’dan am.er.okh : oğh-ğhu anakarasına göç etmiş kızıl / tunc derili et.ür.ük ırkı > amerind. injun (am. eng. in’cın okunur); Kolumbus’un Amerikan tunc derililerini hintli sandığı için, onlara amerikan ingilizcesi’ne göre inc’iyın okunan “indian” adının takıldığı savı, bu sözün ingilizce’de ind’iyın diye okunuşu karşısında, in’cın deyişinin öt.ür.ük.iç-çe kökenini gizlemek üzere uydurulmuş bir sav-satı (safsata)’dır; ancak, “western” türü kitap & film seven kişiler, hızlı amerikan kovboylarının bu önleme boş verip kızılderililere, onlardan öğrendikleri biçimde incın okunuşlu “injun” dediklerini, yine o töre sakıpı yerlilerden öğrendikleri bir töre+(e)n sözüyle, “a good injun is a dead injun” diyerek dan-dun ateş ettiklerini bilirler; aynı töre bizde can.sz.er : uz.am+anı @ an+am.(oğh).uz’undaki > osm. cenaze namazı)’ndaki “gök.olmuş : am.er : oğh.(uz).am : edgü : in.(cin). san : erti > ölmüş / göke ermiş / merhum iyici insan idi –DT” deyişinde bugün bile yürürlüktedir. ► “Batı’ya giden her beyaz göçmenin elinde bir tüfek vardı. Korunmayı, avlanmayı, barınmayı ve tarımı yerliden öğrendi ama hedefi onu yok etmekti –Ataöv, Türkkaya, ‘ABD Sınırları Değişsin mi?’, Cumhuriyet, 03.09.2006, s. 17”; Bkz: öt.ür.ük.(oğh.uş) : y(ay / iy)i; uz.am (ıl(&)an) uz.am+an ing.(ök) : cin.ış.(am)+an ~ ing.cin.ış+an * ş ~ s dönüşümüyle in(cin)san, insan cinsi, jap. anginsan; ar. insân, eşref-i mahlûkat; eng. (w(h)o)man+ kind(er) > hu+man; mankind; “in misin, cin misin?; men insan+am > i am a man mi(ne) self”; Bkz: [ Woyengi (the Mother) ], graphic / çizim in(g+ök) : cin.(is.am / eb).er ~ incin * “in misin, cin misin?” ya da “injun misun?” sorusundaki varlıksal biçimler & nitelikleri; “in(cin)din mi cicim mene?” us.or.oğh-ğhu.ng : y(ay).ng : öt.öğh-ğhü (sorusunun yang ötüğü): “oğh+ök.(ötüng.er)nde : ng inen ingök / inek ana cin is-si (me : me’li türü can) kıt kuzu kızı okhuz ins+an am(er)am men”; eng. mam : mal+ian, genuine & engine+er(r); ger. in.geg+n.ere ~ ingenieur; fr. ingénue & ingénieur; Bkz: in.(g+ ök).cin.(er) ▲ ing.(ök.y(ay)).er.iş.iç-çe * er ~ el dönüşümüyle ing.er.iş.çe ~ ing.el.iş.çe > ing.el.iş : öt.il.üng : oğh-ğhu, english language & tongue; “kendi iki el.(iş.ör.öt).im.iz’le yarattığımız s-s : oğh.oru –Kur’an, yâsîn 36:70” ingeriş idokışıneri * Bkz: dictionary, graphic; Bkz: ing.(ök. y(ay)). er.ış. iç-çe : id. okh-khu.ış.ng : y(ay).eri ▼
ing.(ök.y(ay)).er.ış.iç-çe : id.okh-khu.ış.ng : y(ay).eri ya da ing.el.iş : id.okh.ış.ng : y(ay).eri * > gökteki aydan yere inen ök ana tanrıça’nın gök & yeri, dişi & eri ayırış işinde (ay.or.iş : öt.il.üng.oğh-ğhu’nda > Irish tongue / Lingus language dilinde) id.okh kut dua okuma ışı(ğı)nın yayılıp eriştiği yer ya da onu yayan kişi > eng. English Dictionary; Bkz: kon.(ap).uç.ng & ış.okh.or ötmek; Gök*köG Bitşik : öt.ür.evi : okh-khu.y(ay) +eri : id.okh-khu.ş+ iş. ng : id.iş.okh-khu+ç.ng > Günümüzdeki deyişle, o kuyu gibi kuytu yeri (yuvayı) dokuma (yı&la+n) okuma / yazma / işidi (eğitim, öğretim) işi dişi kuşun; şimdiye dek “yuvayı dişi kuş yapar...” diye bellediğimiz özdeyişin hem yarım kaldığını anlıyor; hem de yit(iril)miş olan özgün biçimini tr. id.okh-khu. ış.ng : y(ay).eri ~ iduk ışın (y)eri > eng. dictionary (oku. dikşın’eri) sözcüğünün içinde saklanmışken yaka(la)yı (ele)veriyor+uz; ► erkek egemenliğin azdığı dönem(ler)de bu anaç ilke’nin kuşa çevrimi, kadınların eğitim, öğretim işlevinin gözden kaçırılmasına ve onların toplumdaki öncelikli yerleriyle orantılı olan önem & değerlerinin azımsanmasına, buna karşılık cinsel am-ma : al (ar. maal maa el-esif, kusurlu alım malı alma ~ elma) olmak düzeyine düşürülmesine yol açmıştır. is.ap.er.am.at : (oğh).uz+on * o kuz on / ön ulu oğhuz’un oğhuz kuzu kız+an(lar)ının döl yatağını am+aç’layan saplı er tohumları; bel akıntısı sakıpı (sahibi); sap.er : am.at.(ış) işinin başarısız olması, “sapır sapır dökülmek”; günümüzde “iş, güç sakıpı olmak” anlamında kullanılan “bir baltaya sap olmak” deyiminin içinde, oğh.uz : khan.(am)’ın kız+ışık kıt kuzu kız+(ış.oğh).an (kızan şogun)’larına üç altın yay & (ılan) üç gümüş (boz) ok olarak verdiği ob.y(ay).or.oğh (yay orak / uyruk / buyruk & bayrak) doğrultusunda, daha kuluç & içrek (okült & ezoterik) bir gönderme bulunur: “ebe+er : ob.alt.[ung] : y[(ay).ng]a : is.ap.[er.am.at] : ob.ol.ng!”; ancak buna karşılık “diline, eline, beline sakıp olmak –Hacı Bektaş Veli” deyişi de geçerlidir; ► is.ap.er.am.at : (oğh).uz+on > gr. spermato+zw+on, spermato+zo+on (+on Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük : iç-çe Ana Dil’imizdeki çoğul ekidir –DT); sperma, eril tohum; zoon, hayvan{çükler}; ger. s.am.en, tohum; eur. sperm+e; ç > t / s dönüşümüyle > it. spermaceti, ispermeçet, dişi balinaların başlarında bulunan sperma yağı; arıtılmış yağdan yapılan mum; eng. sperm whale; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ] is-es.oğh.or ~ s-s.oğh.or * uğurlu, üng’lü ses; bu ses gibi uğurlu, üng’lü olmak; güncel kullanımda ünlü daralması & ünsüz r ~ l dönüşümüyle is-es: oğh.or ~ us-su.oğh.or > “sağol!..”; us-su’dan türetme yile “su gibi uğurlu (h(ay)+ırlı) ol !...”; ► “Yaratan şöyle buyurmuştu ata(m)lar(ım)a: “size kendi el iş(ör.et).im.iz’den s-s ek iz’inde sekiz türlü zinde ötürülü ses uğur verdim, hâlâ ış.okh.or : öt’meyecek misiniz?” Anlamca, “şu(ğ)urun altın ışık’ını, şık aşk’ını okuyup, ışığın uğurunu şakırdamayacak mısınız daha?”. Özetle,“bakar-ökör’lüğü bırakın, bakar-okor olun & kon.(ap).uç.ng artık” diyordu –DT”; ► günümüz aram ~ arab+iç-çe’sinde bir tek c ~ k ayrımına dayanan camus (su sığırı) ile kamus (sözlük) sözcükleri arasındaki ilişki de, im’lerdeki ses uğur & su sığırı kavramları arasında oluşan içgen (batınî) özdeşlikten kaynaklanır; eng. coo / cooer & cou ~ cow / coward; gerisine (retro @ örter) okuma yıla okh.am.(at.uz.oğh) : ış.(y(ay) @ y(ay).ış : (oğh.uz. at).am.okh imlerinde de benzer bir koşutluk bulunur –DT; Bkz: fi; üp/f.üng : öt.ük
is.im.öge *
kişinin öt.üş.üng yetisinde sakıp
(sahip) olunan im / isim / simge / imge & öge’si
> gr. eίkwn,
icon & sύmbolon,
súmbolon;
ar. tasvir & timsal, “timsal-i mücessem (heykel / yontu)”;
ar.
is’m, esma; eur. image &
symbol; ► “Türkçe ... doğadaki varlıklara
başvurarak, benzetmeler yaparak duyanın zihninde hemen bir imge, bir hayal
yaratan, konuyu, kavramı canlandırıveren bir dildir. Bu özelliğiyle Türkçe, kimi
bilginlerce ‘betimleme gücü olan bir dil’ biçiminde nitelenir. Örneğin
Alman Türkoloğu H. W. Brands bu niteliğe değindikten sonra imajla anlatma
eğiliminin ilk evrelerden bugüne kadar geldiğine değinir
–Aksan, Prof. Dr. Doğan; Türkçenin Gücü, İş
Bankası, Ankara 1987, s.42”; “Hiç
kuşkusuz, bunda, işaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler (öğretiler) vardır.
–Kur’an, Hicr 15 : 75”;
Bkz:
(a)m : im;
am.(y)ay : im-mi;
im
▲;
is.okh.at ~ iskit * 1. Sibiryanın doğusuna ve Avrasyadan batıya, Alpler üzerinden İtalya ile Fransa / İspanya kıyılarına ilerleyen et.ür.ük : is.okh.at > türk ürükü; ok & at sakıpı etrüsk (etruschi, etrus+can) & iskit / sakha uluslarından olup Karadeniz’in kuzeyine, Balkanlara yayılıp, et.ür.ük : y(ay).eri > Trakhia / Trakya; Thrakë & Attika yarımadasına inerek, is.okh.at : eli’nden t ~ ç dönüşümüyle İskeçe (şimdiki Yunanistan’da Xánti); Boğazın doğu yakasında is.okh.at : y(ay).eri ~ iskhit : yeri > gr. Skuthoi, Skuthoi ~ Skuth+ari (şimdi Üsküdar); Adriyatik kıyılarında is.okh.udra ~ içkudra (şimdiki Arnavutlukta İşkodra); Makedonya’da at im-mi’nin op olarak çevrimiyle Skopye (şimdiki Üsküp) adlı otağ kentlerini kuran Gök*köG : oğh.us boyu; ► “Kafkasya, Hazar üzerinden inerek Doğu Anadolu’yu ele geçirip Medleri 28 yıl egemenliklerine alan ve bu tarihten M.S. 2. yüzyıla kadar hakimiyetlerini devam ettiren Sakalar (İskitler), doğuda Çin seddinden batıda Tuna nehrine kadar uzanan geniş bir sahada varlıklarını, biraz önce verilen rakamlardan da anlaşılacağı üzere, yaklaşık olarak 1000 yıl gibi uzunca bir zaman korumuşlardır. Onlar bu coğrafyada Atlı Kavimler Medeniyeti’ni oluşturan kavimlerin ana gurubunu meydana getirmiştir. Oldukça geniş coğrafyaya yayılmış olan İskitler, değişik kavimler tarafından tanınarak onların kaynaklarına geçmişlerdir –Durmuş, Yrd. Doç. İlhami, İskitler, Doktora Tezi (1993), s. 99”; “Pompeji Trogi’nin epitomatoru Justinus, İskitlerin özellikle Mısırlılardan daha eski olduğunu şu şekilde belirtti: ‘Her ne kadar İskitler ve Mısırlılar arasında soyun eskiliği konusunda çok uzun bir çekişme olmuşsa da İskitlerin soyu en eski olmuştur.’ Mısırlılar üstün olmalarına rağmen, İskitlerin her zaman daha eski olduğu görüldü. Artık belgelerin bolluğu İskitlerin kolektif adının farklı Türk soylarını içerdiğini açıkça gösteriyor. Eski yazarlar Massagetler, Alanlar, Sakalar ve Partlara ‘İskitler’ diyorlardı. Son zamanlarda Grek yazarları onların açıkça Türk olduğunu söylüyorlar –Durmuş, Prof. Dr. İlhami, “Codex Cumanicus {1303-1362?}’ta Verilen Bilgilerin Türkçesi”, İskitler, Kaynak Yayınları, İstanbul 2007, s. 161”; ► “Leibniz, titiz karşılaştırmalar yapabilmek için on yılı aşkın bir sürede gerçekleştirdiği dilsel malzeme toplama çalışmasında, Yafet soyundan gelen bütün diller grubunun kökeninde Germenlerle Gallerin ortaklaşa kullandıkları bir Kelt dili’nin bulunduğu ve “bu dilin, Karadeniz’den yola çıkmış, Tuna ile Vistül Nehirleri’ni geçmiş ve bir bölümü Yunanistan’a gitmiş, bir bölümü ise Almanya ile Galler’i doldurmuş İskitlerin soyundan gelen, bütün halklarda ortak bir kökenden kaynaklandığı” kanısına varmıştı (Nouveaux essais III, 2) –Eco, Umberto, Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı, çev. Kemal Atakay, Literatür Yay., İst. 2004, s. 85”Bkz: [ Leibniz & Kelt-İskit Varsayımı ];is.okh.er * 1. ok sakıpı (oklu, akıllı, anlayışlı & uyanık) er, sakha (saka+(a+(kı+)l+lı), sakınçlı erk+ok er; savaşta yüzüne bıçak ılan iz kor; sokar ~ siker kişi; “sak er – DLT. I,333-22; I,471-20” > ar. asker / zeker > ar. y(ay). or.okh ~ yarak; eng. scar, yara izi; 2. am. eng. soccer (vurdu-kırdı at.ob.al oyun+am.oğh @ > game # sz.okh.er ~ zoker * oksuz, sürüsüz, akılsız er kişi; ~ szakar > hung. szekel; ~ zeker+iyye > ar. zeke+riya; ~ sak+er, sakar; sakınçsız; sakhalsız; 3. iç.eb.il: (oğh).uz.(am).er.at > çipil (çıplak) ~ cıbıl er kişi; sivil, sivil+ce (sakal kesilmiş yerde çıkar); çipil ~ cibil / cıbıl * çıplak; p / b ~ v dönüşümü uyarınca > lat. civil, civil+it+at; eng. civilis+ation / +ed; osm. cibilliyet, huy; yaradılıştan / doğuştan gelen erdemler; is.okh.nda : er * 1. ok sakıpı er kişinin sikindeki er at.oğh.am-mı (am atığı doğum tohumu; yer / su / hava atığı doyum tohumu / yiyecek > ar. taâm); 2. ok (akıl) sakıpı er kişinin sakındaki (usundaki) er / kişi / eylem / nesne sıralaması, sayı nitelemesi > lat ~ eur. second / seconder (ikinci / ikincil) ► tr. özad. is.okh.nda : er ~ iskender > ar. el-isk’andır > gr ~ eur. Al+ex+ander ~ Alex; eng. kakao kreması & cinle yapılan iç.oğh-ğhu (içguğ / kokteyl); Bkz: oğh.uz : is.okh.eristenç * isteme gücü; eng. will power; ar. irade @ id.am.er ▲ it.ür.ük * it türü, ürükü, uruku, ırkı; ön-incin yaratıklardan id.(or).okh.it > it, barak, kurt, tilki, ttr.. > eng. dog, to bark; fr. chien; ar. kelb; sümerlerde okut (kutlu) it sayılan şirruş ırkıyla öbür it.ür.ük türlerin tengri Barak Khan (Lord Dog) çobanlığında uç.ob+an @ an.ob.uç > süm. An(u(s) Baş+kan) & zağhar başlı yer altı tengrisi masr. Anubis olarak ış.(ot).or (+on) : oğh.us > Sirius a & b yıldız sisteminden gelmiş oldukları konusunda Bkz: uç.ob+an; how? how! iy-ye * üye; iy-ye: at ~ iyyet, üyelik, üye olma, ait > ar. aid+iyyet; mem(e)+ebe+er.(lik) : işi * gökçen amay ananın & ebenin bebe ere meme emme ver(iş)iminde gök yı(&)la gök+üs paylaşımı; ebe er memesini emmede birlik / beraberlik; bu paylaşım & beraberliği anımsama olgusu > lat. membrum & memorabilis; fr & eng. mem+ber / mem+ber.ship; re+mem+ber; mem+ory /+or.andum; # is-si * sakıp, sakıplık durumu > ar. sahib; (oğ)h.us-su / is-si+iy-ye.at ~ oğh-us : öz+iy-ye > oğhuz usun özü & sözüne sakıplık / iyyelik duygusu > ar. his.sî+yat–ı hus.us+îyye; husye & haya(t); ar ~ osm. deyiş, “ya hurri+yat, ya mem+at!”; günümüz Türkçesiyle “en az dört nazlı hurriyle yatıp zürriyyet iyyesi atmak hürriyeti (özgürlüğü) ya da meme tamam deyip kapağı göğe atmak (ölüp uçmak) erliği –DT”
© Graham Round
iz.okh.or : göç.(er.{eb.çük}) ~ iz kor göç(er
evcik / böcük) * 1. yininden akar {salya / sümük} iz kor, küçük evi
{yile birlikte} göçer ebe (y)er böceki;
► iz
kor göç * ç > t dönüşümüyle
tr. iz kor göt > fr. escargot; 2. okh.or : göç >
lat. carrus (yük arabası) ~ sp. cargar (yüklemek) ~ eng.
cargo, the freight carried by a ship, an aircraft, or another vehicle / carrier
~ carriage; 3. güncel tr. sal{la}+yang+göz * başındaki
gözleri & duyargaları o yana, bu yana sallayan, ardında salyalı / sümüklü
özünden iz koyan böcek > salyangoz & sümüklü böcek;
► bu imlerin dönerek okunması sonucu > old eng. snægl
~ eng. snail (sneyl) & slugge ~ slug (slag);
40 |