kaknus

kaknus * Doğu & Batı söylencelerinde türlü adlar altında yer alan gök (mavi) ya da or (altın) renkli gök*kuş > tr. kaknus; gök*kuş yazısının üng ilen dirilmesi’nde (sesle canlandırılmasında) et.ür.ük : öt.ür.ük (türk oğhuş ırkı) ağızların özellikleri nedeniyle gök & ış im’lerinin kak & s sesine dönüşümü & ka im-mi’nin n olarak algılanma-sından doğan bozunmuş öt.er.im (terim / deyim); kak kuk * kazın çıkardığı ses; gök*kuş kavramının daha değişik biç.im il(&)en diril’mesi olasılıkları için Bkz: kaknus, çizim / graphics altın kaknus; k(ö/ü)l : tigin

karaim * okh-khu.or : am / im’den kara(y)im, or (altın) am : im : ış.ör.öt (kutsal mim / işaret)’lerini öğretip, öğrenip okur olan canlar, okuyan / okuyup yazan > ibr. karay; karaim ~ karayim; “Kırım Karay’ları, 8. yüz yılda Musa (hışam @ moşeh) dinine girmişler, ancak Tevrat’ı kabul etmeyen mezhebe bağlanmışlardır. İbranca bilmediklerinden din bitikleri İbran harfleriyle Türkçe olarak yazılmıştır. Yahudi olmadıklarını, Türk soyundan geldiklerini ısrarla açıklamalarına karşın, 2. Dünya Savaşında Nazi soy kırımına uğramışlar, sağ kalanlar da Sovyet yönetimince uygulanan sürgünlerde kırılmışlardır. –Jyrkankallio, P. et all; Türk Lehçeleri ve Edebiyatları, çev.: Prof. Dr. K. Ataç, Gündoğan, Yay., Ankara 1992, s.28”ayrıca Bkz: Koestler, Arthur; 13th Tribe; Bkz: okh-khu : or.ng

karma-kara+ışık ya da karam : mı-kara+ışık * kapkara, karma-karışık ışık; karanlık & düzensiz iş; karmaşa; “şaman göklere doğru ‘uçarken’ uçsuz bucaksız gök yüzünde dolaşan ruhlar ve kuşlar, onun göklere, tanrı katına doğru uçmasına hayran oluyorlar, heyecan’larından karma karışık gürültü çıkarıyorlar –İnan, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, 5. baskı, TTK, Ankara 2000, s. 116”; kara-iş > peltek Grek dilinde ünsüz r yutumu & ünsüz ş yokluğu nedeniyle ka(ğa)-is > gr. khaos, khaos @ so’akh ~ sovuk / soğuk; so(l)ak / sa(l)ak; bu tanımların tümü ış.oğh.or.sz kavramından gelmektedir; eng. chaos; confusion, mess; fars. girift; ar. cüruf.

karn * “ar. 1. boynuz; 2. boynuz resminde çatal şey; 3. ufak böceklerin âlât-ı lâmisesi; 4. yüz seneden ibaret zaman; 5. tarîh-i umumînin münkasım olduğu devirlerden her biri; 6. bir zaman,. batn  karnen ba'de karnin : arkadan arkaya, batnen ba'de batnin. –Mükemmel Osmanlı Lügati (1901), Ali Nazîmâ - Faik Reşad, Türk Dil Kurumu, Ankara 2005.”; Bkz. zülkarneyn     

kençat * Bkz: okh-khu.ng : is.uç.or.at.(y(a)y).er

k(er)k : et.ür.ük * Evrensel Ana Dil(im.iz)’in görsel evresinde Gök*köG imlerinin  köG*Gök imleriyle yer değişimi sonucu k(er)k : et.ür.ük > kög : türk’ler & kögtürk’lerin erk (egemenlik) yeri > et.ür imlerinin yutulmasıyla Kerk.ük yurtu ~ Kerkük; pers. Pers kralı Büyük Ks(er)ks+es, İÖ. 519-465; eng. Xerxes I; Bkz: G(r(φ)e)k > Grek.

kesim * eb+er / el.iş.(ör.et.im.iz)’in ebe er öğretisi işimizi / işaretimizi el işi kesip biçip bitiştirmekten kesim & biçim; “min el.iş.ng, bir eb.iş.ng (bin kez ölçüñ, bir kez biçiñ; eur. cut & form.

khan : kıran.er ~ kan : kır.ar / er * 1. han & kan kırar, kon(ak) & han arar, egemenleri & onların oklarını & soylarını kırıp, kurutur, konak & hanlarına / ülkelerine el koyar er (kişi); sertliği yeğleyen yaşam biçimi “kıran kırana” > lat. conquïrere, elde etmek, edinmek, sağlamak (to procure) ~ eng. to conquer & a conqueror; 2. er.ob. y(ay)). er+er > r ~ 1 değişimiyle el.ob.er+el * er erden & el elden ob yerdir (yukarıdadır); bozunmuş güncel deyişle “el elden üstündür”; eng. man / person / hand over the [place of] other man / person / hand; ger. eroberer (fatih) # eng. robber (soyguncu, hırsız, haydut); tr. Alagan ~ Algan; ar ~ osm. feth, bir ülkeyi ele geçirmek; adıl. fatih; öntakı. Fatih, “Doğu Roma İmparatorluğu başkentinin Osmanlı Sultanı İkinci Mehmet’in orduları tarafından fethi, o günden bugüne Batı Avrupa’da ‘Konstantinopolis’in düşüşü’ olarak söylenir. Muzaffer Sultan İkinci Mehmet’i, bu fetihle kazandığı ‘Fatih’ ünvanıyla anan tarih kaynaklarının hiçbirinde Konstantino-polis’in el ve sahip değiştirmesinden, ‘Osmanlı fethi’ diye söz edilmemesi, hayli ilginçtir –Kırıkkanat, Mine G., Bir Hıristiyan Masalı, Kırmızı Kedi Yayınevi, İst. 2014, s. 148”; sp. Conquistador, a conqueror, especially one of the 16th century Spanish soldiers who brutally decimated the Amerindian civilizations of Mexico, Central America, and Peru; “óle, tor(er)o!.. Terör’ün en hası bu!..–DT”; Bkz: zorro.

khan.sz.er * 1. hansız & kansız / yönetimsiz & soysuz, konaksız & ülkesiz er (kişi); “etürük budun : khan ini bolmayin : otboğhaçda : daraltı : khanlandı –Bilge Otuyanıkok bengütaş yazıtı; 1. taş, batı yüzü”; 2. khan.sz.er > ar. hınzır (domuz); “Allah ... kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte onların yeri daha kötüdür –Kur’an (Maide) 5 : 60”; Bkz: Gök.(eb* be).köG; [ Orkhun ]

khırmanç ~ kurmanç * Bkz: okh.or : mang.çı; [ Kürt İlhan ]

kon uç * kon & uç > konuş;  Bkz: kon.(ap).uç.ng*

kon.(ap).uç.ng                                                              türktelekom

kon.(ap).uç.ng * konup yukarı uçun, ses verin, düşünün, konuşun, ötüşün; 1. okh-khu.ng. (eb.er : is.es).uç.ng / öt.iş.üng ~ kon.(ver : ses).uç.ng / öt.üş.üng * (kutsal) okumaya ses ebeliği (edip) sesli ötüşün; konup, ses verip, yükseklere uçun; konuşun > eur. con.verse(r), con.vers.are; con.vers.ation; kon.[(ap).uç].ng : y(ay).eri * yukarı uçup konulan, toplanıp düşünülen, konuşulan apuç yer; yüce kurul; osm. meclis-i âliyye; buradaki yapuçung (bağlayıcı yasa yapıcı) erler; kongre > lat. congregare / congressus; fr. congrégation / congrès ~ eng. congregate / congress+ional; 2. kon-uç.ap : son.uç.ng : al.ng > lat. concludere / conclusio; eng. conclude / conclusion; bu sözcükler içinde, insan ırkından önceki oğh.uş (oğuz uşağı akıllı kuş; uç.uç : {öt}.illi > it. uccello & cello) türlerin konup, uçarken bilinçle ses vermesi olan konuç @ uçan ok & çanak (flying arrow & bowl ~ radio satelites & telescopes) ilen il.at : ış.ım / il.öt : iş.im (iletişim) kurma olgusunun olağan üstü biçimde kişinin dil yetisi içinde kayıt - kuyut edilmiş olduğu bellidir; kalem & kelâm kullanım işi > ar. mükâleme; “Benim dilim guş dilidir –Yunus Emre”; uçan ok & çanak ül.iğh-ğhi > ot.ob.oğh.aç ~ otboğaç (tabgaç ~ tawgaç) : ülkesi * Yukarı Çin / Maçin ülkesine ve genelde Zhongguo (Çin) ulusuna verilen Çankaya ~  Çung-kuo adı > eng. chunk (külçe, yığın), China; Bkz: ış.okh.or : öt.mek; ötüşüñ & tüşüñ; [ Doğan Türker ile Söyleşi ]; [ Bir Dil Ağacı Daha mı? ]; [ Kalem & Levha ]

 

kon.uç.am-ma : öğh.öt.ili * “tengrinin öğüt dilini & tengriyi övücü dili konuş, am : ma köt (ma+köt) dilini konuşma –DT”; tr. argo. makat; Bkz: am.y(ay).er.(oğh).sz.iç-çe

kon.(ver : ses).uç.ng / öt.üş.üng * Bkz: kon.uç; kon.(ap).uç.ng

kon uçum yetisi * konup ses vererek uçma / konuşma yetisi ve y(ay.(ış).am.er.okh) > yay ışım ana {deniz} yaşam {merak} erek / erk ötüsü & y(et.(iş). im.id.öt) *“yetiş!.. şimdi!..  imdat!..” ötüş atışı.

koşar ering : uç.or.okh-khu ~ koşarıng çarıkkı > gr. kothornos ~ kothurn, gök.er+en çarklı gıcık / çarklı gülek (tragödia / komödia) seyirliğinde tengrilik oynacıların giydiği yüksek ökçeli hamam takunyaları / çarıkları; Bkz: [ Socrates had warned ]; am.okh+khoş.ung

kök.el.ng

kök.el.ng / il.ng : ot.oğh.{y(ay)}.eri * Bkz: at.oğh.or.(am) : gög.(y(a)y).eri / eli ~ ili; ot.oğh : y(ay).eri; [ Bab+ili Kulesi ]

k(ö/ü)l : tigin * I. ök.öl.öt.i.ğh.n ~ ük.ül.üt.i.ğh.n : 1. (ö)k.öl ~ köl ~ göl @ lök > tr. köl, in @ retro reading lök > lat. lacus; old. fr. lac; old eng. lacu ~ lake; irish. loch; it. lago+ on; köl : y(ay)er @ lök :  yer > lacquer (göl gibi par+lak yüzey sağlayan sulu (acqua) sıvı; “lök gibi oturmak / altını lök gibi ıslatmak”; is.üt.ök.öl ~ ök.öl : akh.ot.oz * süt kölü ~ Ak-oğlan > gr. Apollon; Er-Sogotokh’un (Sogd / +ian @ Khotogos; dönerek okuma yıla > tokhuz oğhuz) gittiği süt kölü @ lök+tüs ~ lök+toz > lactose; (ga)+lakti, galaxy; laktik asit; 2. ök.ül : sz.kıl-lı * kılsız akıl; kel, amma akıllı ibiş kafa ~ ibis kuşu & ibis kafalı (kel : ayn.ak) > eski masr. y(ay) : okh-khu (yay & oku; dişi & eri; yazıyı & okumayı) getiren akıl & bilgelik tanrısı Enlil ya da Djeheuty ~ Nabo / Thoth, Hermes, Trismegistus, Kadmus, Odin / Wotan, Terzi İdris, Harut & Marut; Bkz: sz.kıl.et+on; sz.ök.ül; 3. kel-oğlan I * çok yaygın bilinen bir Türk halk masalında, kel değil 

 amma ökül (akıl+lı, saf & temiz) oğlan; “saçları ve sakalları ve bıyıkların mikrasla kırkup çar darp bir mutarraş, çullaki-apdal kıyafet idüp nice hastaları bu vech üzre tehlikeden halâs iderdim. –Evliya Çelebi” > asya. kafasını kazıtan budist rahipler; tr.özdeyiş “saçı uzun, aklı kısa...”; kel-oğlan II * çok az bilinen bir Türk halk masalında ise, başına işkembe geçirmiş, kötülere (uz).am+an (yer & zaman) vermeyen oğh.uz.er : ob.oğh.a(m) : ot.or  (o güzel oturan boğa / bağatur / ka(h)raman dişi savaşçı, kün : khan(am) ~ Gün Han(ım); aslı uzam başlıklı am.{y(ay)} : oğh.uz+on (amazon) er kişi; “Oğuz Padişah tahtının üstünde derin uykulardaymış. Üç bülbülse padişahın başı üstünde, kafeste öter dururlarmış. Delikanlı almış bülbülleri çıkmış odadan. Saraydan biraz uzaklaştıktan sonra delikanlı durmuş. ―Yahu şu padişahın yüzü örtülüydü. Ne biçim adam olduğunu anlamak için yüzünü açıp bakmadım bile, demiş kendi kendine. Dönmüş saraya. Girmiş Oğuz padişahın odasına. Açmış yüznü. Bir de ne görsün? Gün gibi güzel bir kız. Oğlan hayran hayran bakmış kıza. Sonra örtmüş yine kızın yüzünü. Çıkmış saraydan üç bülbülle. –Hikmet, Nazım, Masallar, Adam Yayın., İst. 1987, s.109”; 4. ök.ül & ök.ör : (oğh.us) * amay ana’nın kel & kör sürülerine kılavuz olan akıllı & herşeyi gören kızı, amazon Kırgız; eng. batgirl / batwoman; sp. zorro; ök.ül & ök.ör : oğh.uç * kireç > geology. lat. calc³rius (calx, calc-, lime); eng. calcareous, chalky; of calcium carbonate, calcium, or limestone; ök.ül : ak.ıl : oğh.us > calculus: i. pathology. an abnormal concretion in the body, usually formed of mineral salts; ii. dentistry. tartar; iii. math. the branch of mathematics that deals with limits and the differentiation and integration of functions of one or more variables; ök.ül : ak.ıl * mantık kül olan akıl, tümel akıl > ar. akl-ı külli(ye); eng. omni-potent / universal mind; (ü)k.ül * akıl / kıl & kel ~ kül, toplam, hepsi > ar. küll+î+ye; (m)+ukh, makûl; ’ukh+alâ; 5. ök.ül : oğh.uz. (gin) & kül : oğuz * akıllı oğhuz / öküz can, tüm oğhuz (elini) gezgin can & kılavuz; “kılavuzu kargaydang olanın...”; öng gideng er > eng. guide & traveler; öt.il : gin / öt.il.gen > dil.can * kon.(ver : ses).uç’mayı sever, güzel konup uçar & ses verir, iletir can(lı)+ dil (li) er gen / gin / cin / can > lat. gen+til.is ~ gen+til.e(r); fr.~ eng. gen+til. homme ~ gen+tle.man; fars. dil+baz; “nâdire-gû, dilcan”;  6. ük.ül+it * külit @ tilük > (boz) tilki; kurnaz, “kül yutmaz can”; kilit+li & kuluç+lu > scotch. kilt; eng. quilt; skirt, lock; occult wisdom; kül it * yanıp kül olan ateş kuşu “phoenix”in yumurtasından çıkan köpek; “Çok tüylü köpek. Türklerin inandıklarına göre, kerkes kuşu kocayınca iki yumurta yumurtlarmış, bunların üzerine otururmuş, yumurtanın birisinden barak çıkarmış. Bu, köpeklerin en çok koşanı, en iyi avlayanı olurmuş. Öbür yumurtadan da bir yavru çıkarmış; bu, son yavrusu olurmuş. –Kaşgârlı Mahmut; DLT, I : 377-24”; “Kaşgârlı Mahmut, bu ikinci yavrunun ne olduğunu söylemiyor. Bu da herhalde bir kuş idi; Bir kaç yerde söylediğimiz gibi Kırgız’ların bir atasözü vardır: Kuş törüsü Buudayık, it törüsü Kumayık. Kumayık adlı bu köpek, Kırgız mitolojisinde de yeri olan, efsaneleşmiş bir köpektir. Zaten adından da anlaşılacağı gibi, Kumayık sözü, Kuma, yani Hüma kuşu’nun adından türemiş olmalıdır. Daha doğrusu köpek annesinin adını almıştır... Yine Kırgızlar, çok iyi koşan ve av yakalayan bir Türkmen tazısına da Kumai / Kumay (Hüma? ~ Humay?) adını verirler. –B.Ögel, Türk Mitolojisi I, s. 191”; kül.it > old eng. brid ~ bird; 7. ök.ül : öt. (ür).ük+gin * akıllı ve esprili, kapalı, kilitli (mecazî) öten / konuşan can; lat. genus, gens; 8. kül-ötük * kuş ürükü (ırkı) cin / can; 9. tr. g+ök : okh-khu+ uç > gök*kuş ~ kaknus; ot.ış (ateş) kuşu > gr. ~ eur. phoenix; eng. firebird; ar. ankh+a; fars. hüma; sans. garuda; toltek-maya. quetzal, tanrıların ğhu.eb.er.gi(n) ~ haber(veri)ci / güvercin kuşu; 10. gin > gen; can, cin; yin; ök.ör ~ ük.ül : öt.üğh-ğhü : gin  > Köl ~ Kültigin can / gen; cin / yin; Bkz: altın kaknus; kaknus, çizim / graphics;

ÖKÜL : ÖTİGİN çizim / graphics @ k.(ö/ü).l : (ö/ü)t.i.ğh. (i)n * II. k(ö/ü)l : tiğhin (ök.ül : öt.iğh.in) > fenike ~ gr. προμέθεωσ, Prometheus; 1. herkesin ezberlediği söylencede insan ırkına ateşi getiren yiğit boğa toro / bağatur > fars. bahadir; üp/f.üng : öt.(ür).ük+can (fonetik öten / konuşan canlar, phoenician ~ fenike’li) yazısından gök : er+en > (g(re)ök+en ~ G(r(φ)e)k (griechen; greek ~ greque) al(e)pha - be(y)ta’sına geçmiş olan harflerin, çok daha öncel bir aşamada Gök*köG Bitşik : et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe’mizdeki or.okh-khu. ng : öt.üm : im.oğh-ğhu (orkhun ~ runikh ~ khor’an tamğha / damga okuma) imlerinden üp/f.üng : ötük (phonetik, sescil) bir yöntemle değil de, görsel bir aktarımla nasıl elde edildiği yukarıdaki çizimde görülmektedir. Klasik, akademik & skolastik üp/f.ür ~ üfül : eb.il.iğh-ğhi (philologia) çevrelerinin hiç mi hiç hoş moş bulmayacakları ve anında yok saymaya kalkışacakları bu “tüyler ürpertici” olgu özgür düşünceli okurların dikkatine sunulur –DT; 2. k(ö/ü)l : tigin, öbür adıylan ap.(y(ay)) : er.am : ot.(ış : eb.er+en) : oğh.uz ~ ap.(y(ay)).er.im : ot.oğh.uz atlı & adlı er kişi, daha çok gök : er+en > (g(re)ök+en ~ G(r(φ)e)k oymağınca tanıtılan biçimde προμέθεωσ (Prometheus) olarak bilinir; Gök*köG Ana dilimizde yüceltim & beğeni belirten ap.(y(ay)).er.im ~ ap/f.erim > öp/f.erim (öperim) deyişinin  farsça “âferin!”; eb.er.a(m) :oğh.(uz) deyişinin batı dillerinde “bravo!” biçimlerine dönüştüğü gibi.

kün ~ gün * Bkz: am.(y)ay : ış.oğh-ğhu.or.ng

kök.(y).er : at.am * Açıklama düzenleniyor

(kör) örtü * görür gözü karartarak görüşü körleştiren örtü ya da ö(ğ)reti & kör gözün üstündeki kara örtü; karartı ~ karaltı; ar. amâ; “ök.ör.er : (am).ül.ig.is-si.nde (kör erler ülkesinde, mülkünde) tek gök : at.(ob).ok görlü (gök / mavi tepe gözlü > gr. kuklops ~ eng. cyclops) gen ~ gin / cin ~ can okh-(khu. ng).or : (ış).oğh.or (kıral; könig ~ king; reich ~ roi; şeyh ~ şah; kongur ~ kondor; şakir ~ şakhr; king-kong; gırgır & kirkor ttr., ttr... gibi okur er) olur..–DT”

kut.toñ : atı

kut.toñ : atı * 1. kut tongatı, kut : ton(atı) ~ kut(lu) / kut(sal) don+atı(m), donanım > hebr. kuttõnet; eng. chiton; ar. khut’n ~ eng. cotton (kat’n); kut.tong.atı ~ kuton don.atı için pamuk+lu; sakha tr. tanga (don, giysi); ñ ~ ng+eniz (geniz / nasal) üngü düşmüş olarak tr. toñ ~ don; toña ~ tonga; argo. aldanmak, kanmak, yanıltılmak, “tonga’ya basmak”; basma (kumaş) > lat. to(n)ga ~ toga; 2. kut : toñ.(atı) ~ toñ+eki ~ ton / don+eki > fr. tunique (tünik); eng. tunic; tr. t ~ d dönüşümünce tonek ~ donek > dönek; toneki / tüniki ile oturan & soyunmayan;“hem eve ebe gelir, hem de ton+eki’ni çıkarmaz –DT”; Bkz: mañ.toñ.u; okh.yay : (at).toñ.u

kuzay

kuzay * Bkz: okh-(khu).uz : (am) : ış.(y)ay

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

24