MAVİ TENLİ Gök*köG : Türkoğhuz TANRILAR

“DAHA ESKİSİ YOKTUR” DİYE BİLİNEN UYGARLIKLARIN SÖYLENCELERİNDE KARŞIMIZA ÇIKAN MAVİ KANLI & MAVİ TENLİ GÖK TANRILAR, ASLINDA OR KANLI GÖK*KÖG ETÜRÜK OĞHUZ KHAN’IN ÇOK SONRAKİ SÜREÇLERDE DEĞİŞİME UĞRAMIŞ ANLATIMLARIDIR. BU SAVIMIN KANITI İSE ŞİMDİ KON(VER : SES)UǒTUĞUMUZ ANA DİLİMİZ ET.ÜR.ÜK : ÖT.ÜR.ÜK : İÇ-ÇE’SİNİN OR.GEN : ÖK KURGUSU İÇİNDEDİR”

OSIRIS, THE GREAT TURQUOISE GOD

ış.(ot).or : (oğh).uz @
altın  ışıklı uzak Ak-köpük ~ köpek (Sopde / Sirius / Şirâ) yıltozu ~ yıldızı egemeni Tengri Osiris.

Eski Hint, Eski Mısır, Yunan ile Orta ve Güney Amerika söylencelerinde anlatılan insan üstü mavi tenli tanrılar, işin aslında ve bu aktarımların astarında bizim pek üzerinde durmadığımız Türk Oğuz Han’ın değişik anlatımlarıdır. Bugün birkaç dizesi dışında özgün biçimiyle elimizde bulunmayan; geriye kalan bölümü ise talan edilmiş, değiştirilmiş ve uyarlanmış bir kaç aktarımdan oluşan Oğuz Han Destanı, kökeni bakımından tüm insanlığın göksel ataları tarafından bu yer yüzüne indirilmiş olan et.ür.ük dil – inanç – kültür bilincinden türemiş bir yapıt olup; dünyanın öbür dilleri, kültür verileri ve söylenceleri de, şimdiye dek varsayıldığının tersine, bu ilk gelen et.ür.ük ana dili öt.ür.ük.iç-çe’den bilerek ya da bilmeyerek yanlış yorumlanıp bozunmaları sonucu ortaya çıkıp gelişmiştir...

Göktürk (ya da eski deyişle Köktürk) adındaki gök ve kök sözcüklerinin aynı anlamı taşımakta; ayrıca renk olarak mavi, yön olarak doğu demek olduğu bilinmektedir. Türk Mitolojisi’ndeki Oğuz Han da mavi tenlidir ve fiziksel tanımlaması Güney Anadolu’daki Karluk (Kariya)’lar kadar Güney Amerika’daki Guarani, Tupi ve Aymara’ların evren tanrısı Tu-pan; Maya uygarlığının öncülü Toltek’lerin “mavi kuş / tüylü yılan” olarak niteledikleri, uygarlık kurucu tanrısı Cuculcan (Quetzal-coatl) ile özdeştir. Başka dillere aktarırken hep ortaya çıkan “transkripsiyon azizlikleri”ne karşın, bize göre Gök*köG : ülgen olduğu hemen anlaşılan adının da, Türklerin yaratıcı tengrisi Bay : ülgen’in adı yı&la tıpa tıp aynı olduğu ap açık ortadadır.

İÖ. 4000 sıralarında G. Anadolu’ya etkin bir uygarlık getiren ve Halikarnassos (Bodrum) kentini kuran Karluk’lar, üstüne basa basa söylemeli ki, ışam @ moşe (Moses / Musa)’nin Yahweh / Yehova’sından iki binbeş yüz – üç bin yıl kadar önce evrensel tek tanrı inancını yaşatmakta idiler. Bu inanışın simgesi olan Tu-pan’dan başka, o çağlarda değişik yörelerde değişik adlar altında ortaya çıkan ve mavi tenli olarak betimlenmiş nice kutsanmış tanrı ve tanrıçalar da, aslında hep y(ay).okh : ış.oğh’lu et.ür.ük : oğh.uz : kh+an.(am)’ın peş peşe çoğaltılmış, gittikçe aslından uzaklaşmış, amma hâlâ kutsal sayıla gelmiş olan kopyalarıdır. Bunlar, Sümer tanrıları An(u), Enlil; Enki; eski Sudan tanrıçası Hath.or; eski Masr tanrılarından, adı ‘saklı-güneş’ anlamına gelen Amon-Ra, yaratıcı gök & yer tanrıları Osiris-Ptah, Osirisoğlu Horus ile bir çömlekçi tekerinde kilden insanlar biçimlendiren koç başlı Khnum; Hint tanrıları Shiva, Vishnu, Brahma ile Rig-Veda’ya göre gökten böğürerek inen kızıl boğa Dyaus Pitar; bunlardan üç bin yıl sonra ortaya çıkan gök : er+en : et.ür.ük boyu g(r(ö)e)k+en (Griechen/ Greek)’lerin Hint’ten kaldırdıkları Zeus Pater ile Masr’dan aktardıkları Djeheuty > Thoth / Nabo ~ Hermes, ttr., ttr...; saymakla bitip tükenmeyecek kadar çoktur.

Geçmişteki kültürlerle ilgili hemen her şeyi ya Semit’e ya da Grek’lere yontan, onlara yakıştıramazsa İran’a, Hind’e, ya da uyduruk bir Aryan masalına bağlama yolunda yarışan, kimi ön yargılı, çoğu kopyacı tarihçilerin kaş çatıp dediklerine kapılmadan, yazılı tarihten önceki ilk çağları, dahası arkha : eb.il.iğh-ğhi’ni kendi bilgi ve becerimizle değerlendirmeyi (bile)bilirsek, Ege bölgesinde ancak İ.Ö. 6. yüz yıl sıralarında etkinleşmeye başlayan gök : er+en toplulukların, el koydukları tüm oğh.us : is.okh.at (Oğuz İskit / Sakha) yazmalarını döne döne okuyup yorumlamaları ve bunun sağladığı çeşitlilik sonucu, aslında  id.eb.er+en (Aldebaran & Titan) tanrıları olan G’aya ve Ouranos ile son dönem tanrıların atası sayılan y(ay) : ap.at.er : oğh.uz ~ ap ater yavuz’dan dolaysız bir biçimde türetildiği belli olan Pater Zeus ile Jupiter ya da J+ovis’ten (Yupiter / Yoviz) doğa tanrısı Pan / Faunus’a kadar, burada sıralaması oldukça uzun bir ötüş / mötüş (söylence) yığınını, kendi çıkarları yönünde derleme olanağına kavuştuğunu görürüz.

QUETZALCOATL & THE FEATHERED SERPENT

Gök*köG : oğh.uz.am : ata Güney Amerika’ nın yaratıcı tanrısı Cuc.ulcan (öbür adıyla Quetzalcoatl, yani Tüylü Yılan; Altay Türklerine göre Gök [tengri] Ülgen), tanrıların habercisi Quetzal (türküğaz renkli) kuş ile Tanrı Sözü ve Kutsal And’ı birleştirir. Bu kozmik kavram, olağan üstü bir görsellik içinde And sıra dağlarının kütlesinde somutlanıp biçimlenmiştir. Bu hiç kuşkusuz, yer yüzünün en büyük göstergesini üzerinde taşıyan Gök Asya ana karasındaki inanılmaz oluşumun bir başka benzeridir. Resmin üzerinde dolaşıp görünüz.

RAM HEADED TURQUOISE GOD

Eski Masr’da çömlekçi tekeri üstünde kilden insan+çük’ler üreten oğh.uç : [ob.ış] : okh+an > koç başlı, mavi tenli yaratıcı Kuşhan başkanı tengri Khnum. Aynı işlevi yerine getiren Afrikalı ebe  tengr(i)+iç-çe için bkz: Woyengi Ana

Üstelik bu kültür ve bilinç eb.ör.ük’ünü (ebe’nin {ananın} örekesi / börk örgüsü börek) yüz yıllar boyunca yağmalayıp, “kendi akıllarının özgün yaratıları” imiş gibi bütün Batı dünyasına (bu arada tümel  bakar : okor kökenlerini unutmuş olan biz bakar : ökör’lere de) bal gibi yutturabilmeyi becermişlerdir. Hem de, 1950’li yıllarda Fransız arkeologlarınca Mezopotamya’da y(ay).el. gen : or.oğh-ğhu : say.iş-şi > θαλες (yelken yayık el ayası kenarı oluğunu okuma-sayma işi; dik üçgen içindeki 3² + 4² = 5² ) kuramını anlatan, Sümer dilinde çivi yazılı bir kil tablet bulunana dek;“am : ma+n : y(ay).er.eb-be”, günümüzde bozunmuş biçimiyle“am’man ya’rabbi!..”

SUMER TABLET

Yer yüzüne, insanlığın ilk ortak ana dili olan et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe’sini getiren; tüm yer yüzü söylencelerinde Işıklı / Işıyan Krallar ya da Aydınlığın Lordları (Kings / Lords of Light) diye anılan illuminati (aydınlanmış bilgeler), aslının ise Türkçe’den, oğh.uz : khan+(am)’ın kızları Kün ~ Gün.(ış), Ay ile Yıldız Khan(ım)’dan ötürü ış.oğh+an, yani ışık : han+lar’dan geldiği bilinmeyen, amma gökten inen ay kökenli sevecen ana er canların, yay gibi eğiri y(ay).ob. n(g : g)ök : am.er+on ilinde (aslında Nipp+on, Batı’da yanlış anılan adıyla Ya(ban)+ye(r) ~ Ja(pon)ya, soylu kan sakıpı savaşçılara da shogun ya da aynı anlamda ış.oğh+an : can’dan ışık erleri / askerleri olarak gunjin dendiği bilinen; Uygurca destanda ata erkilleştirilmiş biçimiyle Oğhuz Han’ın oğulları olarak tanıtılan; gene aynı bitşik’teki (bitik @ kitab) yanlış okuma sonucu öküz ayağı gibi, idi ayağı diye çevrilmiş olan bu okh.uz. (y)ay : oğh-ğhu : ış.am+an’ların, hiç kuşkusuz –ve bizimle birlikte hiç ayrımsız– tüm insanlığın altın kanlı ve mavi-yeşil tenli Gök*köG türk-oğuz ataları olduğunu her fırsatta vurgulamak gerekir... Bkz: b.ğh.a : t.r.kh.n : ğh.z : kh.n; Türk’ün Simgesi; Gök Apis; Uygurca Oğuz Bitiki.

Batı’da “Türk mavisi” diye bakır-aluminum mineralinden oluşan değerli bir taşın adı ve onun kendine has rengi olarak bilinen turqu+oise (türkuğaz ya da türkuvaz) sözcüğünün de doğrudan doğruya et.ür.ük : oğh.uz : khan damgalarından geldiğine daha önceki söyleşide değinmiştim. Şimdi bunu biraz daha açmak gerekir: Kanımızdaki y(ay).oğh.or (yuvar)’lar, yaşamı  sürdürmek için ğhu : içre (hücre)’lerimizin gerek duyduğu oğh.us.(am.er) : y(ay) : cin (ox.(x–y).gen > ox hygiene ~ oksijen) oğh.uz’u ~  gaz’ı yer topunda en bol bulunan mineral olan temür ~ demir (*) aracılığı ile saptayıp taşıdıklarından ötürü kanımız ve kaslarımız kırmızı ür.üng (ses / ürüñ / reñ ~ reng)’te görünür. Oysa, çağdaş tıpta bu yüzden başka bir sözcükle değil de, 0 RH KAN terimiyle belirtilmek istenen ve “altın kanlı” anlamına gelen or : khan’lı türk-oğuz atalarımız geldikleri dünyalarda daha değişik bileşikli, çoğunluğu “metan” ya da benzeri bir atmosferi soludukları için, ondaki gaz’ı damarlarındaki bakır, alum ve daha da önemlisi altın benzeri elemanların molekülleri aracılığı ile saptamaktaydılar. Bu nedenle, kanlarının, damar & tenlerinin et.ür.ük : oğh.uz (türkuğaz ya da türkuvaz) denilen mavi-yeşil özel bir renge dönüşmesi çok doğaldı.


“According to the Navajo view of  mankind’s origins, the first man was made of Turquoise.
The first woman was made of Silver. This is a part of the significance of these two materials in traditional Navajo jewelry. Turquoise is a sacred stone and a sacred color. After reading some of your material I couldn’t help but be impressed with the parallels with the Navajo creation story.”
–Dr. Toni Richard Turk, www.turkgenealogy.com, March 15, 2003.

[ Cosmic Beginnings of Turk ]; öt.ür.ük.(oğh.uş) : y(ay / iy)i


“Royalty with the benefit of aqua-marine haemoglobin...”

Phrase quoted from an article by John Walsh in “The Independent Thursday Review”; 6 May 1999, p. 8. The genetic criterion of nobleness by blood color is well estabished in English with words like true blue and blue blooded. Now the term aquamarine haemoglobin is a more scientific sounding description in expressing this concept. Thank you, Mr. Walsh... –DT.


temür ~ demir (*) “And olsun, biz yalavaçlarımızı açık seçik kanıtlarla gönderdik ve onlarla birlikte Bitik’i ve Tartı’yı da indirdik; insanlar adaleti pekiştirsinler diye. Ve demiri de indirdik. Onda berk bir güç ve insanlar için çok yararlar vardır. –Kor’an, (Hadîd) 57 : 25”


ob.oğh.a(m) : ot.or. oğh.us > Torok ~ Doruk Oğhuz ya da Oturan Boğa / Taurus ~ Toro(s) burcu & dağları

Altın & sedef kaplama Boğa, Sümer Gök Tanrısı An(u)’yu simgeler. Ur kazıları, İÖ. ± 3000, Bağdat Müzesi (2003 yılında talan edilmeden önce).

CLICK TO ENLARGE

Doğan Türker’in 05 Eylül 1991 günü Antalya Sanatevi’nde yaptığı söyleşinin, ses kayıtını içeren kasetin kapağı.

Ayrıca, eski Türk söylencelerinde adı geçen bir çok gizemli öge arasında demir dağ tanımı da değindiğimiz yeni yorumlara yakışır bir biçimde yer yüzü gezegenini betimlemek için kullanılmıştır. ob.oğh.a(m) : ot.or.oğh.us, yani Oturan Boğa (Taurus / Toro(s)) burcunda olup, gene Türkçe kökenli “alıca / kızıl kıyama varan” anlamındaki al+ide : baran damgalarından ötürü Arabça ile batı dillerinde  “Aldebaran” adıyla bilinen, öte yandan al.(ma : am).la : id.eb.er+en , özetle “deveran eden evrende yaratıcı, yapıcı ödevli dev ebe erler > gr. titan” diye de okunan bu Aldebaran & Titan çift yıldızının, çok eski Türk gök bilimindeki özgün adı gök bakır : y(ay).ur. toz (yıltuz)’u idi. Bakır’ın burada hem bakar / bakara (ingök > gökten inen ana iñek ~ ingek; bekâr+et / bakire; bachelor, baccalaurate), hem de ob.ok.or, altın {atob} ok’a sarılı yazma, altın tomar, Kutsal Kitap (Golden Book / Good Book) olarak okunabileceğini de belirteyim. Benzer bir kutsallık kavramı, Kur’andaki en uzun bölüm olan Bakara suresinin, Arabça anlamıyla inek olarak değil de, Türkçe anlamıyla ing+ök (gök ana / gök ebe > kub+apa ~ Kubaba / Kibele) olduğu anlaşıldığı zaman, bir kez daha karşımıza çıkacak; gene Arabça olduğu var sayılan kâbe & kubbe ile habbe & hubûb benzeri sözcüklerin aslında nereden kaynaklandığı görülecektir.

Şimdi, hemen herkesce bilinmesine karşın anlamı tam olarak açıklanamayan ünlü bir deyişimizi anımsayalım: Yer demir, Gök bakır... Bu deyim gelmiş, geçmiş, gelecek et.ür.ük kuşaklara gerektiğinde ipucu olması için öt.ür.ük dilimizin gen : öt.ük özüne id.okh-khu @ kod’lanmış bulunan sayısız evrensel belgülerden sadece biridir; Gök*köG : atalar’ımızın kimliklerini; ilk kondukları yer ile uçup geldikleri yeri; yaşam destek dizgelerinin evrimini; bunun sonucu kimlik tanımlamada günümüz bilimince de en etkin gösterge sayılan kan ‘gurup’larının gök bakır türkuğaz’dan yer demir kızıl’a nasıl değiştiğini;“iki çarp iki öter tört” gibi bir kesinlikle bize özetleyiverir.

Buraya dek söylediklerimin, 1990 başında tasarımladığım özgün fonetik-dışı & görsel-yanlı çözümleme yöntemine göre, daha önce ortaya atılan ve akademik dil bilim kuralları içinde yanlış bir yöntem olan üp/f.üng : öt.ük (fonetik; sescil) çözümlemeye dayandığı için daha temel kurgusunda başarısız kalan “Güneş Dil Teorisi” ile kavramsal ya da biçimsel hiçbir ilişkisi olmadığına; bu yüzden onunla kesinlikle karıştırılmaması gereğine dikkatlerinizi çekerim. Kimi kişilerin, kimi çevrelerce bilimsel sayılan bir yöntemin bile daha baştan yanlış kurulabileceği gerçeğini düşünmeden, hoşlarına gitse de, gitmese de insanlığın kökeninde uz.am / uz.am+an kapsamlı evrensel bir olgu olan görkemli ana dilimizle eğlenebilmesine yol açan bu talihsiz girişimin tam karşıtı değil amma şimdi yeni baştan kurgulanması saydığım uğraşı alanıma, Gök*köG Bitşik : Evrensel Yaratılış – Varoluş Düşünbilimi Savözü adını özellikle vermiş olduğumu; bunun, bu konuda daha önce yapılan yanlı ya da yansız bilimsel araştırmaların hiç birinde örneği bulunmayan özgün ve somut bir bakış okuyuş anlayış savözü (sentezi) olduğunu belirtmeyi uygun görmekteyim.

Burada küçük bir bölümüne değindiğim asıl gerçek öd : okh-khu.ğhu, yani uz.am / uz.am+an’ın öz sesi; okuması ya da tarihi; süreci; öyküsü yanında, “antikite şaheseri” diye imrenilen mötüş, muthos & mit’ler bile yavan “geyik muhabbeti” gibi  kalır.

 

Güncel ve resimli sürüm: Ankara,11.03.1999

 

Kutsal Apis Boğasını Gök (mavi) tenli ve ob.oğh.a(m) : ot.or.oğh.us (obuğa [yer yüzüne] oturan boğa) olarak betimleyen ender bir Masr papirüsü. (Büyültmek için üzerine tıklayınız). Aynı göksel kavramın bizdeki betimlemesi için Bkz: b.ğh.a : t.r.kh.n : ğh.z : kh.n; Türk’ün Simgesi; Uygurca Oğuz Bitiki.


 

5 Eylül 1991 Perşembe günü Antalya’da yaptığım ve özeti Anadolu Ajansı tarafından basın’a iletilen söyleşinin sekiz yıl içinde gözden geçirilmiş yazılımı yukarıdadır. Söz konusu ilk özet, yayınlandığı tarihten bugüne dek bir çok adrese mektup postası ve ış.im.(id).il : öt.üş.üm (ışık hızında imlerle şimdi dil {konuşum} iletişimi, yaygın deyişle {telefax} kanalıyla ulaştırılmış bulunmaktadır.

 

SEÇME YAZILAR / ARTICLES