aç : el.ng

aç : el.ng / il.ng : gir * ış.am.(an) : at.a(m) (ışım adamlar & şaman atalar) arasında tengri kulu’na & dost eli’ne verilen değerin göstergesi olarak çağrılı olmadan girilip oturulacak, genel & özel tüm sorunlara doğru çözümler bulunup efkâr dağıtılacak şamatalı içki töre+(e)n’inin yapıldığı yerin adı > güncel tr. çilingir sofrası –ne y(ay).sz.okh’tur kim bu özüm öz atalar sözümüz bile farsça-marsça sanıla gelmektedir; “Zühhada açılmaz der-i eyvân-ı harâbât / Ol mastaba-i feyz riyâ-gâh değildir –Nailî, 17. yy. Divan şairi”; güncel dilde “Meyhane konağının kapısı yobazlara açılmaz / O aydınlanma ocağı ikiyüzlülük yeri değildir; Eyuboğlu, İsmet Zeki; Türk Şiirinde Tanrıya Kafa Tutanlar, Kaynak Yayınları, 3. basım, İst. 1995, s. 9”; Bkz: [ Çilingir Sofrası ]; iç.oğh-ğhu; el.nda / il.nda;

açıl ses’im (im : mi) yilen açıl * aramî ~ arabî dilindeki “yiftah ya sim-sim, yiftah!..”, ya da eb.er.öt.üş : ing.(ök) : er.iç-çe’sindeki “open sesame, open!” gibi ap.(i)s : sz : is.öz ~ sz : ap.söz, yüce sakıpsız, hesapsız, özsüz, ipsiz, sapsız sözlerin dışında, Ali (Büyük) Baba’nın (ab-u âli ~ bab-ı âli > above all ~ über alles) sözlediklerinin asıl gerçek biçimi budur: o, öbür dillerdeki susamlı– musamlı deyişlerden sonra denediği oğh.uz.(am).im-mi (ilâhî şuurun gizemli mim im’li) sözlerle, oğh.(uz.am).id.oğh-ğhu > gizem duyu (uğ)+ (oltu), ses altı uğultu (lat. audio) alıcı komutla çalışan bir bilgi sayarın denetimindeki depo kapısı tokmağının öt.im : at.ış / at.okh (gr. auto+matos, auto+matos ~ automatic) biçimde uzaktan açılmasını sağlamıştır; {Bir Mısır tapınağındaki} kapının bekçi ruhları vardır, ya da kapının kendisi canlıdır. Bu nedenle birinin girmesine izin vermeleri için bu ruhlarla anlaşmaya varmak gerekli olur”   “The gate {of an Egyptian temple} has guardian spirits, or may itself be animated. So it is necessary to negotiate with these spirits so that they allow one to enter. –Naydler, J.; Temple of the Cosmos, Inner Traditions, USA, 1996, p. 254”; Bkz: (a)m : im; am.(y)ay : im-mi

adı güzel * Bkz: oğh.uz.er : at.a(m)

akademi(a) * Bkz: okh-khu.y(ay) : id.am : eb.er.oğh-ğhu

akh.at / okh.ot : oğh.uz.er.(ış).okh : oğh.or / ol+an * ak at(lı), alevli ok atıp uzak kuz yere ak otağ kuran oğhuz er (o güzel) kişi, Khotogos-Er @ Er-Sogotokh ya da Ak-oğlan; Bkz: Ögel, B., Türk Mitolojisi I, TTK., s.96, 113 & 102; Ak Ana & Ak Oğlan > gr. Leto & Apollon; “Apollon gümüş yay’ın eşsiz kullanıcısıdır, uzaklara ok atıcıdır –Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Tanrıları, Bilgi Yayınevi, 6. basım, Ankara 1990, s. 44”; ayrıca Afrodit & Adonis; Bkz: et.ür.ük : oğh.uz * türk-oğhuz ~ türkuğaz > eur. turquoise; Bkz: ap.or.ış

al.(am : ma).la * 1. alım malı; alınmak; alımlı olmak > gr. όloV; ger. allemande ~ alles; eng. all, tot+all; ar. âlem, dünya / evren; alîm, çok bilen & âlim, bilgin; # sz tamğhusundan önek ile sz.al.(am : ma).la > ar. z+alim, bilen / bilge kişi olamayıp haksızlık yapan, z+ulm ~ zulüm eden; acı veren, ış.oğh.nçı (ışık hınçı >  işkence’ci) aydınlanma karşıtı karanlık kişi; (h)alîm+e, almada vermede yumuşak huylu er / dişi; allâme, büyük bilgin / ulema, bilginler; alâmet / alâim, belirti / belirtiler; 2. am.al : am * yaratıcı / yaratan, eylem / im alımı; alma eylemi > ar. mâlûm, bilinen, belli; lat. malum, kötü ~ fr. mal, kötü, “onun ne mal olduğunu sen bize sor...”; Bkz: [ Almıla Alma ]; al.(ma : am).la

al : el.iç-çe * el içine alınacak ölçüde, el içi kadar; eliççe > ing. a little; gr. oligon; fr. un peu; ger. ein wenig; Bkz:
ç > t / s

alm ; al.(ma : am).la

alm * 1. al.(ma : am).la ya da am.(la : al).ma buyruğundaki or.okh-khu.ng ~ okh-khu : or.ng ~ or.ng. okh-khu (orkhun ~ runikh ~ khoran) damgalarından > elif-lâm-mim imlerine dönüşen, anlamı bugüne dek çözülememiş olan oğh.uz.im’li tamğhu (gizemli damga); “Kur’an’daki bazı sûrelerin başlarında bulunan bu harfler, Allah ile Elçisi arasında bir şifre’dir. Bunların gerçek mânasını ancak Allah ve Resûlü bilir. Bunlar, okunacak olan söze, dinleyenlerin dikkatini çektiği gibi, Arabların mânâsını anlamadıkları, fakat bütün dillerin temeli olan harfler ile indirilmiş önceki İlahî Kitap’a da işaret etmekte ve o Kitapın içeriğinin Hz. Muhammed’e de vahyedildiğini düşündürmektedir. –Prof. Dr. Süleyman Ateş; Kur’ân-ı Kerîm Meâli, 2-Bakara Sûresi; Milliyet, 1996”;  ar ~ osm. a. alem, bir niteliği belirleyen imli / simgeli nesne: sancak (bayrak), nişan, alamet; b. âlem, dünya / evren / acun; Bkz: Gök*köG Bitşik ~ gök : bitik; c. (am).la ~ imle * dilbilim. kut imleri yanlışsız sıralayıp, sözcükleri doğru yazma bilgisi & eylemi; am ~ im / mim bilimi bilir kişi olma işi, “mabiliglig –Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig (1072)” > ar ~ osm. imlâ, eng. spell+ing; ger. lad+en, lad+ung; 2. al.(ma : am).la.okh > al.m.kh * gizemli tamğhu’ ların eb(e) : er+en (ibran) & ış.am.(+an) : öt.ük (semitik) dilinde kazandığı eve eren & bebe veren ebe er anlamları için “the Hebrew word, almah, which the Septuagint translators have rendered parthenos, does not mean ‘virgin’, but ‘young woman’, that is, any young woman of marriable age. ... Hence the Christian writer’s claim that the virgin birth of Jesus is a fulfilment of the Isaianic oracle is based on a mistranslation of the Hebrew. –Hooke, S. H., Middle Eastern Mythology, Penguin Books, GB, 1963, p. 171”; ► almah ~ alma (Mısır) rakkase / dansöz;  Bkz: al.(ma : am).la; am.al.okh+an; (a)m.im; im; gökbitik; [ Kutsal İmler ]; [ Almıla Alma ]

al.[ma] : am.[la] : oğh ~ almak > 1. amlak (yaratıcı, yapıcı) tengri buyruğu almıla ~ alma / elma gibi alımlı & ok alıcı; ok alarak kalıcı olmak; hebr. ‘almah, mature woman, ripe {like an apple}; in Egypt. almah ~ alma, female dancer, rakkase; @ oğh.am : al-la > ar. cemil+e (güzel er; yüzü güzel dişi; cemîle, iyilik); 2. am.[la] : oğh ~ amlak * amlak (yaratıcı, yapıcı) tengrinin yarattığı / yaptığı işler, malak & melek türünde canlar > hebr. môlek ~ gr. molokh; lat. ~ eng. moloch, i. Bible. In the Old Testament, the god of the Ammonites and Phoenicians to whom children were sacrificed. ii. Something possessing the power to exact severe sacrifice; iii. lat. moloch horridus, a lizard  of the deserts and plains of central and southern Australia, having a head and back covered with large spiny scales (AHD); Bkz: am.al.okh+an; am.okh

altın yay (ıl(&)an) okh * ob.oğh.a(m) : ot.or.okh+an: (y(ay).ış). oğh.uz.(am : er.at).oğh+an ya da (ob.oğh.(uz). am : ma. (ış).ot.or : oğh-ğhu.ng : oğh.uz.(am.er.at).okh+an ~ B.ğh.a T.r.kh.n O.ğh.z Kh’ n.(am), günümüz dil bilim çevrelerince “Boğa{ç} Tarkhan Oğhuz Khan” adıyla bilinen, obuğa / abağa oturan altın kızıl kanlı o ulu akıllı oğhuz han(ım))ın o güzel oğhuzer kıt kuzu kızlarına verdiği ob.y(a)y.or.okh > o bay ob(yay)ı bu bay obadan; ob(y)ayı bu bay(ayı)dan, (bay ağıyı / ağayı bayağı ayı)’dan ayıran altın yay ıl(an) okh ~ yay.or.okh > yarak (silah), yarık (hendek), orak, buyruk & bayrak; Bkz: or.(id+am) / ot.oğh

am.al.okh+an * 1. yaratıcı, yapıcı, yürütücü, üretici, işleyici, eylemci kan & okhan(lar), söz, eylem & yüklem sakıpı, malak khan / malkoç; malkan ~  balkan; > phoen. maloch ~ ibr. malachim; ar. m.l.k. ~ mâlik; malak / melek; melek+e; melik; mal-mülk,“adalet mülkün kaidesidir”; @ okh.al.am > kelâm & kalem; kelime; âmâl & amel; amele eur.verb+e, werbe, “In the beginning there was the Werb, and the Werb was with God, and the Werb (Word)  was God.”; 2. am.al.okh+an ~ amlak(h)an / amlak han * Oğhuz Kağan Destanı’nda havuz oğhuz > haoZ ~ haoN @ Noah ~ Nuh’un üç oğlundan y(ay)-u-fi : y(ay).ap.er > Yay : er ~ Yafes (Japheth)’in sekiz oğlundan en büyüğü olan Türk’ün dört oğlundan biri; bu soy ağacına göre, Amlak Han’ın amcası Kültigin olup, o da öbür adıyla > gr. phoinix ~ lat. phoenix olarak karşımıza çıkar; bir başka id.eb.er+en (kut dev ebe eren{ler}in deveran eden evren)’inde ise ap.y(ay).er. am : ot. oğh.uz > gr. “Titan Promet+heos” diye bilinen göksel kutsanmışın özüm öz kendisidir; Bkz: [ Magen David ]; [ Gotlar & Keltler ]

am.ap

© 1991 doğan türker

am.ap * can / eylem / yer yukarı; yukarıdaki can & eylem & olgular; yer’in yukarıdan görünüşünü saptayan belge, bir harita > eng. a map; am im-mi’nin batı dillerinde wa im-mi’ne dönüşümünün & Doğan Türker’in fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yönteminin çarpıcı bir örneği olan bir uz.am kavramının kök ingi ~ kökeni; a(m.a)p @ d(ow)n > eng. u(--)p # down; Bkz: u(--)p @ d(ow)n; [ u(--)p @ down ]; am.at.er ; ap.at.er

am.ap.{y(ay)}.er / or : iç.nda > eng. ampers+and; Bkz: &

am.at.er * yukarıdaki yüce ata {er} dişi canlar; ana erki üyeleri; m ~ b dönüşümü yile mama ~ baba atalar; ana er+en(ler) > gr. mhtera, mitéra; lat. mater ~ mère / mama; eur. mutter, mother, etc.; pers. mader; Bkz: ap.at.er; am.y(ay) : oğh.uz : at.er

am.at.er+on* yukarıda yüce ata er mama ~ baba kişiler; ana erenler / analar erki > lat. mater; matrona; maternalis; matrimonium; masr. amon-ra # aton-ra. Bkz: ap.at.er+on; am.on; at.on

amay * et.ür.ük : öt.ür.ük.ng anaç tengri+(i)ç-çe’si; Bkz: am.(y)ay ~ am.ay

amazon ~ abazon am.(y)ay ~ am.ay ana’nın üç altun yay ile boz (kümüş) ok vererek acuna saldığı am.oğh.uz+on(lar); çoğul on oğhuz boylarından ingök id.eb.er+en > titan ana (erkil) kadın, kız, kız+an(lar); fars. hamazan; 1. amaz+on(lar) görkemli taş yapı & aşılmaz duvar ustaları > ger. masson; mid eng. mason / +ry; fr. maçon / +nerie & maison, ev; am.az.(on kızın) : atı > fr. mazette, 1. kötü beygir; 2. beceriksiz kimse; 3. fr. ünl. olur şey değil, yav!..; 2. teo. (ış.oğh).or : a--m.az+on =  (o & n) damgalarının > gr. deka, deka; lat. X = 10, dice ~ diece; fr. dix (diz) yazılımına dönüşü örneği pers. -d biçiminde > avest. ahuro mazda (tenri bilge), zerdüşt inancında altın ışığın / şuurun / aydınlığın kaynağı; dünyanın yaratıcısı; iyi, güzel & doğrunun somutlanışı [ Bkz: gr ~ lat ~ eur. aura (ağor’a), görünmeyen soluk, esinti, yayılım, ışınım] ~ fars. ormazd ~ özad. Hürmüz; muthos & astro. y(ay).ap : at.er > lat. Iupiter ~ Jupiter; Bkz: ap.at.er ; ış.oğh.or; ış.oğh.(uz : am).or; y(ay) : ap.at. er; 3. tr. amaz * m ~ b dönüşümüyle abaz; abaz+an ~ abaza(lar);► alm & al.(ma : am).la tamğhularındaki bağdaşmadan ötürü m ~ l dönüşümüyle amaz ~ alaz > tr. laz * yapımcı, ev kur’cu > ar. inşaatçı; müteahhit; laz : eri / eli ~ ili * eril-dişil laz erlerin yaşadığı bölge; l ~ r dönüşümüyle > riz eli ~ rize+li / Rize; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]; ot.or : am.(oğh).uz+on

amazonik in : cin.er+en * döne döne okunan açık biçiminde “y(ay).ış.am. (er.id : oğh).uz+on : eb.il.ig. ng : ap.is : oğh.or.us : am / im.er+en ıl(&)an in(g+ök) : cin.er+en(ler)” Gök*köG : eb.er : öt.üş (Sky*rooT : British) dilinden günümüzdeki İngilizce’ye kaba taslak çevirisi: “amazonian masonic architects & engineers of high pythagorean wisdom descended from the blue / sky”; tr. gök : iñek, gökten inen ingek eren(ler) > ger. in.geg+n.ere; old fr. ingegneor; lat. ingeni+ator ~ fr. ingénieur, mühendis; ingéniosité, ustalık, beceriklilik; ar ~ osm. mühendis, hendese / hesap işi yapan kişi; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]; am.oğh.uz : am; ap.is : oğh. or.us

am : eb.il.iğh-ğhi * yaratılış & varoluş ana bilgisinin & belgesinin iliği / iği > eng. umbilical, umbilical cord; lat. m½bilis < movibilis; mobil+e/ +ity; ar. meblâğ; am : eb.il.iğh-ğhi.sz > lat. imbcillus ~ imbecile; Bkz:
y(ay).ol.am-ma : eb.il.iğh-ğhi

am.er  ~ amer * 1. ana (doğuran, seven & sev(il)en er kişi), er ana; “ana gibi yar olmaz...”; 2. bey, başkan, komutan; bayrak açıp buyruk atan, emir veren > ar. âmir / emîr, emr; pers. mîr; Bkz: am.er.okh : ebe; 3. deniz {yeri}; 4. kısrak, dişi at > old eng. mearh (at) ~ mere ~ eng. mare (kısrak); am.er ~ am.or > lat. amor (aşk); mare (deniz); fr. amer / amère (acı); mer / mère (deniz / ana); “la mère du mair est tombé dans la mer... –anonymous french saying”; imlerdeki a, e ünlülerinin ö, ü ünlülerine değişimiyle am.er ~ öm.ür, yaşam & yaşam süresi; eng. life & life span / lifetime; ar. özad. Omar ~ osm. Ömer.

am.er : eb-be * 1. ana ebe; doğuran / doğurtan, seven & sev(il)en amer ebe kişi, ebe ana > ar. mürebbî, çocuk terbiye ve yetiştirilmesiyle uğraşan kimse, eğitimci; mürebb(î)+iyye, bir çocuğun bakım, eğitim görevini üstlenen özel öğretmen & eğitimci kadın; Bkz: am.(y)ay

am.er : gen ~ mercan * dişi er / ana / su yerinde var olan gen ~ gin / cin ~ can; denizlerde kayalık yerlerde yaşayan kırmızı kalker sz.kıl.et+on’lu (iskeletli) hayvan türü; bir çok durumda olduğu üzere bu sözcüğün de aramî ~ arabî kökenli olduğu ileri sürülür; gr. korallion; lat. corallium; fr. corail; eng. coral, a rocklike deposit consisting of the calcareous skeletons secreted by various anthozoans. Coral deposits often accumulate to form reefs or islands in warm seas; “la mère du mair est tombé dans la mer... –anonymous french saying”; Bkz: [ Obalok ]

am.er+on : gen * 1. dişi er / ana / su yerinde var olan+lar; su(ların) gen ~ gin / cin ~ can(ları); deniz erleri / yaratıkları; r ~ l dönüşümü yile meluncan’lar > fr. mélongène ~ eng. melongeon (patlıcan); 2. eng. melungeons, a group of North American people with mixed ethnic ancestry from NE Tennessee and SW Virginia; In his book, Brent Kennedy suggests Turkish, Moorish, Jewish, Spanish, Portuguese, African, northern European and Native American ancestry for the Melungeons,“The Melungeons: The resurrection of a Proud People; Mercer University Press, GA, 1994”.

am.(er)+en.ng : (y(ay).im-mi : [id].oğh-ğhu+us * amer (ana) erenin & eniğinin kut duası “amen” ünü,  kutsal yazı imi / yayımı, gök oğhus ~ gök kuş okuması; atalar sözü, öz deyişler gibi ilk öteni, söyleyeni ya da yazanı belirsiz amma toplumca benimsenmiş söylemlerin kaynağı, atsız > gr. anõnumos, adsız: an-, -sız; +onuma, ad; lat. anõnymus ~ eng. anonymous; It can be roughly translated into today’s English as “Dear Mother {Our Lady ~ the Goddess} knows whose {of her offshoots} the holy / sacred writing marks for our reading are... –DT.”

am.(er.(ı : ş).oğh).uz.am * ışıklı ana ışam+an(+lar)ın hava / yer / su / deniz ruhları; amrak erek / erk / ruh / kuz uzam(da) merak(lı) ışık oğhuz can+lar.

amerique (amerika) * fr. amérique; Bkz: am.er.okh : oğh-ğhu

am.er.oğh : (uz).er.ng : otu * beyaz papatya; kel kız (margarit) çiçeği; marguerita; lat. anthemis chia; Bkz: o+t.ür.ük

am.er.okh ~ amrak * sevgili, yavuklu er / dişi; merak, merak uyandıran & meraklı olan er / dişi kişi; eski tr. erinç, dingin, “amrak köngül (arı / sıcak gönül) –DLT. I, 101-4”; “‘benign, friendly’, it came also to mean ‘to whom one is friendly; beloved, dear’ –Clauson, G.; An Etymological Dictionary of Pre-13th-Century Turkish, Oxford, 1972”; > mongol. amarağ (love, friendship); am.er.okh @ okh.er.am * Bkz: am.(y(ay) : er.okh

am.er.okh : ebe ~ merhaba!.. * tr. am.er.okh ~ amrak damgalarına ebe im-mi’nin eklenmesi yile yapılan ış.or.am > r ~ l dönüşümü yilen arami ~ hebr. şalom; ar. ~ osm. selâm; “merak gebe dişi-er ereki amrak ebe olsun (merak ikisin arasında ebe olsun, bu gebelikten sevgi / dostluk doğsun)” anlamında töre(n)sel şoramlama; buna karşılık olarak alınan @ ebe+okh.er. am yanıtı ise“amrak (sevgi / dostluk) erek erkini aldım, (ben de) bekârım; gebe merak’ına bakarım; (sonrası) kerim!...” demeye gelir; iki kişi arasında olası bir yakınlık / sevgi girişimi için, bundan daha güzel üng+lü : im (ünlem) iletişimi düşünülemez; ancak kıt oğhuz kuzu kızların önlerine gelen & “merhaba” diyen her bakar-ökör’e (bekâr bakara ingek’e & kör öküze) “merhaba” diyerek yanıt vermesi de bazan sakıncalı olabilir; bu sevecen şoram (şalom ~ selâm)’ın aram ~ arab dilinden geldiğini var sayanlar yanı sıra, “okum havaya / boşa” anlamında farsça ~ marsça “mîr-heba” sözünden geldiğini (?) ileri sürenlerin sab.satı (safsata) açıklaması ise, hem farsça bey, emir; baş komutan (albay / tuğgeneral) anlamındaki “mir (mirza; miralay / mirliva)” sözcüğünün yanlış kullanılmasından, hem de özüm öz öt.ür.ük.iç-çe’mizdeki içerik & biçim yetkinliğini aktaramamasından ötürü, kısır bir uydurmadan öte gitmez; kaldı ki, söz konusu ik-ki : okh+lu’nun karşılaşması olayında –özellikle yer yüzündeki [ inter galaktik ] yerleşimin başladığı “kıran kırana” çağlarda– havaya ok atacak bir er ereğini ıskalamış duruma düşmekle, daha “G(!)k” demeden karşısına çıkan er tarafından ob.oğh.uz’undan (o yumru kuz boğazındanzımbalana bilirdi; Bkz: (am).er.(okh) : oğh.uz; am.(y)ay; am.(y(ay) : er.okh

am.er.okh : oğh-ğhu

© 1991 doğan türker  

am.er.okh : oğh-ğhu * 1. amerok : uğu, merak edilen sevgili uğu+erok (uğurlu uğrak) ereği; 2. amer : okuğu,ana deniz rok (kayalık) kuğusu, id.üng.y(ay) : okh-khu.or : at.is-si (dünya kartası ~ haritası)nda su kuşuna benzeyen yer; sevgili yurt, Amerika; iki kez  “america, america” demek, tam anlamıyla “güzel yurt, tutkunum sana!..” demeye gelir; place of beloved target (arrival of drawn arrow / idealistic destination (lucky hangout) that one is curious / anxious about; the rocky swan of the mother sea (swan-rock at sea); place looking like a water-bird on the world map (carta del mondo); beloved homeland, America; saying “america, america” equals to saying, “beloved land, I love thee!..–DT”; See: [ Letter to Newsweek ] & a reply from [ US News & World Report ] on the etymology; “Migration to the Americas, early movement or movements of humans to the Americas: The first people to come to the Americas arrived in the Western Hemisphere during the late Pleistocene Epoch (1.6 million to 10,000 years before present). Most scholars believe that these ancient ancestors of modern Native Americans were hunter-gatherers who migrated to the Americas from northeastern Asia. –Microsoft Encarta Encyclopedia, 2004”; “The names of thousands of places throughout the Americas are of Indian origin. –Pamela Munro, American Indian Languages, The Academic American Encyclopedia (© 1996 Grolier Multimedia Encyclopedia Version); “There is a now-respectable theory that shows that the Native Americans may have come over the Bering Strait. The latest genetic research shows that, indeed, the people on the other side of the Bering Strait in those days were Turkic, and that Native Americans do have genetic origins among Turkic populations. They share Shamanism. The Ojibwa use the word “yurt” for “tent.” Cherokees use “ana ata” for “father and mother.” There are other mythical connections as well.–Hugh Pope, Sons of the Conquerors : The Rise of the Turkic World; © 2007; ataturk.com/ content/view/44/ 80/”; Bkz: [ Amerique ]; [ Turanian languages ]; öt.ür.ük.(oğh.uş) : y(ay / iy)i; khan : kıran.er

(am).er.(okh) : oğh.uz

© Webshots

(am).er.(okh) : oğh.uz * 1. dişi yı(&)la+an er’in merak’ını okuyup, uyandırıp amor (aşk / tutku / sevda) okunu amok (hızla fırlatan / atan) magus (büyücü bilge can), gök amer (ana) kuzusu amrak (sevgili) oğhuz ok uç / kuş; uçucu kanatlı üç.uç.okh (çüçük ~ çiçek / çocuk / üç uçuk cemre); bebek kılıklı ok atıcı aşk tanrısı er.oğh.uz > gr. Eros, Afrodite oğlu; lat. Cupid, Venus oğlu; eur. Eros & rose, gül; erotic / +ism; ar. arusa, gelin; ar. arz, toprak, yer yüzü / dünya; fars. arzu, istek / sevda, tutku; 2.  (am).er.(okh) : oğh.uz ıl(&)a+an okh.(uz).am : eb[e].er > er.oğh.uz & okh.am : eb.er > Arzu ile Kamber; er.am : er.o(ğh.uz) & gög.ış.(oğh).er(+en) : (am). ata > Ramirez ~ Romeo et Guiglietta”; eur. Marco / Marcus; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]; gök : bitik

am.er.sz : ot.y(ay).er * anasız (babasız) / cansız / bakımsız otluk yer; böyle yerde yaşayıp, kuru ot yiyen er kişi > ar. maraz (hastalık, dert, illet); fr. marastre ~ marâtre (üvey / huysuz ana); Bkz: am.ıs-sı.sz. (y(ay).or; am.y(ay) : er.(oğh).sz.iç-çe; ot.oğh : sz

am.eyn

am.eyn : inc.öt : ot.ış * m ~ b dönüşümü uyarınca meyn ~ beyn inciten / inleten ateş > gr ~ eur. meningitis; inflammation of the meninges of the brain and the spinal cord, most often caused by a bacterial or viral infection and characterized by fever, vomiting, intense headache and stiff neck; Bkz: am.ne.iş.ti : ya?..; aş : at.am.okh; sz.kıl.et+on

am.gen * 1. The central part of the cosmogonic diagram of Mu, representing altogether their ış.oğh.y(ay) : oğh.{uz.am}.öt (Sky God) and his y(ay).er.at.ış.ng : {id}.eb.er+en (creation {of the} universe); this six-pointed star, or hexagram, is seen on the 12th century Seljukid caravanserails in Anatolia and on the precious silk fabrics of Ottoman period from the 14th c. onwards; tr. am.gen > hebr. magen @ ar. neg’m ~ necm, star; ger. magen, mide; Bkz: aş : at.am.okh; “Magen David has been a symbol of Judaism since the 17th century, and since 1897, the emblem of Zionism –MS Encarta Encyclopedia”; “One of the most interesting symbols in use by men of the ancient world, by which they described these inseparable lokas and talas, was what is called in Hindustan Vishnu’s Sign, and which for some unknown reason among European mystics is called Solomon’s Seal. This symbol is one of the most widespread, familiar, and favorite symbols of the Asiatic-European world. –Purucker, G. de; Fundamentals of the Esoteric Philosophy, Theosophical University Press, Ca. 1979, p.480;  2. amgen kurgan * Kültigin & Bilge Kağan yazıtlarında yer adı olarak geçtiği düşünülen amgı / amga kurgan terimi, üçgen tasarım üzerinde kurulmuş M genli (kenarlı) duvarları olan bir korugan yapısını anlatmaktadır amgen khurgan is a tumulus (or a fortified place, a castle or a bunker) which has M-sided walls jutting out on a triangular plan –DT; Bkz: [ Davud'un Kalkanı Diğ'l O... ]; [ Magen David it ain’t... ]; ür.(ük).üng ~ ür.ün

am.(la : al).ma

am.(la : al).ma ya da al.(ma : am).la * 1. certainly the most betrayed and  corrupted divine order, articulated by Lord God to at.am : oğh.(uz).er > adam+ah (to vow) in front of am.er : (oğh.uz).at > (a)m+(oth)er, (a brave moth+er of love / amare ~ amour) shortly after their bio-engine+er(r)+ed  herm(es)+aphro+dit+ic operation; half of the term later incorrectly translated as al.ma # al.ma > “do not take an apple / apfel / pomme, etc.”, resulting in a “forbidden apple / venal fruit” legend or in ış.am.an : ög (shamanic / sham) tales of  “direst dangerous knowledge” to be censored for all generations of (w(h)o{mb})man : kind(er). This has the virtue of being the most illogical deduction ever made throughout all human existence with regard to the sacred idea of a truly uni+versicle creation & procreation; because, in its correct form, the divine command al.(ma : am).la should & actually does mean “do / make / create / give / fuck / produce; but do not take (it) in, since you & your sexual functions are now physiologically separated and altered”, the most vital & essential advice to be given to any y(ay) : er.gen : er.at.ng (regenerating) prototype of (–male) species, just cut & split, separated & deforced / divorced from h(er)is previous androgynous (fe+male) self, so much as in English the pronoun s+he, derived from ış.oğh (light & love & reason; elegant shock “gosh”) was clipped off to form the other (*)he (oğh, mind & arrow). Similarly, while her XX chromosomes stayed intact, his were turned into XY by one leg of them getting amputated. So was an am.e(r) (an ewe) turned into an er.am (a ram) by some divine plucking & tugging at the Word’s root syllables; “And from these two (angels Hârût and Mârût) people learn that by which they cause division between man and wife –T.G. Koran, The Cow 2:102”; “Human beings did not appear here in two sexes first. The first were of no sex, then they altered into hermaphrodite, and lastly separated into male & female –Judge, William Q.; The Ocean of Theosophy, The Theosophy Co., USA 1987, p. 28”; Bkz: alm; (a)m.im; am.(y(ay) : er.okh; 2. other far-flung derivatives > eng. am.al.g.am. at+ed, integrated, combined; malmö (city in sweden) meaning the “place settled upon by Gut Gott’s benevolent advice”; ar. mal-u-mülk, goods & property; Bkz: am.al.okh+an; okh-khu.am : al; y(ay).er / el; [ Almıla Alma ]

am : ma ~ ama * 1. yay.er.at.okh : ol.ış (yay & okun/ dişi & erin ayırılıp, aydan yere atılışı; yaratılış & yaratık oluş)’un kutsal  ob.y(a)y.or.okh (Bayrak & Buyruk)’unu içeren am.(la : al).ma ~ am.(al : la).ma & al.(ma : am).la ~ al.(am : ma).la dizgesinden Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük. iç-çe Ana Dil’imizin kök : im-mi & en / ön.im.ol : oğh-ğhu.iç-çe (kök imi en önemli hece) bağlaçı; 2. am : ma ~ ama, adıl olarak altay tr. ama (m ~ n dönüşümü yile ana / anne) > lat. amma, ana / anne; portekiz. ama, sütana / dadı; eur. prop. name. Emma; gr. emmena ~ emmena-go / -gue, a drug or an agent that induces or hastens menstrual flow; ar. om, ana & âm, yıl;  tr. ana; “Maya sözcüğü ma “anne, toprak” ve “ülke, kara” anlamlarına gelir. Mısır dilinde de ma “anne, toprak” ve “ülke, kara” anlamına gelir; fakat isimlerin, fillerin veya sıf atların başına getirildiği zaman, olumsuzluk eki vazifesi görür –Churchward, James; Kayıp Uygarlıklar II, Kayıp Kıta Mu; Çev.: R. Ekiz; Ege Meta Yayınları, İzmir 2000, sayfa 291 – 294”; süm. mötüş. Ea / Enki yilen özdeş sayılan amma, Afrika’daki Dogon oymağı yaratılış söylencesinde gökler ile yeri yaratan Büyük Tanrı; ‘Amma, Dogon’lar için, evrenin baş tanrısı, onun yaratıcısıdır... Yaratılış anında “Amma’nın içinde pek çok şey mayalanmaktaydı.” Dönerek ve seğinerek, Amma evrendeki yıldızların sarmallar içinde devinen tüm dünyalarını yarattı.’ –Temple, Robert, The Sirius Mystery, Destiny Books, USA, 1998, p. 74; “The god of the universe, Amma, sent the amphibians to earth. They are called the Nommos, {who are} collectively called ‘the Masters of the Water’ and also ‘the Instructors’ or ‘the Monitors’ –Temple, Robert, Ibid., p. 295”; gr. logos; ar. lûghâ; 3. Türkçemizde üç sözcüklü bir tümceyi kurmak için beş kez yinelenmesi gereken eylem kipi ve koşul bağlaçı, “okh-khu.y(ay).or.am <am : ma> y((ay).oğh-ğhu.(uz) : (or).am : am”, günümüz diliyle “oku yaya koyarım amma yayık azarı oğhuz kızı yoğuramam” ya da “okurum amma yazamam”; amma ya da y(ay).okh : at > ar. fakat ~ eng. fuck it!; ne y(ay).sz.okh @ okh.sz.y(ay) ki, dilimizin temel taşlarının başında gelen bu kutlu am : ma ~ ama ğhu.iç-çe bağlaçı, kendi Türkçe sözlüklerimizde bile “arabça” kökenliymiş (?) gibi tanıt olmaktadır > gr. άλλά, alla; ar. ama ~ âmâ, kör; lat. autem; ger. aber; eng. but; am : ma.ış.(ng) * ış(ın) / iş(in) gereğince yapılma / yapılmama koşul kipi > fr. mais; 4. olağan dışını belirten üng.lü : im (ünlem), “amma yaptın ha!..”; Bkz: (a)m : im ya da (a)m : im-mi ; am.(y)ay : im-mi

am.ıs-sı.sz.(y(ay).or * Mszr / Mazar / Masr ~ Mısır (am).il+igi & (am).ül+ügi, ili / eli, (m)ülügi ~ mülkü; ülügi ~ ülkesi) > ar. mülk+î; “İÖ 10,000 dolaylarında, çok ayrı iki bölgeden gelmiş iki belirgin etnik grup {Mısır’a} çoktan yerleşmiş bulunuyordu. Bunlar, orta Afrika’dan gelmiş Afrika ırkı bir grup ile kökenleri Asya’nın yüreğinde kalmış Akdeniz halklarından oluşan ikinci bir gruptu. Bu ikisine, söylencesel Atlantis’ten geldiğine inanılan üçüncü bir grup da eklenmelidir”; “about 10,000 BC., there were already two distinct ethnic groups originating from two very different regions. A group of African race from central Africa and a second group of Mediterranean race which had its origins in the heart of Asia. To these two must be added a third group, believed to come from the legendary Atlantis –Chalaby, Abbas, Egypt, E. Bonechi, Firenze 1981, p.16”; Bkz: [ et.ür.ük : oğh.uz ]; am.er.sz : ot.y(ay)er; at.ol.ng : ot.ış

(a)m : im ya da (a)m : im-mi * 1.  mim ış.ör.ötü, am (ana /can / yer / su / eylem / koşul) imi; aş / eş / ış / iş ö[ğ]retisi (işareti); mim koymak, önemli sayıp, seçip vurgu yapmak; “ob.is.öz : im-mi+men.ing : am : im-mi.ng : okh-khu : y(ay).ng : (oğh).uz!..”, günümüz deyişiyle “Benim bu söz.im-mi+im.nge (sözümün imine (okuyup yazıp)) mim koyunuz!.. ” > ar. mimî / mimiyye, “masdar-ı mimî”; gr. μίμος, mimos, μίμησις, mimisis, benzetmek, öykünmek; lat. ~ eur. mimosa; 2. am : im : oğh-ğhu.or * eriyik mum ılan mim : okh.or (mühür) damgalamak; “elif Allah, mim Muhammed / kisvemizdedir dâl’ımız –Muhyî”; Bkz: alm; sans.“aum padme hum”; eski ebcet hesabında 40 sayısı; 3. am.oğh.(uz) : im * mühim, magus’un giz+im (gizem)’li  imzası & is.im.öge (isim / simge / imge / öge)’si saymak; 4. üng.lü : im * ünglemi ön.am.im (ön mim / önem)’li ses imi, izi; ünlem > ar. muhim; işaret; gr. mimikos ~ mimos & pantomimos ~ eur. panto+mime; eng. mim+ic; exclaim ~ exclamation; mimeo+graph; eng. noun. Mimi ~ Bibi / Fifi; Vivi+ane /+enne; Bkz: am.(y)ay : im-mi; im; [ Kutsal İmler ]

am.im.(y(ay)).er ~ am.im.er * yere mim koyma / im yayma & ayırma eylemini üstlenip uygulayan yapı tasarımcısı er kişi > ar. mîmar+î & îmâr; “am.im.er : sin+an > Mimar Sinan bizim pîrimizdir –DT”; Bkz: arkha y(ay) & okh

(am).im.ng : iz-zi @ iz-zi.ng : (am).im * (m)im’in izi @ iz’in (m)imi > lat. sign+um ~ signe; eng. sign (oku. sayn); am : iz-zi / im : iz-zi > ar. imza; “bu bildirinin {geçerli olması için} altına imzamı atarım”; iz-zi.ng : at.oru / öt.eri * iz’in atarı (yazarı), iz’in öteri (okuyanı) > lat. signum; sign³re eyleminden sign³tus (imlenmiş); lat. sign³t¿ra ~ fr. signature (imza).

(a)m.in : at.eri * 1. hep birden ata min+en = binen(ler) & = inen(ler) min = bin at eri ~ min.at.er > eur. militare, military, milit.ant+e(r); latinler et.ür.(ük) : is.okh.(at) ~ etrüsk & türk iskit & sakha’lardan (etruschii / etruscan & turkish scythians) aldıkları özgün im-mi’ini L / L sanınca, min (1000) oldu > lat. mill+e / mille+nium; min.at.eri > lat. militar+is ~ ger. militarische; ar. ~ osm. millet (eri) / millî+yet, ttr., ttr.  oldu; 2. am.in : im-mi * min im ~ bin im (bin nokta)’ler oldu mill+im : mi > millime+tre; bir min içindeki bin m : im ya da minçük ~ monçuk ~ boncuk, bu sayısal soyut kavram bilincinin de dilimizin kök ğhu.iç-çe ~  hece’leri içinde kayıtlı olduğunun kanıtır > gr. mikron, micron; 3. (a)m.in : er.ng : (y(ay)) : okh.at. oru * min (bin) erin yay gerip ok atar & at katar yeri > lat. exercitus, ordu;  eur. armée, army; jap. ataru, dikkat; tr. okh.er / +en * her okçu er; yay geren & okh atan her er ~ argo. her+gele > ger. heer, ordu ~ herr / +en, bay /+lar # eng. adj. her; “11. yüzyıldaki Selçuklu fetihleri ​​sonrası Türk yaşam biçimlerinin oldukça çarpıcı yükselişinden bile daha önceleri Orta Asya etkileri Kuzey Afrika ve İspanya dışındaki tüm bölgelerde baskın duruma gelebilmiş olmalıydı. Ancak bu Orta Asya biçemleri bozkırların sözüm ona geri kalmış göçebe kültürünü yansıtmıyordu. Tersine, hem Orta Asyanın dağlıklarındaki yerleşik topluluklardan hem de konar göçer metal işçilerinden kaynaklanan ileri metalürjik tekniklerin bir birleşimini, ayrıca bu bölgelerde geliştirilmiş öncü taktik kavramları da yansıtmaktaydı.”   “Central Asian influences may even have come to dominate in all regions except North Africa and Spain before the more dramatic rise of Turkish fashions following the Saljuq conquests in the 11th century. But Central Asian styles did not reflect the supposedly backward nomadic culture of the steppes. Rather they reflected a combination of advanced metallurgical techniques stemming both from the settled communities in the Central Asian high-lands and from the nomadic metal workers, plus the advanced tactical concepts developed in these regions. –Nicolle, David; The Armies of Islam / 7th-11th Centuries; Osprey Publishing Ltd, London, 1982, p. 8”; Bkz: ob.or : ot.(ış); or.(id+ am) / ot.oğh; [ Minateri ]


nimbir

(a)m.in : eb.er * 1. min : ber ~ min+bir = 1001> m ~ b dönüşümü sonucu Batı Türkçesinde bin+bir sayı, pek çok adet; min @ nim+ber > eur. nombre ~  number; num(m)er+o, numar; swahili. namba; Nasrettin Hoca’nın gözünü kısıp tanrıdan bir eksiksiz pek çok (bin+bir) altın sikke dilemesi: “hay men inge amineber zögisik obor eber yay er ebbe!..–DT”; günümüz dilinde “hey benceğize binbir eksiksiz or (altın) para ver yarabbi!..”; bu öykü şimdi “bir eksiksiz bin altın” biçiminde anlatılıyor; 2. (a)m.in : eb.er : oğh. us * min+bir = 1001 ulu akıl(lı) ana ebe er ever iniği okhus & oğhuz > ar. minber, kürsü, “minber-i nüh paye (göklerin iduk oğhuzuncu (9uncu) katındaki) tengri tahtı”; 3. min @ nim+(eb).er.oğhus > lat. numerus, number ~ numerõsus > eng. numerous, amounting to a large number; countless, many; Bkz: tr. uç.or.ay; ç > t / s dönüşümüyle > gr. tria, treis / tris; lat. trës

am i who? * “amay oğu miyim (men)?” ön ingin (incin) yaratıklardan okh-khu.ng : is.uç.or.at.(y(a)y).er kençat, ötili (dili)ndeki bu tek “miyaou” sözcüğünün değişken sesleriyle kendi ökh.ör : (ış.oğh.(or).sz > kör, görgüsüz, hırsız egosunun istek ve yakınmalarını anlatmaya çalışır.

am.ne.iş.ti : ya?.. * 1. ana dilimizdeki tüm, öbür dillerdeki pek çok canlı, cansız, zaman, yer, yüklem, nesne, kip, eylem, çekim, özne, ttr., ttr... gibi yapısal ögelerin dile getirilmesinde yer alan temel am hecesinin  kapsamı içinde, söz konusu edilen nesnenin türü ve eylemin işlenmesi bakımından ne : me : ne(m) olduğunun ya da olacağının akıldan çıkıp unutulması, uzun süredir bilinenlerin artık anımsanmaması durumunda kullanılan soru eyit işi (deyişi): “o (bu, şu) nesne neydi, ben o (bu, şu) nesneyle o (bu, şu) nesne için ne eylem işi yapacaktım ya?“; öncelikli yanıtı: “hatırla ey peri, o mesut geceyi; çamların altında verdiğin bûse’yi!“; Bkz: kaçamak; ne y(ay) : sz : ok!.. kim günümüzde, et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe (et ürükü (ırkı) ötürük türü kuş dili > türkçe’de “karşılığı yoktur” diye bilinen, özel bir tıp terimi olarak kişideki bellek yitimi, {şunu} bun{u+anl}ama durumunu betimlemekte kullanılmaktadır > gr. amnhstia, amnëstia; eur. amnesia; amnezi; eng. dotage; ayrıca unutmalık, bağışlama, genel af anlamında > gr. amnëstos ~ eur. amnesty; karşılığı yok sanılan bir başka özel tıp terimi için Bkz: am.eyn : inc.öt : ot.ış; sz.kıl.et+on; 2. am : ne işi > ar ~ osm. amme hizmeti, um+um (kamu) yararı için seçilmişler tarafından yapılması gereken, am : ma “unut gitsin, daha iyi” türden eğitim, yol, su, elektrik, temizlik gibi çıkarsız özveriye bağlı işler; Dilimiz uç-çu.ng’a kon’sa da, am.ne.iş.ti : ya sonucunda adını bir türlü anımsa(ya)madığımız nesneler için kullanılan & türkçe sözlüklerde her nedense argo olarak tanımlanan zamazingo & [Origin unknown] diyerek kökeni bilinmediği söylenen > eng. gizmo (a mechanical device or part whose name is forgotten or unknown; a gadget) sözcüğü için Bkz: [ zamazingo ]

am.ob.ol : nçu
MSO Clipart

am.ob.ol : nçu ~ ambulunçu * kanlı / canlı olmayı, canlı kalmayı & onu bulup kurtarmayı olası kılan sağlık takımı & işlemi / [mobil] araç; “sen {tengrinin anana bağışı} bu canı sokakta mı buldun? bak, hey demen (hemen) yet{iş}tik!..”; tr. özad. can : ob.ol.uç > ç ~ t dönüşümü yile Canpolat, çalık ~ çelik can; günümüz ağızında “can bulmak” yerine“can kurtarmak”tan cankurtaran (örgüt & araç); tr. ç > t / s dönüşümünce > lat. ambulant-, pr. part. ambulãre, yürümek (to walk) ~ ambulãns > fr. (hôpital) ambulant, gezer tozar hastane; > eng. ambulance, mobile (hospital), amble & preamble; Bkz: ç > t / s; y(ay).ol.am-ma : eb.il.iğh-ğhi

am.oğh.or.at * 1. murat, istek, dilek, arzu; bunların nesnesi kişi ya da nen; istenç, amaç, mutluluk ereği; yanlış olarak aramî-arabî kökenli bir sözcük olduğu ileri sürülür; 2. a(m) : oğh.or.at ~ ağurat > avrat, dişi eş, kadın; Bkz: at.a(m. (ış)).oğh.or.at : (ot.or). okh-khu ~ at.avrat.okh * otur oku torakı / töresi; yaratan ata’nın adama ışık & şuur atarak uğurlu iş & şakır şakır ötme (şükür etme), böylece oturup okuma (terakki etme) olgusu / töresi; ar. meşk & şük’r; meşkûr & terakki; osm. meşk+hane; Bkz: [ İlk 3 Buyruk ]

am.oğh.us+on * çoğul on oğhuz boylarından ingök id.eb.er+en > titan ana (erkil) kadın, kız, kız+an(lar) ; lat. magus ~ magi; ar. mecûs ~ mecûsi, otışa ~ ateşe tapanlar; oğh ğhu.iç-çe (hece)’sinin düşmesi yile am.us+on > amazon; Bkz: abazon; [ Dünya Kadınlar Günü ]

am.oğh.us : uz.am * hızla uzağa fırlayan uzam / can; uzam makası & genleşen evren > eng. space shear & expanding universe; ar. mecus / +î, zerdüşt dinine bağlı kişi & ateşe tapanlar; aza+m+î / azîm / mu’azzam olan feza;  f+eza / eziyyet; g ~ c+eza ~ cefa; azza / uzza (islam öncesi arab tanrıçası); ma’kûs / kas+vet (kara); erm. masis.

am.oğh.uz : am ~ am.oğh.uz+can * magus, çoğ. magi (biligcan ~ bilicin / bilgin) > eski fars. maguş; ar. mu’azzam(a); azîm, azm; azâmî; mezûn (izinli, yetkili, bilgili); “muazzim : üfürükçü ve muskacılar –Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig (1070) > İnan, Prof. A., Eski Türk Dini Tarihi, Kültür Bakanlığı, İst. 1976, s. 211”; am.oğh.uz > ar. mecaz, “aşk-i mecazî”, dünyadaki güzelleri ve dolayısıyla tanrıyı sevmek, tr. “güzele bakmak sevaptır”; “mülk-i hakikî ve mecazi”, tanrının gerçek ve ruhsal âlemi; fars. magz, beyin, akıl / şuur; tr. am.oğh > gr. me’ga (çok büyük) @ ag’am / ag’em > ağa ~ acem+î; m ünsüzü & uz imi’nin düşmesiyle > fars. âgâh, bilen, bilgili; bir şeyin sırrına ermiş kişi; âgah+an, bilenler, alimler; eur. magi /+c /+ian; maxim+us /+um; magni+fi+que /+cient(e) /+tude; am.oğh.uz.am * mu’azzam aperamat / piramitler’in bulunduğu  düzlüğe verilen ad > masr. A’ghuzza ~ Ghize / Ghiza; gr. mega & puramis; eur. pyramids; Bkz: ap.(y(ay)).er : am.at.(+on); Uygur Piramitleri.

am.oğh.uz : er * Açıklama düzenleniyor; > eng. mother, moth, mouth; Bkz: am.er; am.(y)ay ~ am.ay; am.y(ay) : oğh.uz : at.er ; oğh.uz.er : at.a(m)

am.oğh.uz : (ış).ng * {am.y(ay) ~ amay} oğhuz ana’nın ışın ıla yaptığı işin niteliği > eng. an amazing magus’ / magic+ian’s work {of} radiation, or a biogenetic feature, as initiated by Amay, the universal Mother Goddess of all; Bkz: am.oğh.uz+can : (ış).ng, graphic; [ Obalok ]

am.okh * y(ay)+ol.am ~ eylem içinde, y(ay).or.ol.ap > yay olup, (f)ırlayıp yol alan & yayılan ok; eur. amok; eng. amuck < malay. amok; eng. make; am.okh @ okh.am gelen ok; ok gibi gelen can ya da gelinen yer; kum; ger. ~ eng. komm ~ come; m ~ b dönüşümü ile ob.okh, okun çeperine sarılı tomar okuma, rulo; fr. rouleau; eur. scroll ~ roll+e; bog ~ bok, buch ~ book; Bkz: am.okh : at.ob ; at.ob @ ob.al; uç.am : okh; Atob / Obal.

am.okh : at.ob

      

am.okh : at.ob * 1. oka, okun çeperine iyice sarılıp, dört nala giden eşkinci atı üzerinden hiç duraksamadan köy meydanındaki nişan direğine saplanmak üzere hızla fırlatılan yazı topu / tomarı; “y(ay).okh.oltu : (am.okh) : at.(ob) : ut.or : oğh.us : (am).is-si”, güncel deyişle “yaya kaldı amok top mektup atar tutar (tatar) ağası” > ar. mektub ~ mekteb; Bkz: ot.or.iz-zi; am.okh : at.ob.cin * mektubcu; ulak; ar. katib /+e; kütûb ~ kitab /+e; 2. nişan alınan mektup direği anlamında, çoğu Avrupa dillerinde adı > eur. post /+a /e /i; postman (direk /+er /+ci); am.okh imlerinden > eng. mail /+man (posta /+cı); Günümüzde yer yüzündeki ulusal / uluslararası posta işlemleri & dağıtım ağlarının ilk örgütlü uygulamaları “ıskalamadan ob ok atar tutar atlı tatar ağaları” ile başlamıştır. Bu özgün tanımlama, ne y(ay).sz.okh’tur kim, sonradan her iyi, güzel, doğru, dürüst ve üstün olana düşmanlık duyanlarca “iskeleden bok atar” biçiminde düzeysiz & anlamsız bir deyişe dönüştürülmüştür; (Üstte soldaki güzel canlandır-manın adını saptayamadığım tasarımcısına burada öt.üş : ökh.ör ederim –DT); Bkz: tatara titiri; at.akh.ng : okh.at.ng

am.okh+khoş.ung * yay olup, ok gibi (f)ırlayıp yol alan & hiç durmadan koşmayı sağlayan ne is-si ne (nesne) > amerind. moccasin, yumuşak güderiden yapılmış ayakkapı, mokasen; Bkz: at sürerken; koşar ering : uç.or.okh-khu

am.okh : öt.er * “yayırla ~ fırla” diyerek okh.am : öt (komöt ötüp / komut atıp) , insanları oraya buraya koş(iş)turan kişi; terra beyi, köy ağası; komut öt+en / at+an ~ komutan > ar. muhtar; lat. commanderi; fr. comander; eng. command / +er; ger. kommandante; Bkz: am.okh.y(ay) : am.oğh.uz.gin

am.on * yaratan / söz & eylem / yaratılan; am (dişi) ana+lar; koşul / yer / su / can+lar; tek & tekillik; masr. amon ya da amen, koç başlı yaşama & üreme tanrısı > gr. monos ~ lat. monas, tek & bir; monad, birim; tut.ankh.am+on / tut.ankh.am+en, amon’un ankh (ölümsüz ruh) çapasını tutan & yazıcı tengri nabo / thoth’un sevgili kulu;  İÖ ± 1358 yıllarında Masr’ın başında olan 18. kuşak ış.or.oğh+an’ı; scotch. mon ~ eng. man; mon-khmer, doğu burma’da yaşıyan mon halkının dili; tr. am.[er]+en : am ~ men.im; m ~ b dönüşümü yile ben.im > eng. i am; fr. âme, ruh; “Egyptian Belief and Modern Thought (Mısır İnancı ve Modern Düşünce) adlı kitabında Amerikalı yazar James Bonwick, Amon’u Samîlerin Baal’ıyla eş tutar; bu tanrı, sonradan Kelt Bel’ine dönüşür, ona Beltan adını verirler; başka otoriteler ise, Amon’un Mısır’a Hiksos {kavmi} ile birlikte geldiğini ve Yahveh ya da Yehova’yla özdeş olduğunu savunurlar. –Hope, Murry; Eski Mısır ve Sirius Bağlantısı, çev. E. Arısoy, Ruh ve Madde Yay., İst. 1998, s. 77”; Bkz: am.at.er+on; ap.at.er+on; at.on

am.or * Bkz: am.er

am.uç * Bkz: uç.am

am.uz : or.okh * omuzda taşınan, boyu oldukça uzun & atıcının kol gücüne orantılı ıraklıkta erimi olan or (altın) ok / orak; mızrak; “yele salınası bayrakımız tunç omuz orak ucunda –DT”; old eng. spere ~ eng. spear; Bkz: okh.ay (dur : mak); gök : y(ay).er : or.ışı; [ attalos ]

am.(y)ay

(umay misali annem hatun)

Kül Tigin Yazıtı; Tekin, Prof. Dr. Talât; Orhon Yazıtları, TDK, Ankara, 1988, s. 16

am.(y)ay ~ am.ay * 1. kutsal im’ler ilen anlam, eylem, işlem, nesne & can yay(an) göksel türk+ana / ök tengri+(i)ç-çe ~ tanrıça; yukarıdaki alıntıda görüldüğü üzere am.(y)ay ~ amay adının günümüzden bin yıldan daha önceleri “1. doğum sonrası son’u (tr. etene; gr. plakoenta ~ eur. placenta; ar. meşîme); 2. çocukları koruyan ruh” anlamında umay biçiminde kullanıldığı (Kaşgârlı Mahmut, DLT, I : 123-10); sonraları bu okumaya o / u im özdeşliğinden ötürü omay adının da katıldığı anlaşılıyor; oysa, bugün bile Afrika’daki Zimbabwe çocukları analarına “amay!.. amay!..” diye seslenirler; eur. özel ad. Amy; y(ay) im-mi düşmüş olarak altay tr. ama (ana); am. eng. mama, mammy / mom, mommy;  Nijerya İjaw (Ayco / Ayça?) oymağı yaratılış öyküsünde gökten inerek, çömlekçi tekerinde kilden in(cin)san.çük’ler yoğuran ana tanrıça woyengi’nin adı ise, görsel bakımdan or.okh-khu.ng damgalarıyla yazılmış gibi am.ay : ing.ök.(er) adıyla bire bir uyuşur. Bkz: [ Woyengi (the Mother) ], graphic / çizim; 2. sans. maya @ yama (adem); maya; orta amerika söylencelerinde yemaya, tuzlu suların & evrensel analığın  tanrıçası; Maya * orta amerika’da okh.uz.am @ mexico; al(ma : am)la : ot.oğh @ guatemala yıla köG : (y)üzü > Belize’yi kapsayan bölgede 300-900 yıllarında etkin olan bir ulus & dil; burada gelişen uygarlığın atı ~ adı; 3. am.y(ay) can yay(an) türk+ana tengri+(i)ç-çe ~ tanrıça > ar. am.y(ay)+ilâhe ~ ma’âile; e(t.(ür.ük)) : ing.(ök) : am. (y(ay))+an.a > süm. etana; ea / inanna, öbür adıyla tr. gök : oğh.or : ış. oğh > süm. nin+khursagh (ana tengriçe); am.y(ay) imlerindeki am im-mi’nin wa / wo & y(ay) im-mi’nin “y-u-f olsun yay-u-fi yapana!” dönüşümü uyarınca fi im-mi’ne dönüşümüyle > old eng. wïf ~ eng. wife & wo+man (eş & kadın); am.y(ay) @ y(ay).am imlerinde ise sadece y(ay) im-mi’nin fi im-mi’ne dönüşümü &  ol.uş eki yile > lat. fam+ulus (kul, yanaşma, hizmetçi) ~ familia & femelle (evdeki kullar); femina, kadın, femella, kadıncık ~ mid. eng.  familie ~ eng. family & feminin (aile; old fr. famille & femelle (aile & kadın); 4. eur. “am I ?. I am..; my, mine; me, moi, mien, mienne”; lat. mia; it. “mama mia! (amay{cım ~ anacım} menim!”; tr. m ~ b dönüşümü yile > tr. amay ~ abay,“ona abay-yı-yaktım”; mama ~ baba / meme ~ bebe; ger. ich bin; eng. I have been..; Bkz: oğh.uz.ini; gökbitik

am.y(ay) : er.(oğh).sz * mars: amersiz, ameroksuz (sevgi(li)siz), meraksız; ereksiz / erksiz, yaraksız (yararsız); ıssız, sessiz, susuz; yaysız ok (dişisiz er) & oksuz  yay (ersiz dişi), kişi & yer; oğh.okh (o ulu gök ok)’un mayraksız / bayraksız keçe-künü, a(m.y(ay) : e)r.sz gezegeni > gr. areV, Ares # ante-ares ~ Antares; lat. Mars;  ar. merih ~ maghrib / garb (batı); ayrıca tr. Maraş; eng. marsh; bu adların tümü yer yüzüne gel+(in)dikten nice çağlar sonra,

   Foto: Nasa

“ot ucu korku atıcı obur bir savaş tanrısı”na dönüştür olan ış.oğh.(sz : ob).or. uç-çu : okh-khu. y(ay).am.at (şuursuzca vurucu, zobarca ışık uçurucu, kızırca kıyamet bor(g)acı), çağdaş bilime göre de evrende ışıkla beraber tüm özdek yapıyı emen karadelikle ilgili bir olayın geçtiği yeri betimlemektedir; burada  vurucu : oboruc-cu > burgaç, bora ~ kırım / kırış olayı da “israfil’in sur’u (kıyamet borusu)” olmuştur; Bkz: can.(am).sz. (y(ay).er

am.y(ay) : er.(oğh).sz.iç-çe * marsça: 1. mars türü, amay anasız / atasız, ereksiz, erksiz; yaraksız (yararsız) düşünce & dil, mayraksızça iletişim & davranışlar, “mars ilinge fars begi olmak.. –DT”; 2. mayraksız marsî (mersli) ile tabla (tavola) oynayan bayraksız farsî (persli)’ nin mars olup (y)ütülünce kullandığı köt dil > fr. argot, langue verte; eng. slang; Bkz: am.er.sz : ot.y(ay)er; kon.uç.amma : öğh.öt.ili

am.(y(ay) : er.oğh.(uz) : id.eb.er : a(m+an) > afro+diz.er ~ aphro+disiac (afrodizyak) & Afrodite (gr. Cytherea)

am.(y(ay) : er.okh * 1. amay ananın yay ile amok (hızla) fırlattığı ok; ay & yeri, dişi & eri, yazıma & okumayı ayıran / yay’dan ayrık ok’un erek’i; yaratılış betimlemelerinin çoğunda sözü edilen “tanrı’nın yer ile gökleri {ayrıca er ile dişi’yi & aşağıda duran gög+(y)üz (göğ(üs))’leri} ayırıp yukarı taşıması” olayı “O nankörler görmediler mi ki gökler ile yer bitişikti, biz onları ayırdık... – Kur’an-ı Kerim Meali, Enbiya 21:30; Ateş, Prof. Dr. Süleyman, Milliyet, 1996 ”; “Have not those who disbelieve known that the heavens and the earth were of one piece, then We parted them... –T.G. Koran, The Prophets 21:30; translated by M. M. Pickthall (Mentor Books)”; 2. theo. ış.am+an’cıl (yer {ı(&)la} su) ruhlar > fr. l’âme (de la terre, d’air & du l’eau); spirit & soul; astro. eng. mars / ar. merih; ger. Mayer; mayor ~ major; tr. mötüş ~ gr. muthos. oğhuz khan+(am)’ın o kıt kuz / kuzu kızları gün, ay, (y)ultoz ı(&)la gök-, dağ-, deniz- khan+(am)’lara verdiği üç altun yay ile boz (kümüş) ok; am.(y(ay) : er.okh > m ~ b dönüşümüyle ob.y(ay).or.okh ~ buyruk & bayrak; ob.y(ay).er * o bay er / oba ~ ova / yer > ger. bayer+n, Bayer; Bkz: am.er.okh; am.(la : al).ma; [ Buyruk & Bayrak ]

am.(y)ay : ış.oğh-ğhu * 1. ana tengri+(i)ç-çe amay’ın ay ışığı (ile) yay(ış)tığı ışık şoku dönemine “mayıs ayı” denmiştir;  may+ışı(ma)k; may+hoş, may+uğu > meyva; eur. may / mayo / mai; grek. gaia; it. maya (tengri+iç-çe) & ma(g*g)io; eng. (month of ) may;  fr. (mois du) mai; 2. am.(y)ay : ış.or.oğh-ğhu * amay yayışır ışır uğu, yaşar yeşil oluğu; ar. maşrık, güneşin doğduğu yer / doğu yönü; eur. mathilda; am.(y)ay : ış.or. oğh-ğhu @ oğh.or.ış : y(ay).am * uğraşım, görüşüm, kırışım / karışım, uğur{lu} aş / eş / iş yayma ayı & eylemi, “nisan-mayıs ayları, gevşer gönül yayları”; 3. (am). (y)ay : ış.[or].ot.oğh-ğhu. (am) * amay ana’nın ay ışığı (ile işaret ettiği) & yay(ış)tığı ışık şoku mayıs ayı yayışır ışır uğu, yaşar yeşil yem(ek)lik aş ot oluğu, yaşam otu tohumu / doğumu > tr. am.ay.ış / aş : ot.oğh.(am) ~ yıştukh & mıştukh (yıstık & mıstık); “ben mıstığımı fınduk ile, fistuk ile beslerim”; am : im-mi’nin > b / p ünsüzüne değişimi & y(ay)    im-mi’nin “y-u-f olsun yay-u-fi yapana dönüşümü yile tr. yıstık ~ fıstık > pers. pistak; gr. pistakē, fıstık ağacı ~ pistakion, fıstık; lat. pistacium, it. pistacchio; eng. pistachio nut; fr. pistache; ger. pistazie gibi yapılar kazanması.

am.(y)ay : ış.oğh-ğhu.or.ng

am.(y)ay : ış.oğh-ğhu.or.ng * Açıklama düzenleniyor

am.(y)ay : im-mi * 1. ana tengri+(i)ç-çe amay’ın inc’ay (yeni ay / ayça; ar. hilâl) ışığından yayı ile y(ay).ere (ay ı&la yer’e / dişi yi&len er’e) yazdığı is.im.öge (isim / simge / imge / öge)’sinin uç : iz.im-mi (ok uçu yıla+an iz imi & im çizimi); ar. im+lâ; eng. spelling, to write the letters of a word & to form words by means of letters (AHD); “Hiç kuşkusuz, bunda, işaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler (öğretiler) vardır –Kur’an, Hicr 15 : 75”; 2. amay.im-mi : iş : ör.ötü (amay ana’nın ışıktan ördüğü iş[ret] öğret im-mi / işareti) > amer. ind. Miami; tr. folk. alın yazısı; Bkz: (am).im.ng : iz-zi; im; [ Amerique ]; [ Kutsal İmler ]

am.y(ay) : oğh.uz : at.er * Açıklama düzenleniyor; Bkz: mater ~ mutter / mother, graphic / çizim; am.at.er

am.y(ay) : oğh.uz+on * 1. amay ana’nın yay-oklu yağız oğhuz kuzu / kızı; kızan {can}ları, id.eb.er+en (deveran eden evrenin dev anası ebe erler > gr. tit+an(lar))’dan on.oğh.uz : am.uz+on(lar) > gr. myth. İskit / Sakha > Scythia ilinde yaşadığına inanılan savaşçı kadınlar ulusunun bir üyesi; bugün boylu poslu, güçlü, girgin, kararlı kadın; tr. deyiş “erkek Fatma”; am.uz+on > eng. amaze / +ment; amaz+ing (şaşırtmak / şaşkınlık, şaşırtıcı); am.oğh : uz+on > ar. mahzûn (üzgün); ma’kûs (ters, başaşağı; kötü, uğursuz); amazon’un Batı kaynaklı (yerli & yabancı) sözlüklerde olasılıkla (?) Fars kökenli olduğu, oradan Grek & Latin dillerine (?) geçtiği belirtiliyor; böyle, üp. /f.(üng : öt.ük : eb).il.iğh-ğhi > gr. filologia (dil bilimi) diye olasılıklara dayalı varsayımlarla gerçek olgular gök.(oğh : uz).am : ünge (gök oğhuz uzamın kuz uğu(ltulu) üngü’ne / gümleme’sine ~ güm’e) gitmiş oluyor; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]; 2. am.y(ay) : oğh.uz.am. ng : oğh : uz.am & oğh.uz : am+an : ing+ök : oğh-ğhu ~ zamazingo * muazzam amay ana : oğh.(uz) : can (hoca)’nın gökten indirdiği magus (bilge gen / gin / cin / can ) uzam / uzaman, Gök*köG in(g)ök : okh-khu : im-mi * 1. kalem & yazı, 2. harita & pusula, 3. takvim & saat > tr. zamazingo, günümüzde o anda adı  akla gelmeyen ya da söylenmek istenmeyen şey, herhangi bir şey için kullanılmaktadır. (Aktunç, H.; Büyük Argo Sözlüğü, Afa, İst. 1990) > eng. gizmo, a mechanical device or part whose name is forgotten or unknown; a gadget. [Origin unknown.]; Bkz: [ zamazingo ]; am.ne.iş.ti : ya?.. ; zorro

(am).y(ay) : ol.am * bir yaratı / can / hava / su öznesi için yaylanma / yayılma işleminin koşulu; yap(ol)a bilirlik & yap(ol)amazlık belirten may / mey eylem kipi; “duy(may)alım, bak(may)alım, kon uç(may) alım; amay : amon üç oklar (amay (amon) ana’nın üç maymun+çükleri) –DT”; “Gerçek Bilgi ve Bilinç, yalnızca içsel seslerimizin bizi uyandırabileceğini söyler: Bunun için gözlerimizi, kulaklamızı ve ağzımızı kapatmaktan ya da onların kapatılmasından kurtulalım. Bakar ökör sürüler yerine bakar okur budunlar olmamız Tanrı buyruğu olarak gelmiştir. Çok sevimli & akıllı olduğu sanılan Üç Maymun yontusu aslında Bilinçsiz İnsan’ı simgeleyen ve ondan sakınmamızı anımsatan bir oyuncaktır –DT”; Bkz: Doğan Türker ile Söyleşi; eng. I (you / s+he) may or may not...

am.(y(ay)).öt.üş : eb. il.iğh-ğhi * amay ana’nın yer & ay yayında {geçen} yetiş / yatış; yaratılış(am) & var oluş(am) ötüş ~ mötüş anlatımı ebe iliği / biligi (bilgisi); bu biligin yayılışı; masal / öykü anlatımı; söylence; ar ~ osm. mesel, örnek, özlü söz, öğretici öykü; ar ~ fars. darbımesel, atasözü; “masal masal mathitas / yuvarlandı kaba tas / kubura düşmüş çıkamas / pır pır eder uçamas... –halk tekerlemesi” > gr. muthos (öykü / masal)’dan +logia (bilgi) son ekiyle muthologia ~ lat. mþthologia ~ fr. mythologie ~ eng. mythology a body or collection of myths belonging to a people and telling their origin, history, deities, ancestors, and heroes; a body of myths about an individual, event, or institution; the field of scholarship dealing with the systematic collection and study of myths (AHD);  Bkz: arkha : eb.il.iğh-ğhi

am.(uz).okh : öt.er @ er.at.okh.(uz).am * 1. id.eb.er+en, günümüzdeki çoğul eki yilen id.eb.er+ler > gr. titan, titan, yani deveran eden evrendeki kut dev ebe eren(ler) ~ dev erler töresince id.ob.or : okh-khu (kut okuma için vurulan darbuka & davul & ttr., ttr.. eşliğinde uzak yer & canlara mızık öter (mehter döver / duyurur) dokuz oğuz tok uzam er tohumu atak erat takımı > tr. mehter /+an bölüğü; “Most striking is the mehter— the military band of booming kettledrums, clashing cymbals, brass, and piercingly nasal shawms sounding like a swarm of angry oboes. ‘When they pass all playing at the same time, the noise of them presses men’s brains out of their mouths,’ reports one survivor. –Severy, M., The World of Süleyman the Magnificent, NGM, November 1987”; To listen to a short sample of this brains-bursting music played by the mehter band during the siege of Belgrade in 1521, click  Bkz: y(a)y.(or. okh-khu).ng: uç.eri; 2. oğh / okh.(uz).am @ am.(uz).okh / oğh ~ mazuğho * gök uzam uğu (kozmik enerji) okuması (uzun hava); gök uzam / uzam+an kuz oğhuz canların / müz (muses)’ lerin am (ruh) azuğu / mızıkı / müziki > gr. mousikh, mousiki & muziki; m ~ b dönüşümü yile > gr. mpouzouki, mpouzouki (buzuki), probably of Turkish origin (AHD), {not probably, it sure is –DT}; lat. musica ~ it. i musichi; fr. musique ~ eng. music / music+ian; ar. mûsiki ~ meşk / mâşuk; ışık ~ aşık olunan kişi için uğraşmak / müzik yapmak; mızıkçılık yapmak; mızmız & müziç (sıkıcı, bıktırıcı) olmak; 3. am.uz : [ob].or.ap ~ mızrap vurup mızık yapılan bızık alat / âlet > gr. buzuki; Click  for the final notes of “Blue Rondo a la Turk” by Dave Brubeck from his album Time Out (1959); 4. ış.(oğh-ğhu) : y(ay).or.ng / er.ng : am-ma : uz.oğh.is-si > “ışık yayar erin / yerin (gök tengrinin & yıldızlar ıla galaksilerin) mu(az-za)man uzam / uzam+an’a uz okluğu (uzaklığı) zokası hissi (zekâsı ürünü duygusu)” açıklamasından ötürü ilk çağ felsefesinde “yay+yer kürre’lerin muğ+sikisi (mızıkçın cin müziği)” > eng.“music of the spheres” ile halk arasında “mızık am’ın (müzik can[lı]’nın / ruh’un; fr. l’âme; eng. soul) azuğudur (gıdasıdır)” ya da şaman anlayışına göre “mızık kımızın katıgı” ; “aşık sazla, maşuk nazla {mızıkır}” gibi kavramlar & deyişler bulunur; “Müziğin büyüsü, geçmişimizin diliyle özdeştir –Friedrich Nietzsche”; “Eskilerde müzik deyimi yalnız, bizim dilimizde ifade ettiği sanatı değil, fakat aynı zamanda davranış, dans, şiir ve inşad (şiir okumak) sanatını da kapsamaktadır. Demek oluyor ki bütün sanatların bir arada toplanışına, eskilerin müziğindeki sonuçların çoğunu bağlamak gerekir; bu andan itibaren de bu sanatlar artık pek o kadar şaşılacak bir şey olmaktan çıkıverirler –Condillac, E. B., İnsan Bilgilerinin Kaynağı Üzerinde Deneme, çev. M. Katırcıoğlu, MEB, İst. 1992, s. 272”; “Hiçbir entelektüel açıklama {doğuştan} sağır kulaklara müziğin ne tür bir deneyim olduğunu aktaramaz. Aynı şekilde, dünyada yapılabilecek bütün entelektüel açıklamalar ‘öbür kültür’den olanları doğayı anlamaya götüremez. Bazı kimselerin, evrenin merkezinin insan olduğunu hayal etmeleri, belki de ufuklarının bu şekilde sınırlı olmasından kaynaklanmaktadır –Feynman, Richard, Fizik Yasaları Üzerine, Tübitak, Ank. 1995, s. 61”; Bkz:  ış.oğh. (uz : am).or

anarşi * Bkz: gök : y(ay).er.sz : or.ışı

anubis * Bkz. uç.ob.an

ap.akh : et * 1. temiz kesilmiş, (bir bohça içine) sarılıp kapat olmuş, ter+temiz korunmuş et; temiz etin kirlenmesini  önleyen kapatma / koruma işlemi > fr. paquet, paquer ~ paquetage; eng. packet ~ package; alm. paket ~ packen;  2. temiz etin konulup semere / kemere bağlanarak taşınan bohça, sonraları kişisel nesneleri taşımak amacıyla giysilere eklenen torba > eng. pocket; fr. poche / pochette; 3. pak.et : taşı+mak > alm. tasche; Bkz: ob.ut : ob.iç.(y).er

ap.al.(ma : am).la tr. pala; 1. eni geniş, boyu kısa kılıç, “Zeybeklerin palalar çakıyor avucunda! -Y. Z. Ortaç”; 2. kürek gibi yassı bölümü olan el.atı ~ alet; 3. eski, kullanılmış eşya, giysi, kumaş, paçavra; bez  parçalarından dokuma kilim / yaygı (ÖTS, MEB); gr. pelma zwou, pelma zovu, yırtıcı hayvan pençesi; lat. palma, palm tree, palmiye ağacı; palm of the hand, elin oğh.uç-çu ~ avuç içi; old fr ~ mid. eng. paume (avuç) sözcüğü ilginç bir biçimde fr. pomme, eng. apple & ger. apf+el (elma) ilen “el içi ~ avuç içi (alma ~ elma) alma” buyruğunu yansıtmaktadır; Bkz: al.(ma : am).la; am.(la : al).ma

ap.at.er * yukarıdaki yüce ata er {dişi} canlar; ata erki üyeleri / baba atalar; ata er+en(ler) > gr. pathr, patir; lat. pater ~ père / papa; eur. vater, father, etc.; pers. peder; Bkz: am.at.er

ap.at.er+on * yukarıdaki yüce ata er & mama ~ baba kişiler > eur. il padrone / patron+ae; patri+ate (ata erkil düzen yandaşı, vatandaş); masr. aton-ra (babalar er(k)i, farağon Akhen+aton’un yaymaya çalıştığı bu inanç, amon-ra (analar er(k)i) yandaşları ile büyük çatışmalara neden olmuş, parlak Maszr (eski masr) uygarlığının sonunu hazırlamıştır. Yazılı tarihte ortaya çıkan ilk tek tanrılı din olduğu ileri sürülmekte ise de, bu sav ne aton dini, ne de gr. ioudaios ~ ioudaismos > yudaizm için geçerli değildir; Bkz: [ İlk 3 Buyruk ]. Çok tanrılı ya da tek tanrılı tüm inançların Gök*köG+iñi (Gök*köG : Bitşik kökeni)’nde (g)öz.gin : ış.am+an (cin+göz gezgin şaman gözcü’ nün –örneğin yarattıklarını kollayan ış.oğh.or.us > horus’un gözü gibi– ışıklı, aydınlık, şuurlu yaratılış, y(ay)+er’ler ve can’lar) bulunmaktadır. Sonraki uygulamalar zaman içinde değişen türlü yorumlara bağlı olarak gelişmiştir. Bkz: am.at.er+on; am.on; at.on; ob.or.oğh.uz

ap.en.is+el * (y(ay)).ap.en+sil imlerinin başındaki dişil öge ay > yay im-mi’nin düşmesiyle anlam değişimi sonucu, elin {iç(inin)} sakıp olduğu yüksek, yüce penis / pense (iş gören y(ay).or.okh ~ yarak’lık elatı ~ aleti) > eng. pen+cil, a penis / pliers (instrument) for hand; gr. penna, pen’na; it. & swed. penna; “İncecikten bir kar yağar, Tozar Elif, Elif diye; Ak elleri kalem tutar, Yazar Elif, Elif diye...; In fine hail is the snow, It swirls Aleph, Aleph; In her white hand is the pen, She scribes Aleph, Aleph... –Karacaoğlan, 15th c. Turkish folk poet”; “Oku: Yaratan Rabbinin adına; İnsanı bir döletten yaratan; Oku: Rabbin en cömert olandır; Kalemle öğreten; Öğreten insana bilmediğini. –Kur’ân, Alâk sûresi, 96:1-5”; “Read: In the name of thy Lord who createth; Createth man from a clot; Read: And thy Lord is the Most Bounteous; Who teaches by the pen; Teacheth man that which he knew not. –T.G. Koran, The Clot 96:1-5; translated by M. M. Pickthall (Mentor Books)”; ► “Tyranny has no enemy so formidable as the pen –William Cobbett (1763?-1835; British journalist and social reformer)”; Bkz: (y(ay)).ap.en+sil; [ Power of Pen(c(i)l)s ]; okh-khu.am : al

ap.er.is+on * 1. yukarı yeri sakıplanmış / yüksek nitelikleri olan er peri (can)+lar & bunlar gibi olamamış, çabalamakta kalmış canlar, periş+an > eng. a person, fairy; persian; parson, parish priest, fr. persone; latin. persõna, karakter; p ~ f dönüşümü ile fars. ferzân+e, bilgili, farisî; ort. eng. perusen, kullanmak > to peruse, çok dikkatle okumak ya da incelemek; 2. tr. ap.er.is+on ile farsça olduğu ileri sürülen, ancak s ~ ş dönüşümü yilen öz üm öz türkçe bir karşıtlık (antonym) nitelemesi olan ap.er.iş+an ~ perişan arasındaki ilişki; “Hence, the emotions of the personoids must to some extent be at odds with their reason; they must possess self-destructive tendencies, at least to a certain degree... – Stanislaw Lem, Non Serviam; quoted in Hofstadter, Douglas R. & Daniel C. Dennett, The Mind’s I, Bantam, 1988, p. 305”; Bkz: id.eb.er : iş.can.at.a(m)

ap.(ış.(ng).okh.uç).nta+al+an * @ nalın altınta alanınta çok konuşup konunca @ apışında / ok ucunda /  kıçında oluşan kaşıntıyı alan giysi ne.is-si.ne (nesne)’si > eur. pantalon(e), eng. trousers; Bkz: at sürerken; at aşarı

ap.ış.nç doğan türker           

         

ap.ış.ng : y(ay).eri * 1. a. kut gökte yükselirken kapışan kaplanların pençeleri benzeri gök parmaklarını açarak yayılan kün ~ gün ışığının içeri girmesi için damda, kapı & duvarlarda bırakılan açıklık; b. ap.ışıng er * yorulup olduğu yerde kalan ya da şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyen kişi; eylem kipi. apışmak, çok koşan atın ya da erin bacaklarını ayırıp soluksuz kalması / atın çatlaması; 2. ış im-mi’nin düşüp geniz ng ünsüzünün ünsüzüne dönüşmesiyle ap.nç * el ayasını, avuçlarını göğe ağıç yapıp açıp, gök ülgen tengriyi ap kılmak / ululamak için t(engri)+apmak > tapmak & tapınmak; tap.nç : yeri, tapıngak ~ tapınak; tüm bu is.im : öge’lerden türeyen tanımlar ► fars. 1. penç, beş (açılmış parmakla); 2. pençe, el ayası ile beş parmağın tamamı / yırtıcı hayvanın ön ayaklarındaki sivri & kıvrık tırnaklı bölüm; ayakkabı altındaki kösele; 3. penç yeri > pencere ~ pancur pencere sözü farsça olmadığı gibi [Bkz: Kanar, Prof. Dr. Mehmet, Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, İstanbul, (pdf ); www.sevde.de], pencere kafesi anlamında kullanıla gelen “panjur” sözü de sanıldığı gibi fransızca değildir; her iki sözcük bizim (yukarda soldaki) ince üngsüz p.nç.r damgaları yıla (yukarda sağdaki) kalın üngsüz p.nc.r damgalarından türemiş üp/f.üng : öt.ük okumalardır; y(ay).ür. üng : oğh.uz dilinde pancura “fars işi > farisî” anlamında “la persienne” ya da “le volet”; çoğu eb.er : ob.oğh.a (evropa) dilinde de kıskançlıkla kapatmak / örtmek anlamında “jalousie” derler; Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük. iç-çe Ana Dil.(im.iz)’in “ışık, ışığın parmakları, açık el, pençe & ışık (ışk ~ aşk / şık / şuur) olduran gök tengriye tapınç sunma...” gibi soyut kavramları bu denli soğurmuş olan somut ış.am+an : öt.ük kök sözcüklerimiz bile –ne y(ay) : sz : ok!.. kim– hep başka dillerin ürünü olarak tanıtılır –DT; “Pencerenin perdesini aç bana göster yüzünü // Görmek için ben yüzünü dağları aştım da geldim.–özüm öz türkçe sözler & oğh.uz.er : am.(uz).okh: Muhlis Sabahattin Ezgi”; Bkz: (y(ay).er : at; ap.y(ay).er : id.oğh-ğhu  

ap.is : oğh. or.us
 

ap.is : oğh.or.us * 1. yüce akıl uğur oluşu & kutsal apis-horus ışık soğuruşu; pi (π = 3.14159265358979- 3238..) imleri sonsuz uğraşı;  id.eb.er+en, dev ebe erlerin deveran eden evren ödevi; “ing.ök.cin.er+en : oğh.us.y(ay).or.{ış} : ot.oğh-ğhu.nda : [a]p.i[s.im].ng ekler –DT”, günümüzdeki deyişle “gökten inen incin (injun) erler o oğhus yurt ış otakh’ında (aydınlatma yurtunda) apis / pi isimleri, imleri, imgeleri, simgeleri & ögeleri, üngleri ekler” ya da “engin gökten inen (ingök ~ ingek) incin+erler (engineer(s)) Oxford şatosunda pi+ing (sonsuz 3.141592.... imlerini) ekler (pinekler / inekler)”; bu nedenle günümüzde üng ekleme dersine çok çalışan çocuklara “ingek ~ inek” adı takılır; pi+ing ekleme dersini bitiremeyenlere de “pinekleme yav!” diye çıkışılır; onlar ya mu(ğ)+ellif (eli elif yazar) ya da mu(ğ)+hendese (hesap yapan in-cin engine+er) olurlar; 2. ap.is : oğh.or.us ~ pis.ag(h).orus > masr. apis–horus ~ gr. pythagoras, Pisagor; ap.is : oğh. or.us @ us.or.oğh : is.ap * soğuru us oruğu soru uğuru & uruk / arık hesap # osuruk kasap hesabı; pis agora aklı sap / sab ~ sav uğraşı; sarık & ruh (sorgu & hesap) sakıpının arık & yüksek sayı duygusu & uzak görüşü; “usoroğh’tan terazinin ob.okh’tan olur dirhemi” halk deyişi aslında “sorgulayıcı us (d)oruğu karşılaştırma, tartma & akıl yürütmenin okuma tomarı bitikten (bilimsel kurallardan) olur ölçüsü –DT” anlamında bir bilgelik ilkesini tanımlar; 3. masalların çoğunda  üç.ay.or.uç üç soru soran / üç ayraç dileği yerine getiren eb.il.iğh-ğhi : cin (bilikci cin / öngörücü (kâhin) / bilge can); masr. sorapis ~ serapis, baş oğhuz / (g)ökh us & boğa başlı min.ot.or : oğh.us (binboğa) > gr. zewV, Zeus & Minotauros; Bkz: oğhuz khan; ış.am.an : öt.ük

ap.ol+am.on * yukarıdaki tengri amon & onu yücelten kulu; ar. abd el-allah # ap.ol+at.on * yukarıdaki tengri aton & onu yücelten kulu; ar. abd el-lâtif; gr. platon; p ~ f dönüşümü ile > ar. eflâtun, açık mor ürüng; ap.ol.iç-çe * fr. policie ~ poliçe; senet; yönetim yolu / siyaset; Bkz: ob.or; am.on; at.on

ap.ol.ış * ap.or.ış’tan r ~ l dönüşümü yilen ap.ol.ış; Bkz: ap.or.ış

ap.okh.y(ay) * ap (yukarıda) olan, (yukarı kalkan) ay / yay / dişi / yazma / ufuk & o  yaydan fırlayan ok / er / akıl / okuma kavramlarının göstergesi is.im.öge (sakıp, isim, imge, simge); okh. y(ay) ~ hay (evet) sözünün bütününden ~ pokhi > peki, pekiyi; osm. pek+âlâ; eng. 1. peak, tepe, doruk; 2. poke, dürtmek; eng. slang. sikmek; Bkz: oğh.y(ay);
y(ay).oğh

ap.or : am.okh * ap olan (yukarı kalkan, fırlayan) obur can(lı) ok,  parmak; ob.or & ap.ol koşutluğu bu öt.ür.im’de çok belirgindir; ob.or / (ap.or) : am.okh > “o var diyen” & “para alan” & “bal tutan” parmak;“ob.or : al.(am : ma).la+okh : ap.or : am.okh.ngu : y(ay).ol.or (o bol bal alan obur amlak malak’ın yukarı {kalkan} parmağı amok okuna yay olur) –DT” sözü, günümüzde pek kısalıp “bal tutan parmağını yalar” deyişine dönmüştür.

ap.or.ış ~ ap.ol.ış * 1. soyut nitelik / nicelik bakımından yukarıda or (altın) gibi artık değeri olan nen is-si ne (nesne+ler); çok & büyük / geniş & derin oluş; somut nitelik / nicelik bakımından artık değeri anlatan ob.or teriminin koşutu; or ~ ol dönüşümüyle oluşan öt.ür+eb (türev)’ler: ap.ol, pul, ob.or & ap.ol > para & pul; ap.ol.ış > gr. polus, much, many ~ önek. polu–; eur. poly–, more than one; many; much (polygon); more than usual; excessive; abnormal (polydipsia); polymer+ic (polyethylene); eng. pull & push; ap.ol : ış.(ot. oğh) * yukarıdaki bol ısı & ışıklı otağ / oda / şato’lar; büyük yerleşim > gr. polis, kent; polis @ Silopi (Şırnak,Tr.); pers. şeh’r; 2. {Gök}.ap.ol : ış.(ot.oğh) : (oğh).uz.(am) : y(ay).ebe.k{öG} * Gök*köG ışık otağ / oda / şato’larının o ulu uzay ebe zeybek’leri > gr. polis, kent, politēs, yurttaş ~ politeia; lat. politia, devlet; fr. policie, tr. cıbıl (çıplak) > lat. civil (sivil) örgüt; polizei ~ police; lat. polºtus, past participle of polºre, to polish, parlatmak ~ mid. eng. polit, polished; polite, parlak / kibar; polit+ics, politika / siyaset; Bkz: ış.ot.(oğh)+an : ap.ol.ış; 3. ap.ol.ış. (oğh.uz : y(ay)) : ing.{ök.cin}.er+en * yukarıdaki o ışıklı uzam & uzam+an’dan yere inen gök oğuz cin er (engine+{inen}er+en)ler; akoğlanlar > gr. Apollon, the god of prophecy, music, medicine, and poetry, sometimes identified with the sun; also apollo(s), a young man of great physical beauty > lat. Apollo; Apoll+in+aire; Platon; Paul+us / +ine / +ette; Bkz: akh.at / okh.ot; ap.ol.iç-çi; ob.or; ob.or.oğh.uz

ap.y(ay).er. am : ot. oğh.uz * Bkz: am.oğh.uz : am; is.ap.er.am.at : (oğh).uz+on; am.aç ~ am.at

ap.y(ay).er.ış.(am) : oğh.uz * yukarıdaki yüce yerin ( & doğu’nun) ışımak yapar ışım oku oğuz eri; ap.(y)er.ış > pers; ap.(y)er.ış+oğh.uz; ş ~ s dönüşümüyle > gr. ~ lat. Perseus; gr. mötüş. Danaë ile Zeus’un oğlu, Andromeda’nın kocası olup Gorgon Medüza’yı öldüren boğa+toro / bağatur > fars. bahâdır, yiğit, yürekli er; astro. kuzey yarı gökte Andromeda ile Auriga yakınındaki takım yıldız; pers. mötüş. Mithras; Bkz: ap.ış.ng : y(ay).eri

ap.y(ay).er : iş.can.at.a(m) * Bkz: id.eb.er : iş.can.at.a(m)

ap.y(ay).er : id.oğh-ğhu * 1. yukarıda yüce yerdeki dişi & erin paylaştığı iduk kut dua okuma dokuma ördüğü / örtüğü; dua duvağı / çapraz vurulu iki dik iduk ok ıla kutsallık bildirisi & dokunulmazlık uyarısı; Bkz: id.okh-khu : ob.ar; y(ay) im-mi’nin yutulması sonucu ap.eriduğ > güncel tr. perde, “Yıktın perdeğu, eyledin vîrân ... –Karagöz”; fars. perde, kapı & pencereye asılan örtü; benzet. namus; ehl-i perde, namuslu; hint. purdah (purde, yüz örtüsü / peçe);“Kan Turalı, Kara Çekür & oğlu Kırk Kınuk & boz aygırlı Beyrek cemal ve kemal iyesi yigit’ler oldukları için, Oğuz ilinde nikab-ile [yaşmak; peçe; yüz ört+tül+lü] dolaşırlar --Ergin, Prof. Dr. M.; Dede Korkut Kitabı, Kanglı Koca Oğlu Kan Turalı Boyu, s. 188; TDK, 1989”; ap im-mi’nin de düşmesiyle er.iduğ, erin dik okunun iduk kut örtüğü > fr. rideau; perde yilen örtüp gizlemek > fr. perdre / perdu, gözden yitirmek / yitik olmak; p.r.d imlerinin gerisine (retro @ örter) d.r.p okunuşu > fr. 1.drap, yünlü kumaş, çuha, çarşaf, örtü; 2.drapeau, bayrak / kundak bezi; 3.draper / +ie, kara örtü ile örtmek / çuhacılık, kumaşçılık; kıvrımlı büyük örtü; perde; eng. drape, kalın perde; kumaşla örtmek / süslemek; drapery, perdelik / döşemelik kumaş & kumaşçılık; p ~ b ~ v dönüşümüyle > ger. verde+ (de)cken ~ verdecken, {perde} örtmek, perdelemek; decke, örtü; 2. id.okh : ört.ng * iduk kut dua okh-khu.(ng) konması ~ okunması / dik okun korunması için örtünme > gr. kourtina; lat ~  sp. cortina; eng. curtain; Bkz: ap.ış.ng : y(ay).eri

aramî / arabî * Bkz: (oğh).aramî ya da (oğh).ar(am)î

arkha ~ arka * 1. bir ne.is-si.ne (nesne)’nin ön yönü zıttı (#) arka yönü / yüzü; arkada kalan tüm geçmiş zaman / yer & er / dişi ortam & yaşam ögeleri, “arkana bakma, önüne bak!..”; 2 a. eğreti. / metaph. kişi bedeninde arka’nın / sırt’ın (tr. srt @ trs, ters > lat. torso, beden / gövde; üngsüz t ~ d değişimiyle dors-, dors/um /–i & dorsal) arka’da / geri’de kalmış uzam / uzam+an içinde bükülüp kamburlaşma görüntüsüne benzetilen adıllar > lat. arcus ~ eur. arc / arch, kemer, kavis, yay, tonoz; kuşak, kambur; b. architect / +ure, kemerli yapılar yapan kişi & böyle ürettiği eğri’li zor işin tanımı, tr. am.im.er, yere im koyan mim’ci er > ar ~ osm. mîmar & mîmarî / mimarlık; 2b. arkha : (g).ök > gr. arcaioV, arkhaios, antik, eski, kadîm; archaic, eski, kocamış, artık kullanılmayan; architrave, genelde kemeri taşıyan direk / sütun başındaki taban; fr. arc-en-ciel, gök-te-kemer / (ış ebem’in) ebem kuşağı; eng. rainbow, {gökte} yağmur {ür.üng’ü} yay.

     

arkha : eb.il.iğh-ğhi ~ arka biligi * arka uzam / uzam+an’ın ebe belleği bilgi iliği / ilgisi; arkada kalan geçmiş zaman / yer; er / dişi; ortam / yaşam ürüngü bilgisi; arkayı / geçmişi bilme, kollama & koruma yeteneği, arkabilig ~ arkabilim > gr. arkhaiologia, antiquarian lore : arkhaio+logia ~ new latin archaeo+logia ~ fr. archéologie; eng. archaeology, the systematic recovery and study of material evidence, such as graves, buildings, tools, and pottery, remaining from past human life and culture (AHD); “geçmişe mazî, yenmişe kuzû denir –halk deyişi”; Bkz: am.(y(ay)).öt.üş : eb. il.iğh-ğhi ; eb.il.ige; [ Prof. M. Otte, comment ]

arkha : iş.ebi * arkada kalan tüm geçmiş zaman / yer & er / dişi yaşam & ortam ürüngü ne.is-si.ne+n (neyse her tür kültür nesne’lerinin & bilig bellek’lerinin derlenip, saklanıp koruma altına alındığı yer; ış üngünün yutulması yıla > gr. çoğul. arceio, arkheia, köy odaları (kayıt kuyut & kütükler orada toplandığı için); b ~ v dönüşümüyle > lat. archiva ~ fr. archives (arşiv; -kh yerine -ış üngü yile); eng. çoğul. archives (arkayvs) ► “Arkada kalan yirmi yıldır Anadol-Örop kökenli olduğu benimsetilmeye çalışılan haşat Hint-Evropa varsayımı dillere, bir arka uzam / uzam+an’da kon.(ver-ses).uç.ng / öt.üş.ng diyerek verdiğimiz; sonra da bizde “karşılığı yoktur” diye yanıp yakındığımız bu özüm öz Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük. iç-çe sözcüklerimizi geri alıp, bundan böyle arkabilim & arkaşev / +i ya da arka ev / +i olarak babalar gibi kullanmalıyız –DT” ; Bkz: [ bir belge ]; Hint-Avrupa İdeolojisi; ışım evi; [ is.okh.at ~ iskit ]   

asker * ok sakıpı (sahibi) er; aramîce ~ arabîce olduğu sanılan, aslı öt.ür.ük.iç-çe olan sözcük; Bkz: is.okh.er

* ön ünlüler a/ o/ u/ ı/ & art ünlüler e/ ö/ ü/ i/ yile birleşen tekil = ş im-mi’nden üretilen 8 adıldan biri, erin ebe eşi eli yile pişirilip yapılan yemek anlamında ; eyl. aş.am.okh > 1. aşamak * aş yemek, “er aş aşadı (adam yemek yedi) –DLT; I, 20 : 10; II, 73 :10; III, 31 : 22”; 2. aşatmak * aş yedirmek, “ol manğa aş aşattı (o, bana yemek yedirdi) –DLT, I, 210 : 4 & 10”.

aş : at.am.okh * aç : at.am.ng (aç adamın) eş işi aş’ı tamak ~ damak’tan at(a)mak & aşın hızla atandığı / atıldığı yer; ş ~ s dönüşümüyle > gr. stoma (ağız), stomakhos (mide); lat. stomachus, old fr. stomaque, estomac ~ mid. eng. stomach; am.iç : id. okh.y(ay).er * cin /can / gin / gen’in yiyip, içtiklerinin içinde gittiği kut yer > ar ~ osm. mîde; ger. magen; Bkz: am.gen

at.akh.ng : okh.at.ng * atak atla akınırken (akın ederken) katı ok atma becerisi & işi;  > eng. attack & attacking tactics; fr. attaquer & tactiques d’attaque; “bu sözcük Cermen kökenliymiş (!); Gök*köG Bitşik : Ana Dil(im.iz)’in öt. im : eb.il.iğh-ği’ni başka dillerde arayanlar böyle sab-satı’lara bayılırlar –DT”; at.okh.at * dört nala giden atak atla ok atmak gibi ansız vuruş, tokat atmak; Bkz: ot.okh.ng : at. akh.ng

ata(m)lar(ım)a * am-im (mim) im-mi yile bir damga dizisinde altı değişik, şık ışık okuma seçeneği sağlayan döne döne okuma yönteminin bir örneği; Bkz: (a)m : im ya da (a)m : im-mi

at.am : oğh.(uz).er * o oğuz er güzel atam / adam; adam+okh ~ adamak > ibr. adam+ah, to vow; ar. 1. Âdem, peygamber; 2. âdem, insan, kişi; tamahkâr; “İlk günahla ilgisi olmayan, Âdem öncesi bir insan soyunun var olduğu varsayımı Müslüman çevrelerde ortaya çıkmıştı ve Kur’an’dan yola çıkarak X. yüz yılda el-Makdisi yer yüzünde Âdem’den önce başka insanların varlığına değinmişti (bkz. Borst 1957, I, II, 9) –Eco, Umberto, Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı (çev. Kemal Atakay), Literatür Yay., İst. 2004, s. 76”; 3. adem, yok(sun)luk, ek+sik+lik, “adem-i merk–eziyet”; öntakı gr. a–, (a+mor)+al; lat. de– & dis– / des–, de+cline; des+troy; dés+unir; Bkz: am.(la : al).ma; [ Creation of Adam ]

at.am / öt.im.(öz).oğh-ğhu ~ tamğhu * 1. a. tamga, ataların töz’ünü (soy sop kökenini) konuşma imleriyle gözleyip okumak için oghuş (boy, oymak, kol, ok, otağ) adı olarak, ya da üyelerinin öz adları ile birlikte atılan özgün tamga ~ damga, töz; bu töre gereği geleceğe bırakılan kanıt “Bütün dillerin temeli olan harfler ile indirilmiş {bulunan} önceki İlahî Kitap... –Prof. Dr. Süleyman Ateş; Kur’ân-ı Kerîm Meâli, 2-Bakara Sûresi; Milliyet, 1996”; ibran. khatam; ar. imza; moghol. ongun; “Türklerin en değerli varlıkları olan ok aygıtından yiñe aynı ad ile anılan "ok" tamgası türetilmiştir. Yay aygıtından "yay" tamgası, ök (keçi) biçiminden "ök" diye adlandırılan tamga türetilmiştir. –Gökbey Uluç; kokturkce. blogspot.com, 2008”; b. kuzey amerika & kanada’nın yerli halklarından Ojibwa ulusu öt.il.nde “benim Gök* köG at / ot im-mim” anlamında nindoodem > eng. totem, an animal, a plant, or a natural object serving among certain tribal or traditional peoples as the emblem of a clan or family and sometimes revered as its founder, ancestor, or guardian (AHD); et.ür.ük : is.okh.at : oğh.(uz)+an (etrüsk / sakha / hun oğuz) yoluyla > ger. tot, ölü; töten & tötung, öldürmek & öldür(ül)me eylemi; 2. at.(am) / öt.(im).oğh-ğhu ~ at / ötğhu * atgu / ötgü, ataların kon-uç.um imleriyle gözlenip okunmak & duyulmak için atılan yazılı / sözlü tamga(lar) ~ damga+ (lar); erden ere, yerden yere, şimdi’den sonra’ya bırakılan il.öt / il.et : iş.(id).im (iletişim) belgesi; tr. atku / ötkü (mesaj) > lat. mittere, (göndermek); missus; med. lat. miss³ticum ~ old fr. & mid. eng. message “Hiç kuşkusuz, bunda, işaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler (öğretiler) vardır –Kur’an, Hicr 15:75” “Lo! therein verily are portents for those who read the signs –TGK, Al-Hijr XV : 75”; Bkz: tamğhu; [ Davud’un Kalkanı ]; [Kalem & Levha ]

at.a(m.(ış)).oğh.or.at : (ot.or).okh-khu * at.avrat.okh > Tevrat (ya da Torakh): atamız mesih ışık şuur uğurat, oturan otor / tora (boğa) otoroku (oturup okuma) töresi ant(oluşmas)ı @ kavratı torakı > terakki terekesi; ahit, akit, akide; p+act, ttr., ttr..) Bu kutsal bitikin aslı öt.ür.ük.iç-çe olan has adı, içindeki id.okh+am.er+on (kut on emirin / dekameron) ilk üçüyle tam bütünleşir: “at– çalma; avrat– bozma; okh– vurma (öldürme)”; ancak üçüncü emir eb.er+an (ibran)ca başlıkta öt+elenmiş & töre sözüne eklenip tora+okh yapılmıştır; üp/f.üng : öt.ük (fonetik) aşamada özgün (t) im-mi’nin > ç > d > z gibi seslere dönüşümü nedeniyle tora+okh > zorakh ~ zorah gibi biçimlere de girmiştir; Bkz: [ İlk 3 Buyruk ]; (oğh.(uz)).-ış.am.(+an)

at aşarı / atasarı

at.aş : or.oğh-ğhu ~ at aşarı * at sürerek aşılan / at aşırı taşırık yer; taşra ~ daşra / dışarı; eski tr. taşık+mak ~ dışarı çıkmak (DLT, II, 116); fr. de+hors, dışarı ~ eng. the horse, at; at.aş.ng : am.okh * taş ya da ok atma hızında at sürerek aşılan taşırık, taşra ~ daşra yere çıkmak; taşıkmak & taşınmak eylemi; “Oğuz zamanında bir yiğit ki evlense ok atardı, oku nereye düşse orada gerdek dikerdi –Ergin, Prof. Dr. Muharrem, Dede Korkut Kitabı I, TDK 169, Ankara 1989, s. 29; In the days of the Oghuz the rule was that when a young man married he would shoot an arrow and wherever the arrow fell he would set up his marriage-tent –The Book of Dede Korkut; trans. by G. Lewis, Penguin Classics, p. 68”; Bkz: at sürerken; am.okh : at.ob

at.aş / ot.ış : oğhan * Bkz: ış.oğh.(uz+am)+an

at.avrat.okh * Tevrat ya da Torakh; Bkz: at.a(m.(ış)). oğh.or. at : (ot.or). okh-khu ; Bkz: at.oğh.or.(am) : at.(okh)

at.ob @ ob.al ~ at.ob : al * 1. at.ob @ ob.al.(ma : am)la imleri yilen at olan (atılan) at.ob.oğh-ğhu (tabağı / topuğu / obuğu / değirmi tobu) almak / almamak; al olan al obu (lobe) atmak / atmamak işi; bu işin eylemi; top atıp tutamamak & tutup atamamak > gr. balla; eur. ball+e, bol; bola; pallo; pelota; at.ob.al ~ tobal * top atıp tutar gibi {yürüyen} atam (adam), topal; doğar iken tobuğundan tutulduğu için yürümesi aksayan bağatur boğa : tor(o)’lar, “Akhilleus; Rex Oedipus & Timurleng”; al.(ma : am)la imlerinden > eng. lame; ger. lahm; ob.oğh-ğhu.at.er / at.iç-çe imlerinden > fr. boit+eux / +euse; 2. at.ob.oğh-ğhu (tabağı / topuğu / obuğu / değirmi tobu) atmak / atmamak işi 1. topık * topuk; top, çevgenle vurulan top, topaç (DLT, I, 190-5, II, 88-1); 2. tepük * “kurşun eritilerek iğ ağırşağı şeklinde dökülür, üzerine keçi kılı veya başka bir şey sarılır, çocuklar bunu teperek oynarlar molten lead cast in the shape of a spindle whorl and wrapped in goat hair or someting else; the children play with it by kicking it around. –Kaşgârlı Mahmut, Divanü Lûgat-it-Türk (1072), I, 386-6; TDK, Ankara 1999”; Bkz: Atob / Obal; am.okh; [ı]ş.iş : yer

at.oğh.or.(am) : at.(okh) ~ at.avrat.okh * ibr. tewrat or torakh @ at.or.oğh. (am ma).ot.oğh.(or / okh).am.at * torlu ama (tarlama) or.ok : ot.oğh.am : at+ta.or / ol.(am) : ma+at (altın ok / orak & tohum atar olmak amatı ~ amaçı); am & yer aç(mak), işlemek için tarla edinmek; “kadınlar sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz biçimde varın –Kur’an 2 : 223 your women are a tilth for you (to cultivate) so go to your tilth as ye will –TGK. (The Cow) II : 223”; thence talmud, the book of commandments / canon / code / law; regulations, ar. talimat; Bkz: am.aç ~ am.at

at.oğh.or.(am) : gög.(y(a)y).eri / eli ~ ili * 1. gök & ay ayırı(m) yeri kulesi; tohum ~ doğum / doğurma / doğrulma yeri; at.oğh.or.(am) > eng. tower (of) bab+el; fr. la tour (de) babel; gök ili okh*khu (okuma) alışı; “La Tour de Nimrod était faite de mots. (Nimrod’s Tower was made of words) –Georges Steiner, Langage et silence, p. 58”; “The Malozi {in Africa} have a story reminiscent of the Tower of Babel –man tries to equal God by building a tower into the sky. ... The collectors of the stories have been able to rule out such a possibility of missionary influence –Beier, Ulli; The Origin of Life & Death, Heinemann, London, 1981, p. viii”; “The legend of the Tower of Babel is almost certainly associated with the destruction, about four thousand years ago, of the Ziggurat of Borsippa by an ironstone meteorite which carried such energy that thousands of tons of clay brick were turned into glass, and an intense magnetic field was generated that can to this day be detected at a distance of five miles... Not a soul could have been left alive for miles around and this may explain why no written record has been discovered. The legend, nevertheless, was created. It was transferred to Babylon and made the subject of the moral story of the men who tried to emulate God and perished in their sins –Bennett, J. G.; Gurdjieff, Harper, NY, 1976, p. 24”; 2. Gök*köG : eli ~ ili * gök eli / kög ili ~ Gök tengri eli / ili > Kök tenri eli / ili ~ Bab+el / Bab+il & Bibel / Bible; [ Tower of Babel ]; 3. am <g(ö)g> er > gökam & göker; güğüm & ergög;  am.y(ay).e(r).gök > eur. gog & magog; ar. (y)e(r)’cüc ~ e’cüc & me’cüc; tr. macar / mıcır > hung. mag(y)ar = eng. hungar+ian / +y; Bkz: kök.el.ng : ot.oğ.{y(ay)}.eri; ot.oğh : y(ay).eri; [ Turanian Languages ]; [ Gök*köG : Bitşik ]

at.okh

© beloit.edu

at.okh.(uz. (am) : ((id).eb.er).ng) : ini ~ at.okh.ini * atak dokuz oğhuz uzam / uzam+ an : can’ın atık ini / atık döl yeri; tohum atan, can veren, ulu uzam & uzam+an’ın, (kut dev) ebe er(ler)inin ini / indiği yer; at.okh.ini ~ tekne; “hamur teknesi”;1. uzun, geniş, derin, şişkin & oyuk oğh.uz : ini > ar. ~ osm. haz(i)ne; kuzine > fr. ~ eng. cuisine; 2. deniz taşıtı, kayık / gemi; geminin ana bölümü; eng. trough, hull, belly, galley, basin, tray, etc.; fr. auge, huche, cuve, vaisseau, etc.; 3. dönerek okumayla er.okh.am > ar. rahim,  “tekne kazıntısı”, yaşlı kimselerin en son çocuğu; 4. evrendoğum am.öt.üş (kozmogenesis mötüş ~ muthos, matitas & söylence)’lerinde okyanus olarak anılan uz.am / uz.am+an boşluğunu aşıp o boğa obuğa / abağa; yer demir dağ’a; yer yüzü keçe : kün’üne (gece & gün gezegeni’ ne) gelen tekne;“yağ, yağ yağmur, teknede hamur...”; oğh.uz @ uz.oğh : ini  > Z im-mi’nin yana devrilmesiyle N+oah ~ Nuh’un gemisi; Noah’s Ark; here it must be noted that Noah’s name is derived from Zoah, where the original stamp Z was perceived – erroneously or not– as an N; and zoah itself is the retroactive @ transcription of oğhuz in or.okh-khu.ng (orkhun) stamp signs of our Sky*rooT United : Mother Tongue –DT; “İbranice {Tufan} öyküsü Gerçeklik Tapınağı’nın kaldırımından sökülmüş bir moloz parçasından başka bir şey değildir” “The Hebraic story {of the Flood} is but a poor fragment torn from the pavement of the Temple of Truth –Judge, William Q.; The Ocean of Theosophy, p. 16, The Theosophy Co., USA, 1987”; “Nuh’un gemisi tamamen uydurma; İngiliz BBC kanalında yayınlanan bir belgeselde, {Tevrat’taki} Nuh tufanı efsanesinin {Sümerlere ait} Gılgamış Destanı’nın gelişmiş bir ‘versiyonu’ olduğu iddia edildi...–Milliyet, 08.03.2004”; 5. G(il)G+ am.ış söylencesinde büyük tufandan kurtulan (id).okh.us : oğh.uz ~ iduk kut dokuz (g)ök.us / oğhuz > Zius+udra / Lord Bull of Ox(ford) gibi, engine inen göksel erler & oğh.us : at.a(m) :  id.am.er : oğh.us : in.cin+er (usta ata demircin tengri)’ye özgü at.okh.ini : eb.il.iğh-ğhi (atık / döl / tohum {için} tekne yapım bilgisi) > gr. demiourgos & tekhni (beceri, ustalık demek olan tekhni)’den > gr. tekhnologia ~ eur. ingegnere & technologie / engineers & technology / ingénieurs & technologie “[Ea ~ Enki:] ...Bir gemi yap... İhtiyacın olan şeylerin tohumunu al yanına ve özenle tart geminin yükünü... [Ziusudra ~ Utnapiştim:] ...Hafta sonuna kadar tasarımlar yaptım... tasarladım geminin dört yanında... 5520 santimetre güverteyi. –Gılgamış Destanı, 11. tablet, 1 & 2. sütün; D. P. Jackson, çeviren: A. Antmen, Arkadaş Yayınevi, Ank. 2005”; “Zürriyetlerini o dopdolu gemilerde taşımamız da onlar için bir ayettir (göstergedir) – Öztürk, Prof. Dr. Yaşar Nuri, Kur’an-ı Kerim Meali, Yasin 36:41, Yeni Boyut, İstanbul 2009”; Bkz: [ Ziusudra Tufanı ]; 6.  tr. mötüş.  y(ay).er. {ış.[oğh.uz].am.ng : er}.nda > mañdı-şire,“tengri balık işini, verdi Mandı-Şire’ye –Ögel, B., TM I, 434”; Bkz: [ Türk’ün Simgesi ]; Bu okumalardan da anlaşılacağı gibi, science; sphere; technology; economy; industry; mathematics; perpendicular; engine+er(r)+ing gibi kavramsal, terimsel & işlemsel olarak Batı yaratısı sanılan, am : ma aslında özüm öz Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük. iç-çe Ana Dil kökenli bu sözcüklerin, bugün dilimizde karşılıklarının neden & nasıl bulun(a)madığına hiç mi hiç ış.aş.gin (işi aşkın şaşkın şişkin can) olmamak gerekir; Bkz: ış.oğh : eb.il.nçi; [ BĞhA : TRKhN ]

at.ol.ng : ot.ış / ot.ol.ng : at.ış * 1. atılan talan / tolun tış (dış) ateş taşı & ateş olan tolun / talan taş atışı @ ış.at.ng : ol.ot > ış atan olot ~ alat / şatan olut ~ ışıtan alet / şeytan oluş > gr muthos. atlantiV, Atlantis, söylencesel batık anakara; “Eflâtun, Kritias yahut Atlantis, çev. E. Güney & L. Ay, M.E.B., İst. 1997”; “Donnelly, Ignatius, Atlantis, The Antediluvian World (1882), Dover, NY 1976”; “Scott-Elliot, W., The Story of Atlantis (1896) and Lost Lemuria (1904), Quest Books, Wheaton, IL 1993”; eng. Atlantis, fr. Atlantide; ►“İÖ 10,000 dolaylarında, çok ayrı iki bölgeden gelmiş iki belirgin etnik grup {Mısır’a} çoktan yerleşmiş bulunuyordu. Bunlar, orta Afrika’dan gelmiş Afrika ırkı bir grup ile kökenleri Asya’nın yüreğinde kalmış Akdeniz halklarından oluşan ikinci bir gruptu. Bu ikisine, söylencesel Atlantis’ten geldiğine inanılan üçüncü bir grup da eklenmelidir”; “about 10,000 BC., there were already two distinct ethnic groups originating from two very different regions. A group of African race from central Africa and a second group of Mediterranean race which had its origins in the heart of Asia. To these two must be added a third group, believed to come from the legendary Atlantis –Chalaby, Abbas, Egypt, E. Bonechi, Firenze 1981, p.16”; 2. ol.ot ~ olat ~ olut * teo. Lût / Lot; eng. lot, kara parçası, toprak paylaşımı; üleştirilen bir varlık için payıngı (piyango, kur’a) çekmek eylemi; Bkz: [ Gök (Mavi) Göz ]; [ Turanian ]

at.on * ata{can}lar & at.ür.ük / ot.ür.ük ırkları / bu ırklara özgü; Aton ya da Aten > masr. güneş tanrısı; farağon Akhen-aton’un buyruğunda tek & bir & ekber tengri olarak görülmüştür; “Yahudi kavmi Musa’nın getirdiği Aton dinini bırakıp, komşu kavimlerdeki tanrı Baalim’den pek bir ayrılığı içermeyen bir başka tanrıya tapmaya başlamıştı. –Freud, Sigmund; Hz. Musa ve Tektanrıcılık (Türkçesi K. Şipal), Bağlam Yayınları, İst. 1987, s. 107”; Bkz: am.on; am.at.er+on; ap.at.er+ on

at / ot : [y(ay)].er.am : [ob.oğh-ğhu] * yer yarımak için oturum, tarım bağı, ot.[y(ay)].or : ob.ağh > torpağh ~ top/rak; terra ~ torro (oboğha ~ boğa / bağı); Deli Dumrul gibi “köprübaşı değnekçisi bir terrabeg (derebey)” değil, zıttına işlenir geniş alanlar sakıpı; “toprak ağası” > tr. terra beyi; terra otu > tere otu ~ dereotu; bu çözüme göre “tereciye tere satmak” deyişi çok ing.(ök).al : am.la (anlamlı) bir biçimde “toprak ağasına toprak satmak” diye de anlaşılabilir; Bkz: am.(la : al).ma; alm.

at sürerken * atı Amerikaya ilk kez 16. yüzyılda İspanyolların getirdiği (?) sav-satı’sı  doğru olsaydı, bu incin milleti de ötüş ~ amötüş > ethos ~ muthos bilemez; atlara seyislik yapamaz, eğersiz binemez, onlar üzerinde akınırken ok atamaz, geyik / ceylan derisinden ap.(ış.(ng). okh.uç).nta+al+an’lar giymeyi de akıl edemezdi. Yoksa, o uzun yeleli, alaca yamalı donlu atlarının üstünde yel gibi giderken göklerde uçan ataları gök kuşhan’lara benzemek için giydikleri kartal tüylü başlıklardan başka, robası, kol ve pan+talon (kuş+pençe) yanları, dahası ayaklarındaki  am.okh+khoş.ung gibi üstleri bile püsküllü y(ay).okh : ış.oğh’lu süet giysileri de ot.ağh.sz ing.ök : cüc.ok (otağsız / dağsız / Texas kovboy)’ları mı, yoksa bin ~ min : ing.ök : ış.ot.oğh (bin+ingök ana kış şatosu; bin+iñek otağı / +kuş dağı / +maden kıstağı / +göksu çayı / bozdere) > Minnesota madencileri mi “icat” etti?; amerincin. Kuzey Dakota dilinde mni, su; sota, gök & bulut rengi anlamını taşır, dilimizde “göksu / aksu” demeye benzer; “Assiniboine incin’lerinin Yaratılış Destanı’na göre tanrı İnktonmi, insanlarla birlikte atları da yaratmıştı –Leeming, David Adams; A Dictionary of Creation Myths, Oxford 1994, p. 16”; “Yakutlar {Sakha’lar –DT}, ilk insanın gökten inen bir yaratıktan yaratıldığını, bu yaratığın ise yarı at, yarı insan şeklinde olduğunu söylüyorlar –Şener, Cemal; Şamanizm, AD Yayın, İst. 1997, s. 53”; Bkz: [ yaygur uygur ]; incin; at aşarı

at.ür.ük * at türü / ürükü / uruku / ırkı; at, eşek (ar. merkep), kençat (kedi), ttr., ttr. gibi; y(ay). ış.am : eb.er.oğh : ış.okh “yay.ış.ım ~ yaşam @ meşiya (messiah / mesih / kurtarıcı) bir ak eşek üstünde gelecek...”; bu kabbalacı gülünç yorumun olsa olsa (oğh.uz).am. (er).ış : yay.okh “ilâhî şuurun yaşam veren & yaşamı kurtarıcı amrak ışıkı (aşkı / şuuru), şık bir ebem kuşağı gibi berrak, akışık berk ışık üstünde gelecek...” diyen kozmik bir tamlamadan yarım yamalak aktarılmış olduğu apaçıktır; Bkz: it.ür.ük & Bkz: at.a(m.(ış)).oğh. or .at : (ot.or).okh-khu.

ay 
Foto Solda : David Heald, Architecture of Silence, NY, 2000; Sağda : DT., Antalya, 2014.

ay * amay ana’nın o bay (varsıl) ob.ay ıla y(ay).er’i; ay ıla yeri; yay ılan ok’u; dişi yilen eri; yay ılan ok-ko’mayı; yazım ılan okuma’yı yarıp, ayırıp, aydan yere indirim erimi; evrensel yaratılış & var oluşun yarımlanma / ayrımlanma işlemi; yay (dişil) yumurtanın ikiye yarılıp, üreme gizilgücü; yay (dişi) & erin yer edinip, orada yay olumu (yayılımı) betimlenir; “O saat yaklaştı, ay {ikiye} yarıldı” “and the moon was rent in twain –Kor’an (Kamer / the Moon) 54:1”; “Ama yay, ay’dan yapılmıştır; bu da Artemis’in kendini ifade etme biçiminin aslında ay gibi, yani sezgisel, gizli ve gizemli olduğu anlamına gelir –Mascetti, M. D., İçimizdeki Tanrıça, (çev. Belkıs Çorakçı), Doğan  Kitapçılık, İstanbul 2000, s. 69”; Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük. iç-çe Ana Dil’imizin kök tamğhularından olan tolun ay imgesi ile yarım ay > y(ay) imgesi arasındaki ilişki için Bkz: [ Bayrak & Buyruk ]; y(ay).er.am; ış.oğh.(uz : am).or; ob.y(a)y.or.oğh

ayötüğü * Bkz: (ış.am.(y))ay : öt.öğh-ğhü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

115