|
u/ ı/ a/ e/ i/ ü/ ö+t : ür.ük
* o+t ürükü dışında kalan öbür yedi
ür.üng (titreşim, ses, ürün, reng) yaratım türü ırklar;
okh-khu.ng.uç “oku(am: ma)nın ucunda kon uçun” sürüsündeki
s-s. ek.iz+inde :
s-s :
oğh.or (sekiz
ses izi ekinde ses uğur > 8 ünlü ses uğu /
sekiz zinde
sığır)’dan yedi
(ış.am.(y))ay :
öt.öğh-ğhü (eyitisi, ayeti):
“...ve sizin için sekiz tür sığır sağladı –Kur’an,
Ez-Zumer,
39:6”
uç.am * çam, uçan
am.(y)ay’ın
(amay ana’nın can / yer /eylem) uçu ~ ucu, uçucu oku; yaratan / yaratık / canlı oğh’unun
(aklının) & güc’ünün uçu’mu / uçma ~ uçmak; kaçma ~ kaç(a)mak yeri,
“hatırla ey peri, o mesut geceyi;
çamların altında verdiğin bûse’yi!“; uç.am : oğh.uç-çu
~ çam ağaçı * 1. çam ağacı, am’dan (yaratılan hava / yer / su
ruhları’ndan) göğe ağarak & ucu çoğalıp uzarken, tohumları uçarak yayılan
ob.ot+an : (k)ökü
> gr. botanikos ~ lat.
botanicus ~ eur. botanique / botanic &
o+t. ür.ük türü;
►“Altay mitolojisine göre gök yüzüne doğru çok büyük bir çam
ağacı yükseliyordu. Gökleri delip çıkan bu ağacın tepesinde ise Tanrı
Bay-Ülgen otururdu ... Ağacın bir yanında ay ve
diğer yanında da güneş bulunurdu. ‒Ögel,
Bahaeddin, Türk Mitolojisi I, TTK, Ankara 1989, s. 90”; eng. pine, any of various
ever-green trees of the genus pinus & of various other coniferous trees;
to feel a lingering, often nostalgic desire; to wither or waste away from
longing or grief; to grieve or mourn for; gr. poinē;
lat. poena, pain / penalty;
also s+pine; 2.
tengri+ (i)ç-çe amay ana’nın, yanındaki iki kadın
oğh-uç’u > d ~ y dönüşümüyle kayın+ata & kayın+ana
sözcüklerinde olduğu üzere, kayın ağaçı @ uç-oğh’u (kaç /
köç / koç uçağı) ile birlikte Gök Bakar (Aldebaran & Titan)’dan Yer
Demir Dağ’a (mondo / dünya) indirdiği doğurgan
ebe : er.gin ana - kadın -
kız+an(lar), kısaca id.eb.er+en
( uç.am.oğh ~ uç.am : okh * 1. üç am’ın (hava / yer / su ruhlarının, yarat olan can’ın / çam ağacının) göğe ağarak okun hızla fırlayan ucu gibi uçması; uç.amokh ~ uçmak (yeri); ar. cenne+edn ~ osm. cenne(t); old pers. pairi-daēza-, enclosure, park ~ gr. paradeisos, garden, park, paradise; lat. paradºsus; old fr. ~ mid. eng. paradis(e); 2. uç.am.oğh # ot.am.oğh * tr. tamu(ğ); tamah; ibr. gehinnom; ar. ~ osm. cehen-nem; Bkz: G(ök).uç. am.okh.ng+öte; 3. oğh.uç.am : okh ~ kaçamak * uçmak’taki ışık, aşk, şu(ğ)ur & uğur ortamında şık er & ebelerce yapıldığı var sayılan ebe+er : bir.el.iş.im, birleşim & beraber oluşum işi; unutulması zor olan aşk & meşk uğraşı; “hatırla ey peri, o mesut geceyi; çamların altında verdiğin bûse’yi...”; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ] uç.eri * yeng-güç (ar. muzaffer; eng. victorious) ordunun yan kanatlarında, sağı-solu kollamak için iki adım atıp duran yang-geç (uyanık genç & yengeç) yürüyüşlü öncü kolu uç savaşçısı; farisîlere çeri biçiminde geçmiş olup, farsça kökenli sanılmaktadır; Bkz: is.okh.er > ar. asker; Bkz: y(a)y.(or.okh-khu).ng: uç.eri; (a)m.in : at.eri; or.(id+am) / ot.oğh; y(ay).okh; [ Doğan Türker ile Söyleşi ] uç.iz.im * Açıklama düzenleniyor; Bkz: &; am.ap.{y(ay)}.er / or : iç.nda; y(ay).ıla+(a)n;
(Solda) Farağon İnherkha’nın Deir el-Medine’deki mezarında, açıklamaya göre “savaş dansı” yapan, ancak bizim içrek yorumumuza göre açıkça zeybek oynayan, üç bekçi tengri uç.ob.an @ an.ob.uç > An / Anu ~ An(u(bi)s)’in büyük duvar resmi. Chalaby, A.; Egypt (E. Bonechi), 1981, p. 106; (Sağda) Anadolu’daki et.ür.ük : oğh.uz değerlerinin bekçileri olan zeybek ya da seymen örgütlerince sürdürülen mertlik & savaş oyunlarından bir anlık görüntü. Foto © youtube.com uç.ob.(ng : (ış).oğh)+an @ an.ob.uç * okh.(an.u(ç / s)) : baş{oğh+an}’dan > sümer. Marduk’tan gelen çoban Anpu; masr. Sopde (Sirius) yıldızından gelen Osiris oğlu Anubis; aslı sümer’de insan başlı iken, eski masr’da kaniş başlı ▼ avcı köpek zağhar; ünsüz imlerdeki z ~ d ~ c & r ~ l dönüşümüyle > j.ack.al (çak+al) başlı olarak yorumlanan yer altı tanrısı; 1. obanın başında uçan çoban oğhan & sürü / ordu öncüsü o boğha{ç} oğhan (tengri); özgün Gök*köG Bitşik : Düşünbilimi kurgumuza göre, ış.(ot).or (+on) : oğh.us (star / stern; ishtar / astarte / sitâre ~ stella; sothis / sirius / şi’râ) a & b yıldızından gelen ng : oğh ~ ingök : ış.oğh.(uz.am)+an (gökten inen gök ür.üng’ü / rengi şık ışık uzam / uzam+an han[ım] oğhan’lar (eng. lords / ladies of light; jap. shogun) ile oğh.uz : khan. (am)’ın kendilerine yay & ok verip id.eb.er+en (Aldebaran & Tit+an) çift yıldızından gönderdiği ebe+ergin (ev ergini > virjin) kız+ları gün, ay, yıltuz & gök, dağ, deniz khan.(am)’lar ile onların denetimindeki kollukçu, uz.(am) : y(ay). eb.ök, uzam yayı’nda yay öbek olmayı / yayılmayı & öbeklenmeyi denetleyen bekçi / kollukçu / korucu zeybek’ler ya da am.az+on : can’lardır; bu kollukçu’ların çoğuna, sonraki ata erkil dönem anlatılarında oğul+ları denmiştir; bu ögeler, Altay söylencelerinde ış.am+an (g)ök : am (şaman / kam yer - su - hava ruhları) tanrısı et.ür. ük : amlak khan ile zağhar / kurt başlı barak khan (An(u(s)) / Anu(bi)s / Lord Dog @ Good God) olarak ortaya çıkarlar; 2. khan : uç.ob.ng * oba’nın başında uçan çoban han; kan.uç > lat. canis, köpek & bir türe verilen ad, kaniş; güney yarı gökteki ak : g(ö(eb-be)ö)k ~ ak göbekli Gök*köG ebe ya da (gök).ap : okh.ci(n) ~ ap.okçu > Avcı / Orion takım yıldızının hemen altında, Sirius A, B & C yıldızlarını da içeren, ak : köpük ~ ak : köpek > lat. Canis Major (Büyük Köpek / Akyıldız / Aygır) takım yıldızı;► Bkz. yukarda sağdaki resim: a. Anadolu’nun Ege & Batı Akdeniz bölgesine özgü zeybek oyunu, Gök (doğum*tohum) köG : ebe tengri.iç-çe’si amay : ana’nın uzam yay’ını / ayı’nı / ufkunu / yörüng izini denetleyen bekçileri (oğh).uz.(am) : y(ay). eb.(er) : (oğh).ök.cin > uzay bekçileri zeybek’lerin savaş dansı; ► Ege & Batı Akdeniz bölgesinin artalanı sayılan İç Anadolu’da da benzer tutum ve nitelikteki kara-kolluk gücü, zeybek’ten b ~ m dönüşümü ve ek / ök yerine +an / +en çoğul sontakısıyla Zeym+an ~ Seymen / Seğmen Türkmen erenleri örgütü; “Zeybek sözcüğünün kökeni konusunda bilim adamları ve araştırmacılar arasında birçok değişik, hatta {karşıt} görüşler vardır. Bugün için eldeki verilerle (...) bir görüş birliğine varmak da olası görünmemektedir −Avcı, Ali Haydar, Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi, E yayınları, İstanbul 2004, s. 49”; b. (Arkeolog Kayhan Dörtlük önerisi) (oğh).uz : y(ay).ot.ng ~ zey.(tin) : bek.((cin)+ler) > zeybek * Anadolu’da, özellikle de Ege bölgesinde kutsal zeytin yağı yemişinin yetiştiği ağaçlar & bu ağaçların bulunduğu yasaklı alanları sürekli bekleyen cinler / koruyup kollayan y(ay).or.okh’lu (yaraklı, savutlu; silâhlı) seçkin Efe’ler örgütü; c. bu kutsal zeytinliklerin bekçilerince törenlerde gerçekleştirilen töresel oyun > gr. zeϊmpέkhς, zeybekis (efe), zeϊmpέkiko, zeybekiko (oyun); ar. zeyt, yağ; zeytûn ~ zeytin, yağ yemişi; bu kutsal zeyt / zeytûn kavramındaki anlam genişlemesiyle > ger. zeit, zaman; zeitung, gazete; 3. üç / uç. (ob.ng : y(ay)).er : eb.er.oğh. us > greek & rom. muthos. hades (yer altı dünyası) girişini koruyan, “cerberus” adlı üç başlı köpek de, bu üç : uç.ob.ng (oba ucu sınır bekçisi / çoban Anubis) zeybek’in daha sz.et.ür.ük (züttürük > gr. zoo+morfik) & özgünlüğü yitirilmiş bir yorumundan başkası değildir; Bkz: it.ür.ük; zağhar eri [graphic] uç.oğh.us ~ us.oğh.uç * üç oğhuz boylarından uç oklu / üç oklu (uçaklı / üç çocuklu) oymaklar; uzağa göçüp konan uç sınır ulusu; çıgay, yoksul, fukara (DLT, I, 31-13) ~ çogay; uç.oğh.us @ us.oğh.uç > eng. Scotch / Scott ~ Scottish; us.oğh.uç : il.nda > in the land of Scots / in Scotch+land ~ in Scotland. uç.or.okh * Bkz: koşar ering : uç.or.okh-khu; am.okh+khoş.ung umay * Bkz: am.(y)ay ~ am.ay
© 1991 doğan türker
u(–)p @ d(ow)n *
us-su : am ~ su.am * o ulu oğhus su / akuğu am’ı (ort+am’ı) / yeri; tengizi ~ denizi olan bölge; eng. sea; dutch. zee; {us-su} : am.(y(ay).er) ~ {su}.am.er * 1. lat ~ eur. mare, mar; mer, meer; pol. mor+ze; jap. umi; siam. Siam & Siam körfezi, öbür adıyla çay.il.nda > Thailand; tr. su.am : il.nda sulak yer > fin. Suomi / Finland & Finland körfezi; dan. Zea+land / Sjael+land; 2. {us-su} : am.(y(ay).er) ~ su.am.(y).er * iki su / akuğu / akış ~ öküş (ırmak) arası yer > sumer ~ sümer; gr. meso+potamia. us-su : am.okh * su am’ında (ort+am’ında) hızla fırlayıp giden is.am.okh ~ samakh ok; Bkz: us-su / is.am.akh : oğh-ğhu ▼; am.okh us-su.ob.oğh.(or / ol)+an * 1. sub ~ suw / sıvı & su sözünden su : obuğu+on(ları) > subuğun > ar. sabûn, eur. sapon+e, savon, soap; subuğun ıl&an uğunmuş sap / sab, sabî oğlan; “dereyi geçip bir kaşık suğda / sığda boğ+olan” pek saf pak oğul+an; fr. Voltaire, Candide; 2. us-su : obuğu+on : göz * su obuğu (su buharı & köpüğü) gibi çok sayıda gözleri olan, su & sabun ile uğunurken / yunarken (ovunup, yıkanırken) sabunun suda köpürmesini sağlayan, sünük (yumuşak) yapılı su yeri canlısı, tr. süng+(y)er > gr. spongoV , spongos; lat. spongia; eng. sponge ~ fr. éponge; ► ger. shaum (köpük) & schwamm (sünger) & schwimm+en / +er (yüz+mek / +ücü); 3. ob.oğh.(or) : us-su * obuğu, buharı & köpüğü uğurlu bahar akar suyu; “II. Mahmud döneminde Osmanlı Bahriyesindeki ilk buharlı gemilerden biri Buğu idi (1830) –Cumhuriyet, Enerji & Yaşam eki, 31.08.2007, s. 5”; 4. us-su : ob. oğh.(or / ol).uç * sub ~ suw / sıvı & su obuğunun uğurlu buğur / buhar olup uçması, oğh-ğhu.iç-çe’ lerin daralması sonucu ob.oğh.ol.uç ~ boluç, ç > t dönüşümü uyarınca da güncel tr. bulut; b.l.u.t imlerinden aktarma & t ~ d dönüşümüyle > eng. cloud; ar. sehâb; fars. ebr; 5. ob.oğh : us-su ~ ap.okh : suv dönüşümüyle pak+su > amerind. Pecos, Batı ABD’deki er.oğh.y(ay) : ot.oğh+an (Rocky Mountains, Kayalık Dağlar)’dan çıkıp, Rio Grande (Gürsu) ile birleşen uzun akh.or.am : oğh-ğhu ~ ırmak, akarsu > eng. river; ar. nehr; (ış).ap.oğh.uz : (am / eb).er > Pecos Bill, kuzeybatılı incin’lerin anlatısına göre, göçer kızağından düşen ve koyot (çakal / bozkurt)’larca bulunup büyütülen boğa+toro ~ bağatur er kişi; Türklerin aşina ~ asena söylencesinin koşutu olan bu özgün masal, am.er.okh : in.cin.er (american indian) yerlilerinin & kültürlerinin soluk : yüz (eng. paleface)’lerce kıyımı & yağmalanması sonucunda dünyaya bir kovboy öyküsü gibi sunulmuş- tur –DT; Bkz: H-O-H; in.cin; in(cin)san; at sürerken us-su / is.am.akh : oğh-ğhu * su am’ında (ort+am’ında) yaşamakta olan canlı > ar. samakh @ tr. khamsi ~ hamsi; Kızıldeniz kıyılarında balık için kullanılan samakh sözünün Karadeniz kıyılarında tersten (retro) okumayla khamsi sözüne dönüşmesi, günümüzde geçerli sayılan dil bilimin dayandığı üp/f.üng: öt.ük kurallarla değil de, at.ob @ ob.al örneğinde olduğu gibi, ancak fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemiyle açıklanabilecek bir olgudur; Bkz: ob.al.okh
us-su.am.(akh : oğh-ğhu) :
y(ay).er.önü * su / akuğu yer önü > Smyrna ~ İzmir;
Tanrıça Amay Ana’nın, yanındaki iki
kadın oğh-uç @ uç-oğh’u (kaç / köç / koç-uçağı) ile birlikte
Gökbakar’dan Yer Demir Dağ’a indirdiği ana - kız - kadın am.(oğh :
uz)+on (Amon Oğhuz Uzam Amazon Kızan’lar @ Nazka) topluluğu, kuş dili
kon-uçan öt.ür.ük : oğh.uz (turqu+oise)
tenli, gök gözlü, oğh.uz+er
(güzel) id.eb.er+en,
ya da ideberler
us-su / is : (y(ay).ış.or : am.okh / akh : oğh-ğhu : ob.al.okh-khu
(us-su) : ob.al.oğh-ğhu ~ ob.al.okh.u ~
ob.al.okh * 1. su yeri(nde) oval
{biçimli} ok; ovalık suyun obalık yaratığı / balığı; ezoterik. usu
(aklı) toparlayan / döndüren döne döne okuma; okumayı alan obalığın kulağı:
okh-khu.al.(o
us-su : y(ay).{ış.or}.ng : akh :
oğh-ğhu * tr. akuğu > lat. aqua, (akar) su; su yeri; us & su /
bilgi & görgü birikim yeri / akuğu & okuğu yuyan (yıkayan) & yayan us, okyanus >
gr. Õkeanos,
the god Oceanus, a great river encircling the earth; lat.
õceanus,
fr. ~ mid eng. occean ~ ocean (oğ’şın);
us-su : y(ay).ol.oğh-ğhu.ng: uç.ap : okh-khu.ngu * su yalağının / yayık su yolunun uçup konanı / canlısı; güncel tr. yalı çapkını, su kenarında yaşayan ve balıkla beslenen bir kuş türü; emircik / iskele kuşu; grek mötüş. halcyon / alcyone; ► “Halkyone, boralar tengrisi Aiolos’un kızı ve Thessalia kralı Keyks’in karısıydı. Kocasının gemisi bir fırtınada batınca, acısından kendini denize atıp ölmek istedi. Bunun üzerine tanrılar her ikisini de yalı çapkını kuşuna dönüştürdü - Hamilton, Edith, Mitologya, çev. Ülkü Tamer, Varlık Yayınları, İstanbul 1964, s. 74”.
uz.am (ıl(&)an) uz.am+an
*
1. uzam ılan uzam+lar; bugünkü deyişle:
uzay-zaman;
eng. space-time;
öt.ür.ük:
oğh-ğhu. iç-çe : (y(ay).er) +en
(ötürük türü etürük ~ türk ırkı hücre heceleri & hece hücreleri) içine yayılıp,
okh-khu.y(ay).at (hayatın okunması - yazılması; kayıt - kuyut altına
alınması; çok değerli tutulması; uyutulup o kuytu kuyuya atılması) olunmuş
bulunan uz.am : uz.am+an.ng : ebe+er (bir)’likteliği kavramı, ancak 20.
yüzyılda A. Einstein’ın dev+erimci “görecelik
kuramı”nda dile getirilip, ortaya çıkmış oldu: “az.(am).oğh.öt.at.okh
Å uz.(am+an).oğh.öt.at.okh
Å at.y(ay)er.or.am
: at.ob-bu
: id.y(ay).uz.oğh.öt.at.okh
Å eb.er
: ob.or.ol.ış
: am
: ma.ng
: ob.y(ay).oğh.or
: yay.ol.or
: oğh.öt.-at.okh
Å
”; güncel
Türkçeyle,
“ağh.az gittik, oğh.uz gittik; terra topok (dere tepe & yer topu tepip) düz
gittik... bir arpa boyu yol gittik...”;
uz.(am) : y(ay). eb.ök * (oğh).uz.(am) : y(ay). eb.(er) : (oğh).ök.cin > uzayın & kutsal zeytinliklerin bekçileri zeybek’lerin bir üyesi; güncel tr. efe > gr. zeϊmpέkhς, zeybekis; Bkz: uç.ob.(ng : (ış).oğh)+an
21 |