u/ ı/ a/ e/ i/ ü/ ö+t : ür.ük * o+t ürükü dışında kalan öbür yedi ür.üng (titreşim, ses, ürün, reng) yaratım türü ırklar; okh-khu.ng.uç “oku(am: ma)nın ucunda kon uçun” sürüsündeki s-s. ek.iz+inde : s-s : oğh.or (sekiz ses izi ekinde ses uğur > 8 ünlü ses uğu / sekiz zinde sığır)’dan yedi (ış.am.(y))ay : öt.öğh-ğhü (eyitisi, ayeti): “...ve sizin için sekiz tür sığır sağladı –Kur’an, Ez-Zumer, 39:6” “..and He hath provided for you of cattle eight kinds –T.G. Koran, The Troops, 39:6”; Bkz: ış.okh.or : ötmek

uç.am

uç.am * çam, uçan am.(y)ay’ın (amay ana’nın can / yer /eylem) uçu ~ ucu; yaratan / yaratık / canlı oğh’unun (aklının) & güc’ünün uçu’mu / uçma ~ uçmak; kaçma ~ kaç(a)mak yeri, “hatırla ey peri, o mesut geceyi; çamların altında verdiğin bûse’yi!“uç.am : oğh.uç-çu * çam ağacı, am’dan (hava / yer / su ruhları’ndan) göğe ağarak & ucu çoğalıp uzarken, tohumları uçarak yayılan ob.ot+an : (k)ökü > gr. botanikos ~ lat. botanicus ~ eur. botanique / botanic & o+t. ür.ük türü; tengri+ (i)ç-çe amay ana’nın, yanındaki iki kadın oğh-uç’u > d ~ y dönüşümüyle kayın+ata & kayın+ana sözcüklerinde olduğu üzere, kayın ağaçı @ uç-oğh’u (kaç / köç / koç uçağı) ile birlikte Gök Bakar (Aldebaran & Titan)’dan Yer Demir Dağ’a (mondo / dünya) indirdiği doğurgan ebe : er.gin ana - kadın - kız+an(lar), kısaca id.eb.er+en (, titan) toplumu; eng. pine, any of various ever-green trees of the genus pinus & of various other coniferous trees; to feel a lingering, often nostalgic desire; to wither or waste away from longing or grief; to grieve or mourn for; gr. poinē; lat. poena, pain / penalty; also s+pine; uç.am @ am.uç > eng. mutch ~ much; m ~ b dönüşümüyle batch / butch ~ butch+er; am.uç > ç > t ~ d dönüşümüyle ar. amud, dikey, direk, sütun; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]; [ Bir Dil Ağacı Daha? ]; [ Another  Language Tree? ]

uç.am.oğh ~ uç.am : okh * 1. üç am’ın (hava / yer / su ruhlarının, yarat olan can’ın / çam ağacının) göğe ağarak okun hızla fırlayan ucu gibi uçması; uç.amokh ~ uçmak (yeri); ar. cenne+edn ~ osm. cenne(t); old pers. pairi-daēza-, enclosure, park ~ gr. paradeisos, garden, park, paradise; lat. paradºsus; old fr. ~ mid. eng. paradis(e); 2. uç.am.oğh # ot.am.oğh * tr. tamu(ğ); tamah; ibr. gehinnom; ar. ~ osm. cehen-nem; Bkz: G(ök).uç. am.okh.ng+öte; 3. oğh.uç.am : okh ~ kaçamak * uçmak’taki ışık, aşk, şuğur & uğur ortamında şık er & ebelerce yapıldığı var sayılan ebe+er : bir.el.iş.im, birleşim & beraber oluşum işi; unutulması zor olan aşk & meşk uğraşı; “hatırla ey peri, o mesut geceyi; çamların altında verdiğin bûse’yi...”; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]

uç.eri * yeng-güç (ar. muzaffer; eng. victorious) ordunun yan kanatlarında, sağı-solu kollamak için iki adım atıp duran yang-geç (uyanık genç & yengeç) yürüyüşlü öncü kolu uç savaşçısı; farisîlere çeri biçiminde geçmiş olup, farsça kökenli sanılmaktadır; Bkz: is.okh.er > ar. asker; Bkz: y(a)y.(or.okh-khu).ng: uç.eri; (a)m.in : at.eri; or.(id+am) / ot.oğh; y(ay).okh; [ Doğan Türker ile Söyleşi ]

uç.iz.im *  Açıklama düzenleniyor; Bkz: &; am.ap.{y(ay)}.er / or : iç.nda; y(ay).ıla+(a)n;

uç.ob.(ng : oğh)+an @ an.ob.uç

(Solda) Farağon İnherkha’nın Deir el-Medine’deki mezarında, açıklamaya göre “savaş dansı” yapan, ancak bizim içrek yorumumuza göre açıkça zeybek oynayan, üç bekçi tengri uç.ob.an @ an.ob.uç > An / Anu ~ An(u(bi)s)’in büyük duvar resmi. Chalaby, A.; Egypt (E. Bonechi), 1981, p. 106; (Sağda) Anadolu’daki et.ür.ük : oğh.uz değerlerinin bekçileri olan zeybek ya da seymen örgütlerince sürdürülen mertlik & savaş oyunlarından bir görüntü. Foto © youtube.com

uç.ob.(ng : (ış).oğh)+an @ an.ob.uç * okh.(an.u(ç / s)) : baş{oğh+an}’dan > sümer. Marduk’tan gelen çoban Anpu; masr. Sopde (Sirius) yıldızından gelen Osiris oğlu Anubis; aslı sümer’de insan başlı iken, eski masr’da kaniş başlı avcı köpek zağhar; ünsüz imlerdeki z ~ d ~ c & r ~ l dönüşümüyle > j.ack.al (çak+al) başlı olarak yorumlanan yer altı tanrısı; 1. obanın başında uçan çoban oğhan & sürü / ordu öncüsü o boğha{ç} oğhan (tengri); özgün Gök*köG Bitşik : Düşünbilimi kurgumuza göre, ış.(ot).or (+on) : oğh.us (star / stern; ishtar / astarte / sitâre ~ stella; sothis / sirius / şi’râ) a & b yıldızından gelen ng : oğh ~ ingök : ış.oğh.(uz.am)+an (gökten inen gök ür.üng’ü / rengi şık ışık uzam / uzam+an han[ım] oğhan’lar (eng. lords / ladies of light; jap. shogun) ile oğh.uz : khan. (am)’ın kendilerine yay & ok verip id.eb.er+en (Aldebaran & Tit+an) çift yıldızından gönderdiği  ebe+ergin (ev ergini > virjin) kız+ları gün, ay, yıltuz & gök, dağ, deniz khan.(am)’lar ile onların denetimindeki  kollukçu, uz.(am) : y(ay). eb.ök, uzam yayı’nda yay öbek olmayı / yayılmayı & öbeklenmeyi denetleyen bekçi / kollukçu / korucu zeybek’ler ya da am.az+on : can’lardır; bu kollukçu’ların çoğuna, sonraki ata erkil dönem anlatılarında oğul+ları denmiştir; bu ögeler, Altay söylencelerinde ış.am+an (g)ök : am (şaman / kam yer - su - hava ruhları) tanrısı et.ür. ük : amlak khan ile zağhar / kurt başlı barak khan (An(u(s)) / Anu(bi)s / Lord Dog @ Good God) olarak ortaya çıkarlar; 2. khan : uç.ob.ng * oba’nın başında uçan çoban han; kan.uç > lat. canis, köpek & bir türe verilen ad, kaniş; güney yarı gökteki ak : g(ö(eb-be)ö)k ~ ak göbekli Gök*köG ebe ya da (gök).ap : okh.ci(n) ~ ap.okçu > Avcı / Orion takım yıldızının hemen altında, Sirius A, B & C yıldızlarını da içeren, ak : köpük ~ ak : köpek > lat. Canis Major (Büyük Köpek / Akyıldız / Aygır) takım yıldızı; Bkz. yukarda sağdaki resim: a. Anadolu’nun Ege & Batı Akdeniz bölgesine özgü zeybek oyunu, Gök (doğum*tohum) köG : ebe tengri.iç-çe’si amay : ana’nın uzam yay’ını / ayı’nı / ufkunu / yörüng izini denetleyen bekçileri (oğh).uz.(am) : y(ay). eb.(er) : (oğh).ök.cin > uzay bekçileri zeybek’lerin savaş dansı; ► Ege & Batı Akdeniz bölgesinin artalanı sayılan İç Anadolu’da da benzer tutum ve nitelikteki kara-kolluk gücü, zeybek’ten b ~ m dönüşümü ve ek / ök yerine +an / +en çoğul sontakısıyla Zeym+an ~ Seymen / Seğmen Türkmen erenleri örgütü; “Zeybek sözcüğünün kökeni konusunda bilim adamları ve araştırmacılar arasında birçok değişik, hatta {karşıt} görüşler vardır. Bugün için  eldeki verilerle (...) bir görüş birliğine varmak da olası görünmemektedir Avcı, Ali Haydar, Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi, E yayınları, İstanbul 2004, s. 49”; b. (Arkeolog Kayhan Dörtlük önerisi) (oğh).uz : y(ay).ot.ng ~ zey.(tin) : bek.((cin)+ler) > zeybek * Anadolu’da, özellikle de Ege bölgesinde kutsal zeytin yağı yemişinin yetiştiği ağaçlar & bu ağaçların bulunduğu yasaklı alanları sürekli bekleyen cinler / koruyup kollayan y(ay).or.okh’lu (yaraklı, savutlu; silâhlı) seçkin Efe’ler örgütü; c. bu kutsal zeytinliklerin bekçilerince törenlerde gerçekleştirilen töresel oyun > gr. zeϊmpέkhς, zeybekis (efe), zeϊmpέkiko, zeybekiko (oyun); ar. zeyt, yağ; zeytûn ~ zeytin, yağ yemişi; bu kutsal zeyt / zeytûn kavramındaki anlam genişlemesiyle > ger. zeit, zaman; zeitung, gazete; 3. üç / uç. (ob.ng : y(ay)).er : eb.er.oğh. us > greek & rom. muthos. hades (yer altı dünyası) girişini koruyan, “cerberus” adlı üç başlı köpek de, bu üç : uç.ob.ng (oba ucu sınır bekçisi / çoban Anubis) zeybek’in daha sz.et.ür.ük (züttürük > gr. zoo+morfik) & özgünlüğü yitirilmiş bir yorumundan başkası değildir; Bkz: it.ür.ük; zağhar eri [graphic]

uç.oğh.us ~ us.oğh.uç * üç oğhuz boylarından uç oklu / üç oklu (uçaklı / üç çocuklu) oymaklar; uzağa göçüp konan uç sınır ulusu; çıgay, yoksul, fukara (DLT, I, 31-13) ~ çogay; uç.oğh.us @ us.oğh.uç > eng. Scotch / Scott ~ Scottish; us.oğh.uç : il.nda > in the land of Scots / in Scotch+land ~ in Scotland.

uç.or.okh * Bkz: koşar ering : uç.or.okh-khu; am.okh+khoş.ung

umay * Bkz: am.(y)ay ~ am.ay

u(--)p @ d(ow)n

© 1991 doğan türker

u(–)p @ d(ow)n * İngilizcede kullanılan bu iki sözcük, benzeri algıların seslendirilmiş deyimlere dönüştürülebil-mesinden önce aklın gelişiminde belli bir düzeye erişmiş olması gereken kişinin, uzamı duyumsamasından ve dili kullanım becerisinden kaynaklanan hayli soyut bir kavramın göstergesidir. Ancak, bu iki terimin doğal tekilliği –şimdiye dek göze çarpmayan, başlangıçta bir & aynı oluşlarının– yalnızca bizim Gök*köG Bitşik : Ana Dilimiz  damgaları aracılığıyla açığa çıkmakta ve Doğan Türker’in özgün yöntemi olan kök hecelerin fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme’sinde açıkladığı üzere (yukarıda gösterilen) oldukça yalın bir çizimle daha iyi anlaşılmaktadır; tr. üze @ asra; “üze kök tengri asra yagız yer kılıntukda ikin ara kişi oglı kılınmış (üstte mavi gök altta yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insan oğlu yaratılmış –Tekin, Prof. Dr. Talât, Orhon Yazıtları, “Bilge Kağan Yazıtı, Doğu Yüzü D2”; Türk Dil Kurumu, Ankara 1988, s. 36)”; Bkz: am.ap & [ u(–)p @ d(ow)n ];  these two words in English are pointers of a highly abstract concept, arising from one’s spatial awareness and linguistic skill, which should reach a certain level of intellectual development before such perceptions could be turned into vocalized expressions. However, the intrinsic singularity of these two terms –their being one & the same at the outset unnoticed so far– is only revealed through the stamps signs of our Sky*rooT United : Mother Tongue, and better understood in a rather schematic display (shown above), as explained in Doğan Türker’s original method of aphonetic & provisual analysis of root syllables; See: am.ap; [ u(–)p @ d(ow)n ]

us-su : am ~ su.am * o ulu oğhus su / akuğu am’ı (ort+am’ı) / yeri; tengizi ~ denizi olan bölge; eng. sea; dutch. zee; {us-su} : am.(y(ay).er) ~ {su}.am.er * 1. lat ~ eur. mare, mar; mer, meer; pol. mor+ze; jap. umi; siam. Siam & Siam körfezi, öbür adıyla çay.il.nda > Thailand; tr. su.am : il.nda sulak yer > fin. Suomi / Finland & Finland körfezi; dan. Zea+land / Sjael+land; 2. {us-su} : am.(y(ay).er) ~ su.am.(y).er * iki su / akuğu / akış ~ öküş (ırmak) arası yer > sumer ~ sümer; gr. meso+potamia.

us-su : am.okh * su am’ında (ort+am’ında) hızla fırlayıp giden is.am.okh ~ samakh ok; Bkz: us-su / is.am.akh : oğh-ğhu ; am.okh

us-su.ob.oğh.(or / ol)+an * 1. sub ~ suw / sıvı & su sözünden su : obuğu+on(ları) > subuğun > ar. sabûn, eur. sapon+e, savon, soap; subuğun ıl&an uğunmuş sap / sab, sabî oğlan; “dereyi geçip bir kaşık suğda / sığda boğ+olan” pek saf pak oğul+an; fr. Voltaire, Candide; 2. us-su : obuğu+on : göz * su obuğu (su buharı & köpüğü) gibi çok sayıda gözleri olan, su & sabun ile uğunurken / yunarken (ovunup, yıkanırken) sabunun suda köpürmesini sağlayan, sünük (yumuşak) yapılı su yeri canlısı, tr. süng+(y)er > gr. spongoV , spongos; lat. spongia; eng. sponge ~ fr. éponge; ger. shaum (köpük) & schwamm (sünger) & schwimm+en / +er (yüz+mek / +ücü); 3. ob.oğh.(or) : us-su * obuğu, buharı & köpüğü uğurlu bahar akar suyu; “II. Mahmud döneminde Osmanlı Bahriyesindeki ilk buharlı gemilerden biri Buğu idi (1830) –Cumhuriyet, Enerji & Yaşam eki, 31.08.2007, s. 5”; 4. us-su : ob. oğh.(or / ol).uç * sub ~ suw / sıvı & su obuğunun uğurlu buğur / buhar olup uçması, oğh-ğhu.iç-çe’ lerin daralması sonucu ob.oğh.ol.uç ~ boluç, ç > t dönüşümü uyarınca da güncel tr. bulut; b.l.u.t imlerinden aktarma & t ~ d dönüşümüyle > eng. cloud; ar. sehâb; fars. ebr; 5. ob.oğh : us-su ~ ap.okh : suv dönüşümüyle pak+su > amerind. Pecos, Batı ABD’deki er.oğh.y(ay) : ot.oğh+an (Rocky Mountains, Kayalık Dağlar)’dan çıkıp, Rio Grande (Gürsu) ile birleşen uzun akh.or.am : oğh-ğhu ~ ırmak, akarsu > eng. river; ar. nehr; (ış).ap.oğh.uz : (am / eb).er > Pecos Bill, kuzeybatılı incin’lerin anlatısına göre, göçer kızağından düşen ve koyot (çakal / bozkurt)’larca bulunup büyütülen boğa+toro ~ bağatur er kişi; Türklerin aşina ~ asena söylencesinin koşutu olan bu özgün masal, am.er.okh : in.cin.er (american indian) yerlilerinin & kültürlerinin soluk : yüz (eng. paleface)’lerce kıyımı & yağmalanması sonucunda dünyaya bir kovboy öyküsü gibi sunulmuş- tur –DT; Bkz: H-O-H; in.cin; in(cin)san; at sürerken

us-su / is.am.akh : oğh-ğhu * su am’ında (ort+am’ında) yaşamakta olan canlı > ar. samakh @ tr. khamsi ~ hamsi; Kızıldeniz kıyılarında balık için kullanılan samakh sözünün Karadeniz kıyılarında tersten (retro) okumayla khamsi sözüne dönüşmesi, günümüzde geçerli sayılan dil bilimin dayandığı üp/f.üng: öt.ük kurallarla değil de, at.ob @ ob.al örneğinde olduğu gibi, ancak fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemiyle açıklanabilecek bir olgudur; Bkz: ob.al.okh    

us-su.am.(akh : oğh-ğhu) : y(ay).er.önü * su / akuğu yer önü > Smyrna ~ İzmir; Tanrıça Amay Ana’nın, yanındaki iki kadın oğh-uç @ uç-oğh’u (kaç / köç / koç-uçağı) ile birlikte Gökbakar’dan Yer Demir Dağ’a indirdiği ana - kız - kadın am.(oğh : uz)+on (Amon Oğhuz Uzam Amazon Kızan’lar @ Nazka) topluluğu, kuş dili kon-uçan öt.ür.ük : oğh.uz (turqu+oise) tenli, gök gözlü, oğh.uz+er (güzel) id.eb.er+en, ya da ideberler , yani kutlu dev ebe erler (gr. τίταν, titan) tarafından kurulan görk : im (görkem)’li kent; Bkz: [ Dünya Kadınlar Günü ]; ot.or : am.(oğh).uz+on

us-su / is : (y(ay).ış.or : am.okh / akh : oğh-ğhu : ob.al.okh-khu

(us-su) : ob.al.oğh-ğhu ~ ob.al.okh.u ~ ob.al.okh * 1. su yeri(nde) oval {biçimli} ok; ovalık suyun obalık yaratığı / balığı; ezoterik. usu (aklı) toparlayan / döndüren döne döne okuma; okumayı alan obalığın kulağı: okh-khu.al.(o b).al.oğh-ğhu ~ kalabalık & ala balık2. balık; fr. poisson; eng. fish; scallop, scale; jap. sakana, balık; Bkz: is.okh.at : il.nda (sakhalin adası); [ Obalok ]

us-su : y(ay).{ış.or}.ng : akh : oğh-ğhu * tr. akuğu > lat. aqua, (akar) su; su yeri; us & su / bilgi & görgü birikim yeri / akuğu & okuğu yuyan (yıkayan) & yayan us, okyanus > gr. Õkeanos, the god Oceanus, a great river encircling the earth; lat. õceanus, fr. ~ mid eng. occean ~ ocean (oğ’şın); 1. Abbr. oc. The entire body of salt water that covers more than 70 percent of the earth’s surface. 2. Often Ocean. Abbr. O, O., Oc. Any of the principal divisions of the ocean, including the Atlantic, Pacific, and Indian oceans, their southern extensions in Antarctica, and the Arctic Ocean. 3. A great expanse or amount (AHD).

uz.am (ıl(&)an) uz.am+an
Nasa

uz.am (ıl(&)an) uz.am+an * 1. uzam ılan uzam+lar; bugünkü deyişle: uzay-zaman; eng. space-time;  öt.ür.ük: oğh-ğhu. iç-çe : (y(ay).er) +en (ötürük türü etürük ~ türk ırkı hücre heceleri & hece hücreleri) içine yayılıp, okh-khu.y(ay).at (hayatın okunması - yazılması; kayıt - kuyut altına alınması; çok değerli tutulması; uyutulup o kuytu kuyuya atılması) olunmuş bulunan uz.am : uz.am+an.ng : ebe+er (bir)’likteliği kavramı, ancak 20. yüzyılda A. Einstein’ın dev+erimci “görecelik kuramı”nda dile getirilip, ortaya çıkmış oldu: “az.(am).oğh.öt.at.okh Å  uz.(am+an).oğh.öt.at.okh Å  at.y(ay)er.or.am : at.ob-bu : id.y(ay).uz.oğh.öt.at.okh Å  eb.er : ob.or.ol.ış : am : ma.ng : ob.y(ay).oğh.or : yay.ol.or : oğh.öt.-at.okh Å  ”; güncel Türkçeyle, “ağh.az gittik, oğh.uz gittik; terra topok (dere tepe & yer topu tepip) düz gittik... bir arpa boyu yol gittik...”; “Brief in time but far in space we traveled; straight over hill and dale we traveled... and covered a distance one barley grain long. –Traditional narration in Turkish folk tales”; bu saptamanın yanı sıra, Türkçe masallara başlarken “Bir varmış, bir yokmuş.. Evvel (u)zam+an içinde; kalbur saman (yolu köl @ lak+toz’u > laktik asitli süt gölü galaksi’si) içinde...”; sığ bir çeviriyle “Once there was; once there wasn’t... The past in time; the sieve in hay... –Traditional narration in the beginning of Turkish folk tales” denilmesi de, hiç kuş-kuğu’suz dış uz.am / uz.am+an : eng.in.nda & ış.oğh.uz.nda (uzam / uzaman’ın muazzam enginindeki engine (makina)’de & ışık hızında) yapılmış olan bir yolculuğun izlenimlerinin, DNA protein dizilerimiz içine kayıt atılmış & uyut olmuş duran anılarının –biz pek ayrımında olmasak ta– en çarpıcı biçimde dile getirilmesidir; ar. azza, azîm; azamet, azam+î; 2. a. (u)z.am+an damgaları geriye @ yazıldığında ortaya çıkan  na+ma.z(u) sözcüğü fars. namaz; gr. nomos > ar. nâmus gibi kavramlara; az ~ ez+an damgaları da ar. ez’ân; iz’an benzeri türevlere kaynaklık etmişse de, bu sözcüklerin tümü  yunanca’dan  aram ~ arab ve farisî dillerine kadar her yere bağlanıp, sözlüklerde de öyle belirtilmektedir. Amaç, Türkçemizin köklerine olan yakınlıklarını görmezden gelmektir. Oysa, uz’am : üng oğh-ğhu ne uzam+an : us-su.or : oğh-ğhu, ezan’ın sesi (uzaktan gelen uğu+oltusu) ne zaman? sorusu ile onun @ tersi olan (id)+oğh.or.us-su : namaz uğenu ğung : üm  azu! : y(ay).ng : ötü yangıtı ya da günümüz diliyle “(d)oğrusu namaz gün uyanıyla ufukta göçene dek!..” yanıtı tek bir kaynaktan dönerek çıkmıştır; öğ.(yi&len).ün deyişinin giderek “gün, öğlen, öğün” sözcüklerine dönüşmesi gibi; Bkz: ödh tengrib. (Hülya Akdoğan önerisi:) uz.am / uz.am+an @ namazu / mazu * uzam-uzaman’ın yaratılış kapsamındaki anlamının bilinçle kavranıp izlenmesi > fars. namaz, yaratana yakarış eyleminin kerterizli {güneşe göre ayarlanmış} düzeni & ar. mazî, kılınan tüm salât (namaz)’ların birikimi, uzam+an’ın geçmesi; “Geçmişe mazî, yenmişe kuzu denir – Türk halk deyişi”; Bkz: ış.am+an : öd.okh-khu.ng; [ uz. am (ıl(&)an) uz.am+an ]; amazonik in : cin.er+en; [ zamazingo ] 

uz.(am) : y(ay). eb.ök * (oğh).uz.(am) : y(ay). eb.(er) : (oğh).ök.cin > uzayın & kutsal zeytinliklerin bekçileri zeybek’lerin bir üyesi; güncel tr. efe > gr. zeϊmpέkhς, zeybekis; Bkz: uç.ob.(ng : (ış).oğh)+an

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

20