|
aç : el.ng / il.ng : gir * ış.am.(an) : at.a(m) (ışım adamlar & şaman atalar) arasında tengri kulu’na & dost eli’ne verilen değerin göstergesi olarak çağrılı olmadan girilip oturulacak, genel & özel tüm sorunlara doğru çözümler bulunup efkâr dağıtılacak şamatalı içki töre+(e)n’inin yapıldığı yerin adı > güncel tr. çilingir sofrası –ne y(ay).sz.okh’tur kim bu özüm öz atalar sözümüz bile farsça-marsça sanıla gelmektedir; ► “Zühhada açılmaz der-i eyvân-ı harâbât / Ol mastaba-i feyz riyâ-gâh değildir –Nailî, 17. yy. Divan şairi”; güncel dilde “Meyhane konağının kapısı yobazlara açılmaz / O aydınlanma ocağı ikiyüzlülük yeri değildir; Eyuboğlu, İsmet Zeki; Türk Şiirinde Tanrıya Kafa Tutanlar, Kaynak Yayınları, 3. basım, İst. 1995, s. 9”; Bkz: [ Çilingir Sofrası ]; iç.oğh-ğhu; el.nda / il.nda;
açıl ses’im (im : mi) yilen açıl
* aramî
~ arabî
dilindeki “yiftah ya sim-sim, yiftah!..”,
ya da eb.er.öt.üş : ing.(ök) : er.iç-çe’sindeki
“open sesame, open!” gibi
ap.(i)s
: sz : is.öz ~
sz : ap.söz,
yüce sakıpsız, hesapsız, özsüz, ipsiz, sapsız sözlerin dışında, Ali (Büyük)
Baba’nın (ab-u âli ~ bab-ı âli > above all ~ über alles) sözlediklerinin asıl
gerçek biçimi budur: o, öbür dillerdeki susamlı– musamlı deyişlerden
sonra denediği oğh.uz.(am).im-mi (ilâhî
şu(ğ)urun gizemli mim im’li) sözlerle,
oğh.(uz.am).id.oğh-ğhu > gizem duyu
(uğ)+ (oltu), ses altı uğultu (lat. audio) alıcı komutla çalışan bir
bilgi sayarın denetimindeki depo kapısı tokmağının
öt.im
: at.ış /
at.okh (gr.
auto+matos,
auto+matos ~ automatic) biçimde uzaktan açılmasını sağlamıştır;
►
{Bir Mısır tapınağındaki} kapının bekçi ruhları vardır, ya
da kapının kendisi canlıdır. Bu nedenle birinin girmesine izin vermeleri
için bu ruhlarla anlaşmaya varmak gerekli olur” adı güzel * Bkz: oğh.uz.er : at.a(m) akademi(a) * Bkz: okh-khu.y(ay) : id.am : eb.er.oğh-ğhu akh.at / okh.ot : oğh.uz.er.(ış).okh : oğh.or / ol+an * ak at(lı), alevli ok atıp uzak kuz yere ak otağ kuran oğhuz er (o güzel) kişi, Khotogos-Er @ Er-Sogotokh ya da Ak-oğlan; Bkz: Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi I, TTK. 1989, s.96, 113 & 102; Ak Ana & Ak Oğlan > gr. Leto & Apollon; “Apollon gümüş yay’ın eşsiz kullanıcısıdır, uzaklara ok atıcıdır –Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Tanrıları, Bilgi Yayınevi, 6. basım, Ankara 1990, s. 44”; ayrıca Afrodit & Adonis; Bkz: et.ür.ük : oğh.uz * türk-oğhuz ~ türkuğaz > eur. turquoise; Bkz: ap.or.ış al.(am : ma).la * 1. alım malı; alınmak; alımlı olmak > gr. όloV; ger. allemande ~ alles; eng. all, tot+all; ar. âlem, dünya / evren; alîm, çok bilen & âlim, bilgin; # sz tamğhusundan önek ile sz.al.(am : ma).la > ar. z+alim, bilen / bilge kişi olamayıp haksızlık yapan, z+ulm ~ zulüm eden; acı veren, ış.oğh.nçı (ışık hınçı > işkence’ci) aydınlanma karşıtı karanlık kişi; (h)alîm+e, almada vermede yumuşak huylu er / dişi; allâme, büyük bilgin / ulema, bilginler; alâmet / alâim, belirti / belirtiler; 2. am.al : am * yaratıcı / yaratan, eylem / im alımı; alma eylemi > ar. mâlûm, bilinen, belli; lat. malum, kötü ~ fr. mal, kötü, “onun ne mal olduğunu sen bize sor...”; Bkz: [ Almıla Alma ]; al.(ma : am).la
al : el.iç-çe
* el içine
alınacak ölçüde, el içi kadar; eliççe > ing. a little; gr. oligon;
fr. un peu; ger. ein wenig; Bkz:
alm * 1. al.(ma : am).la ya da am.(la : al).ma ▼ buyruğundaki or.okh-khu.ng ~ okh-khu : or.ng ~ or.ng. okh-khu (orkhun ~ runikh ~ khoran) damgalarından > elif-lâm-mim imlerine dönüşen, anlamı bugüne dek çözülememiş olan oğh.uz.im’li tamğhu (gizemli damga); ►“Kur’an’daki bazı sûrelerin başlarında bulunan bu harfler, Allah ile Elçisi arasında bir şifre’dir. Bunların gerçek mânasını ancak Allah ve Resûlü bilir. Bunlar, okunacak olan söze, dinleyenlerin dikkatini çektiği gibi, Arabların mânâsını anlamadıkları, fakat bütün dillerin temeli olan harfler ile indirilmiş önceki İlahî Kitap’a da işaret etmekte ve o Kitapın içeriğinin Hz. Muhammed’e de vahyedildiğini düşündürmektedir. –Ateş, Süleyman, Kur’ân-ı Kerîm Meâli, 2-Bakara Sûresi; sayfa 1, dipnot 1; Milliyet, 1996”; ar ~ osm. a. alem, bir niteliği belirleyen imli / simgeli nesne: sancak (bayrak), nişan, alamet; b. âlem, dünya / evren / acun; Bkz: Gök*köG Bitşik ~ gök : bitik; c. (am).la ~ imle * dilbilim. kut imleri yanlışsız sıralayıp, sözcükleri doğru yazma bilgisi & eylemi; am ~ im / mim bilimi bilir kişi olma işi, “mabiliglig –Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig (1072)” > ar ~ osm. imlâ, eng. spell+ing; ger. lad+en, lad+ung; 2. al.(ma : am).la.okh > al.m.kh * gizemli tamğhu’ ların eb(e) : er+en (ibran) & ış.am.(+an) : öt.ük (semitik) dilinde kazandığı eve eren & bebe veren ebe er anlamları için ► “the Hebrew word, almah, which the Septuagint translators have rendered parthenos, does not mean ‘virgin’, but ‘young woman’, that is, any young woman of marriable age. ... Hence the Christian writer’s claim that the virgin birth of Jesus is a fulfilment of the Isaianic oracle is based on a mistranslation of the Hebrew. –Hooke, S. H., Middle Eastern Mythology, Penguin Books, GB, 1963, p. 171”; ► almah ~ alma (Mısır) rakkase / dansöz; Bkz: al.(ma : am).la; am.al.okh+an; (a)m.im; im; gökbitik; [ Kutsal İmler ]; [ Almıla Alma ]
al.[ma] : am.[la]
: oğh ~ almak > 1. amlak (yaratıcı, yapıcı) tengri buyruğu almıla ~ alma / elma
gibi alımlı & ok alıcı; ok alarak kalıcı olmak;
►
hebr. ‘almah, mature
woman, ripe {like an apple}; in Egypt.
almah ~ alma, female dancer, rakkase;
@ oğh.am : al-la > ar. cemil+e (güzel
er; yüzü güzel dişi; cemîle, iyilik);
2.
am.[la] : oğh ~ amlak * amlak (yaratıcı, yapıcı) tengrinin yarattığı
/ yaptığı işler, malak & melek türünde canlar > hebr.
môlek ~ gr. molokh;
altın yay (ıl(&)an) okh * ob.oğh.a(m) : ot.or.okh+an: (y(ay).ış). oğh.uz.(am : er.at).oğh+an ya da (ob.oğh.(uz). am : ma. (ış).ot.or : oğh-ğhu.ng : oğh.uz.(am.er.at).okh+an ~ B.ğh.a T.r.kh.n O.ğh.z Kh’ n.(am), günümüz dil bilim çevrelerince “Boğa{ç} Tarkhan Oğhuz Khan” adıyla bilinen, obuğa / abağa oturan altın kızıl kanlı o ulu akıllı oğhuz han(ım))ın o güzel oğhuzer kıt kuzu kızlarına verdiği ob.y(a)y.or.okh > o bay ob(yay)ı bu bay obadan; ob(y)ayı bu bay(ayı)dan, (bay ağıyı / ağayı bayağı ayı)’dan ayıran altın yay ıl(an) okh ~ yay.or.okh > yarak (silah), yarık (hendek), orak, buyruk & bayrak; Bkz: or.(id+am) / ot.oğh am.al.okh+an * 1. yaratıcı, yapıcı, yürütücü, üretici, işleyici, eylemci kan & okhan(lar); söz, eylem & yüklem sakıpı, malak khan / malkoç; malkan ~ balkan; > phoen. maloch ~ ibr. malachim; ar. m.l.k. ~ mâlik; malak / melek; melek+e; melik; mal-mülk,“adalet mülkün kaidesidir –Hammurabi (İÖ. 18. yy)”; @ okh.al.am > kelâm & kalem; kelime; âmâl & amel; amele eur.verb+e, werbe, “In the beginning there was the Werb, and the Werb was with God, and the Werb (Word) was God.”; 2. am.al.okh+an ~ amlak(h)an / amlak han * Oğhuz Kağan Destanı’nda havuz oğhuz > haoZ ~ haoN @ Noah ~ Nuh’un üç oğlundan y(ay)-u-fi : y(ay).ap.er > Yay : er ~ Yafes (Japheth)’in sekiz oğlundan en büyüğü olan Türk’ün dört oğlundan biri; bu soy ağacına göre, Amlak Han’ın amcası Kültigin olup, o da öbür adıyla > gr. phoinix ~ lat. phoenix olarak karşımıza çıkar; bir başka id.eb.er+en (kut dev ebe eren{ler}in deveran eden evren)’inde ise ap.y(ay).er. am : ot. oğh.uz > gr. “Titan Promet+heos” diye bilinen göksel kutsanmışın özüm öz kendisidir; Bkz: [ Magen David ]; [ Gotlar & Keltler ]
© 1991 doğan türker am.ap * can / eylem / yer yukarı; yukarıdaki can & eylem & olgular; yer’in yukarıdan görünüşünü saptayan belge, bir harita > eng. a map; am im-mi’nin batı dillerinde wa im-mi’ne dönüşümünün & Doğan Türker’in fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yönteminin çarpıcı bir örneği olan bir uz.am kavramının kök ingi ~ kökeni; ► a(m.a)p @ d(ow)n > eng. u(--)p # down; Bkz: u(--)p @ d(ow)n; [ u(--)p @ down ]; am.at.er ▼; ap.at.er am.ap.{y(ay)}.er / or : iç.nda > eng. ampers+and; Bkz: & am.at.er * yukarıdaki yüce ata {er} dişi canlar; ana erki üyeleri; m ~ b dönüşümü yile mama ~ baba atalar; ana er+en(ler) > gr. mhtera, mitéra; lat. mater ~ mère / mama; eur. mutter, mother, etc.; pers. mader; Bkz: ap.at.er; am.y(ay) : oğh.uz : at.er ▼ am.at.er+on* yukarıda yüce ata er mama ~ baba kişiler; ana erenler / analar erki > lat. mater; matrona; maternalis; matrimonium; masr. amon-ra # aton-ra. Bkz: ap.at.er+on; am.on; at.on amay * et.ür.ük : öt.ür.ük.ng anaç tengri+(i)ç-çe’si; Bkz: am.(y)ay ~ am.ay
amazon ~
abazon * am.(y)ay ~ am.ay
ana’nın
üç altun yay ile boz (kümüş) ok vererek acuna saldığı am.oğh.uz+on(lar); çoğul on oğhuz boylarından ingök
id.eb.er+en
amazonik in : cin.er+en * döne döne okunan açık
biçiminde “y(ay).ış.am. (er.id : oğh).uz+on :
eb.il.ig. ng : ap.is : oğh.or.us : am / im.er+en ıl(&)an in(g+ök) : cin.er+en(ler)”
am : eb.il.iğh-ğhi * yaratılış & varoluş ana bilgisinin & belgesinin iliği / iği > eng. umbilical, umbilical cord; lat. m½bilis < movibilis; mobil+e/ +ity; ar. meblâğ; am : eb.il.iğh-ğhi.sz > lat. imb¶cillus ~ imbecile; Bkz: y(ay).ol.am-ma : eb.il.iğh-ğhi am.er ~ amer * 1. ana (doğuran, seven & sev(il)en er kişi), er ana; “ana gibi yar olmaz...”; 2. bey, başkan, komutan; bayrak açıp buyruk atan, emir veren > ar. âmir / emîr, emr; pers. mîr; Bkz: am.er.okh : ebe; 3. deniz {yeri}; 4. kısrak, dişi at > old eng. mearh (at) ~ mere ~ eng. mare (kısrak); am.er ~ am.or > lat. amor (aşk); mare (deniz); fr. amer / amère (acı); mer / mère (deniz / ana); “la mère du mair est tombé dans la mer... –anonymous french saying”; imlerdeki a, e ünlülerinin ö, ü ünlülerine değişimiyle am.er ~ öm.ür, yaşam & yaşam süresi; eng. life & life span / lifetime; ar. özad. Omar ~ osm. Ömer. am.er : eb-be * 1. ana ebe; doğuran / doğurtan, seven & sev(il)en amer ebe kişi, ebe ana > ar. mürebbî, çocuk terbiye ve yetiştirilmesiyle uğraşan kimse, eğitimci; mürebb(î)+iyye, bir çocuğun bakım, eğitim görevini üstlenen özel öğretmen & eğitimci kadın; Bkz: am.(y)ay am.er : gen ~ mercan * dişi er / ana / su yerinde var olan gen ~ gin / cin ~ can; denizlerde kayalık yerlerde yaşayan kırmızı kalker sz.kıl.et+on’lu (iskeletli) hayvan türü; bir çok durumda olduğu üzere bu sözcüğün de aramî ~ arabî kökenli olduğu ileri sürülür; gr. korallion; lat. corallium; fr. corail; eng. coral, a rocklike deposit consisting of the calcareous skeletons secreted by various anthozoans. Coral deposits often accumulate to form reefs or islands in warm seas; “la mère du mair est tombé dans la mer... –anonymous french saying”; Bkz: [ Obalok ]
am.er+on : gen * 1.
dişi er / ana / su yerinde var olan+lar; su(ların) gen ~ gin / cin ~ can(ları);
deniz erleri / yaratıkları; r ~ l dönüşümü yile
meluncan’lar > fr. mélongène
~
eng. melongeon (patlıcan);
am.(er)+en.ng :
(y(ay).im-mi : [id].oğh-ğhu+us * amer (ana) erenin & eniğinin kut duası
“amen” ünü, kutsal yazı imi / yayımı, gök oğhus ~ gök kuş okuması; atalar
sözü, öz deyişler gibi ilk öteni, söyleyeni ya da yazanı belirsiz amma toplumca
benimsenmiş söylemlerin kaynağı, atsız > gr. anõnumos, adsız: an-,
-sız; +onuma, ad; lat. anõnymus ~ eng. anonymous;
am.(er.(ı : ş).oğh).uz.am * ışıklı ana ışam+an(+lar)ın hava / yer / su / deniz ruhları; amrak erek / erk / ruh / kuz uzam(da) merak(lı) ışık oğhuz can+lar. amerique (amerika) * fr. amérique; Bkz: am.er.okh : oğh-ğhu ▼ am.er.oğh : (uz).er.ng : otu * beyaz papatya; kel kız (margarit) çiçeği; marguerita; lat. anthemis chia; Bkz: o+t.ür.ük
am.er.okh
~ amrak * sevgili, yavuklu er / dişi; merak, merak uyandıran & meraklı
olan er / dişi kişi; eski tr. erinç, dingin, “amrak köngül (arı /
sıcak gönül) –DLT. I, 101-4”;
am.er.okh : ebe ~ merhaba!.. * tr. am.er.okh ~ amrak ▲ damgalarına ebe im-mi’nin eklenmesi yile yapılan ış.or.am > r ~ l dönüşümü yilen arami ~ hebr. şalom; ar. ~ osm. selâm; ►“merak gebe dişi-er ereki amrak ebe olsun (merak ikisin arasında ebe olsun, bu gebelikten sevgi / dostluk doğsun)” anlamında töre(n)sel şoramlama; buna karşılık olarak alınan @ ebe+okh.er. am yanıtı ise“amrak (sevgi / dostluk) erek erkini aldım, (ben de) bekârım; gebe merak’ına bakarım; (sonrası) kerim!...” demeye gelir; iki kişi arasında olası bir yakınlık / sevgi girişimi için, bundan daha güzel üng+lü : im (ünlem) iletişimi düşünülemez; ancak kıt oğhuz kuzu kızların önlerine gelen & “merhaba” diyen her bakar-ökör’e (bekâr bakara ingek’e & kör öküze) “merhaba” diyerek yanıt vermesi de bazan sakıncalı olabilir; ► bu sevecen şoram (şalom ~ selâm)’ın aram ~ arab dilinden geldiğini var sayanlar yanı sıra, “okum havaya / boşa” anlamında farsça ~ marsça “mîr-heba” sözünden geldiğini (?) ileri sürenlerin sab.satı (safsata) açıklaması ise, hem farsçada “tîr” olan ok sözcüğünün yerine bey, emir; baş komutan (albay / tuğgeneral) anlamındaki “mir (mirza; miralay / mirliva)” sözcüğünün yanlış kullanımından, hem de özüm öz öt.ür.ük.iç-çe’mizdeki içerik & biçim yetkinliğini aktaramamasından ötürü, kısır bir uydurmadan öte gitmez; kaldı ki, söz konusu ik-ki : okh+lu’nun karşılaşması olayında –özellikle yer yüzündeki [ inter galaktik ] yerleşimin başladığı “kıran kırana” çağlarda– havaya ok atacak bir er, ereğini ıskalamış duruma düşmekle, daha “G(!)k” demeden karşısındaki atok ~ atak er tarafından ob.oğh.uz’undan (o yumru kuz boğazından) zımbalana bilirdi; Bkz: (am).er.(okh) : oğh.uz; am.(y)ay; am.(y(ay) : er.okh
am.er.okh : oğh-ğhu
* 1.
amerok : uğu,
merak edilen sevgili uğu+erok (uğurlu uğrak) ereği; 2. amer : okuğu,ana deniz rok (kayalık) kuğusu, id.üng.y(ay) : okh-khu.or : at.is-si (dünya kartası ~ haritası)nda su kuşuna benzeyen yer;
sevgili yurt, Amerika; iki kez
“america,
america” demek,
tam anlamıyla
“güzel yurt, tutkunum sana!..”
demeye gelir;
(am).er.(okh) : oğh.uz * 1. dişi yı(&)la+an er’in merak’ını okuyup, uyandırıp amor (aşk / tutku / sevda) okunu amok (hızla fırlatan / atan) magus (büyücü bilge can), gök amer (ana) kuzusu amrak (sevgili) oğhuz ok uç / kuş; uçucu kanatlı üç.uç.okh (çüçük ~ çiçek / çocuk / üç uçuk cemre); bebek kılıklı ok atıcı aşk tanrısı er.oğh.uz > gr. Eros, Afrodite oğlu; lat. Cupid, Venus oğlu; eur. Eros & rose, gül; erotic / +ism; ar. arusa, gelin; ar. arz, toprak, yer yüzü / dünya; fars. arzu, istek / sevda, tutku; 2. (am).er.(okh) : oğh.uz ıl(&)a+an okh.(uz).am : eb[e].er > er.oğh.uz & okh.am : eb.er > Arzu ile Kamber; er.am : er.o(ğh.uz) & gög.ış.(oğh).er(+en) : (am). ata > Ramirez ~ Romeo et Guiglietta”; eur. Marco / Marcus; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]; gök : bitik am.er.sz : ot.y(ay).er * anasız (babasız) / cansız / bakımsız otluk yer; böyle yerde yaşayıp, kuru ot yiyen er kişi > ar. maraz (hastalık, dert, illet); fr. marastre ~ marâtre (üvey / huysuz ana); Bkz: am.ıs-sı.sz. (y(ay).or; am.y(ay) : er.(oğh).sz.iç-çe; ot.oğh : sz
am.eyn : inc.öt : ot.ış * m ~ b dönüşümü uyarınca meyn ~ beyn inciten / inleten ateş > gr ~ eur. meningitis; inflammation of the meninges of the brain and the spinal cord, most often caused by a bacterial or viral infection and characterized by fever, vomiting, intense headache and stiff neck; Bkz: am.ne.iş.ti : ya?..; aş : at.am.okh; sz.kıl.et+on
am.gen *
am.(la : al).ma ya da
al.(ma : am).la *
am : ma
am.ıs-sı.sz.(y(ay).or
* Mszr / Mazar / Masr ~ Mısır
(am).il+igi &
(am).ül+ügi, ili / eli, (m)ülügi ~ mülkü; ülügi ~ ülkesi) >
ar. mülk+î;
► “İÖ 10,000 dolaylarında, çok ayrı iki bölgeden gelmiş iki belirgin etnik grup
{Mısır’a} çoktan yerleşmiş bulunuyordu. Bunlar, orta Afrika’dan gelmiş Afrika
ırkı bir grup ile kökenleri Asya’nın yüreğinde kalmış
Akdeniz halklarından oluşan ikinci bir gruptu. Bu ikisine, söylencesel
Atlantis’ten geldiğine inanılan üçüncü bir grup da eklenmelidir”;
(a)m
: im ya da
(a)m
:
im-mi * 1. mim
am.im.(y(ay)).er ~ am.im.er * yere mim koyma / im yayma & ayırma eylemini üstlenip uygulayan yapı tasarımcısı er kişi > ar. mîmar+î & îmâr; “am.im.er : sin+an > Mimar Sinan bizim pîrimizdir –DT”; Bkz: arkha ▼ ; y(ay) & okh (am).im.ng : iz-zi @ iz-zi.ng : (am).im * (m)im’in izi @ iz’in (m)imi > lat. sign+um ~ signe; eng. sign (oku. sayn); am : iz-zi / im : iz-zi > ar. imza; “bu bildirinin {geçerli olması için} altına imzamı atarım”; iz-zi.ng : at.oru / öt.eri * iz’in atarı (yazarı), iz’in öteri (okuyanı) > lat. signum; sign³re eyleminden sign³tus (imlenmiş); lat. sign³t¿ra ~ fr. signature (imza).
(a)m.in
:
at.eri
* 1. hep birden ata min+en = binen(ler) & = inen(ler) min = bin at
eri ~ min.at.er > eur. militare, military, milit.ant+e(r);
latinler et.ür.(ük) : is.okh.(at)
~ etrüsk & türk iskit & sakha’lardan (etruschii / etruscan & turkish
scythians) aldıkları özgün
(a)m.in : eb.er * 1. min : ber ~ min+bir = 1001> m ~ b dönüşümü sonucu Batı Türkçesinde bin+bir sayı, pek çok adet; min @ nim+ber > eur. nombre ~ number; num(m)er+o, numar; swahili. namba; ► Nasrettin Hoca’nın gözünü kısıp tanrıdan bir eksiksiz pek çok (bin+bir) altın sikke dilemesi: “hay men inge amineber zögisik obor eber yay er ebbe!..–DT”; günümüz dilinde “hey benceğize binbir eksiksiz or (altın) para ver yarabbi!..”; bu öykü şimdi “bir eksiksiz bin altın” biçiminde anlatılıyor; 2. (a)m.in : eb.er : oğh. us * min+bir = 1001 ulu akıl(lı) ana ebe er ever iniği okhus & oğhuz > ar. minber, kürsü, “minber-i nüh paye (göklerin iduk oğhuzuncu (9uncu) katındaki) tengri tahtı”; 3. min @ nim+(eb).er.oğhus > lat. numerus, number ~ numerõsus > eng. numerous, amounting to a large number; countless, many; Bkz: tr. uç.or.ay; ç > t / s dönüşümüyle > gr. tria, treis / tris; lat. trës am i who? * “amay oğu miyim (men)?” ön ingin (incin) yaratıklardan okh-khu.ng : is.uç.or.at.(y(a)y).er kençat, ötili (dili)ndeki bu tek “miyaou” sözcüğünün değişken sesleriyle kendi ökh.ör : (ış.oğh.(or).sz > kör, görgüsüz, hırsız egosunun istek ve yakınmalarını anlatmaya çalışır. am.ne.iş.ti : ya?.. * 1a. ana dilimizdeki tüm, öbür dillerdeki pek çok canlı, cansız, zaman, yer, yüklem, nesne, kip, eylem, çekim, özne, ttr., ttr... gibi yapısal ögelerin dile getirilmesinde yer alan temel am hecesinin kapsamı içinde, söz konusu edilen nesnenin türü ve eylemin işlenmesi bakımından ne : me : ne(m) olduğunun ya da olacağının akıldan çıkıp unutulması, uzun süredir bilinenlerin artık anımsanmaması durumunda kullanılan soru eyit işi (deyişi): “o (bu, şu) nesne neydi, ben o (bu, şu) nesneyle o (bu, şu) nesne için ne eylem işi yapacaktım ya?”; bunun öncelikli yanıtı: “hatırla ey peri, o mesut geceyi; çamların altında verdiğin bûse’yi!“; Bkz: kaçamak; ► ne y(ay) : sz : ok!.. kim et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe (et ürükü (ırkı) ötürük türü kuş dili bu deyiş günümüzde özel bir tıp terimi olarak kişideki bellek yitimi, {şunu} bun{u+anl}ama(ma) ~ bunama durumunu betimlemek için kullanılmakta ve türkçe’mizde “karşılığı yoktur” denilmektedir > gr. a+mnasthai, anımsamak+sız’dan amnësia; eur. amnesia; amnezi; eng. dotage; 1b. ayrıca unutmalık, geçmiş anlaşmazlıkları & küçük suçları bağışlama, genel af anlamında > gr. amnëstoς, amnëstos ~ eur. amnesty; karşılığı yok sanılan öbür tıp terimleri için Bkz: am.eyn : inc.öt : ot.ış; sz.kıl.et+on; aş : at.am.okh; am.ne.iş.ti : ya?.. öt.ür.im-mi’nin zıttı # geçmişi unutmama / hatırlama anlamında tr. anımsama > gr. anamnesiς, anamnesis; ► “Zaman’ın yaptıklarından anımsamayla, anamnesis’le kurtulur insan. Önemli olan, zaman süresi içinde tanık olunmuş bütün olayları anımsamaktır. ... Kuşkusuz zamanı ters yönde geriye doğru aşma, kişisel belleğe bağlı bir deneyim gerektirir, buna karşılık kökenin bilinmesi bir mitin en eski ve örnek oluşturacak bir öyküsünün anlaşılmasına indirgenir. Ama yapıların birbiriyle benzer yanları vardır; Hep ayrıntılı biçimde ve çok kesin olarak, başlangıçlar’da ve o zamandan beri, nelerin olup bittiğini anımsamaktır söz konusu olan ‒Eliade, Mircea, Mitlerin Özellikleri, çev. Sema Rifat; Alfa Mitoloji, İstanbul 2016, s.124”; Bkz: ödh tengri; 2. am : ne işi > ar ~ osm. amme hizmeti, um+um (kamu) yararı için seçilmişler tarafından yapılması gereken, am : ma “unut gitsin, daha iyi” anlayışı sonucu boş verilen eğitim, yol, su, elektrik, temizlik gibi çıkarsız özveriye bağlı işler; ► Dilimiz uç-çu.ng’a kon’sa da, am.ne.iş.ti : ya sonucunda adını bir türlü anımsa(ya)madığımız nesneler için kullanılan & türkçe sözlüklerde her nedense argo olarak tanımlanan zamazingo & [Origin unknown] diyerek kökeni bilinmediği söylenen > eng. gizmo (a mechanical device or part whose name is forgotten or unknown; a gadget) sözcüğü için Bkz: [ zamazingo ]
am.ob.ol : nçu ~ ambulunçu * kanlı / canlı olmayı, canlı kalmayı & onu bulup kurtarmayı olası kılan sağlık takımı & işlemi / [mobil] araç; “sen {tengrinin anana bağışı} bu canı sokakta mı buldun? bak, hey demen (hemen) yet{iş}tik!..”; tr. özad. can : ob.ol.uç > ç ~ t dönüşümü yile Canpolat, çalık ~ çelik can; günümüz ağızında “can bulmak” yerine“can kurtarmak”tan cankurtaran (örgüt & araç); tr. ç > t / s dönüşümünce > lat. ambulant-, pr. part. ambulãre, yürümek (to walk) ~ ambulãns > fr. (hôpital) ambulant, gezer tozar hastane; > eng. ambulance, mobile (hospital), amble & preamble; Bkz: ç > t / s; y(ay).ol.am-ma : eb.il.iğh-ğhi am.oğh.or.at * 1. murat, istek, dilek, arzu; bunların nesnesi kişi ya da nen; istenç, amaç, mutluluk ereği; yanlış olarak aramî-arabî kökenli bir sözcük olduğu ileri sürülür; 2. a(m) : oğh.or.at ~ ağurat > avrat, dişi eş, kadın; Bkz: at.a(m. (ış)).oğh.or.at : (ot.or). okh-khu ~ at.avrat.okh * otur oku torakı / töresi; yaratan ata’nın adama ışık & şu(ğ)ur atarak uğurlu iş & şakır şakır ötme (şükür etme), böylece oturup okuma (terakki etme) olgusu / töresi; ar. meşk & şük’r; meşkûr & terakki; osm. meşk+hane; Bkz: [ İlk 3 Buyruk ]
am.oğh.us+on
* çoğul on oğhuz boylarından ingök
id.eb.er+en
am.oğh.us : uz.am * hızla uzağa fırlayan uzam / can; uzam makası & genleşen evren > eng. space shear & expanding universe; ar. mecus / +î, zerdüşt dinine bağlı kişi & ateşe tapanlar; aza+m+î / azîm / mu’azzam olan feza; f+eza / eziyyet; g ~ c+eza ~ cefa; azza / uzza (islam öncesi arab tanrıçası); ma’kûs / kas+vet (kara); erm. masis.▼ am.oğh.uz : am ~ am.oğh.uz+can * magus, çoğ. magi (biligcan ~ bilicin / bilgin) > eski fars. maguş; ar. mu’azzam(a); azîm, azm; azâmî; mezûn (izinli, yetkili, bilgili); “muazzim : üfürükçü ve muskacılar –Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig (1070) > İnan, Prof. A., Eski Türk Dini Tarihi, Kültür Bakanlığı, İst. 1976, s. 211”; am.oğh.uz > ar. mecaz, “aşk-i mecazî”, dünyadaki güzelleri ve dolayısıyla tanrıyı sevmek, tr. “güzele bakmak sevaptır”; “mülk-i hakikî ve mecazi”, tanrının gerçek ve ruhsal âlemi; fars. magz, beyin, akıl / şu(ğ)ur; tr. am.oğh > gr. me’ga (çok büyük) @ ag’am / ag’em > ağa ~ acem+î; m ünsüzü & uz imi’nin düşmesiyle > fars. âgâh, bilen, bilgili; bir şeyin sırrına ermiş kişi; âgah+an, bilenler, alimler; eur. magi /+c /+ian; maxim+us /+um; magni+fi+que /+cient(e) /+tude; am.oğh.uz.am * mu’azzam aperamat / piramitler’in bulunduğu düzlüğe verilen ad > masr. A’ghuzza ~ Ghize / Ghiza; gr. mega & puramis; eur. pyramids; Bkz: ap.(y(ay)).er : am.at.(+on); Uygur Piramitleri. am.oğh.uz : er * Açıklama düzenleniyor; > eng. mother, moth, mouth; Bkz: am.er; am.(y)ay ~ am.ay; am.y(ay) : oğh.uz : at.er ▼; oğh.uz.er : at.a(m) am.oğh.uz : (ış).ng * {am.y(ay) ~ amay} oğhuz ana’nın ışın ıla yaptığı işin niteliği > eng. an amazing magus’ / magic+ian’s work {of} radiation, or a biogenetic feature, as initiated by Amay, the universal Mother Goddess of all; Bkz: am.oğh.uz+can : (ış).ng, graphic; [ Obalok ] am.okh * y(ay)+ol.am ~ eylem içinde, y(ay).or.ol.ap > yay olup, (f)ırlayıp yol alan & yayılan ok; eur. amok; eng. amuck < malay. amok; eng. make; am.okh @ okh.am gelen ok; ok gibi gelen can ya da gelinen yer; kum; ger. ~ eng. komm ~ come; m ~ b dönüşümü ile ob.okh, okun çeperine sarılı tomar okuma, rulo; fr. rouleau; eur. scroll ~ roll+e; bog ~ bok, buch ~ book; Bkz: am.okh : at.ob ▼; at.ob @ ob.al; uç.am : okh; Atob / Obal.
am.okh : at.ob * 1. oka, okun çeperine iyice sarılıp, dört nala giden eşkinci atı üzerinden hiç duraksamadan köy meydanındaki nişan direğine saplanmak üzere hızla fırlatılan yazı topu / tomarı; “y(ay).okh.oltu : (am.okh) : at.(ob) : ut.or : oğh.us : (am).is-si”, güncel deyişle “yaya kaldı amok top mektup atar tutar (tatar) ağası” > ar. mektub ~ mekteb; Bkz: ot.or.iz-zi; am.okh : at.ob.cin * mektubcu; ulak; ar. katib /+e; kütûb ~ kitab /+e; 2. nişan alınan mektup direği anlamında, çoğu Avrupa dillerinde adı > eur. post /+a /e /i; postman (direk /+er /+ci); am.okh imlerinden > eng. mail /+man (posta /+cı); ► Günümüzde yer yüzündeki ulusal / uluslararası posta işlemleri & dağıtım ağlarının ilk örgütlü uygulamaları “ıskalamadan ob ok atar tutar atlı tatar ağaları” ile başlamıştır. Bu özgün tanımlama, ne y(ay).sz.okh’tur kim, sonradan her iyi, güzel, doğru, dürüst ve üstün olana düşmanlık duyanlarca “iskeleden bok atar” biçiminde düzeysiz & anlamsız bir deyişe dönüştürülmüştür; (Üstte soldaki güzel canlandır-manın adını saptayamadığım tasarımcısına burada öt.üş : ökh.ör ederim –DT); Bkz: tatara titiri; at.akh.ng : okh.at.ng am.okh+khoş.ung * yay olup, ok gibi (f)ırlayıp yol alan & hiç durmadan koşmayı sağlayan ne is-si ne (nesne) > amerind. moccasin, yumuşak güderiden yapılmış ayakkapı, mokasen; Bkz: at sürerken; koşar ering : uç.or.okh-khu am.okh : öt.er * “yayırla ~ fırla” diyerek okh.am : öt (komöt ötüp / komut atıp) , insanları oraya buraya koş(iş)turan kişi; terra beyi, köy ağası; komut öt+en / at+an ~ komutan > ar. muhtar; lat. commanderi; fr. comander; eng. command / +er; ger. kommandante; Bkz: am.okh.y(ay) : am.oğh.uz.gin am.on * yaratan / söz & eylem / yaratılan; am (dişi) ana+lar; koşul / yer / su / can+lar; tek & tekillik; masr. amon ya da amen, koç başlı yaşama & üreme tanrısı > gr. monos ~ lat. monas, tek & bir; monad, birim; tut.ankh.am+on / tut.ankh.am+en, amon’un ankh (ölümsüz ruh) çapasını tutan & yazıcı tengri nabo / thoth’un sevgili kulu; İÖ ± 1358 yıllarında Masr’ın başında olan 18. kuşak ış.or.oğh+an’ı; scotch. mon ~ eng. man; mon-khmer, doğu burma’da yaşıyan mon halkının dili; tr. am.[er]+en : am ~ men.im; m ~ b dönüşümü yile ben.im > eng. i am; fr. âme, ruh; ► “Egyptian Belief and Modern Thought (Mısır İnancı ve Modern Düşünce) adlı kitabında Amerikalı yazar James Bonwick, Amon’u Samîlerin Baal’ıyla eş tutar; bu tanrı, sonradan Kelt Bel’ine dönüşür, ona Beltan adını verirler; başka otoriteler ise, Amon’un Mısır’a Hiksos {kavmi} ile birlikte geldiğini ve Yahveh ya da Yehova’yla özdeş olduğunu savunurlar. –Hope, Murry; Eski Mısır ve Sirius Bağlantısı, çev. E. Arısoy, Ruh ve Madde Yay., İst. 1998, s. 77”; Bkz: am.at.er+on; ap.at.er+on; at.on am.uç * Bkz: uç.am am.uz : or.okh * omuzda taşınan, boyu oldukça uzun & atıcının kol gücüne orantılı ıraklıkta erimi olan or (altın) ok / orak; mızrak; “yele salınası bayrakımız tunç omuz orak ucunda –DT”; old eng. spere ~ eng. spear; Bkz: okh.ay (dur : mak); gök : y(ay).er : or.ışı; [ attalos ]
(umay misali annem hatun) Kül Tigin Yazıtı; Tekin, Talât; Orhon Yazıtları, TDK, Ankara, 1988, s. 16 am.(y)ay ~ am.ay * 1. kutsal im’ler ilen anlam, eylem, işlem, nesne & can yay(an) göksel türk+ana / ök tengri+(i)ç-çe ~ tanrıça; ► yukarıdaki alıntıda görüldüğü üzere am.(y)ay ~ amay adının günümüzden bin yıldan daha önceleri “1. doğum sonrası son’u (tr. etene; gr. plakoenta ~ eur. placenta; ar. meşîme); 2. çocukları koruyan ruh” anlamında umay biçiminde kullanıldığı (Kaşgârlı Mahmut, DLT, I : 123-10); sonraları bu okumaya o / u im özdeşliğinden ötürü omay adının da katıldığı anlaşılıyor; oysa, bugün bile Afrika’daki Zimbabwe çocukları analarına “amay!.. amay!..” diye seslenirler; eur. özel ad. Amy; y(ay) im-mi düşmüş olarak altay tr. ama (ana); am. eng. mama, mammy / mom, mommy; Nijerya İjaw (Ayco / Ayça?) oymağı yaratılış öyküsünde gökten inerek, çömlekçi tekerinde kilden in(cin)san.çük’ler yoğuran ana tengriççe woyengi’nin adı ise, görsel bakımdan or.okh-khu.ng damgalarıyla yazılmış gibi am.ay : ing.ök.(er) adıyla bire bir uyuşur. Bkz: [ Woyengi (the Mother) ], graphic / çizim; ► ayrıca Nipponların köken söylencesinde, Yüzen Gök Köprüsü yile gökten indiği anlatılan tanrıçanın adı da ameno-ko-yana olarak anılmaktadır; (Drake, W. Raymond, Gods and Spacemen in the Ancient East, Signet Books, NAL, NY 1973, s. 96.); oya, Nijerya’da Yoruba halkının ana tengriççesi. Kasırgaları denetler, gök gürültüsü tengrisi Şango ile eşleştirilir; 2. hint. maya @ yama (adem); maya; orta amerika söylencelerinde yemaya, tuzlu suların & evrensel analığın tanrıçası; Maya * orta amerika’da okh.uz.am @ mexico & al(ma : am)la : ot.oğh @ guatemala yıla köG : (y)üzü > Belize ülkelerini kapsayan bölgede 300-900 yıllarında etkin olan bir ulus & dil; burada gelişen uygarlığın atı ~ adı; ► 3. am.y(ay) can yay(an) türk+ana tengri+(i)ç-çe ~ tanrıça > ar. am.y(ay)+ilâhe ~ ma’âile; e(t.(ür.ük)) : ing.(ök) : am. (y(ay))+an.a > süm. etana; ea / inanna, öbür adıyla tr. gök : oğh.or : ış. oğh > süm. nin+khursagh (ana tengriçe); am.y(ay) imlerindeki am im-mi’ nin wa / wo & y(ay) im-mi’nin “y-u-f olsun yay-u-fi yapana!” dönüşümü uyarınca fi im-mi’ne dönüşümüyle > old eng. wïf ~ eng. wife & wo+man (eş & kadın); am.y(ay) @ y(ay).am imlerinde ise sadece y(ay) im-mi’nin fi im-mi’ne dönüşü-mü & ol.uş eki yile > lat. fam+ulus (kul, yanaşma, hizmetçi) ~ familia & femelle (evdeki kullar); femina, kadın, femella, kadıncık ~ mid. eng. familie ~ eng. family & feminin (aile; old fr. famille & femelle (aile & kadın); 4. eur. “am I ?. I am..; my, mine; me, moi, mien, mienne”; lat. mia; it. “mama mia! (amay{cım ~ anacım} menim!”; tr. m ~ b dönüşümü yile > tr. amay ~ abay,“ona abay-yı-yaktım”; mama ~ baba / meme ~ bebe; ger. ich bin; eng. I have been..; Bkz: oğh.uz.ini; gökbitik; oğh.(uz.am).y(ay) am.y(ay) : er.(oğh).sz * mars: amersiz, ameroksuz (sevgi(li)siz), meraksız; ereksiz / erksiz, yaraksız (yararsız); ıssız, sessiz, susuz; yaysız ok (dişisiz er) & oksuz yay (ersiz dişi), kişi & yer; oğh.okh (o ulu gök ok)’un mayraksız / bayraksız keçe-künü, a(m.y(ay) : e)r.sz gezegeni > gr. areV, Ares # ante-ares ~ Antares; lat. Mars; ar. merih ~ maghrib / garb (batı); ayrıca tr. Maraş; eng. marsh; bu adların tümü yer yüzüne gel+(in)dikten nice çağlar sonra,
“ot ucu korku atıcı obur bir savaş tanrısı”na dönüştür olan ış.oğh.(sz : ob).or. uç-çu : okh-khu. y(ay).am.at (şu(ğ)ursuzca vurucu, zobarca ışık uçurucu, kızırca kıyamet bor(g)acı), çağdaş bilime göre de evrende ışıkla beraber tüm özdek yapıyı emen karadelikle ilgili bir olayın geçtiği yeri betimlemektedir; burada vurucu : oboruc-cu > burgaç, bora ~ kırım / kırış olayı da “israfil’in sur’u (kıyamet borusu)” olmuştur; Bkz: can.(am).sz. (y(ay).er am.y(ay) : er.(oğh).sz.iç-çe * marsça: 1. mars türü, amay anasız / atasız, ereksiz, erksiz; yaraksız (yararsız) düşünce & dil, mayraksızça iletişim & davranışlar, “mars ilinge fars begi olmak –DT”; 2. mayraksız marsî (mersli) ile tabla (tavola) oynayan bayraksız farsî (persli)’ nin mars olup (y)ütülünce kullandığı köt dil > fr. argot, langue verte; eng. slang; Bkz: am.er.sz : ot.y(ay)er; kon.uç.amma : öğh.öt.ili am.(y(ay) : er.oğh.(uz) : id.eb.er : a(m+an) > afro+diz.er ~ aphro+disiac (afrodizyak) & Afrodite (gr. Cytherea)
am.(y(ay) : er.okh
*
1. amay ananın yay ile amok (hızla) fırlattığı ok; ay & yeri, dişi & eri,
yazıma & okumayı ayıran / yay’dan ayrık ok’un erek’i; yaratılış betimlemelerinin
çoğunda sözü edilen “tanrı’nın yer ile gökleri {ayrıca er
ile dişi’yi & aşağıda duran gög+(y)üz (göğ(üs))’leri} ayırıp
yukarı taşıması” olayı
► “O
nankörler görmediler mi ki gökler ile yer bitişikti, biz onları ayırdık...
– Kur’an-ı Kerim Meali,
Enbiya 21:30; Ateş, Süleyman,
Milliyet, 1996 ”;
am.(y)ay : ış.oğh-ğhu
* 1. ana
tengri+(i)ç-çe
amay’ın ay ışığı (ile) yay(ış)tığı ışık şoku dönemine “mayıs ayı”
denmiştir; may+ışı(ma)k; may+hoş, may+uğu > meyva; eur. may / mayo
/ mai; grek. gaia;
it. maya (tengri+iç-çe) &
am.(y)ay : ış.oğh-ğhu.or.ng * Açıklama düzenleniyor am.(y)ay : im-mi * 1. ana tengri+(i)ç-çe amay’ın inc’ay (yeni ay / ayça; ar. hilâl) ışığından yayı ile y(ay).ere (ay ı&la yer’e / dişi yi&len er’e) yazdığı is.im.öge (isim / simge / imge / öge)’sinin uç : iz.im-mi (ok uçu yıla+an iz imi & im çizimi); ar. im+lâ; eng. spelling, to write the letters of a word & to form words by means of letters (AHD); “Hiç kuşkusuz, bunda, işaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler (öğretiler) vardır –Kur’an, Hicr 15 : 75”; 2. amay.im-mi : iş : ör.ötü (amay ana’nın ışıktan ördüğü iş[ret] öğret im-mi / işareti) > amer. ind. Miami; tr. folk. alın yazısı; Bkz: (am).im.ng : iz-zi; im; [ Amerique ]; [ Kutsal İmler ] am.y(ay) : oğh.uz : at.er * Açıklama düzenleniyor; Bkz: mater ~ mutter / mother, graphic / çizim; am.at.er
am.y(ay) : oğh.uz+on *
1. amay ana’nın yay-oklu yağız oğhuz kuzu / kızı; kızan {can}ları,
id.eb.er+en (deveran eden evrenin dev
anası ebe erler > gr. tit+an(lar))’dan on.oğh.uz : am.uz+on(lar) >
gr. myth. İskit / Sakha > Scythia ilinde yaşadığına
inanılan savaşçı kadınlar ulusunun bir üyesi; bugün boylu poslu, güçlü, girgin,
kararlı kadın; tr. deyiş “erkek Fatma”;
am.uz+on > eng. amaze / +ment; amaz+ing (şaşırtmak /
şaşkınlık, şaşırtıcı);
am.oğh : uz+on > ar. mahzûn (üzgün); ma’kûs (ters, başaşağı;
kötü, uğursuz); ► amazon’un Batı
kaynaklı (yerli & yabancı) sözlüklerde olasılıkla (?) Fars kökenli
olduğu, oradan Grek & Latin dillerine (?) geçtiği belirtiliyor; böyle,
üp. /f.(üng : öt.ük :
eb).il.iğh-ğhi > gr. filologia (dil bilimi) diye olasılıklara
dayalı varsayımlarla gerçek olgular gök.(oğh : uz).am : ünge (gök oğhuz
uzamın kuz uğu(ltulu) üngü’ne / gümleme’sine ~ güm’e) gitmiş oluyor; Bkz: [
Dünya Kadınlar Günü ]; 2.
am.y(ay) : oğh.uz.am. ng : oğh : uz.am & oğh.uz : am+an : ing+ök : oğh-ğhu ~
zamazingo * muazzam amay ana : oğh.(uz) : can (hoca)’nın gökten indirdiği magus
(bilge gen / gin / cin / can ) uzam / uzaman, Gök*köG in(g)ök : okh-khu :
im-mi * 1. kalem & yazı, 2. harita & pusula, 3. takvim & saat
> tr. zamazingo, günümüzde o anda adı akla gelmeyen ya da söylenmek
istenmeyen şey, herhangi bir şey için kullanılmaktadır. (Aktunç, H.; Büyük
Argo Sözlüğü, Afa, İst. 1990) > eng. gizmo,
a mechanical device or part whose name is forgotten or unknown; a
gadget. [Origin unknown.];
Bkz: [ zamazingo ];
am.ne.iş.ti : ya?..
;
(am).y(ay) : ol.am * bir yaratı / can / hava / su öznesi için yaylanma / yayılma işleminin koşulu; yap(ol)a bilirlik & yap(ol)amazlık belirten may / mey eylem kipi; “duy(may)alım, bak(may)alım, kon uç(may) alım; ► amay : amon üç oklar (amay (amon) ana’nın üç maymun+çükleri) –DT”; “Gerçek Bilgi ve Bilinç, yalnızca içsel seslerimizin bizi uyandırabileceğini söyler: Bunun için gözlerimizi, kulaklamızı ve ağzımızı kapatmaktan ya da onların kapatılmasından kurtulalım. Bakar ökör sürüler yerine bakar okur budunlar olmamız Tanrı buyruğu olarak gelmiştir. Çok sevimli & akıllı olduğu sanılan Üç Maymun yontusu aslında Bilinçsiz İnsan’ı simgeleyen ve ondan sakınmamızı anımsatan bir oyuncaktır –DT”; Bkz: Doğan Türker ile Söyleşi; eng. I (you / s+he) may or may not...
am.(y(ay)).öt.üş : eb. il.iğh-ğhi * amay ana’nın yer & ay yayında
{geçen} yetiş / yatış; yaratılış(am) & var oluş(am) ötüş ~
mötüş anlatımı ebe iliği / biligi (bilgisi); bu biligin yayılışı;
masal / öykü
anlatımı; söylence;
ar ~ osm. mesel, örnek, özlü söz, öğretici öykü; ar ~ fars.
darbımesel, atasözü; “masal masal mathitas / yuvarlandı
kaba tas / kubura düşmüş çıkamas / pır pır eder uçamas... –halk tekerlemesi” > gr. muthos (öykü / masal)’dan +logia (bilgi)
son ekiyle muthologia ~ lat. mþthologia
~ fr. mythologie ~ eng. mythology
am.(uz).okh : öt.er
@ er.at.okh.(uz).am * 1.
id.eb.er+en, günümüzdeki çoğul eki
yilen id.eb.er+ler anarşi * Bkz: gök : y(ay).er.sz : or.ışı ap.akh : et * 1. temiz kesilmiş, (bir bohça içine) sarılıp kapat+olmuş, ter+temiz korunmuş et; temiz etin kirlenmesini önleyen kapatma / koruma işlemi > fr. paquet, paquer ~ paquetage; eng. packet ~ package; alm. paket ~ packen; 2. temiz etin konulup semere / kemere bağlanarak taşınan bohça, sonraları kişisel nesneleri taşımak amacıyla giysilere eklenen torba > eng. pocket; fr. poche / pochette; 3. pak.et : taşı+mak > alm. tasche; Bkz: ob.ut : ob.iç.(y).er ap.al.(ma : am).la * tr. pala; 1. eni geniş, boyu kısa kılıç, “Zeybeklerin palalar çakıyor avucunda! -Y. Z. Ortaç”; 2. kürek gibi yassı bölümü olan el.atı ~ alet; 3. eski, kullanılmış eşya, giysi, kumaş, paçavra; bez parçalarından dokuma kilim / yaygı (ÖTS, MEB); gr. pelma zwou, pelma zovu, yırtıcı hayvan pençesi; lat. palma, palm tree, palmiye ağacı; palm of the hand, elin oğh.uç-çu ~ avuç içi; old fr ~ mid. eng. paume (avuç) sözcüğü ilginç bir biçimde fr. pomme, eng. apple & ger. apf+el (elma) ilen “el içi ~ avuç içi (alma ~ elma) alma” buyruğunu yansıtmaktadır; Bkz: al.(ma : am).la; am.(la : al).ma ▲ ap.at.er * yukarıdaki yüce ata er {dişi} canlar; ata erki üyeleri / baba atalar; ata er+en(ler) > gr. pathr, patir; lat. pater ~ père / papa; eur. vater, father, etc.; pers. peder; Bkz: am.at.er ap.at.er+on * yukarıdaki yüce ata er & mama ~ baba kişiler > eur. il padrone / patron+ae; patri+ate (ata erkil düzen yandaşı, vatandaş); masr. aton-ra (babalar er(k)i, farağon Akhen+aton’un yaymaya çalıştığı bu inanç, amon-ra (analar er(k)i) yandaşları ile büyük çatışmalara neden olmuş, parlak Maszr (eski masr) uygarlığının sonunu hazırlamıştır. Yazılı tarihte ortaya çıkan ilk tek tanrılı din olduğu ileri sürülmekte ise de, bu sav ne aton dini, ne de gr. ioudaios ~ ioudaismos > yudaizm için geçerli değildir; Bkz: [ İlk 3 Buyruk ]. Çok tanrılı ya da tek tanrılı tüm inançların Gök*köG+iñi (Gök*köG : Bitşik kökeni)’nde (g)öz.gin : ış.am+an (cin+göz gezgin şaman gözcü’ nün –örneğin yarattıklarını kollayan ış.oğh.or.us > horus’un gözü gibi– ışıklı, aydınlık, şu(ğ)urlu yaratılış, y(ay)+er’ler ve can’lar) bulunmaktadır. Sonraki uygulamalar zaman içinde değişen türlü yorumlara bağlı olarak gelişmiştir. Bkz: am.at.er+on; am.on; at.on; ob.or.oğh.uz
ap.en.is+el *
(y(ay)).ap.en+sil imlerinin
başındaki dişil öge
ap.er.is+on *
1.
yukarı
yeri sakıplanmış / yüksek nitelikleri olan er peri (can)+lar & bunlar gibi
olamamış, çabalamakta kalmış canlar, periş+an >
eng. a person, fairy; persian; parson, parish priest, fr.
persone; latin. persõna, karakter; p ~ f dönüşümü ile
fars. ferzân+e,
bilgili,
farisî; ort. eng. perusen, kullanmak >
to peruse, çok dikkatle okumak
ya da incelemek; 2. tr. ap.er.is+on ile farsça olduğu ileri
sürülen, ancak s ~ ş dönüşümü yilen öz üm öz türkçe bir karşıtlık
(antonym) nitelemesi olan ap.er.iş+an ~ perişan arasındaki ilişki;
ap.(ış.(ng).okh.uç).nta+al+an * @ nalın altınta alanınta çok konuşup konunca @ apışında / ok ucunda / kıçında oluşan kaşıntıyı alan giysi ne.is-si.ne (nesne)’si > eur. pantalon(e), eng. trousers; Bkz: at sürerken; at aşarı doğan türker
ap.ış.ng : y(ay).eri * 1. a. kut gökte yükselirken kapışan kaplanların pençeleri benzeri gök parmaklarını açarak yayılan kün ~ gün ışığının içeri girmesi için damda, kapı & duvarlarda bırakılan açıklık; ışıklık; görgüç; ► hun-nart tr. tang tereze / tang közü (tengri penceresi / tan (sabah) gözü), her otağın doğu tarafında tavana yönelik üçgen biçiminde boşluk, “Tram-Semen, Sofi, Nart Boyu Türkleri Hun-Karaçaylıların Mitolojisi, Kaynak Yayınları, İstanbul 2008, s. 32”; b. ap.ışıng : er * yorulup olduğu yerde kalan ya da şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyen kişi; eylem kipi. apışmak, çok koşan atın ya da erin bacaklarını ayırıp soluksuz kalması / atın çatlaması; 2. ış (ış.okh) im-mi’nin düşüp geniz ng ünsüzünün nç ünsüzüne dönüşmesiyle ap.nç * el ayasını, avuçlarını / pençelerini göğe ağıç yapıp açıp, gök ülgen tengriyi ap kılmak / ululamak için t(engri)+apmak > tapmak & tapınmak; [o]t.ap.nç : y(ay).eri, tapınç yeri / tapıngak ~ tapınak; fars. 1. penç, beş (açılmış parmakla); 2. pençe, el ayası ile beş parmağın tamamı / yırtıcı hayvanın ön ayaklarındaki sivri & kıvrık tırnaklı bölüm; ayakkabı altındaki kösele; ç ~ t dönüşümü yile gr. pente, beş; pentagon, pentagram; pentateukhos, Eski Ahit’teki ilk beş tomar (bitik); 3. penç yeri > pencere ~ pancur ► pencere sözü farsça olmadığı gibi [Bkz: Kanar, Mehmet, Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, İstanbul, (pdf ); www.sevde.de], pencere kafesi anlamında kullanıla gelen “panjur” sözü de sanıldığı gibi fransızca değildir; her iki sözcük bizim (yukarda soldaki) ince üngsüz p.nç.r damgaları yıla (yukarda sağdaki) kalın üngsüz p.nc.r damgalarından türemiş üp/f.üng : öt.ük okumalardır; y(ay).ür. üng : oğh.uz dilinde pancura “fars işi > farisî” anlamında “la persienne” ya da “le volet”; çoğu eb.er : ob.oğh.a (evropa) dilinde de kıskançlıkla kapatmak / örtmek anlamında “jalousie” derler; Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük. iç-çe Ana Dil.(im.iz)’in “ışık, ışığın parmakları, açık el, pençe & ışık (ışk ~ aşk / şık / şu(ğ)ur) olduran gök tengriye tapınç sunma...” gibi soyut kavramları bu denli soğurmuş olan somut ış.am+an : öt.ük kök sözcüklerimiz bile –ne y(ay) : sz : ok!.. kim– hep başka dillerin ürünü olarak tanıtılır –DT; “Pencerenin perdesini aç bana göster yüzünü // Görmek için ben yüzünü dağları aştım da geldim.– özüm öz türkçe sözler & oğh.uz.er : am.(uz).okh: Muhlis Sabahattin Ezgi”; Bkz: (y(ay).er : at; ap.y(ay).er : id.oğh-ğhu ▼
ap.is : oğh.or.us * 1. yüce akıl uğur oluşu & kutsal apis-horus ışık soğuruşu; pi (π = 3.141592653589793238..) imleri sonsuz uğraşı; id.eb.er+en, dev ebe erlerin deveran eden evren ödevi; “ing.ök.cin.er+en : oğh.us.y(ay).or.{ış} : ot.oğh-ğhu.nda : [a]p.i[s.im].ng ekler –DT”, günümüzdeki deyişle “gökten inen incin (injun) erler o oğhus yurt ış otakh’ında (aydınlatma yurtunda) apis / pi isimleri, imleri, imgeleri, simgeleri & ögeleri, üngleri ekler” ya da “engin gökten inen (ingök ~ ingek) incin+erler (engineer(s)) Oxford şatosunda pi+ing (sonsuz 3.141592.... imlerini) ekler (pinekler / inekler)”; bu nedenle günümüzde üng ekleme dersine çok çalışan çocuklara “ingek ~ inek” adı takılır; pi+ing ekleme dersini bitiremeyenlere de “pinekleme yav!” diye çıkışılır; onlar ya mu(ğ)+ellif (eli elif yazar) ya da mu(ğ)+hendese (hesap yapan in-cin engine+er) olurlar; eng. nerd, ingek ~ inek öğrenci; 2. ap.is : oğh.or.us ~ pis.ag(h).orus > masr. apis–horus ~ gr. pythagoras, Pisagor; ap.is : oğh. or.us @ us.or.oğh : is.ap * soğuru us oruğu soru uğuru & uruk / arık hesap # osuruk kasap hesabı; pis agora aklı sap / sab ~ sav uğraşı; sarık & ruh (sorgu & hesap) sakıpının arık & yüksek sayı duygusu & uzak görüşü; ► “usoroğh’tan terazinin ob.okh’tan olur dirhemi” halk deyişi aslında “sorgulayıcı us (d)oruğu karşılaştırma, tartma & akıl yürütmenin okuma tomarı bitikten (bilimsel kurallardan) olur ölçüsü –DT” anlamında bir bilgelik ilkesini tanımlar; 3. masalların çoğunda üç.ay.or.uç üç soru soran / üç ayraç dileği yerine getiren eb.il.iğh-ğhi : cin (bilikci cin / öngörücü (kâhin) / bilge can); masr. sorapis ~ serapis, baş oğhuz / (g)ökh us & boğa başlı min.ot.or : oğh.us (binboğa) > gr. zewV, Zeus & Minotauros; Bkz: oğhuz khan; ış.am.an : öt.ük ap.ol+am.on * yukarıdaki tengri amon & onu yücelten kulu; ar. abd el-allah # ap.ol+at.on * yukarıdaki tengri aton & onu yücelten kulu; ar. abd el-lâtif; gr. platon; p ~ f dönüşümü ile > ar. eflâtun, açık mor ürüng; ap.ol.iç-çe * fr. policie ~ poliçe; senet; yönetim yolu / siyaset; Bkz: ob.or; am.on; at.on ap.ol.ış * ap.or.ış’tan r ~ l dönüşümü yilen ap.ol.ış; Bkz: ap.or.ış ▼
ap.okh.y(ay) * ap (yukarıda) olan,
(yukarı kalkan) ay / yay / dişi / yazma / ufuk & o yaydan fırlayan ok / er
/ akıl / okuma kavramlarının göstergesi is.im.öge (sakıp, isim, imge,
simge); okh. y(ay) ~ hay (evet) sözünün bütününden ~
pokhi > peki, pekiyi; osm.
pek+âlâ; eng. 1. peak, tepe, doruk; 2. poke, dürtmek; eng. slang.
sikmek; Bkz:
oğh.y(ay); ap.or : am.okh * ap olan (yukarı kalkan, fırlayan) obur can(lı) ok, parmak; ob.or & ap.ol koşutluğu bu öt.ür.im’de çok belirgindir; ob.or / (ap.or) : am.okh > “o var diyen” & “para alan” & “bal tutan” parmak;“ob.or : al.(am : ma).la+okh : ap.or : am.okh.ngu : y(ay).ol.or (o bol bal alan obur amlak malak’ın yukarı {kalkan} parmağı amok okuna yay olur) –DT” sözü, günümüzde pek kısalıp “bal tutan parmağını yalar” deyişine dönmüştür. ap.or.ış ~ ap.ol.ış * 1. soyut nitelik / nicelik bakımından yukarıda or (altın) gibi artık değeri olan nen is-si ne (nesne+ler); çok & büyük / geniş & derin oluş; somut nitelik / nicelik bakımından artık değeri anlatan ob.or teriminin koşutu; or ~ ol dönüşümüyle oluşan öt.ür+eb (türev)’ler: ap.ol, pul, ob.or & ap.ol > para & pul; ap.ol.ış > gr. polus, much, many ~ önek. polu–; eur. poly–, more than one; many; much (polygon); more than usual; excessive; abnormal (polydipsia); polymer+ic (polyethylene); eng. pull & push; ap.ol : ış.(ot. oğh) * yukarıdaki bol ısı & ışıklı otağ / oda / şato’lar; büyük yerleşim > gr. polis, kent; polis @ Silopi (Şırnak,Tr.); pers. şeh’r; 2. {Gök}.ap.ol : ış.(ot.oğh) : (oğh).uz.(am) : y(ay).ebe.k{öG} * Gök*köG ışık otağ / oda / şato’larının o ulu uzay ebe zeybek’leri > gr. polis, kent, politēs, yurttaş ~ politeia; lat. politia, devlet; fr. policie, tr. cıbıl (çıplak) > lat. civil (sivil) örgüt; polizei ~ police; lat. polºtus, past participle of polºre, to polish, parlatmak ~ mid. eng. polit, polished; polite, parlak / kibar; polit+ics, politika / siyaset; Bkz: ış.ot.(oğh)+an : ap.ol.ış; 3. ap.ol.ış. (oğh.uz : y(ay)) : ing.{ök.cin}.er+en * yukarıdaki o ışıklı uzam & uzam+an’dan yere inen gök oğuz cin er (engine+{inen}er+en)ler; akoğlanlar > gr. Apollon, the god of prophecy, music, medicine, and poetry, sometimes identified with the sun; also apollo(s), a young man of great physical beauty > lat. Apollo; Apoll+in+aire; Platon; Paul+us / +ine / +ette; Bkz: akh.at / okh.ot; ap.ol.iç-çi; ob.or; ob.or.oğh.uz ap.y(ay).er. am : ot. oğh.uz * Bkz: am.oğh.uz : am; is.ap.er.am.at : (oğh).uz+on; am.aç ~ am.at ap.y(ay).er.ış.(am) : oğh.uz * yukarıdaki yüce yerin ( & doğu’nun) ışımak yapar ışım oku oğuz eri; ap.(y)er.ış > pers; ap.(y)er.ış+oğh.uz; ş ~ s dönüşümüyle > gr. ~ lat. Perseus; gr. mötüş. Danaë ile Zeus’un oğlu, Andromeda’nın kocası olup Gorgon Medüza’yı öldüren boğa+toro / bağatur > fars. bahâdır, yiğit, yürekli er; astro. kuzey yarı gökte Andromeda ile Auriga yakınındaki takım yıldız; pers. mötüş. Mithras; Bkz: ap.ış.ng : y(ay).eri ▲ ap.y(ay).er : iş.can.at.a(m) * Bkz: id.eb.er : iş.can.at.a(m) ap.y(ay).er : id.oğh-ğhu * 1. yukarıda yüce yerdeki dişi & erin paylaştığı iduk kut dua okuma dokuma ördüğü / örtüğü; dua duvağı / çapraz vurulu iki dik iduk ok ıla kutsallık bildirisi & dokunulmazlık uyarısı; Bkz: id.okh-khu : ob.ar; y(ay) im-mi’nin yutulması sonucu ap.eriduğ > güncel tr. perde, “Yıktın perdeğu, eyledin vîrân ... –Karagöz”; fars. pardah < perde, kapı & pencereye asılan örtü; benzet. namus; ehl-i perde, namuslu; hint. purdah (purde, yüz örtüsü / peçe);“Kan Turalı, Kara Çekür & oğlu Kırk Kınuk & boz aygırlı Beyrek cemal ve kemal iyesi yigit’ler oldukları için, Oğuz ilinde nikab-ile [yaşmak; peçe; yüz ört+tül+lü] dolaşırlar --Ergin, Muharrem; Dede Korkut Kitabı, Kanglı Koca Oğlu Kan Turalı Boyu, s. 188; TDK, 1989”; ap im-mi’nin de düşmesiyle er.iduğ, erin dik okunun iduk kut örtüğü > fr. rideau; perde yilen örtüp gizlemek > fr. perdre / perdu, gözden yitirmek / yitik olmak; p.r.d imlerinin gerisine (retro @ örter) d.r.p okunuşu > fr. 1.drap, yünlü kumaş, çuha, çarşaf, örtü; 2.drapeau, bayrak / kundak bezi; 3. draper / +ie, kara örtü ile örtmek / çuhacılık, kumaşçılık; kıvrımlı büyük örtü; perde; eng. drape, kalın perde; kumaşla örtmek / süslemek; drapery, perdelik / döşemelik kumaş & kumaşçılık; p ~ b ~ v dönüşümüyle > ger. verde+ (de)cken ~ verdecken, {perde} örtmek, perdelemek; decke, örtü; 2. id.okh : ört.ng * iduk kut dua okh-khu.(ng) konması ~ okunması / dik okun korunması için örtünme > gr. kourtina; lat ~ sp. cortina; eng. curtain; Bkz: ap.ış.ng : y(ay).eri ▲ aramî / arabî * Bkz: (oğh).aramî ya da (oğh).ar(am)î arkha ~ arka * 1. bir ne.is-si.ne (nesne)’nin ön yönü zıttı (#) arka yönü / yüzü; arkada kalan tüm geçmiş zaman / yer & er / dişi ortam & yaşam ögeleri, “arkana bakma, önüne bak!..”; 2a. eğreti. / metaph. kişi bedeninde arka’nın / sırt’ın (tr. srt @ trs, ters > lat. torso, beden / gövde; üngsüz t ~ d değişimiyle dors-, dors/um /–i & dorsal) arka’da / geri’de kalmış uzam / uzam+an içinde bükülüp kamburlaşma görüntüsüne benzetilen adıllar > lat. arcus ~ eur. arc / arch, kemer, kavis, yay, tonoz; kuşak, kambur; b. architect / +ure, kemerli yapılar yapan kişi & böyle ürettiği eğri’li zor işin tanımı, tr. am.im.er, yere im koyan mim’ci er > ar ~ osm. mîmar & mîmarî / mimarlık; 2b. arkha : dia * eski Ellάda (yunan)’da eski, kadîm, antik bir yerleşim yeri & muthos. doğa tengrisi Pan’ın yurdu, Arcadia; arkha : (g).ök > gr. arcaioV, arkhaios, antik, eski, kadîm; archaic, eski, kocamış, artık kullanılmayan; architrave, genelde kemeri taşıyan direk / sütun başındaki taban; fr. arc-en-ciel, gök-te-kemer / (ış ebem’in) ebem kuşağı; eng. rainbow, {gökte} yağmur {ür.üng’ü} yay.
arkha : eb.il.iğh-ğhi ~ arka biligi * arka uzam / uzam+an’ın ebe belleği bilgi iliği / ilgisi; arkada kalan geçmiş zaman / yer; er / dişi; ortam / yaşam ürüngü bilgisi; arkayı / geçmişi bilme, kollama & koruma yeteneği, arkabilig ~ arkabilim > gr. arkhaiologia, antiquarian lore : arkhaio+logia ~ new latin archaeo+logia ~ fr. archéologie; eng. archaeology, the systematic recovery and study of material evidence, such as graves, buildings, tools, and pottery, remaining from past human life and culture (AHD); “geçmişe mazî, yenmişe kuzû denir –halk deyişi”; Bkz: am.(y(ay)).öt.üş : eb. il.iğh-ğhi ▲; eb.il.ige; [ Prof. M. Otte, comment ] arkha : iş.ebi * arkada kalan tüm geçmiş zaman / yer & er / dişi yaşam & ortam ürüngü ne.is-si.ne+n (neyse her tür kültür nesne’lerinin & bilig bellek’lerinin derlenip, saklanıp koruma altına alındığı yer; ış üngünün yutulması yıla > gr. çoğul. arceio, arkheia, köy odaları (kayıt kuyut & kütükler orada toplandığı için); b ~ v dönüşümüyle > lat. archiva ~ fr. archives (arşiv; -kh yerine -ış üngü yile); eng. çoğul. archives (arkayvs) ► “Arkada kalan yirmi yıldır Anadol-Örop kökenli olduğu benimsetilmeye çalışılan haşat Hint-Evropa varsayımı dillere, bir arka uzam / uzam+an’da kon.(ver-ses).uç.ng / öt.üş.ng diyerek verdiğimiz; sonra da bizde “karşılığı yoktur” diye yanıp yakındığımız bu özüm öz Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük. iç-çe sözcüklerimizi geri alıp, bundan böyle arkabilim & arkaşev / +i ya da arka ev / +i olarak babalar gibi kullanmalıyız –DT” ; Bkz: [ bir belge ]; Hint-Avrupa İdeolojisi; ışım evi; [ is.okh.at ~ iskit ] asker * ok sakıpı (sahibi) er; aramîce ~ arabîce olduğu sanılan, aslı öt.ür.ük.iç-çe olan sözcük; Bkz: is.okh.er
aş * ön ünlüler a/ o/ u/ ı/ & art
ünlüler e/ ö/ ü/ i/ yile birleşen tekil
aş : at.am.okh * aç : at.am.ng (aç adamın) eş işi aş’ı tamak ~ damak’tan at(a)mak & aşın hızla atandığı / atıldığı yer; ş ~ s dönüşümüyle > gr. stoma (ağız), stomakhos (mide); lat. stomachus, old fr. stomaque, estomac ~ mid. eng. stomach; am.iç : id. okh.y(ay).er * cin /can / gin / gen’in yiyip, içtiklerinin içinde gittiği kut yer > ar ~ osm. mîde; ger. magen; Bkz: am.gen ▲ at.akh.ng : okh.at.ng * atak atla akınırken (akın ederken) katı ok atma becerisi & işi; > eng. attack & attacking tactics; fr. attaquer & tactiques d’attaque; “bu sözcük Cermen kökenliymiş (!); Gök*köG Bitşik : Ana Dil(im.iz)’in öt. im : eb.il.iğh-ği’ni başka dillerde arayanlar böyle sab-satı’lara bayılırlar –DT”; at.okh.at * dört nala giden atak atla ok atmak gibi ansız vuruş, tokat atmak; Bkz: ot.okh.ng : at. akh.ng ata(m)lar(ım)a * am-im (mim) im-mi yile bir damga dizisinde altı değişik, şık ışık okuma seçeneği sağlayan döne döne okuma yönteminin bir örneği; Bkz: (a)m : im ya da (a)m : im-mi at.am : oğh.(uz).er * o oğuz er güzel atam / adam; adam+okh ~ adamak > ibr. adam+ah, to vow; ar. 1. Âdem, peygamber; 2. âdem, insan, kişi; tamahkâr; ► “İlk günahla ilgisi olmayan, Âdem öncesi bir insan soyunun var olduğu varsayımı Müslüman çevrelerde ortaya çıkmıştı ve Kur’an’dan yola çıkarak X. yüz yılda el-Makdisi yer yüzünde Âdem’den önce başka insanların varlığına değinmişti (bkz. Borst 1957, I, II, 9) –Eco, Umberto, Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı (çev. Kemal Atakay), Literatür Yay., İst. 2004, s. 76”; 3. adem, yok(sun)luk, ek+sik+lik, “adem-i merk–eziyet”; öntakı gr. a–, (a+mor)+al; lat. de– & dis– / des–, de+cline; des+troy; dés+unir; Bkz: am.(la : al).ma; [ Creation of Adam ]
at.am /
öt.im.(öz).oğh-ğhu
~
tamğhu * 1. a. tamga,
ataların töz’ünü (soy sop kökenini) konuşma imleriyle gözleyip okumak
için oghuş (boy, oymak, kol, ok, otağ) adı olarak, ya da üyelerinin öz
adları ile birlikte atılan özgün tamga ~ damga, töz; bu töre gereği geleceğe
bırakılan kanıt ► “Bütün dillerin
temeli olan harfler ile indirilmiş {bulunan}
önceki İlahî Kitap... –Ateş, Süleyman, Kur’ân-ı Kerîm
Meâli,
2-Bakara Sûresi; Milliyet, 1996”;
ibran. khatam; ar.
imza; moghol. ongun;
“Türklerin en
değerli varlıkları olan ok aygıtından yiñe aynı ad ile anılan "ok"
tamgası türetilmiştir. Yay aygıtından "yay" tamgası, ök (keçi)
biçiminden "ök" diye adlandırılan tamga türetilmiştir. –Gökbey Uluç;
kokturkce. blogspot.com, 2008”;
b. kuzey amerika & kanada’nın yerli
halklarından Ojibwa ulusu
öt.il.nde “benim Gök* köG at / ot
im-mim” anlamında nindoodem > eng. totem,
an animal, a plant, or a natural object serving among certain tribal or
traditional peoples as the emblem of a clan or family and sometimes revered as
its founder, ancestor, or guardian (AHD);
et.ür.ük : is.okh.at :
oğh.(uz)+an (etrüsk / sakha / hun oğuz) yoluyla >
ger. tot, ölü; töten & tötung, öldürmek & öldür(ül)me eylemi; 2. at.(am) / öt.(im).oğh-ğhu
~ at / ötğhu * atgu / ötgü, ataların
kon-uç.um imleriyle gözlenip okunmak & duyulmak için atılan yazılı /
sözlü tamga(lar) ~ damga+ (lar); erden ere, yerden yere, şimdi’den sonra’ya
bırakılan il.öt / il.et : iş.(id).im (iletişim) belgesi; tr. atku / ötkü (mesaj) > lat.
mittere, (göndermek); missus; med. lat. miss³ticum
~ old fr. & mid. eng. message
► “Hiç kuşkusuz, bunda,
işaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler (öğretiler) vardır –Kur’an, Hicr
15:75”
at.a(m.(ış)).oğh.or.at : (ot.or).okh-khu * at.avrat.okh > Tevrat (ya da Torakh): atamız mesih ışık şu(ğ)ur uğurat, oturan otor / tora (boğa) otoroku (oturup okuma) töresi ant(oluşmas)ı @ kavratı torakı > terakki terekesi; ahit, akit, akide; p+act, ttr., ttr..) Bu kutsal bitikin aslı öt.ür.ük.iç-çe olan has adı, içindeki id.okh+am.er+on (kut on emirin / dekameron) ilk üçüyle tam bütünleşir: “at– çalma; avrat– bozma; okh– vurma (öldürme)”; ancak üçüncü emir eb.er+an (ibran)ca başlıkta öt+elenmiş & töre sözüne eklenip tora+okh yapılmıştır; üp/f.üng : öt.ük (fonetik) aşamada özgün (t) im-mi’nin > ç > d > z gibi seslere dönüşümü nedeniyle tora+okh > zorakh ~ zorah gibi biçimlere de girmiştir; Bkz: [ İlk 3 Buyruk ]; (oğh.(uz)).-ış.am.(+an)
at.aş : or.oğh-ğhu ~
at aşarı
* at sürerek aşılan / at aşırı taşırık yer; taşra
~ daşra /
dışarı;
eski tr.
taşık+mak ~ dışarı çıkmak (DLT, II, 116);
fr. de+hors, dışarı ~ eng. the horse, at;
at.aş.ng : am.okh * taş ya da ok atma hızında at sürerek aşılan
taşırık, taşra ~ daşra yere çıkmak; taşıkmak & taşınmak eylemi;
►
“Oğuz zamanında bir yiğit ki evlense ok atardı, oku nereye düşse orada gerdek
dikerdi –Ergin, Muharrem, Dede Korkut
Kitabı I, TDK 169, Ankara 1989, s. 29;
at.aş / ot.ış : oğhan * Bkz: ış.oğh.(uz+am)+an at.avrat.okh * Tevrat ya da Torakh; Bkz: at.a(m.(ış)). oğh.or. at : (ot.or). okh-khu ▲; Bkz: at.oğh.or.(am) : at.(okh) ▼
at.ob @ ob.al ~
at.ob : al * 1. at.ob @ ob.al.(ma : am)la
imleri yilen at olan (atılan) at.ob.oğh-ğhu (tabağı / topuğu / obuğu /
değirmi tobu) almak / almamak; al olan al obu (lobe) atmak / atmamak işi; bu
işin eylemi; top atıp tutamamak & tutup atamamak > gr. balla; eur.
ball+e, bol; bola; pallo; pelota; at.ob.al ~ tobal * top atıp
tutar gibi {yürüyen} atam (adam), topal; doğar iken tobuğundan tutulduğu için
yürümesi aksayan bağatur boğa : tor(o)’lar, “Akhilleus; Rex
Oedipus & Timurleng”; al.(ma : am)la imlerinden > eng.
lame; ger. lahm; ob.oğh-ğhu.at.er / at.iç-çe imlerinden >
fr. boit+eux / +euse; 2. at.ob.oğh-ğhu (tabağı / topuğu /
obuğu / değirmi tobu) atmak / atmamak işi
►
1. topık * topuk; top, çevgenle vurulan top, topaç
(DLT, I, 190-5, II, 88-1); 2. tepük * “kurşun eritilerek iğ
ağırşağı şeklinde dökülür, üzerine keçi kılı veya başka bir şey sarılır,
çocuklar bunu teperek oynarlar
at.oğh.or.(am) : at.(okh) ~ at.avrat.okh *
ibr. tewrat
or
torakh @
at.or.oğh. (am
at.oğh.or.(am) : gög.(y(a)y).eri / eli ~ ili
* 1. gök & ay ayırı(m) yeri kulesi; tohum ~ doğum / doğurma / doğrulma
yeri; at.oğh.or.(am)
> eng. tower (of) bab+el;
fr. la tour (de) babel; gök ili okh*khu (okuma)
alışı; “La
Tour de Nimrod était faite de mots. (Nimrod’s Tower was made of words) –Georges
Steiner, Langage et silence, p. 58”;
at.okh.(uz.
(am) : ((id).eb.er).ng) : ini ~ at.okh.ini * atak dokuz oğhuz
uzam / uzam+ an : can’ın atık ini / atık döl yeri; tohum atan, can veren,
ulu uzam & uzam+an’ın, (kut dev) ebe er(ler)inin ini / indiği yer; at.okh.ini
~ tekne; “hamur teknesi”; 1. uzun, geniş, derin, şişkin & oyuk
oğh.uz : ini > ar. ~ osm. haz(i)ne; kuzine > fr. ~ eng.
cuisine; 2. deniz taşıtı, kayık / gemi; geminin ana bölümü;
eng. trough, hull, belly, galley, basin, tray, etc.; fr. auge, huche,
cuve, vaisseau, etc.; 3. dönerek okumayla er.okh.am > ar.
rahim, “tekne
kazıntısı”, yaşlı kimselerin en son çocuğu;
4. evrendoğum am.öt.üş (kozmogenesis mötüş ~ muthos, matitas & söylence)’lerinde
okyanus olarak anılan uz.am / uz.am+an boşluğunu aşıp o boğa obuğa
/ abağa; yer demir dağ’a; yer yüzü keçe : kün’üne (gece & gün
gezegeni’ ne) gelen tekne;“yağ, yağ yağmur, teknede
hamur...”; oğh.uz @ uz.oğh : ini > Z
im-mi’nin yana devrilmesiyle N+oah ~ Nuh’un gemisi; Noah’s Ark;
[ Türk’ün Simgesi ]; Bu okumalardan da anlaşılacağı gibi, science; sphere; technology; economy; industry; mathematics; perpendicular; engine+er(r)+ing gibi kavramsal, terimsel & işlemsel olarak Batı yaratısı sanılan, am : ma aslında özüm öz Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük. iç-çe Ana Dil kökenli bu sözcüklerin, bugün dilimizde karşılıkları-nın neden & nasıl bulun(a)madığına hiç mi hiç ış.aş.gin (işi aşkın şaşkın şişkin can) olmamak gerekir; [ BĞhA : TRKhN ]
at.ol.ng :
ot.ış / ot.ol.ng : at.ış * 1. atılan talan / tolun tış (dış) ateş
taşı & ateş olan tolun / talan taş atışı @ ış.at.ng : ol.ot > ış atan
olot ~ alat / şatan olut ~ ışıtan alet / şeytan oluş > gr muthos.
atlantiV,
Atlantis, söylencesel batık anakara; bu anakaranın battığı büyük deniz, Atlantik
okyanusu, ► “O ada ki,
Libya’dan ve Asya’dan (Hellenlerce bilinen Afrika ve Anadolu’dan) daha
büyük olduğu halde, yer depremleri sonunda suya gömülerek, buradan açık denize
çıkmak isteyen gemilerin geçmesine engel bir balçık yığınından ibaret kalmış
–Eflâtun, Kritias yahut Atlantis, çev.
E. Güney & L. Ay, M.E.B., İst. 1997, s. 12”; “İşte bu Atlantis adasında,
hükümdarlar, hâkimiyetini bütün adaya, öteki adalara, hatta kıtanın bazı
parçalarına kadar uzatan büyük, hayranlığa değer bir devlet kurmuşlardı. Bundan
başka boğazın iç tarafında, bizim tarafta, Mısır’a kadar Libya’nın, Tyrhenia
(Batı İtalya)’ya kadar da Avrupanın hâkimi idiler.
–Eflâtun,
Timaios, çev.
E. Güney & L. Ay, M.E.B., İst. 1989, s. 23”; Ayrıca Bkz: “Donnelly,
Ignatius, Atlantis, The Antediluvian World (1882), Dover, NY 1976”;
“Scott-Elliot, W., The Story of Atlantis (1896) and
Lost Lemuria (1904), Quest Books, Wheaton, IL 1993”;
eng. Atlantis, fr. Atlantide;
►“İÖ 10,000 dolaylarında, çok ayrı iki bölgeden gelmiş iki belirgin etnik grup
{Mısır’a} çoktan yerleşmiş bulunuyordu. Bunlar, orta Afrika’dan gelmiş Afrika
ırkı bir grup ile kökenleri Asya’nın yüreğinde kalmış
Akdeniz halklarından oluşan ikinci bir gruptu. Bu ikisine, söylencesel
Atlantis’ten geldiğine inanılan üçüncü bir grup da eklenmelidir”;
at.on * ata{can}lar & at.ür.ük ▼ / ot.ür.ük ırkları / bu ırklara özgü; Aton ya da Aten > masr. güneş tanrısı; farağon Akhen-aton’un buyruğunda tek & bir & ekber tengri olarak görülmüştür; “Yahudi kavmi Musa’nın getirdiği Aton dinini bırakıp, komşu kavimlerdeki tanrı Baalim’den pek bir ayrılığı içermeyen bir başka tanrıya tapmaya başlamıştı. –Freud, Sigmund; Hz. Musa ve Tektanrıcılık (Türkçesi K. Şipal), Bağlam Yayınları, İst. 1987, s. 107”; Bkz: am.on; am.at.er+on; ap.at.er+ on at / ot : [y(ay)].er.am : [ob.oğh-ğhu] * 1. yer yarımak için oturum, tarım bağı, ot.[y(ay)].or : ob.ağh > torpağh ~ top/rak; terra ~ torro (oboğha ~ boğa / bağı); Deli Dumrul gibi geçenden geçmeyenden haraç alan “köprübaşı değnekçisi bir terre beg (derebeyi)” değil, zıttına işlenir geniş alanlar sakıpı; emek & ürün sömürgeni terra beg (toprak ağası); 2. otsu bitki terra otu > tere otu ~ dere otu (anethum graveolens); bu çözüme göre “tereciye tere satmak” deyişi çok ing.(ök).al : am.la (anlamlı) bir biçimde “toprak ağasına toprak satmak” diye de anlaşılabilir; Bkz: terra beg; am.(la : al).ma; alm. at sürerken * atı Amerikaya ilk kez 16. yüzyılda İspanyolların getirdiği (?) sav-satı’sı doğru olsaydı, bu incin milleti de ötüş ~ amötüş > ethos ~ muthos bilemez; atlara seyislik yapamaz, eğersiz binemez, onlar üzerinde akınırken ok atamaz, geyik / ceylan derisinden ap.(ış.(ng). okh.uç).nta+al+an’lar giymeyi de akıl edemezdi. Yoksa, o uzun yeleli, alaca yamalı donlu atlarının üstünde yel gibi giderken göklerde uçan ataları gök kuşhan’lara benzemek için giydikleri kartal tüylü başlıklardan başka, robası, kol ve pan+talon (kuş+pençe) yanları, dahası ayaklarındaki am.okh+khoş.ung gibi üstleri bile püsküllü y(ay).okh : ış.oğh’lu süet giysileri de ot.ağh.sz ing.ök : cüc.ok (otağsız / dağsız / Texas kovboy)’ları mı, yoksa bin ~ min : ing.ök : ış.ot.oğh (bin+ingök ana kış şatosu; bin+iñek otağı / +kuş dağı / +maden kıstağı / +göksu çayı / bozdere) > Minnesota madencileri mi “icat” etti?; amerincin. Kuzey Dakota dilinde mni, su; sota, gök & bulut rengi anlamını taşır, dilimizde “göksu / aksu” demeye benzer; ► “Assiniboine incin’lerinin Yaratılış Destanı’na göre tanrı İnktonmi, insanlarla birlikte atları da yaratmıştı –Leeming, David Adams; A Dictionary of Creation Myths, Oxford 1994, p. 16”; ► “Yakutlar {Sakha’lar –DT}, ilk insanın gökten inen bir yaratıktan yaratıldığını, bu yaratığın ise yarı at, yarı insan şeklinde olduğunu söylüyorlar –Şener, Cemal; Şamanizm, AD Yayın, İst. 1997, s. 53”; Bkz: [ yaygur uygur ]; incin; at aşarı at.ür.ük * at türü / ürükü / uruku / ırkı; at, eşek (ar. merkep), kençat (kedi), ttr., ttr. gibi; y(ay). ış.am : eb.er.oğh : ış.okh “yay.ış.ım ~ yaşam @ meşiya (messiah / mesih / kurtarıcı) bir ak eşek üstünde gelecek...”; bu kabbalacı gülünç yorumun olsa olsa (oğh.uz).am. (er).ış : yay.okh “ilâhî şu(ğ)urun yaşam veren & yaşamı kurtarıcı amrak ışıkı (aşkı / şu(ğ)uru), şık bir ebem kuşağı gibi berrak, akışık berk ışık üstünde gelecek...” diyen kozmik bir tamlamadan yarım yamalak aktarılmış olduğu apaçıktır; Bkz: it.ür.ük & Bkz: at.a(m.(ış)).oğh. or .at : (ot.or).okh-khu.
ay * amay
ana’nın o bay (varsıl) ob.ay ıla y(ay).er’i; ay ıla yeri; yay ılan
ok’u; dişi yilen eri; yay ılan ok-ko’mayı; yazım ılan okuma’yı yarıp, ayırıp,
aydan yere indirim erimi; evrensel yaratılış & var oluşun yarımlanma /
ayrımlanma işlemi; yay (dişil) yumurtanın ikiye yarılıp, üreme gizilgücü; yay
(dişi) & erin yer edinip, orada yay olumu (yayılımı) betimlenir;
“O saat yaklaştı, ay {ikiye} yarıldı”
ayötüğü * Bkz: (ış.am.(y))ay : öt.öğh-ğhü
11 5 |