G!k * Gök*köG im-mi’ini yansıtan eb.er.y(ay)-gen.öt.ük : üng.(s-s).ol.ng.am (birey can ötüğün / atığın (biyo-genetik) inlem & solunum ses olumu, ünlem) tepileri > tr.“g(!)k demek”;“g(!)kı çıkma-mak” ya da “g(ıcı)k almak”; “g(ıcı)k olmak; ayrıca “g(ıdı)klamak > k(!)k+ırdamak”; Bkz: Gök*köG Bitşik

gen : öt.ük ~ gen / gin / yin / can : at.ok * evrensel belgülerin kutsal okuma (dua) biçiminde içine id+okuñ olup id.okh-khu @ kod’lanmış bulunduğu öz; can : at.ok > genetik > gr. genesis, genetikos ~ eur. genitive / genetic; Bkz: öng : gin; ör.gen.ök

gök : ağan & (gö)k : indi * Gök*köG imleri yile yazıldığında adları göğe yükselen / ağan (pap+ağan) & gökten inmiş / uçamayan (kh+indi ~ hindi) demek olan kuşlar. Ulu akıllı evrensel bilgemiz oğh.(us).can > Hoca Nasreddin’in bu kuşlardaki niteliksel karşıtlığa ilişkin öyküsü için ötüşüñ & tüşüñ; eng. parrot & turkey; Bkz: öt.ür.ük.(oğh.uş) : y(ay / iy)i

nebula

gök : bulut * Bkz: Gök*köG : ot.ış

  

gök*khan * gök ış.ım.ebi (semavî ~ mavi) tenli tengri gök*oğhan’dan oğh (ulu akıl) im-mi’nin okh im-mi’ne dönüşümüyle gök khan; Boğha Tarkhan Oğhuz Khan(ım) (obuğa ve abağa oturan or (altın) kanlı boğa{ç} han(ım); bağatur Boğa Tarkan Oğhuz Han(ım))’ın kendilerine altın yay & gümüş (boz) ok vererek gönderdiği ebe+ergin (ev ergini > virjin) kızları Gün, Ay, Yıldız ile Gök, Dağ, Deniz Han(ım)’lardan Gök Khan(ım), sonradan ataerkilleştirilmiş söylenceye göre oğlu Gök Han; gök*oğhan’dan ön ünlü daralmasıyla tr. kağan > pers. cihan (dünya, âlem) & cihan+g+er ~ cihangir; ibran. cohen; eur. özad. Cohen; ar. kâhin; Bkz: gök*oğhan ; oğh.us ~ oğh.uz; [ B.Ğh.A : T.R.Kh.N ]

Gök*köG Bitşik : öt.ür.ük.ng : il.üng.oğh-ğhu.nda G(eb(!)be)G : oğh-ğhu.iç-çe ~ göbek : hece > “gög ebe göbeg öbeg gebe bebe; (g)el bebek, gül bebek” ya da “gelebeg > kelebek”; g!k, ç!k, –cik, –çük > eur. “tch, tch!”; “cl!ck”; click, clock! (o’clock, saat çik-çak / tik-tak)’ları; G. Afrikadaki okh-khu.ng : uç.oğh.us+an >  khoisan ~ kuşhan dil g+öbeği’nin damak şaklatan kon.(ver : ses). uç.um (converse, conversation; mükâleme) biçimi; Bkz: gök : bitikGök*köG : oğh-ğhu.iç-çe ; yeni

Gök*köG Bitşik : (y(ay).ış.am / et.ür.ük & öt.ür.ük) Ana Dil * Bu terim, günümüzde konuşulan dillerin hangi ağzına / lehçesine çevrilirse çevrilsin, salt “Türkçe” demeye gelir. Bunun nedeni içerdiği anlamın, bir zamanlar tam olarak belirttiği ve kullanıldığı üzere kuşlar, sürüngenler & memeli ırklar da işin içinde olmak üzere, etten ve kandan oluşup, ses veren, ötüşen & konuşan yaratıkların bütün soylarını bir öbekte toplamaktan çok, yeryüzünde belirli bir tek ulusu tanımlayacak biçimde kısıtlanmış olmasıdır; This term, when translated into any idiom of languages spoken today, is simply “Turkish”, which has been narrowed down to labeling one particular nation on earth rather than the whole phylum of warbling and speaking flesh & blood creatures with chirping, warbling & chanting characteristics, including the bird, reptile & mammalian races, which the term once fully signified and was employed for; Bkz: [ et.ür.ük : öt.ür.ük ]

{Gök}.ap.ol : ış.(ot.oğh) : (oğh).uz.(am) : y(ay).ebe.k{öG} ~  uz.(am) : y(ay).eb.ök ~ zeybek * Gök*köG ışık otağlarının / şatolarının o ulu uzam yayı’nda yay öbek olmayı (yayılmayı & öbeklenmeyi) denetleyen ebe / ana bekçi, kollukçu  güçler; > gr. polis, kent, politēs, yurttaş ~ politeia; lat. polºtºa, devlet; fr. policie, cıbıl (civil ~ sivil) örgüt; ger. polizei ~ eng. police; Bkz: uç.ob.an

Gök.(eb*be).köG * Gök.(ebe).köG ~ gök+ebe 1. doğuran gök tengri+iç-çe & tengri+iç-çe gök’ün evi; ğhu (eb-be) oğh * gök evi’nin ebelik yapması & bebe+oğh ~ bebe(k) doğurması; göbek; göbekteki bebeye gök ebeliği; gebe dişi; (oğ)h.(uz).am : ile > ar. hâmil+e / hâmî; doğ(ur)um / doğum olma işi, gebe’lik ür.et.işi & ür.üng > ger. geb+urt / geb+orn; eng. {ge}b+irth / {ge}b+orn; 2. gök+ebe * göksel, kutsal ana tengriçeler > hitit. kubaba ~ kybele > eur. cybele / cybil; özad. Sibel; Sibel+ius; hitit. kubaba > ar. kubbe, “baki kalan bu kubbe’de bir hoş sada imiş” –Bâkî (16. yy.); kâbe, gök tengriçe ya da tengri’nin kubbe altındaki evi; gök+ebe ~ gök+ana * mavi kanlı / tenli göksel, kutsal et.ür.ük : oğh. uz ana tengriçeler; ebe & analar > gr. kokona,

kokona, hanımefendi, süsüne düşkün yaşlı kadın; Afrika’da khoisan ~ kuşhan kökenli bir halkın & ülkenin adı, Gh+ana; Bkz: tengri+(i)ç-çe; ar. kubbe / kâbe; far. kâse-i ser, kafatası; Bkz: am : eb.il. iğh-ğhi * gök ebe ananın bebeğe bilig & ilig il(et)iği gök öbek bağı, göbek kordonu > lat. umbilic+us; gr. om-falos, om-fal(l)os, am (ana) y(ay).or.okh-khu (yarakı; fallusu); 3. gök+ebe : (y(ay).ış.am). er.ng * gök ebe / gebe dişi’ nin yaşam ışımına ermesi & kög erin yaşam ışımının gök ebe yere erim işi > tr. aş ermek # (zıttı) geb+ermek; gök+ebe : (y(ay).eri * göksel, kutsal / büyük ana tengriçenin (Kubaba ~ Kybele) yeri > hitit ~ luvi. Kybira ~ Cybira; ar. kebir & kibir (büyüklük); kibar (uygar), kabir (gömü / tapınç) yeri;  Yorum: ışım evi > ar. sem+ avî ~ semavî sözünde olduğu gibi, bugün gök : kubbe dediğimizde, bilmeden Gök* köG+eb-be > gebbe ~ habbe / kubbe demiş oluyoruz & bu sözcükleri arabça sanıyoruz; dahası, G.(am*ma).G yile G.(eb*be).G im’lerinden > ibr. hawwah / havva ~ lat. æve / ave ~ eva / ava ~ eve; buna karşı köG+ebe > eski masr. geb, yer yüzü tengrisi; geb+e(r), yer yüzü tengrisinin tohumlarını taşımak & gebe kalmak; geb+ermek, yer yüzü tengrisine ol+uçmak ~ ulaşmak; tr. geb @ beg ~ bey; oğh.(us) : a(m)+beg > ağabey ~ ağbi; Bey+oğlu; tr. beg+er ~ bey+er > ger. mayer & bayer; tr. Gök (*köG) : ebe+er @ be+(g*g)+er > eng. ~ beg; beggar, dilenci; # as an adj. bigger & better, whereas # tr. bet+er > bad+man & worse; here we find a  spiralling bundle of inter- twined root syllables with meanings

 

Gökebe > Kubaba,
Hatti / Hitit ana tengriçesi & Gökkuş ot.uç-çu (tacı)

 in contradiction: “as I work better, my (pay) gets (beter) > my (share of the pie) gets (worse)”; tr.er.ob. y(ay)).er+er ~ el.ob.er+el * er erden; el elden ob yerdir (yukarıdadır / üstündür); man / person / hand over the [place of] other man / person / hand > ger. eroberer, the conqueror # eng. robber; tr. khan : kıran.er ~ kan : kırar > eng. conqueror, alagan / algan; Please note that none of the conventional theories in modern linguistics can ever explain these bilateral & enigmatic features, except Doğan Türker’s novel method of aphonetic & provisual analysis; Bkz: [ Atob / Obal ]; [ Woyengi ]; gök.oğh. uz.am

Gök*köG : eb.er : öt.üş * Bkz: eb.er.öt.üş : ing.(ök) : er.iç-çe

Gök*köG : er+en * Bkz: G(r(φ)e)K > Grek

Gök*köG : ing.ök * 1. gökten inmiş / göksel ana, id.oğh ~ iduk ana & akıl; bu töreye göre örgütlenmiş sürüler & toplulukların yöneticisi > masr. hathor; gr. hera,  iñek bedenli / iñek yüzlü / iñek gözlü olarak betimlenen tengri+(i)ç-çe’ler; 2. göksel ana’nın yer yüzüne indirdiği iñek (ingek ~ inek) türü; hind. kutsal inek kavramının kög : ingi ~ kökeni; eng. holy cow; fr. la vache sacrée; Bkz: [ Mutfağın Namusu ]; ök.ör : nom(u)

Gök*köG : ob.(oğh.uz : am.(y(ay)).eb.er : gin * 1. Gök*köG uzam / uzam+an’ın bağ / bah{çe}bozum yerinde Amay Ana’nın ebe ergin oğhuz / okhuz canlarınca su verilip yetişen, kökleri yayılan biber+cin geni / cini / canı; ot.or.am : ob.ot+an : ür.ük.üngü (tarım & botanik ürüngü); gök+kambur ot > eng. cuc+umber; Bkz: Gök*köG : ot & Gök*köG : ür.ük.ot ; 2. Gök*köG : ob.(oğh.uç) : oğh. (uz)+an * Gök*köG {üligi} bağ & bahçelerin bağbozan boğa uçlu (boynuzlu) oğhuz bahçıvan oğhanı (tengrisi) > gr. bacchus ~ lat. dionysos; Bkz: ebe : er.gin; (oğh)-ğhu. (e)b(e).er+gin; al(ma : am)la

Gök*köG : oğh-ğhu.iç-çe * Gök*köG Bitşik okuma’da iççe çekilen s-s.ol : oğh-ğhu.ng (ses oluğu soluğun) “hu! hu!” diye dışa çıkan bilinç ecesi im’ler > tr. hece; aşkın erk alanının (transandantal enerji kafesinin) dışavurum ‘kod’ları; ‘kadîm’ çağlara has anlayış / kavrayış çerçevesinde tanrılar & tanrıçalar görüntüsünde özgün modeller (arşetipler) olarak ortaya çıkarak, yaşamın daha kılgın alt ögelerinde iletişime yansıyan, düşünülen ya da dile getirilen birimler; “Bu nedenle Türk Dili’nin kök heceleri yaratılış – var oluş gerçeğinin imleri, ya da Kozmik Bilinç kodlarının alt & üst  bilincimizdeki imgesel yansımalarıdır. –Hülya Akdoğan, 1997”; [Middle English sillable, from Anglo-Norman, alteration of Old French sillabe, from Latin syllaba, from Greek sullab, from sullabein, second aorist of  sullam-banein, to combine in pronunciation : sun-, syn- + lambanein, to take –AHD.]; “Bu adların şekli’ni heceler yardımıyla değişik kılmak mümkündür. Böyle yapınca işten anlamayan biri, birbirinin aynı oldukları halde, onları başka başka şeyler sanır... Adlardan anlayan ... adların tesirini, değerini göz önünde tutar ve bir harfin eklenmesi, yahut yerini değiştirmesi, yahut atılması, hatta adın değerinin büsbütün başka harflerle anlatılmış olması, onu aldatamaz... İlk konulan adların, onları gösterişli kılmak isteyenlerin elinde, tanınmaz bir şekil aldıklarını bilmiyor musun? Kulağa hoş gelmesi için harfler eklediler, yahut çıkardılar; güzelleştirme isteği ile zaman, kelimeleri eğip bükerek kılıktan kılığa soktu... –Eflatun; Kratylos, çev.: Suat Baydur, MEB Batı Klasikleri 37, İstanbul 1989, s. 31-32, 66”; Bkz: [ Gök Heceler ]; [ Öz’ün Işığını Arayan Er ]; oğh-ğhu : iç-çe; [ Büyük Sentez ]

(Gök*köG : oğh.uz.am.er)+en ya da al(ma:am)la : id.eb.er+en : (yaratan / tanrı) kut deveran(ın) dev ebe er+en(ler)i; daha sonraları sanskritçe’de deva(e)s diye bilinirler; (id).eb.er+en ya da id.eb.erler  (dev [ebe] erler) olarak görülen imlerin, üp/f.üng : öt.ük : can (phoenician / fenike) kökenli Gök*köG : er+en > Grek yazısına biçiminde girmesi sonucu bütün dünyada tit+an (titan) dev tengriler ırkı olarak bilinip, öyle tanınmışlardır. Günümüzde tüm batı dillerinde yer alan “titan / titan+ic; géant / giant...” gibi sözcük ve türevlerin tümü bu Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük : iç-çe Ana Dil’den inmiştir.

Gök*köG : ot * gekkig ~ kekik otu; bot. thymus (labiatae) türlerine verilen genel ad; gr. thumon ~ lat. thymum > eur. thymian; thym+e; Bkz: ob.ot+an : (ür).ük

Gök*köG : ot.ış

Gök*köG : ot.ış * 1. Gök*köG uzam / uzam+an’ın & Gök tengri yı(&)la köG tengr+iç-çe’nin (Amay Ana’nın) sıcak ışınımı / ışığı / ateşi & aydınlanma ötüşü; bu ışınımı / ateşi & ötüşü soğuran & gök (tengri)’ten kög (yer)’e düşen kut taş; or.okh-khu.ng & or.ng.okh-khu & okh-khu : or.ng yazılımında k.ö.G imlerinin B.o/u.kh ~ g olarak aktarımıyla > tr. Bektaş / +î; köG : tengri anlamında > sans. Buddha, one who has achieved a state of perfect spiritual enlightenment in accord with the teachings of Buddha (Siddhartha Gautama, the Indian mystic and founder of Buddhism); hung. Buda+pest (Macaristan), köG+yurt; pol. Bog, (köG) tengri; Bog+am.er ~ Bogomil, (köG) tengri & tengr+iç-çe’nin sevgili kulu; “Bogomils, members of a religious sect that arose in the 10th century in the Balkans. The chief center was in Bulgaria and the cult spread among other Slavic peoples –© 2004 Microsoft Encarta”; rus. Bokh, (köG) tengri; 2. köG : [ot. ış].y(ay).eri * Bektaş (ışınım / ateş / ötüş / tengri öğütü) yeri / yurdu > tr. Bukhara (Özbekistan); Bukhara+ışotağı > rom. Bukhareşti (Bükreş, Romanya); Gök : er+en & köG : er+en > rus. Yuri Gagarin (Gök eren Yürük / Gökte yürüyen er) & Bukharin (Kög Tengri(ye) eren / Tanrı kulu); köG : ot.[ış].oğh-ğhu * köG tengri’nin ateş atış / ötüş / taşı & taşağı / otağı / dağı / odası > çipça. Bogotá (Kolombiya); polinez. Bogor (Endonezya); 3. köG : [ot. ış] * tr. köt tili öterim (argo deyim): “edgü işe kög (bok) atmak kolay...”;“ iki ucu köglü (boklu) değinek”; 4. Gök*köG : iş * Gök*köG uzam / uzam+an’ın & Gök tengri yı(&)la köG tengr+iç-çe’nin (Amay Ana’nın) sıcak ışınımı / ışığı / ateşi & aydınlanma eylemi, işleyişi & işi; tanrı yazgısı; ar ~ osm. ilahî takdir  # kög.iş ~ bok iş > eng. bogus, taklit ya da düzmece nitelik; bogy / +man, kötü ya da arsız & yaramaz cin / ruh; hobgoblin, çirkin, zararlı cin ya da duygu (AHD); ►(HA önerisi) eng. bo+gus tamğhu’ları dönerek okununca > tr. bo+sug ~ bozuk (bad, out of order, deformed, freak, kaput, etc.); üçe bölünmüş boz.ok için Bkz: ob.y(ay).or.okh

ür.ük.ot

©
1991 doğan türker

Gök*köG : ür.ük.ot * 1. Gök tengri yı(&)la köG tengr+iç-çe’nin (Amay Ana’nın) yetiştirdiği ürükü (ırkı / ürünü) göğerik (göğe bakan / kızarık) kök otu; tr. ot.uç : y(ay).ap.or.okh (taç yaprak)’ları eski türk töresinde ere varan (erik) kızın kuş+andığı kız ol ~ kızıl gelinliği andıran gelincik iç-çe : çük’ü (erkek döllenme örgeni kendi içinde olan küçük tengriççe / ece çiçeki); 2. gök.ür.ük : ot; kızıl taç yaprakları horoz ibiğini andırdığı için gök.ür.ük ~ kukurik : ot (horoz otu); r ~ l dönüşümü > fr. coquelicot; eng. poppy, gelincik; Bkz: Gök*köG : ob.(oğh.uz; o+t.ür.ük

gök*oğhan * 1. gök ış.ım.ebi (semavî ~ mavi) kanlı & tenli tengri; “her ulus kurulurken Gök Teñri bir altın ışık biçiminde yer yüzüne inerek  o ulusu kendi ruhunun soluğu ve ışığının dölleyici gücüyle kutlu kılardı –Gökalp, Ziya, Türkçülüğün Esasları; İnkilâp & Aka, İst. 1978, s.151”; Bkz: oğh.us ~ oğh.uz; gök*khan; ış.oğh.uz; [ B.Ğh.A : T.R.Kh.N ]

gök*kuş ~ kaknus * Bkz: kaknus ~ gök*kuş; k(ö/ü)l : tigin; altın kaknus;  kaknus, çizim / graphics; [ oğh.uç : öt.ür.ük.iç-çe ]

gün ~ kün * Açıklama düzenleniyor

G(r(φ)e)K / Grek / Gök*köG : er+en / gök : eren

G(r(φ)e)K > Grek * 1. Anadolu’da sömürdükleri okh : y(ay)+an (ok-yay(lar) > gr. İon) varlığından ötürü bizde “yabannas ~ yavanna / yunan” diye bilinen, am : ma adı aslında Gök*köG : er+en ya da gök : eren olan boyların, Gök*köG : im-mi içine, günümüze uyan bir anlayışa göre de, sarmal dna kodları içine damgalanmış olan (er) im-mi’nden ötürü G(r(φ)e)K biç+im’li yazı imlerini karıştırması sonucu türeyip, bozunmuş olan bir oymak adıdır > gr. graikos (kendilerine böyle demezler); lat. graecus; fr. grequé; eng. grēcas > grek ~ greek; grecian; ger. griechen, ttr., ttr..; özelad. Grieg; Greg / +or / +ory & Gregor+ian; g(ö)g.eri > g(eri)g+er.{oğh.uz}> lat. gregarius, sürü üyesi; ►“Leibniz, titiz karşılaştırmalar yapabilmek için on yılı aşkın bir sürede gerçekleştirdiği dilsel malzeme toplama çalışmasında, Yafet soyundan gelen bütün diller grubunun kökeninde Germenlerle Gallerin ortaklaşa kullandıkları bir Kelt dili’nin bulunduğu ve “bu dilin, Karadeniz’den yola çıkmış, Tuna ile Vistül Nehirleri’ni geçmiş ve bir bölümü Yunanistan’a gitmiş, bir bölümü ise Almanya ile Galler’i doldurmuş İskitlerin soyundan gelen, bütün halklarda ortak bir kökenden kaynaklandığı” kanısına varmıştı (Nouveaux essais III, 2) –Eco, Umberto, Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı, çev. Kemal Atakay, Literatür Yay., İst. 2004, s. 85”; “Tarihsel zaman içinde hiçbir soy sürekli değildir. Yunan milliyetçileri günümüz Yunan’ının antik dönem Grek’inin devamı olduğunu ileri sürerler. Oysa Alman tarihçi Jacob Philip Fallmerayer’e göre eski Grek soyu kaybolmuş ve onun yerini Hellenleşmiş Slavlar  ve öteki soyların karışımı almıştır –İnce, Özdemir, ‘Anadolu’nun Türkleşmesi (2)’, Aydınlık, s. 6, 18.01.2013”; İlginçtir, gök : eren > g(r(φ)e)k oymağı kendilerine ’ελλην / ’ελληνικα, elen / elenika (eng. hellene / hellenic); yurtlarına ’ελλάς , ellas; (eng. hellas) derler; arabça & ispanyolca dillerinde olduğu gibi, gök : eren > g(r(φ)e)k yazısında da, kutsal oğh ya da ğhu im-mi yazılmaz, am : ma seslendirilir; y(ay).ür.ng.iç-çe > fürüngçe / frankça (fr. française / eng. french) dilinde ise, kutsal oğh ya da ğhu im-mi yazılır, am : ma genellikle ses+ilen+ dirilmez (h muet & h aspiré); “Sokrates –Ben Hellenlerin, ve en çok yabancıların egemenliği altında bulunan yerlerde, yabancı uluslardan pek çok adlar aldıklarını düşünüyorum. (...) Adların aslını araştıran kimse, bunu Grek diline göre yaparsa, adın geldiği yabancı dili göz önünde tutmazsa, işin içinden çıkamayacağını anlarsın. –Eflatun; Kratylos, çeviri: Suat Baydur, MEB Yay. Batı Klasikleri 37, İstanbul 1989, s. 64”; ► “Leonard Woolley, Sümer’lerden söz ederken şöyle demektedir: ‘Onların, ilkel barbarlık içinde debelenip duran bir dünyayı aydınlatan uygarlıkları ilk kıvılcım niteliği taşıyordu. Biz, tüm sanatların köklerinin Yunanistan’da arandığı ve Yunanistan’ın, Olimposlu Zeus’un beyninden tam yetişkin olarak, Pallas gibi fışkırdığının düşünüldüğü evreyi aşmış; o deha çiçeğinin öz suyunu nasıl Lidyalılar ile Hititlerden, Fenike ile Girit’ten, Babil ile Mısır’dan emmiş olduğunu artık öğrenmiş bulunmaktayız. Ancak kökler daha da geriye uzanmakta, tüm bunların gerisinde Sümer yatmaktadır’ –Ceram, C. W.; Gods, Graves, and Scholars, Bantam Books, USA, 1980, p. 361”; “Kendi sitelerinde keşfedilmemiş olan her şeyi ellerinin tersiyle iten Yunanlılar bile Biblos yazısını benimsemiş ve ticari işlemlerinde kullanmaya başlamışlardı. Yenileştirici özellik taşıyan her şeyi kendilerine mal etmekte uzman olduklarından, bu yönteme Yunanca alfabeta adını vermişlerdi –Coelho, Paulo; Beşinci Dağ (Türkçesi: Aykut Derman), Can Yayınları, İst. 1998, s. 72”; Bkz: aleph-beth; ış.oğh.or : öt.üş; ış.oğh. or.sz;
[ Socrates uyardı ]; [ Sümer ]; [
Uygarlık Bir Grek Mucizesi mi? ]

[ Not: sözlüğümüzün özgün yazılımında G*G imlerinin  ortasında kullanılan y(ay) / ış / am / er / at / ok ... gibi değişken tamlamaların tümünü simgeleyen y(ay) im-mi, “y-u-f olsun yay-u-fi yapana!” ilkesi uyarınca, bazı örümebi tarayıcılarında Φ (phi = fi) im-mi yerine latinceharfi ya da ? im-mi olarak görünmektedir ]; 2. Evrensel Ana Dil(im.iz)’in görsel evresinde Gök*köG imlerinin köG*Gök imleriyle yer değişimi sonucu k(er)k : et.ür.ük > kög : türk’ler & kög türk’lerin erk (egemenlik) yeri; et.ür imlerinin yutulmasıyla Kerk.ük yurtu ~ Kerkük; pers. Pers kralı Büyük Ks(er)ks+es (İÖ. 519-465).

giysi miysi * Bkz: oğh.(uz.am.(y(ay).er : at.okh.ng).iy-ye.üç-çü / iç-çi.

gök : am.er+on : can * gök ana tengri+iç-çe’ye bağlı oymaklardan am.er+on (deniz kıyısında yerleşik & denizci) can’lar; sescil evrede r ~ l dönüşümüyle am.el+on ~ melun : can’lar > eng. melungeons; Gök* köG im-mi içine damgalı am im-mi’nden ötürü G(am)G : er+on : can biç+im’li Side yazısı yıla (p(am)ph)+yl+gen ~ Pamphyl+ ian; people inhabiting the Southern Anatolian coastline between Lycia and Cilicia (c. 1000 BC), almost five centuries before the Greek  immigrants colonized their ancient city known as ış.ot.oğh > Side (cidde ~ citta; chateau; cité; city ~ site; situ ~ stadt) in the 6th century BC; Bkz: [ u(–)p @ down ]

gök : ış.(am) : ot.oğh ~ gök.ışım : otağ * Bkz: gök.oğh.uz.am

gök : in.id-di.oğh-ğhu ~ gök induğu * gün indi olduğu / indiği zaman mavi göğün büründüğü ürüng ~ renk > eur. indigo, çivit rengi, koyu mavi / lâcivert; Bkz: ür.üng

gök.oğh.uz ~ gök : (is.okh.at.am.er).oğh.uz+an * 1. günümüzdeki yanlış okumayla Gagavuz denilen gök : oğh.uz Türkleri; otuz gök ürüngü (ürünü & rengi) tenli gök oğhuz boylarından a. ış.am.er ~ sümer > is.am.er ~ sâmi / semitic; b. is.okh.at ~ iskit; ç ~ t /s dönüşümüyle skoç ~ skot > scot / +tish / scotch; c. sakha @ akhas; d. id.(okh.uz) : oğh.us ~ dokuz oğuz @ sogd+akh; e. et.ür.ük : is.okh+at > etruschi / etruscan (etrüsk can); f. us.er : uç.oğh / is.er : üç.okh > seük ~ seik ~ seltik > eur. celt+ique / celt+ic, ttr., ttr... gibi eb.er : ob.oğh.a(m) : el.nda (in the land of europe) yerleşik ulus, boy, oymak, kol & ok’ların her biri > masr. hekakasut; gr. hyksos; “Kafkaslardan güneybatıya yönelerek Anadolu’ya giren göç dalgasında R1b’lilerin [protoTürklerin] yanında I1, G1 ve G2’liler de (proto-Çerkesler) vardı. Kafkaslardan Anadolu’ya, oradan Lübnan, Suriye, Mısır, Libya ve Fas yoluyla İber’e geçtiler. Bir kısım akrabalarını bu günkü İsrail ile Mısır arasında bir yerlerde bıraktılar. Yahudilerin içindeki Aşkenazi denen gurubun nüvesini işte bu R1b ve G2’liler oluşturur. Mezar buluntularına göre tarih M. Ö. 4000’lere dayanır –Çataloluk, Yrd. Doç. Dr. Osman, Türk’ün Genetik Tarihi, Togan Yayıncılık, İstanbul 2012, s.31”; Bkz: [ Gotlar & Keltler ]; ayrıca selçük & seltik (selçuk & celtique) adlarındaki dönüşüm benzeri Saltuklular > Erzurum ve çevresinde kurulmuş bir Türk beyliği & Saltuknâme > Türk dervişi Sarı Saltuk ile ilgili ödkuğlar ~ öyküler söz konusu bu üngsüz ç ~ t /s dönüşümünün ne kerte yaygın olduğunu gösterir; tengri Enki’nin büyük tufandan kurtulmasına yardım ettiği Sümer kralı Ziusudra Khan; bu öyküden alınmış ötüş mötüş’ler > gr. muthos. i. Zeus; ii. büyük tufanda yok olmaktan kurtulan Boetia kralı Ogyges, “Hooke, S.H.; Middle Eastern Mythology, Penguin Books, England, 1963, p. 16, 30”; ar. khavm, kavm+iy-ye ~ kavm; eur. tribus, at+tribute; tribe ~ tripe; 2. (gök) : ış / is.(am.er). oğh.uz+an * gök serik sakıpı ışık han(lar) / shogun oğhuz(lar) / o kuz kuzu kız(lar) & kızan(lar); tr. özelad. Suz+an ~ eng. Suzanne / Susan / +n / +ne; jap. Suzuki; afro. Susu, Gine & Sierra Leone’de yaşayan Batı Afrika halkı; pers. Susa, Elam krallığı & Pers imparatorluğunun baş kenti; fars. sûz / +ân (yanma, tutuşma / yakan, ateşli); eng. suzerain, a nation that controls another nation in international affairs but allows it domestic sovereignty; suzerain+ty, the power or domain of a suzerain (egemen devlet & egemenlik erki); Bkz: am.on; aton; ış.oğh.(uz.am)+an; [ İlk Üç Buyruk ]

gök.oğh.uz.am * otuz gök ürüngü (ürünü & rengi) tenli gök oğhuz boylarından guzam; kültürleri yalnızca Anadolu'da görülebilen bu halkın özgün damgaları > hebr. Hittim; eur. Hethiter ~ Hittite olarak çevrimlenmiştir; gök : ış.(am) : ot.oğh ~ gök.ışım : otağ * gök oğuz ış.am+an (şaman) canların ışıklı / ısılı şatağı ~ çatağı / otağı / dağı / odası, şatosu > Hattuşaş, İÖ. 20. yüzyılda Hitit imparatorluğunun başkenti; am im-mi’den ötürü > eng. hut & hat; Gök*köG im-mi içindeki ış im-mi’nden ötürü G(ış)G damgası -şaş /-sas biçiminde otağ / kent belirteci olarak kullanıla gelmiştir > gr. Assos, Ephesos, Halikarnassos, Sagalassos gibi; -os soneki düşürüldüğü için Hattuşa diye de okunmaktadır. The Hittites, whose origin is unknown, invaded the region, which became known as Hatti, about 1900 BC and imposed their language, culture, and rule on the earlier inhabitants, a people speaking a non-Indo-European agglutinative language. Shortly after 1800 BC they conquered the town of Hattusas, near the site of present-day Boğazkale. (Microsoft Encarta Encyclopedia); son yıllarda Avrupa am.er.okh.iz > ar. merkez’li bilim çevrelerinde Hitit dilinin de Anadol-Örop dil ağacının bir dalı (!) olduğu savlanmaktadır –DT; Bkz:  Gök.(eb*be).köG; [ Guzam & Gökışım ]

gök : y(ay).er : or.ışı

Woodcut © Akiko Naomura (Parabola 02/2000); colored by DT

gök : y(ay).er : or.ışı * 1. gök ile yerin / ök yay (dişil) ilen ok er (eril)’in / ay ile yerin yarılışı & onlar arasındaki ayrılış işi; bu ayrılıştaki or (altın) ışı(nın) yarılır / yayılır & yararlı oluşu; yaratılış & var oluş & yok oluş düzeninde yer alan sıraların hayırlı yarışı; y(ay).er : nta @ nta.(y)er > lat. inter- > fr. entre- > eng. inter (–arası, –arada anlamında kullanılan öntakı); 2. (gö)kh.yer : arşı > hiyer-arşi * Gök*köG arasındaki ögelere has konum, etki / yetki, yararlık & önem derecelerinin sırası / sıralaması; üst & ast rütbelerin düzeni; (ob.or.al.am). okh : or.ış ~ karış, baş parmakla serçe parmak uçları arası (22,5 cm); or.ış.ng ~ arş+ng, arşın, parmak ucundan omuza kadar (68 cm) & bacak arası (adım atma) uzunluk ölçüsü; bir varsayımın kanıtlanması için yapılan çağrı: “okh.al.ob (Halep değil, ok kalıbı) oradaysa or.ış.ng (altın arşın) burada”; özüm öz et.ür.ük : öt.ür. ük : (id).eb.er+en, dev ebe erlerin kut evren (kozmogoni) bilimine özgü bu kavram(lar)dan > gr. hieroV, hieros, kutsal; hierarkhēs, baş rahib; hierarkhia, baş rahib yönetimi ~ lat. hierarchia; old fr ~ mid. eng. ierarchie ~ hierarchy; ar. arş ü ferş, gök & yer (yüzü); arş-ı âlâ / arş-ı âzâm, en yüksek gök katı; silsile-i meratib, dereceler / rütbeler dizisi; far. ferişte, melek; 3. öt.il.üng : oğh-ğhu : gök : y(ay).er : or.ışı* til (tongue / lingua)’de hiyerarşi; “psycho-linguistics has shown that the only conceivable model to represent the generation of a sentence does not work ‘from left to right’, but hierarchically, branching from the top downward. –Koestler, Arthur; The Ghost in the Machine, 1981, p. 30”;  “Varlığın içiçe geçmiş bağlantılarının tümüne bakmamız gerekir. Bütün bilimler, yalnız bilimler değil bütün entellektüel kökenli çabalar, hiyerarşik basamaklar arasında aşağıya ve yukarıya doğru olan bağlantıları bulmaya; güzellikle tarih, tarihle insan psikolojisi, insan psikolojisiyle beynin işlevleri, beyinle sinirsel uyarılar, sinirsel uyarılarla kimya, v.b. arasında bağlantı kurmaya yönelik çabalardır. Bugün bunu yapmıyoruz. Kendimizi kandırıp bu şeyin bir ucundan öbürüne uzanan bir doğru çizebileceğimizi sanmamın yararı yoktur; çünkü, böyle bir göreceli hiyerarşinin varolduğunu yeni yeni görmeye başladık –Feynman, Richard, Fizik Yasaları Üzerine (1964 Konferansları), Tübitak, Ankara 1995, s. 146.”; 4. gök : y(ay : er).iç.iz : im-mi * gök & yerin / (yay) dişi & (okh) er / okuma & yazımın göksel / tengrisel iç izlerinin çizim im’i / imleri; Masr uygarlığında kullanılan giz.im (gizem)’li & kut : is.im.öge (kutulu isim / im / öge & simge / kartuş ) yazısı; gök : öt.ili, gök (tengri & tengriç-çe’lerin) dili demek olan özgün masr (?) sözcüğü bilinmiyor; gr. hiero+glyphikà, baş / kutsal+oyulmuş, yontulmuş simgeler;  tr. –sız ekiyle # gök : y(ay).er. sz : or.ışı ~ [(gö)kh : y.er].sz : arşı > gök ile yerin / yay ilen er’in / ay ile yerin, ttr., ttr.. hayırsız / yararsız / arsız / düzensiz / gereksiz oluşu > gr. an- önekiyle an+arkhos (baş rahibsiz / yöneticisiz) > anarkhia; lat. anarchia ~ eur. anarchie; anarchy: absence of any form of political authority; political disorder and confusion; absence of any cohesive principle, such as a common standard or purpose (AHD).

gök : y(ay).er : or.ış.ng : at.am-mı / öt.im-mi * 1. gök ile yerin / ök yay (dişil) ilen ok er (eril)’in / ay ile yerin yarılışı & onlar arasındaki ayrılış / ayrışım işinin ötüm imleriyle atımı (yazılışı) / anlatımı; bu hiyerarşik ayrılıştaki or (altın) ışı(nın) yarılır / yayılır & yararlı oluşunun bet+imlenmesi; yaratılış & var oluş & yok oluş düzeninde yer alan sıraların hayırlı yarışının (altın ışınının) tam & tüm olarak yaraşırca yayılması; 2. gök ile yeri ayıran tengri or.ış.ng’ının (arş / taht’ının)  & evren katlarının anlatım / ötüm imlerini sıralayan ar iş.ing adı; bu işi yapan kişi+ler > lat. ars; artitus ~ old fr. & mid. eng. art; artisan, artist; ış.ng.at > ar. san’at, sına’at ~ osm. zanaat; ayrıca (g)ök : ış.ng : at @ at.ng.ış.ok ~ tanğsuk, şaşılacak, acayip; nefis nesne ya da iş (DLT. III, 382-19, 22) > güncel tr. tansık; ar ~ osm. mu’cize; Bkz: at.okh : ini > gr. tecnh, tekhni, sanat / zanaat & beceri; ış.oğh : eb.il.nçi; ış.ng.at / öt

 gök.y(ay).ol.ng


Istituto Geografico di Agostini S.p.A., Novara, Italia
 

gök.y(ay).ol.ng : ot.oğh * gök (tengri)’nin yayı; gök’te yayılmış / gök’e yol olan & gök’ü yolan / yalayan yaylak otağ / dağ / oda; Himalaya dağları; ger. him+mel (gök) berge; eng. him+alaya(n) mountains, the sky scraping bow & the road to the te(neme)nt of the Sky (god); Bkz: tabgaç; [ Himalaya ]; [ Himalayalar ]

G(ök).uç.am.okh.ng+öte & (kö)G.iç.{y(ay)}.er.at.ng+öme * Gök ucuna uçmakın ötesi & yaratılıp ayrılarak (y)aydan yere atılan yay (dişi) yile er+at’ın Kök içine yatıp gömülmesi olgusu; ölümden sonrası için ortadoğu dinlerince olmadık yerlerde aranan, yer yüzündeki konumu için her tür varsayımın üretildiği iki soyut durak; tr. uç.am.oğh & ot.am.oğh ~ uçmak & tamu(ğ); ibr ~ ar. genne adn & gehinnom ~ cenne / aden & cehennem; osm. cennet # cinnet & cehennem; “cennet, cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri / isteyene ver anları, bana seni gerek seni... –Yunus Emre, 13. yy.”; lat. paradisus & infernus; eng. heaven & hell; Bkz: ez-zümer; uç.am

guş * 1. ulu akıl (evrensel bilinç / ilahî şuur / divine reason) & yaratıcı güç (kozmik enerji / hâlik-i mutlak / creative force) olan tengri’nin “ışık [& aşk & şık @ hoş] olsun!..” diye verdiği ış.oğh. (uz. am) > eng.“shazam!..” buyruğundan, is.öz’ü ile özdeşleşen @ oğh.ış ~ oğh.uş > guş ~ kuş; kuş dili / hoş dil; “Benim dilim guş dilidir... (My language is the language of gosh {of God, or Turks, or Birds, or @ Light, Love & Reason, i.e. Creation})” -Yunus Emre, 13 yy.; > fars. 1. gû, söyleyici, söyleyen, “nâdire-gû, dilcan”; 2. gûş, kulak; işitmek, dinlemek, duymak; 3. âgûş, kucak, sığınılacak yer; o kuşun idok ışın yeri; Bkz: idokışıneri; “Koehler, Lorenz, Craig ve Thorpe gibi davranış bilimcilerin hepsi, kuş ötüşünün ilerlemiş biçimlerindeki ses arılığının, ‘yaratıcılığın’  ve doğaçlamanın, ‘hem müzik, hem de konuşma yolunda atılan ilk adımlar’ sayılması gerektiğinde anlaşmaktadırlar. –Koestler, Arthur; The Act of Creation, Arkana Penguin Books, London, 1964, s.492; “İnsan dili ile hayvan iletişim dizgeleri arasındaki ilişkiyle ilgili daha açık bir irdeleme karşılaştırmalı ırabilimci W. H. Thorpe’un son günlerdeki bir irdelemesinde görülebilir. Thorpe, insan dışındaki memelilerin insanın sesleri taklit yeteneğinden yoksun göründüklerini, bunun için de “memelilerin değil,” (birçoğu önemli oranda bu yeteneğe sahip olan) kuşların, “gerçek anlamda dil geliştirebilme gücüne sahip olması gereken grup” olmasının beklenebileceğine dikkat çeker. –Chomsky, Noam, Dil ve Zihin, Çeviri: Ahmet Kocaman; Ayraç Yayınevi, Ankara, 2002; sayfa 109”; 2. oğhuz kuş * ışık hanlardan oğh.uz : ış.oğh+an (shoguns; kings & lords or queens & ladies of light)’ın ot.or+on (toro / torun)larından am.er.okh : oğh-ğhu ana karasına göçen oymaklarda olduğu gibi, Orta Asya’da kalanlar arasında, özellikle 24 oğuz boyunun töz / köken tamğha’sı olarak benimsedikleri kuşlar; oguş > oymak; hısım, akraba (Kaşgarlı Mahmut, DLT (1072); I : 61); et.ür.ük : oğh.uz kuş >  toltek-maya evrendoğum inancında tanrıların türkuvaz tüğlü ğhu.ber.cin (haberci güvercin)’i “quetzal” kuşu; gosh (g’aş) interj. used to express mild surprise or delight; alteration of God; also gush < mid. eng. gushen; theol. St. Francis of Assisi, the patron saint of ecologists; Bkz: ış.okh.or : ötmek; öt.(ür.ük.ng) : il.üng.oğh-ğhu; k(ö/ü)l : tigin; [ altın kaknus ]; kaknus ~ gök*kuş; ayrıca Bkz: [ olmek, kuşhan ]; oğh.uz : am & oğh : uz.am

güvercin * Bkz: [ ğhu+ber ]; ğhubercin; (oğh)-ğhu.(e)b(e). er+gin; guş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

34