sab-satı ~ sav-satı * saklanması gereksiz, satıp savılacak sap / saman & sab ~ sav / söz; b ~ p ~ v ~ f dönüşümleri yile günümüz dilinde “safsata”; 1. çer çöp değerinde önemsiz düşünce & söylemler, boş & asılsız açıklamalar; gerçeklere & akla & bilime dayanmayan tutarsız sav ile zıtsav (thesis & antithesis), “lâf salatası ” ; 2. fels. sofizm, bir yanlışı doğru diye onaylatmak için yürütülen uslamlama & düşünce ürünleri; eng. sophistry, casuistry, specious reasoning; ne y(ay).sz.okh kim, öz üm öz Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe olan bu sözcük, türkçe sözlüklerde bile “arabça bir isim” diye tanıtılmaktadır.

saf oğlan * Bkz: us-su.ob.oğh.(or / ol)+an

salat ~ salata * ne y(ay).sz.okh kim, M.E.B. Örnekleriyle Türkçe Sözlük, salata’nın italyancadan, marul’un yunancadan geldiğini yazıyor. American Heritage Dictionary (AHD) ise her iki sözcüğün de latince kökenli olduğunu açıklıyor. Aslında doğrudur diye bize sunulan bu her iki bilginin de, sitemizde yer alan sayısız örnekler gibi hem yetersiz, hem de yanlış olduğu, ancak fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemi yilen anlaşılır olmaktadır; Bkz: y(ay).ış.(am).or / ol.ot; ür.(ük).üng  

selçük ~ seltik * tr. selçuk > eur. celtique; Bkz: is.er : üç.okh; [ Gotlar & Keltler ]; [ Leibniz & Kelt-İskit  Varsayımı ]

semantik * Bkz: ış.(oğh.uz).am+an: üng: öt.(ür).ük-kü ~ ış.am+an : öt.ük > eur. semantics.

ses uğur * Bkz: is-es.oğh.or

ses : üp/fle * ses oluk (soluk) vererek ses üfle ~ süfle > fr. 1. souffler, soufflé, souffl+er+ie, soufflet, souffl+ante; 2. siffler, siffleur, sifl+ant(e), siflet; soufflet (körük) & siflet (düdük); Bkz: üp/f.üng : öt.ük; üp/f.[ür].ol. uç

ses : üp/f.ür.(ol).uç * ses oluk (soluk) vererek ses üfleme / soluk üfürme sonucu süpürme eylemi oluşu; bir yerdeki toz ve kırıntıları üfürüş / süpürüş; üngsüzlerin yumuşamasıyla s.ü(ğ).üp+ür > eng. sweep / +er (to clear with a broom / brush); ğhu son ekiyle süpürüş için il.et : el.at (el iletisi el atı > ar. âlet; @ eng. tool) s.üp/f.ür.ğhu ~ süpürge; süpürüş eylem kökünden özüm öz tr. adıl > üp/f.ür.uç (üfürücü & süpürücü uç) ~ furç ~ fırç+a; ne y(ay).sz.okh kim, türkçe sözlüklerde bile fırça sözcüğünün yunanca “bourtsa” sözünden geldiği duyurulmaktadır; oysa oğh.us (has) Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe olan sözcüğümüz, b ~ p ~ v ~ f  yanı sıra ç > t / s dönüşümüyle çok sonraları Gök*köG : er+en & öbür  eb.er : ob.oğh.a dillerine girmiştir; Bkz: üp/f.ür.uç; üp/f.üng : öt.ük; üp/f.[ür].ol. uç 

sirius * masr. sopde / sothis; ar. şir’a; – y(ay).ur : toz.u ~ yıldızı; “Şi’râ (yıldızı)’nın Rabbi olan O’dur”   “and that He it is Who is the Lord of Sirius –T.G. Koran, Necm (the star), 53:49”; Bkz: ış.ot.or : oğh.uz

sumer ~ sümer * Bkz: [ Sümer Serpintisi ]

Sky*rooT United : (Fl(a/e)sh Born & Chirping Races) Mother Tongue * This term, when translated into any idiom of languages spoken today, is simply “Turkish”, which has been narrowed down to labeling one particular nation on earth rather than the whole phylum of warbling and speaking flesh & blood creatures with chirping, warbling & chanting characteristics, including the bird, reptile & mammalian races, which the term once fully signified and was employed for; Gök*köG Bitşik : (y(ay).ış.am / et.ür.ük & öt.ür.ük) Ana Dil terimi, günümüzde konuşulan dillerin hangi lehçesine çevrilirse çevrilsin salt “Türkçe” demeye gelir. Bunun nedeni içerdiği anlamın, bir zamanlar tam olarak belirttiği ve kullanıldığı üzere kuşlar, sürüngenler & memeli ırklar da işin içinde olmak üzere, etten ve kandan oluşup, ses veren, ötüşen & konuşan yaratıkların bütün soylarını bir öbekte toplamaktan çok, yeryüzünde belirli bir tek ulusu tanımlayacak biçimde kısıtlanmış olmasıdır; Bkz: [ et.ür.ük : öt.ür.ük ] with pictures.

sz.et.ür.ük ~ züttürük * etli & kanlı et ürükü, kuş dili kon.uç.ng (konuşan) öt ürükü olmayan ürükler / ırklar; ırkın olması gereken niteliklerine sakıp bulunmayan soylar / kuşaklar; genleri bozuk, zıt ürükler; gr. zoo+morph+ic; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]; “Zıt ürük > züttürük” sözcüğü başvurduğumuz TDK ile öbür sözlüklerde bulunmaz; Bkz: et.ür.ük; [ et.ür.ük : öt.ür.ük ]; obuzıt; abuzettin

sz.kıl.et+on * 1. kılsız & etsiz+ler; kılları & etleri olmay+an / +on(lar / ne+ler), iskelet+ler > ger. skelett; fr. squelette; eng. skeleton; 2. ahşap / metal ttr., ttr. çubuklardan çatılmış açık yapı, su üzerinde kurulan kafes yapılı taraça, iskele > lat. scala, merdiven ~ eng. scale, pul & ölçek; “sz.kıl.et+on gibi sz.is / ış.oğh-ğhu ~ iskelet gibi (iş güç sakıpı şişko olmayan) sıska”; ıskalamak; sz– ön eki & +an / +en / +on gibi çoğul belirten bir son ekle üretilmiş olan Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe bu sözcükten > gr. skeletos, skeletos (sōma), dried-up (body), neuter of skeletos, from skellesthai, to dry up; yani grekçe “kurumuş” demek olan, betimleme için  yetersiz bir sözcükten (?) üreyip, türeyip batı dillerine & tıp bilimi terimleri arasına girmiş imiş; “ap.is+(oğh.or.us) ~ (apis [id] horus) > pes, d+ogrusu, Pythagoras!..–DT” ;

eng. idiom “skeleton in (one’s) closet”, a source of shame or disgrace, as in linguistics, when the genuine root of a much used basic word is declared origin unknown unless it can be labeled greek or anything else other than turkish; in this case, tr. sz.kıl.et+on simply means “beings without hair & without flesh”; the suffix on (ten) is added to indicate the plurality of the subject, as in tr. ap.er.is+on > fairies; fair / kind persons > eng. a person; and in tr. ap.at.er+on * the big fathers / big bosses high up there > eur. il padrone / patron+ae; patri+ate, etc., etc. Quo est Veritas!..

Bkz: can.(am).sz.(y(ay) .at).er; am.er : gen; am.eyn : inc.öt : ot.ış; am.ne.iş.ti : ya?; aş : at.am.okh; ap.is : oğh.or.us    


sz.kıl > without hair
{sz}.et > {without} flesh
+on > plural suffix

sz.ök.ül * Açıklama düzenleniyor

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

11