can.(am).sz.(y(ay).at).er * cansız, canımsız; sevisiz & duyusuz, yay & ok atmasız yatma yeri; cansız erin atlarıyla birlik atılıp yattığı camsız yer; yatır; uyg. tr. mszr, mezar ül. igi (ülkesi) Masr (Mısır); Bkz: am.ıs-sı.sz.(y(ay).or > ar. mezar; gr. tumbos > lat. tumba > fr. tombe(au) /+r > eng. tomb # womb < wamb ~ vamp /+ire; tr. “mezar(ın)da dönüp durmak” > eng. to turn in (one’s) grave; to (s)tumble in(to) a fun+(y)er.al, a place to have fun / funnel for can.(am).sz.er > a corpse; ger. grab-(stätte); Bkz: sz.kıl.et+on

cennet & cehennem * Bkz. G(ök).uç.am.okh.ng+öte & (kö)G. iç.er.at.ng+öme

ç > t / s * Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe’sinde Orta Asya’dan güneye inildikçe çigin ~ tigin, çengiz ~ tengiz; çin ~ tin / sin örneklerinde olduğu üzere, t ünsüzüne dönüşen ç ünsüzünün, bu değişimin im niteliğinden kaynaklandığını ele verecek bir biçimde, Batı dillerindeki üp/f.üng : öt.ük (sescil, phonetic) ortamda da, ç = tch ünsüzünden t / s ünsüzü & imi oluşu, kök im’lerin günümüze eren evrimi bakımından çok önemli, am : ma hint-avrupa & altay gibi ilişkisiz sayılan iki dil öbeği arasındaki bağlantılar konusunda bugüne dek hiç el içine alınıp, biraz olsun incelenmemiş bir dil koşutluğu olayıdır. Aşağıda bir.ik-ki.üç (birkaç) sözcük ilen @ üç.ik-ki.bir (küçük bir) örnek veriyoruz:

al : el.iç-çe

  NGM

1. al : el.iç-çe * a. el içine alınacak ölçüde, eliçi kadar nesne; biraz, bir az+çük ~ birazcık; ünsüz ç > t dönüşümü yile > eng. a little; bir avuç nesne < “bir adhut / avut neng –Kaşgârlı Mahmut, DLT (1072), I, 50-6 & 83-4”b. bu ünsüz dönüşümüne doğrudan bağlı olmamakla beraber fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemine uygun bir biçimde yukarıdaki damgalardan evrimleşmiş görünen eş anlamlı bazı sözcükler > gr. oligon; fr. un peu; ger. ein wenig; Bkz: el.nda / il.nda; bir.ik-k.üç

2. am.aç * gök / yer / su / can’lar için am (ort+am) & y(ay).er (yer & er) aç(mak); ür.et.am için tarla edinmek & işlemek, “kadınlar sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz biçimde varın –Kur’an 2 : 223” “your women are a tilth for you (to cultivate) so go to your tilth as ye will –TGK. (The Cow) II : 223”; am.aç ~ am.at > eng. aim (to match); (am) : y(ay) : er.aç * gök / yer / su / can’lar için am (ort+am) & y(ay).er (yer & er) aç(mak) eylemi için kullanılan aracı yöntem / nesne ~ araç > eng. means / appareil (to reach); to break ground / to claim land; ar. medâr, vâsıta, vech; Bkz: id.am.at

3. am.er ~ am.or : uç-çu * 1. gök / yer / su / canların ana ışık & aşk & şık olup uçuşu; mermerin mor ötesi dalga boyundaki niteliği > lat. Mārs, Mārt-, Mars > lat. mārtius (mēnsis), month of Mars > anglo-norman ~ mid. eng. march / mars / martian; 2. gök / yer / su / canların ana ışık & aşk & şık olup uçuşunun son uçu; mermerin mor ötesi dalga boyundaki niteliğinin uç yeri; mortu+ary, a place, especially a funeral home, where dead bodies are kept before burial or cremation. [Middle English mortuarie, gift to a parish priest from the estate of the deceased, funeral service, from Anglo-Norman, from Latin mortu³rium, receptacle for dead things, neuter of mortu³rius, of the dead, from mortuus, dead, past participle of morº, to die; Bkz: ap.or.uç-çu ; mars

4. ambulunçu * can bulunçu > lat. ambulant- ~ ambulãns; Bkz: am.ob.ol : nçu

5. am.[(oğh).uz] : ob.ol.uç-çu * oğhuz omuzu poleç bol uçu, omuz kabartan bol uçlu / piliçli buluş > fr. épaulette (épaule belle avec poulet); lat. spat+ula, kürek kemiği’nden geldiği (!) sanılır; eng. epaulet / +te, raised shoulders with chicken {feathers}, used as an ornament on military uniforms (AHD).

6. ap.ol.iç-çi ~ poleç / puleç * güncel tr. piliç > fr. poulet; eng. chick+en, young woman; ger. huhn, junges madchen.

7. ap.or.uç-çu ~ porçu * parça, parça+la / +lı > pers. pâre; lat. ~ eur. pars ~ part+is / particula; party / partial; parc / parcelle > güncel tr. parsel; tr. parsa, toplama para, bahşiş; “Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa (…) böyle bir zamanda parti manevrası yapmak doğru mu? Memleket olmazsa parti kaç para eder.
–Mustafa Kemal Paşa’nın 24 Ekim 1919 günü, Tasvir-i Efkâr gazetesi muhabiri Ruşen Eşref’le Amasya’da yaptığı mülakattan alınmıştır. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 4, 4. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2005, s. 373-376)
”
;ayrıca ap im-mi’nin özgün kök im-mi olan am im-mi değişmeden, ç ~ s dönüşümü yile, tr. am.or.uç-(çu) > fr. morceau(x), “parça marça, ne varsa hepsini topla –DT”; eb.öl.ük : ep.ör.üç.ük ~ bölük (üç parçaya) pörçük; ebe ölmüş, ev bölünmüş & küçük parçalara dağılmış > masr. Osiris & İsis söylencesi.

8. avut ~ avuç * günümüze dek çok sık kullanılan türkçe bir sözcüğün bin yıldan bu yana geçirdiği d ~  v & t ~ ç dönüşümlerini gösteren ilginç bir örnek: adhut / avut > avuç, “bir adhut / avut neng –Kaşgârlı Mahmut, DLT (1072), I, 50-6 & 83-4”; “ona buna avut atma...–DT”; Bkz: el.nda / il.nda

9. çabuk * m ~ b dönüşümü yilen uç.am.okh (uçmak) ~ uç.ob.okh (çabuk)’tan ç > t / s sonucu > fars. sebük,  yeğni, hafif; kıvrak, çevik; çabuk; “abuk sabuk konuşmayla vakit ve nakit savurdu; uçmak (cennet) uçağı çağı’nı (20. yüzyılı) kaçırdık –DT”; Bkz: am.okh; uç.am.okh; çağ  

10. çağh ~ çağ * sınırlı zaman / zaman dilimi; çag > old ger. tag ~ old eng. dæg ~ day (gün); ayrıca eng. age (çağ / yaş).   

11. çay ~ thai / tay > eur. thé, tee, tea; çay.il.nda ~ tay.il.nda > Thailand; Bkz: iç.oğh-ğhu

12.  çin : eb.il.iğh-ğhi ~ sinbiligi > sinology * çin dili, yazını ya da uygarlığı üzerine yapılan araştırmaları kapsayan bilim dalı; sinoloji; eng. sinology, sinologist.

13. gin.er ~ cin.er ~ çı(n).er * eylem köküyle “bilgin, gezgin”; “azgın, durgun ~ dalgın” gibi iyelik & durum belirten +gin / cin / can sonekinin adlardan uğraş & nitelik için kullanılan türevi; günümüzde daralan biçimiyle +çı : er soneki > -tar / -dar olmuştur, tr. bayrakçı(n).er / silâhçı(n).er / defterci(n).er > fars & osm. bayraktar / silâhtar / defterdar, ttr., ttr... ; “öbür “hint-avrupa” ya da yeni terimiyle “hitit-avrupa” dilleri gibi, bu ç > t ~ d dönüşümünün, Türkçe’den daha varsıl olduğu ileri sürülen Fars dilinin de temel yapısını etkilediği anlaşılıyor –DT”; Bkz: Hint-Avrupacılık İdeolojisinin Çöküşü  

14.  (Gök*köG : y(ay).okh-khu) : üç : oğh.(uz.(am).er).ng * güç+am & güç+er > germanic gudam, god ~ a. GOD, from old english god, god; b. GIDDY, from old eng. gydig, gidig, possessed, insane, from germanic gud-igaz, possessed by a god; c. GöT-T-ER-D-äMM-ER-UNG, from old high german got, god << tr. göç. er / güç.er : id.(al.(ma : am).la) : (y(ay).er.ng : ür.üng, günümüz dilinde kabaca “göçer gök tengrilerin kut alacak / kutlu olacak yaratısı dişi & erin yay olma yerindeki ürüngü & rengi & sesi” > eng.“twilight of the gods”, clearly a mistranslation of universal creation due to judeo-christian prejudices –DT; Bkz: al.(ma : am).la

15. iç.nta : ok * çantok ~ çantak, üzerine çintuk ~ çentik atılan okların, im yazılı am.okh : at.ob’ların içine konduğu çanta; ç ~ s & t ~ d dönüşümüyle santa / santuk > ar. sanduk, 1. sandık, tahta kutu; 2. vezne / banka; ar. sanduk+a, 1. mezar üstüne konulan mermer ya da tahta sandık; 2. küçük sandık; t ~ d dönüşümü & nta im-mi’nin düşmesiyle çatok / çatuk > tr. sadak, içine okları koymaya yarayan kılıf, okluk > ar. sadak+a & sadâk+at bu sözcükler kişinin ok’undan (özünden) çıkarıp dağıttığı ok’ları (duyguları / davranıları) anlatmak için kullanılmış olmalıdır; Bkz: y(ay).okh

16. iç.oğh-ğhu : am.y(ay).ap.or.okh * 1. amay ana’nın ay’dan yer’e getirip, doğaya yaydığı gök ob.(oğh).ot+an. ök (botanique / bitki) bağ otlarının yapraklarından yapılan içguğ ~ içku / içki; am im-mi’nin düşmesiyle içuğ+ay ~ çay > eur. tea, tee, thé; çay.il.nda > çayland ~ tay+land > Thailand; 2. am.y(ay) imlerinin tr. m ~ b & y(ay) ~ oğh dönüşümü uyarınca ob.oğh damgalarına dönüşmesi sonucu iç.oğh-ğhu : ob.oğh ~ içuğ : obağ / obuğ * oba’nın bağ içkisi; ç > s dönüşümüyle iskuğ : obuğ > eur. whiskey. [Whiskey is a shortened form of usquebaugh, meaning “whiskey.” English borrowed usquebaugh from Irish Gaelic uisce beatha and Scottish Gaelic uisge beatha, a compound whose members descend from Old Irish uisce, “water,” and bethad, “of life,” and mean literally “water of life” –AHD]; ob.oğh : okh.y(ay).at * ok ıla yay’ın / er ile dişi’nin / okuma yıla yazı’nın bağlanıp hayatı oluşturması & yaşam içkisi > ar. ab-ı hayat; 3. ob.oğh : okh.uz > gr. muthos bacchos / dionusos ~ lat. bacchus / dionysus, the god of wine and of an orgiastic religion celebrating the power and fertility of nature; ob.oğh.iç.(y(ay)).eri * tr. bebek dilinde “su & su içmek” anlamında bu(ğ) > lat. bibere ~ eng. imbibe; bib / bibber; bib+er+on; fr. boire; buvable, buverie ~ buvette; Bkz: Gök*köG : ob.(oğh.uç) : oğh. (uz)+an

17. is.er : üç.okh / us.er : uç.oğh * üç.okh : is.er / uç : oğh.us.er ’den imlerin 3-4 : 1-2 dolanması & ünsüz ç ~ t yanısıra r ~ l dönüşümü sonucu, tr. seük ~ seik ~ seltik > eur. celt+ique / celt+ic, ttr., ttr... gibi eb.er : ob.oğh.a(m) : el.nda (in the land of europe) yerleşik ulus, boy, oymak, kol & ok’ların her biri > masr. hekakasut; gr. hyksos; Bkz: [ Gotlar & Keltler ]; ayrıca selçük (selçuk) & seltik (celtique) adlarındaki dönüşüm benzeri Saltuklular > Erzurum ve çevresinde kurulmuş bir Türk beyliği & Saltuknâme > Türk dervişi Sarı Saltuk ile ilgili ödkuğlar ~ öyküler söz konusu bu üngsüz ç ~ t /s dönüşümünün ne kerte yaygın olduğunu gösterir; Bkz: gök : (is.okh.at.am.er).oğh. uz+an; gök.oğh.uz

18. iz kor göç * escargot & cargo; Bkz: iz.okh.or : göç.(er.{eb.çük})

19. kalaç ~ galaç * Uygurca Oğuz Destanı’na göre Oğuz Han’ın erlerinden birine verdiği komut ve bu adı kazanan erden türeyen “Kalaç” Türk boyları (Ögel, B., TM I, TTK, 1989, s.123); tr.“kal ap kal’a aç”; eng.“stay {here} and open up a castle!”; bu boyların kullandığı kol ölçüsü (kulaç) & kılıç; Galaç > Galatea, grek muthos. Pygmalion’un yonttuktan sonra aşık olup yalvarması üzerine, Aphrodite tarafından can verilen güleç genç kız; Galatian; Galata, (İstanbul); it. & fr. gala, first night opening / a festive occasion, especially a lavish social event or entertainment; old fr. gale, rejoicing, from galer, to make merry; ar. galat, yanılma, yanlış; kalaç : y(ay).er * osm. Galiçya, Romanya eyaleti.

20. ob.oğh.ol.uç ~ boluç * sub ~ suw / sıvı & su obuğunun uğurlu buğur / buhar olup uçmasını betimleyen us-su : ob. oğh.(or / ol).uç tamlamasındaki oğh-ğhu.iç-çe’lerin daralması sonucu oluşan  ob.oğh.ol.uç ~ boluç adılından ç > t dönüşümü uyarınca güncel tr. bulut; bu imlerin b > c & t > d biçiminde aktarımıyla > old eng. clûd ~ eng. cloud.   

21. ob.[ot.(uz).oğh.(am)] : iç.(y(ay).er ~ but : biç(y)er * 1. ulu uzam’ın otuz oğuz amay ana yayında (ufuk’unda / buruç’unda) bağı bozup / boğayı & buzağıyı boğaz.sz.layıp ~ boğazlayıp / boğup, buz’un ~ but’un biçer; buğusun uzama yayar; buğun (suyun) içer er / yer;“Ergin, Prof. Dr. Muharrem, Dirse Han oğlı Buğaç Han Boyı –Dede Korkut Kitabı I; TDK, Ankara 1989”; masr. kutsal apis (mentu) & mitras inancında taurus / torus ~ toros boğa(sı)nın kesim töreni > hung. mészár-os ~ messer; kes.(im) : ap.is > gr.casaphV, kasa’pis ~ osm. kasap; ar. cezzar; old fr. bouchier ~ fr. boucher /+ie (buşer+i oku.) > mid. eng. bucher /+y ~ butcher (buçır+i oku.); Bkz: ap.akh.et; 2. ob.oğh.aç / uç : y(ay).er * o ulu aklın ağa (göğe) açılıp / kutsal boğanın boğ(uz)landığı (bağlanıp boğazlanıp, boğulduğu) yer; Boğaç yeri > gr. Boetia; ayrıca tr. ot.ob.oğh.aç : ül.iğh-ğhi  ~ ot.boğaç ili * ateş boğa, top ağaç & açık topuk ülkesi; imlerin yanlış okunmasıyla tabgaç (şimdiki Çin) > gr. achilleios (achilleas & Achilles); Bkz: [ Sky*rooT Asia ]

22. oğh.uç.at * (gök) çatlatan ulu üç koç atın kuşatmadan kaçtığı yer; id.am.er.cin : oğh.us (demirci(n) oğhuz > gr. demiurgos)’un yer topu demir dağ’da açtığı geçit; obuğa / abağa oturan ot.or.khan’lı bağatur boğa tarkan oğhuz han(ım)’ın oğhuzer güzel, kuz kuzu, kıt kız’larına üçe bölünmüş bir altın yay <ıl(&)an> üç gümüş (boz) ok! vererek buyurduğu oğh.uz : am.okh : öğh.öt.üng.ü (kozmik enerji eylemi için Gök*köG Ana Öğütü ) > old norse. gata; old eng. geat ~ gate, a path, an opening for entrance or exit, passage-way, mountain pass; Bkz: [ attalos ]

okh.or.ob.uç

23. okh.or : ob.uç * o kara ökörleri / kocabaş sürüleri gütmek için kullanılan, genellikle ince sırımdan kesilip örülmüş, düğümlü, top uçlu / ucu topaçlı kara kırbaç > eng. whip / kurbash; b ~ v & ç > t dönünüşümü yilen > sp. corbata; it. cravatta ~ fr. cravate < cravache (kırbaç); ger. krawatte; eng. cravat / necktie, bow tie, boyun bağı; kırsal alanda halk arasında “boyunbağı” için boyunduruk benzeri “medeniyet yuları” denmesi de, zaman içinde göynek giyimi  süsleme ögesine (kravat’a) dönüşmüş olan bu ürkünç nesnenin (kırbaç’ın), üzerinde uygulandığı bakar ökör sürülerin & yığınların bilinç altında yer etmiş olan özgün işlevinin (evcilleştirme yönteminin) dışa vurumu olmalıdır –DT; Bkz: y(ay).okh. (a(m))

24. or.okh-khu.ng : (okh-khu).or / ol.uç * or (altın) okun / orakın (ucuyla yayılan / yazılan) Orkhun yazısını okur oluş; kuluç (üstü örtülü, kilitli & kuluç+ka) konuları okumak > lat. occulere (üstünü örtmek) ~ occultus (gizli / örtülmüş) ~ eur. occult; occult, i. of, relating to, or dealing with supernatural influences, agencies, or phenomena; ii. beyond the realm of human comprehension; inscrutable; iii. available only to the initiate; secret: occult lore; iv. Hidden from view; concealed. v.a. Medicine. Detectable only by microscopic examination or chemical analysis, as a minute blood sample. v.b. Not accompanied by readily detectable signs or symptoms: occult carcinoma –AHD, 1999.

 ot.(ng) : y(ay).okh

25. ot.(ng) : y(ay).okh * odundan yapılan yay & ok ıla, bunları sürterek otları, çalıları yakıp yok etmek; bu işlemin yapıldığı yer, ot.yak > t ~ ç ~ c dönüşümü yilen oçak ~ ocak; damgaların tersten okunuşu sonucu > eng. hearth, stone fireplace (ocak, yurt / yuva yüreği); Bkz: ış.(am : ma).ini; ot.ış : üp/f.ür.üng

26. ses : üp/f.ür.(ol).uç * ses oluk (soluk) vererek ses üfleme / soluk üfürme sonucu süpürme eylemi oluşu; bir yerdeki toz ve kırıntıları üfürüş / süpürüş; üngsüzlerin yumuşamasıyla s.ü(ğ).üp+ür > eng. sweep / +er (to clear with a broom / brush); ger. bürsten, süpürmek; ğhu son ekiyle süpürüş için il.et : el.at (el iletisi el atı > ar. âlet; at.el ~ atal @ eng. tool, etymology uncertain) s.üp/f.ür.ğhu ~ süpürge; süpürüş eylem kökünden özüm öz tr. adıl üp/f.ür.uç (üfürücü & süpürücü uç) ~ furç ~ fırç+a > ar. ferç (fırça gibi kıllı am; fırçalamak; fırça atmak, azarlamak); f.ür.uç ~ faraç > ar. farraş / faraş, süpürme küreği; ne y(ay).sz.okh kim, türkçe sözlüklerde bile fırça sözcüğünün yunanca “bourtsa” sözünden geldiği sanılmaktadır; oysa oğh.us (has) Gök*köG : et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe olan sözcüğümüz, b ~ p ~ v ~ f yanı sıra ç > t / s dönüşümüyle çok sonraları gök : eren (griechen / greek) & öbür eb.er : ob.oğh.a (aeropea ~ europea & iberia) dillerine girmiştir > gr. bourtsa, bourtsa;  fr. brosse; eng. brusshe ~ brush; Bkz: üp/f.üng : öt.ük; üp/f.[ür].ol. uç 

27. uç.ob.al.(okh) ~ çabala, çapala / ucu balık oklu (bağlıklı) oval çuval; ç > t / s yanı sıra b ~ v > ua ~ oi dönüşümleriyle > fr. toile, bez / muşamba; eng. toil, çabalamak.

28. uç.oğh.us * üç uç oğhuz boylarından oklu / üç oklu (uçaklı / üç çocuklu) oymaklar; “Selçuklu sultanları, göğüslerinde bir yay ve üç okla dolaşırdı. Bu üç ok, onlara, ataları Hunlardan kalan simgeydi –Yüksek, Özcan, Hakikatçi, Doğan Kitap, İst. 2008, s. 202”; uç.oğh.y(ay) ~ üç.ok.y(ay) * tr. çogay; uzağa göçüp konan üç uç sınır ulusu uç.oğh.us @ us.oğh.uç * uzağa kaç / göç {konan} koç’lar boyu; sokut ~ sog(u)d > Sogd > eng. Scotch / Scott ~ Scottish; us.oğh.uç : il.nda > in the land of Scots / in Scotch+land ~ in Scotland; Bkz: is.er : üç.oğh ; is.okh.at; [ Türk’ün Simgesi ]; gök.oğh.uz

29. uç.ot.oğh * o otlu / sıcak otağ / oda, tuğ (bayrak) / dağ ucu; çatak / çatık uç; çatı > fr. toit, toiture; it. tetto; t ~ d dönüşümüyle od.oğh > ger. dach, dachboden; uç.ot.(oğh).or * çukurda çatılan otağ, uğurlu çatı > fars. çator ~ çadır; “çator’umun tepesine şıp dedi damladı –Halk Türküsü”; gerisine (retro @ örter) ok-koyma (okuma) yıla oğh.or : ot.uç ~ uğur(lu) taç & ç @ t imlerinin fi ~ f im-mi’ne dönüşümü yile > old eng. hruf ~ eng. roof, çatı.

30. üç.ay.or.uç ~ ayraç * üç ayrı uç ~ üç ayraç (sayı) @ uç.or.ay.[üç] ~ çoray > sans. tryas; gr. treis, tria; lat. tres; pol. trzy; eur. tria, tre / tres ~ trois; three (& tree); drei, etc., etc.; batı abece’lerinde arabça yolu yıla sanskritçeden geldiği (!) ileri sürülen 3 im-mi’nin özgün or.okh-khu.ng Gök*köG : ingi (orkhun gök kökeni); bu özgün saptamadan sonra, bizim güncel yazım kılavuzlarında “tümce içindeki açıklamaların başına ve sonuna” konan imleri (ayra ) ve [köşeli ayraç] diye tanımlamak yerine, (yayaç) ve [kıraç] öt.er.im’leri yilen adlandırmak daha uygun olur kanısındayım –DT; Bkz: üç.ay.or.uç 

31. üp/f.[ür].ol.uç ~ üfluç / üfleç * o omuza alıp ucuna üfleyerek çalınan am.uz.oğh : il.öt / al.at (mızık / müzik ileti aleti; a wind instrument made of an animal horn; ger. alpenhorn); üfluç ~ (ü)flut ~ flüt > eng. flute; western etymology is confused; mid. eng. floute < old fr. flaute & mid. dutch flute < old fr. & old provençal, perhaps a blend of flaujol, flageolet < vulgar lat. flābeolum; possibly alteration of lat. flābellum, diminutive of flābrum, gust of wind, from flāre, to blow (AHD) << tr. {o} üfler, üflemek eylem kökünden; Bir sözün gerçek öt.im : eb.il.iğh-ğhi (etimoloji) kökeni örtbas edilmeye kalkışıldığında, yapılan zorlama açıklamalar işte böyle sarpa sarar; “Atena yemek pişirme, dokuma, eğirme gibi kadın sanatlarının öğreticisiydi. Ayrıca flüt’ün de mucidiydi –Mascetti, M. D., İçimizdeki Tanrıça (çev. Belkıs Çorakçı), D.K., İst. 2000, s. 77”; Bkz: üp/f.üng : öt.ük; ot.ış : üp/f.ür.üng

32. > th * öznel & nesnel niteliksel ya da sayısal sıralama belirten son ek; tr. id.oğh.uz.(er).nç ~ iduk / kut dokuz oğuz erin iduk / kut erinç’i / kazanç’ı; hınç’ı / direnç’i; tokuzunç’u / törtünç’ü; otuzunç’u > eng. ninth, fourth, thirtieth, etc., etc...

çakmakcin

çakmakcin : çıra(ğ)sı * ış.am+an (şaman) çakmakçı canın / cinin hiç sönmeyen, sönerse büyülü çakım taşlarını çaktığı zaman hemen yanan; kutsal ateşini canlı tutan & otağını ışıtan (şeytanca aydınlatan) / ısıtan alevli çıra(ğ)sı > gr. lamptiras, lamptiras > eur. lamp+e ~ ampoule; tr. lamba ~ ampul; “yanıyor mu yeşil köşkün lampası; Bkz: ış.oğh : am.okh; id.oğh / id.okh

çeri * kökeni nedense farsça sanılan özüm öz öt.ür.ük.iç-çe : is.öz. çük (Türkçe sözcük); Bkz: uç. eri

çilingir * konusu tarih öncesinden beri, bir yandan davul gümleterek, bir yandan da sanrı verici ot şuruplarıyla ya da at sütüyle kafa tütsüleyen ış.am+an atalarımızın akşamdaan akşama geliştirmekte oldukları içki sofrası kültürünü anlatmak olmasına karşın, kökeni her nedense farsça (?) sanılan özüm öz öt.ür.ük.iç-çe : is.öz. çük (Türkçe sözcük); Bkz: çilingir sofrası; iç.oğh-ğhu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

37