ya * 1. ok, yay·(DLT. I, 280, 496, 500, 501; II, 7, 37, 5059, 61, 65, 66, 67, 68, 97, 98, 114, 134, 138,190, 198, 205; III, 16, 50, 59, 73, 78, 215, 219, 239, 318, 331, 370, 407, 409 § ya bagrı; yayın orta yeri· I, 360); 2. ya ya da va *  “vay” anlamına, söz söyleyen veya emreden kimsenin emrini inkâr yerine bir söz (DLT. III, 215); Bkz:
y(ay).oğh ~ y(ay).okh

yaratan * Bkz: (y(ay).er / el : at.(ış.oğh.(uz.am).or)+an

ya-sin * Kuran’da 36. sure; adı, sure başlarında aramça ~ arabça olmayan ve bugüne dek içgin anlamları çözümlenemeyen göksel (ilâhî) iş.ör.öt : im.iz’den biridir; “ya insan!” demeye geldiği var sayılır. Bkz:
(y(ay).er / el : at.(ış.oğh.(uz : am).or)+an * yaratan ; alm

yavuzuçça * Bkz: y(ay).oğh.uz.uç-ça

y(ay).am.(oğh) : or.at.am * yamuk ortam yaratımı & yaratığı, yumurta; “yumurtam or (altın) atam” > eur. folk. “altın yumurtlayan kaz (goose with golden eggs)”; Bkz: yol yok, yumurta yok

y(ay) : ap.at.er * Bkz: (y(ay).(ış.oğh : uz.am)). ap.at.er

(y(ay)).ap.en+is.el ~ (y(ay)).ap.en+sil * yazıp yaptığın ayıpını sil+en el.at ~ âlet; dişil öge ay > yay im-mi’nin düşmesiyle pın+sil > eng. pen+cil, (instrument) for your writing and erasing the fault you have made; [Middle English pencel, artist’s brush, from Old French pincel, peincel, from Vulgar Latin *pënicellus, alteration of Latin pënicillus, diminutive of pëniculus, diminutive of pënis, tail, brush –AHD.]; gr. penna, pen’na; it. & swed. penna; “İncecikten bir kar yağar, Tozar Elif, Elif diye; Ak elleri kalem tutar, Yazar Elif, Elif diye...; In fine hail is the snow, It swirls Aleph, Aleph; In her white hand is the pen, She scribes Aleph, Aleph... –Karacaoğlan, 15th c. Turkish folk poet”; “Oku: Yaratan Rabbinin adına; İnsanı bir döletten yaratan; Oku: Rabbin en cömert olandır; Kalemle öğreten; Öğreten insana bilmediğini. –Kur'ân, Alâk sûresi, 96:1-5”; “Read: In the name of thy Lord who createth; Createth man from a clot; Read: And thy Lord is the Most Bounteous; Who teaches by the pen; Teacheth man that which he knew not. –T.G. Koran, The Clot 96:1-5; M. M. Pickthall (Mentor Books)”; “Tyranny has no enemy so formidable as the pen –William Cobbett (1763?-1835; British journalist and social reformer)”; Bkz: ap.en.is+el; okh-khu : al.(am; [ Power of Pen(c(i)l)s ]; [ The Pen & the Tablet ]

(y(ay).er / el

(y(ay).er / el : at.(ış.oğh.(uz : am).or)+an ~ yaratan * 1. tengri, yaratan; yaratıcı akıl, evrensel erk, kozmik enerji; aton-ra / amon-ra; ilâhî şuur; eur. divine reason; şiva; monad, dio, deus; got ~ god; eloh+im, ilâh+e(r), ttr., ttr...; “okh-khu.y((ay).er.at.ng)’dan gelen okh-khu.y((ay).am.at)’a gider”, güncel dilde “(o yüce yaratan) hay’dan gelen (o koyu / kuyu kıyamat) huy’a gider”; hayhuy, gürültü, patırtı, düşüncesiz eylemler; 2. y(ay).er / el : at.ış * yer’e / ay’a & dişi yıla+an er’e el atış / ötüş işi, “size kendi el. iş.(ör.et).im.iz’den s-s ek iz’ inde sekiz türlü zinde ötürülü ses uğur verdim hâlâ ış.okh.or : öt’meyecek misiniz? –T.G. Koran, 36:70-72; Rab’bin bu sorusuna kulların yanıtı: “ış.okh.or : öt.ces & et.ces @ sec.te ~ secde –DT ”; yarlatış eylemi ~ yaratış işi > eng. {the act of} creation; y(ay).er : at.ış / öt.üş / et.iş @ et.iş / öt.üş / ış.at : er.y(ay) > eur. star / shatter ~ chatter; stella ~ stela; hi+story; Bkz: [ fiat lux!.. ]; alm

(y(ay).(ış.oğh

(y(ay).(ış.oğh : uz.am)).ap.at.er * öbür adı yıla b.ğh.a : t.r.khn : ğh. uz : khn.(am) > y(ay).ış im-mi’nin dy im-mi’ne dönüşümüyle > sans. Dyaus Pitar; hinduların kutsal bitiki Rig-Veda’da gökten böğürerek inen ve altın çağda tüm dünyayı yöneten kızıl boğa / gök tengri; ger. özel ad. Schweitzer; ış.oğh.uz @ uz.oğh.ış > gr. zevs pater (zeus pater); ış.okh.ng (shock+ing) ış.ım : iş.okh (şimşek) y(a+y)er+atan, ay ıla yeri, yay (dişi) ılan eri ayırıp, yay olan yere atan yaratan öt.ür.ük : oğh.uz : id.eb.er+en (türk-oğuz kutlu dev ebe erler > turqu+oise titan) tanrılar; et.ür.(ük) : is.okh.at’lardan yapılan alıntıda y(ay) : ap.at.er; y(ay) im-mi’nin j ya da i im-mi’ne dönüşümüyle > lat. iupiter / jupiter (yupiter); am. eng. “yuppiee yippee hoo!..”; (ış).oğh+an > tr. ışık oğhan(lar) / tengri ~ tanrı(lar); şan, han, tien-şan (tengri / alt (yüce > altesse) ay ~ altay dağları; jap. shogun, gök (tengri) yolunda hak savaşçısı / ışık han(+lar); eng. lords of light; ış.oğh. er : y(ay).oğh.uç-çu > eng. sheriff (of) sherwood; Bkz: ış.oğh.(uz.am)+an

y(ay).er.am

 

 

 
  (Foto: DT. 2009 - Antalya)

y(ay).er.am * tolun ay imgesi ile yarım ay > y(ay) imgesi arasındaki Gök*köG kaynaklı ilişkide, amay ana’nın o bay (varsıl) ob.ay ıla y(ay).er’i; ay ıla yeri; yay ılan ok’u; dişi yilen eri; yay ılan ok-ko’mayı; yazım ılan okuma’yı yarıp, ayırıp, aydan yere indirim erimi; evrensel yaratılış & var oluşun yarımlanma / ayrımlanma işlemi; yay (dişil) yumurtanın ikiye yarılıp, üreme gizilgücü; yay (dişi) & erin yer edinip, orada yayılımı betimlenir; Bkz: ay “O saat yaklaştı, ay {ikiye} yarıldı” “and the moon was rent in twain –Kor’an (Kamer / the Moon) 54:1”; y(ay).er. am : oğh.{uz} * yirmi oğhuz boyundan yeri mâkûs ((ış).oğh.or. sz), yarım magus, yarak (savut) & ok yaran ulu kız > theo. İncil’de adı Yirmiyâhû (Jeremiah) diye geçen eb.er.am (ibranî) peygamberi; er.am * er varlık, er can > eng. ram, koç; Bkz: ap.en.is+el; y(ay).or.okh; yayerokh, çizim / graphic.; ış.oğh.(uz : am).or; [ Bayrak & Buyruk ]

y(ay).er / el.gen * ay-yer yaygısı, yayılmış el ayası kenarı, yel geni > yelken; eur. flag / +gen; flagellen; Bkz: el.nda

y(ay) : er.gen : er.at.ng * ay yıla+an eri, yay (dişi) yile+en eri ayıran, aydan yere atan, ergene+kon(an) yergin / yorgun / ergin erat’ın (kişilerin) geni / yer cini ~ canı & yini; gen yaratan erg (energi); bu yaratımın yin+elen’mesi > lat. genus, doğum ~   gener+are & regenerare, üremek; yenilemek; yeniden doğmak; eng. regenerating energy; Bkz: am.(la : al).ma; alm; (a)m.im

y(ay).ıl(&)a+an ; yılan

y(ay).ıl(&)a+an > (y)ıl(&)a(n) * 1. Türkçe’deki ses uyumu kuralınca (y)ıla / +ı(y)la / (y)ile / +i(y)le gibi esnek biçimlere giren, “Ali (y)ile Veli” yilen “akıllı (y)ıla(n) uslu” gibi ünglü sesler arasında y & ñ ~ n ünsüzleriyle deyişe akışkanlık kazandıran, özgün dizilimi, niteliği, edimi ya da konumu ortak iki özne ya da nesnenin birlikteliğini belirten bağlacın Gök*köG Bitşik damgası; 2. y-ı-l-a-n : uç.iz.im’leri yile yapılmış is.im.öge > &; (oğh/ okh. uz).am : ap.(y(ay).er.is.nda > gökle yer, yerle ay, yayla er arasında erişim yarışım işinde > eng. &, ampers+and; y(ay).ıla+an * “bow (female) moon with spreading snake”, the symbol for expanding space / time universe; the sign & simply meant that it was only Adam & (and) Eve with no snake whatsoever between them, but some bio-engine+er(r)+ed separation and physiologically attuned difference; bu im anglo-amerikan y(ay).er. at.am+ uç.iz.im : mi (yaratım çizim iz imi) sanılıp, onlara (a)m+al edilir; sonra “o kuz oğhuz ağhız aç+okh : uç+okh” olup kalarak, “aa!. oo!. uu!..” denir; ne y(ay).sz.okh > yaszık ~ yazık!; Bkz: &; am.ap.{y(ay)}.er / or : iç.nda; [ Bir Dil Ağacı Daha mı? ]; [ & Another Language Tree? ]; [ Önce İm’ler ]

y(ay).ış.am * yaşam; gök tengri+(i)ç-çe am.(y)ay ~ am.ay ana’nın ışımı; yaratılıştaki dişil can ışımının yay oluşu, yayılışı; eyl. yaşamak; y(ay).ış.am+an * çoğ. ışım yayan yaşamların dişi ay şaman’lar(ı); yasemin ~ jasmin(e); yeşim / yada taşında yaşamın canlanması inancı; gr. bioV, bios @ zwh, zoi; lat. vivio / viva+ce ~ it. vita; fr. vivre / vie; eng. live / life; ar ~ osm. hayat; heb. khayim; Bkz: y(ay).ing.(ök.+id) ; (a)m : im; am.(y)ay : im-mi

y(ay).ış.(am).or / ol.ot * 1. yaş yerde yaşam ışım (ıla) yayışır, ışır, yaşar ~ yaşıl / yeşil olma ot.or.am.nga (tarım & durum’a) eren ot; y(ay) & am imlerinin düşmesiyle şalot / şılot > üngsüz ş ~ s dönüşümüyle de sılot / salat > gr. salata, salata; eur. salat, salad, salada, salade; it. insalata ~ sp. ensalada; ar. salada; 2. (am).or / ol.ot * sulu, canlı, sevgili yerde oluşan, şılot ~ salat yapılan yaprakları or.ol.ot > rulo / rulet sarımlı ot, marul; y(ay).ış.(am).ol.ot.{ng}.aşı ~ lotaşı > eng. lettuce.

y(ay).ış.oğh / y(ay).ış.okh *  Açıklama düzenleniyor; y-u-f olsun yay-u-fi yapana! ilkesince fişok ~fişek; Bkz:
y(ay).ol : ış.(oğh)

y(ay).ış.or * ay & yay’ın (ufuk / yörünge / dişil’in) yaydığı  erg il(&)en ışır, yaşar, yeşerir & yeşil olma ot.or.am-mı (durumu); Bkz: ür.üng

(y(ay).ış.(ot).or : oğh.(uz.am.er.at)+an ~ yar : oğh+an * ot (kızıl) or (altın) ışık yayan yıldız kökenli yarık / yarak / yaruk (parlak) oğhan (tengri / kutsanmış)’lar & yarağ+an (ış.nç : eb.er+en ~ şans çeviren & sevinç veren) hanlar; yaroğhan, tengri yardımcısı; eng. god’s deputy; y-u-f olsun yay-u-fi yapana! dönüşümünce far+oğhan ~ far+ağon > güncel tr. firavun; eng. phar+aoh, king(s) of light; Bkz: Gök*köG : farağon, çizim / graphic.

((y(ay).ış.ot.or).oğh.(uz : am.er.at).okh-khu.ng : uç+on : öt.il.üng : oğh-ğhu * Bkz: okh uçlu koç başlı oğh uz kuş (han)lar     

y(ay) : ing.i ~ yeni *  Açıklama düzenleniyor;

 

y(ay).ing.(ök.+id)

y(ay).ing.(ök.+id). oğh.(ış.am) @ (am).ış.oğh. (id+ök).ing.y(ay) * 1. gökteki ök (ana) yayın kut yaşam (ya)yang incik ışıma doğ(ur)uş; yay (dişi) eniki @ meşk, aşk, ışık dökünen gök ingen, incin yay / ay; ışık döküp saçan ufuk yayı; 2. y(ay).ing.ök > y(ay).ing.i ~ y(ay).inc.(en) * gökteki ök (ana) yayın kut yaşam (ya)yang incik ışıma doğ(ur)an (dişi) yayı; 3. y(ay).ing * gökteki ök (ana) yayın kut yaşam (ya)yang incik ışıma doğ(ur)uş ürükü canlar; yay (dişi) & ok (er) enikleri, tınç ~ dinç eril / dişil erleri, tr. yañi ~ yeñi (DLT. I, 376-12; III, 369-4) > eur. iuvenis ~ giovane ~ joven; jeune; geong ~ yong ~ young; jong; jung; ob.y(ay)’a (o bay obaya) katılan yeni gelin, yenge; yeni (ay) ~ yenice; inc.(in) : ay, yay-encik ince(le)n yeni ay > eng. young, crescent; ar. hilâl, gedid; (i)ng.oğh.ış > gr. neos, genç; eur. novus, nova, nouv+ eau / +elle; neu ~ new; pers. nev, ttr., ttr...; Bkz: y(ay).ing.i ~ yeni, çizim / graphic ; b.ğh.a : t.r.khn : ğh.uz : khn.(am)’ın üç parçaya ayırdığı or (altın) yay & gökte oturan ış.ot.or toro (kızıl altın boğa)’nun yaydığı yaşam ışımakı > jap. ataraşi, yeni; Gök*köG Bitşik kaynaklı bu has sözçük’ün gök+ingi : kök+üngü’nü sanskritçede arayan til(sz)cilerimiz bile var; “hal-hal hilâl helâl ossun onnara, hay aval(hal)la, ç!k, ç!k. –DT.”; valhalla < su.am : (y(ay).er.ng) : oğh.oru, suomi / fin ugor boylarının gök uçmakı (cenneti); Bkz: G(ök).uç.am.okh.ng+ öte

y(ay).ng.or * yanar olup yayılan ot & ış.oğh; y-u-f olsun yay-u-fi yapana! dönüşümü uyarınca > gr. fanari ~ tr. fener; “Yanıyor mu yeşil köşkün lambası, vay?..–İstanbul türküsü”; y(ay).ng.or.ng * or (altın) yayın (çevren / ufuk) yanar oluşu; yay olan yer yangını; Bkz: çakmak-cin : çıra(ğ)sı

y(ay).ob.ng * yobung ~ yabañ; 1. eğri, değirmi yay; tr. kuzey pasifik denizinde eğri, değirmi yay gibi görünen yer; y(ay) im-mi’nin j ya da i im-mi’ne & j ~ c ününe dönüşümüyle > eur. japon; japan; jap. özgün adı nippon; Bkz:
y(ay).ob.ng, harita / map; 2. ıssız yer, evcil+leş+diril+(me)miş yer, kişi, hayvan ya da bitki türü; “yaban otu, yaban kedisi, ttr., ttr.”; bu özüm öz Gök*köG : et.ür.ük.iç-çe sözcüğün kökeni genelde ileri sürüldüğü üzere farsça ~ marsça değildir; Bkz: y(ay).oğh

y(ay).ob.ng.cin

y(ay).ob.ng : cin * 1. yobung+cin ~ o yay obanın / yayban ovanın yabañ cini / canı / üyesi; 2. yay gibi yaygın ovanın ıssız yer cini; evcil+leş diril+memiş yerde yaşayan & oradan gelen kişi / hayvan ya da bitki türü > tr & jap. yabañ.ci(n) ~ yabancı u y.b.ñ.c imlerinin geriye (retro @ örter) okunuşu yıla c.n.b.y > ar. ecneb, 1. garip, yabancı [kişi]; 2. sert başlı [at]; ecneb+î, ecnebiyye+t; u ayrıca ar. cenâb (ulu), “cenab-ı hak”; pers. nââşnâ, nâşinas; eur. xsenoς, ksenos; fremd / foreign+er / wild; estraneo, strang+er, étranger; Bkz: ış.ot.or.ng+er; y(ay).ür.üng : er   

y(ay).oğh ~ y(ay).okh * 1. yay & ok; 2. dişi & er; dişi yay & erk ok erin ebe+er oluşu & bir’leşmesi; 3. yazmak & okumak; [ışokh] yaymak; yeğ olmak; b.ğh.a : t.r.kh.n : ğh.z : kh.n, dönerek okh-khu’ma yılan obuğa / abağa oturan ot.or.kan’lı bağatur boğa tarkan oğhuz han(ım)’ın oğhuzer güzel, kuz kuzu, kıt kız’larına –kaç bin yıllar ve yer yüzündeki savaşlar sonrası ata erkilleştirilmiş biçiminde dile getirildiği üzere oğul’larına– üçe bölünmüş bir altın yay <ıl(&)an> üç gümüş (boz) ok! vererek buyurduğu oğh.uz : am.okh : öğh.öt.üng.ü (kozmik enerji eylemi için Gök*köG Ana Öğütü “Gün ile Ay ve Yıldız’a: ‘Kullanın bir yay gibi; oklarınız erişsin, göğe deg bu yay gibi!’ // Dağ ile Deniz ve Gök’e: ‘Sizlerin olsun bu ok; yay atmıştı onları, olun siz de bir er ok!’ –Ögel, Prof. Dr. Bahaeddin, Türk Mitolojisi I, TTK, Ankara 1989, 2002”; “Selçuklu sultanları, göğüslerinde bir yay ve üç ok’ la dolaşırdı. Bu üç ok, onlara, ataları Hunlardan kalan simgeydi –Yüksek, Özcan, Hakikatçi, Doğan Kitap, İst. 2008, s. 202”; eng. bow & arrow; fe+male & –male; union of a female bow & a male arrow for being functional; the act of writing & reading; “Who knows of how many extractions we are from, / Certainly not from a spark of fire, nor a drop of water. / {But} We are in the mighty arrow and from the hidden bow. –Abdal Musa, Turkish sage & poet, 14th c.”; 4. gr. mutos  [Akoğlan > Apollon] “gümüş yay’ın eşsiz kullanıcısıdır, uzaklara {altın} ok atıcıdır –Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Tanrıları, Bilgi Y., Ankara 1990, s.44”; “Artemis’in gümüş yay’ı, bakirenin simgesi olan hilali temsil eder. Artemis doğumun, aynı zamanda da (öldürücü oklarından anlaşıldığı gibi) ölümün koruyucusudur {...} Artemis, Zeus’tan yay ve oklar ister. Daha önce de gördüğümüz gibi, yay, evlenmemiş genç kızın simgesi olan hilalin metaforudur. Ok atma da kendini ifade etmenin bir simge olarak görülebilir. Oklar istekleri, eylemleri, kararları temsil edebilir. Ama yay, ay’dan yapılmıştır; bu da Artemis’in kendini ifade etme biçiminin aslında ay gibi, yani sezgisel, gizli ve gizemli olduğu anlamına gelir. Artemis’le arasında benzerlikler bulan bakire kadın, belki neyi neden yaptığını mantıksal olarak açıklayamaz, ama yaptığının doğru olduğunu bilir ve ancak girişimini başarıyla tamamladıktan sonra içindeki kıpırdanmaların ne anlama geldiğini çözebilir; çünkü bunların hepsi, sonunda net bir biçimde ifade edilene kadar gizli kalır –Mascetti, M. D., İçimizdeki Tanrıça, (çev. Belkıs Çorakçı), Doğan  Kitapçılık, İstanbul 2000, s. 68; 69”; “Yay ve ok, daha yoğun olan orman örtüsüne çok  daha iyi uymaktaydı: şaşmaz, çabuk ve sessizdi. Amma daha anlamlı bir biçimde, doğayla tamamen yeni bir metafizik ilişki içinde olmak demekti –yay hız, uzaklık ve kesinlik sınırlamasının üstesinden gelmişti. Bu beceride ustalaşan insanlar, doğadaki gücün bir parçasını ödünç almakla doğal tanrılar olmaya yaklaştılar. Mezolitik döneme gerçek geçişi tanımlayan da budur –doğa güçlerini aşan düşünme yeteneğinden dolayı insan egemenliğinin daha ileri bir düzeye ulaşması –Otte, Marcel, “The Paleolithic-Mesolithic Transition” in Source book of Paleolithic Transitions, M. Camps, P. Chauhan (eds.), Springer, LLC 2009, p. 541”; Bkz: [ Prof. M. Otte, comment ]; “Vücut kadar beyni de çalıştırır. Odaklanma becerisini geliştirir. Hızlı ve doğru karar verebilmeyi sağlar. Okçuluk aslında beyinle yapılır, bilinçaltı kodlanır. 1 saniye içinde dikkat edilecek tam 48 hareket vardır, en fazla 3 saniyede kirişi bırakmak gerekir. Bu, müthiş bir beyin-beden koordinasyonu sağlar. –Macide Erdener, Aydınlık, 05.01. 2014”; “Türklerin en değerli varlıkları olan ok aygıtından yiñe aynı ad ile anılan "ok" tamgası türetilmiştir. Yay aygıtından "yay" tamgası, ök (keçi) biçiminden "ök" diye adlandırılan tamga türetilmiştir –Gökbey Uluç; kokturkce.blogspot. com, 2008”; “{İngiliz filozofu Herbert Spencer (1820-1903)’e, göre} Kuzey Amerika yerlileri ‘okla yay ve topuzla mızrak kullanmaya, insanın en soylu görevleri olarak bakıyorlardı’ –Durant, Will; Felsefenin Öyküsü, Türkçesi Ender Gürol, İz Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul 2003.”

y(ay).okh.(a(m)) ~ yaka1. köñlek (gömlek) & giysi boğazında yay & okh im-mi damgaları okunan am (yer) > tr. yaka; eng. collar; y(ay).okh : al.am.okh * at binip üzerinde hızla giderken yay & oku almak; yay & ok kullanan eri / yayık çalan dişiyi
y(ay).okh.is-si’nden (yakasından) tutmak > tr. yaka+ lı+(ol)mak ~ yakala(n)mak; 2.
y(ay).oğh.at
* yaylı-oklu & yayık {yerinde duramayıp yay olan, yaylanıp, ok gibi fırlayan} atlı yiğit er / dişi; çin. hu-şi; y(ay).oğh.at > gr. (iota)
im-mi’nin kökeni;
y-u-f olsun yay-u-fi yapa-na! dönüşümü sonucu > ar. fakat; eng. but; Bkz: okh.or : ob.uç; 3. y(ay).oğh. uz : ini * dişi yay oğhuz’un /yayık kız er’in hazine yeri ~ hazne

y(ay).okh.(a(m))

yaka (im-mi)

 ini; uz im-mi’nin düşmesiyle y(ay).oğh : ini yile y(ay) &uz im-mi’nin düşmesiyle oluşan oğh.ini için Bkz: oğh.uz : ini; 4. y(ay).okh.sz : or / ol~ yok+sul; y-u-f olsun yay-u-fi yapana! dönüşümü sonucu > lat. fuccare ~ eng. fuck+er; ar. fukarâ, fakir, muhtaç; f ~ p dönüşümü & uz im-mi’nin düşmesiyle lat. pauper, old fr. povre > middle eng. poure ~ eng. poor; 5. yoğ ~ yoh * oğh.uz.am’ın   y(ay).er.at : ış.oğh.uz.am.or buyruğundaki şık / ışık / aşk & şuur yaratış / yere erat atış @ işit / işerat / eyit eylem im’lerinin yit(iril)mesi sonucu oluşan durum; yok; yok oruş ~ oluş; “dedi ki yoh, yoh! –Karacaoğlan, Turkish folk poet, 15th c.”;
6.
y(ay) im-mi’nin Rus abece’sinde D im-mi’ne dönüşümü yile > rus. da!.. (evet) & oğh im-mi’nin yu üngü veren   im-mi’ne evrimi; Germen dillerinde “ja!  jawohl!., jahre” gibi sözlerde y üngü veren J im-mi’nin kökeni; im’lerin yer değiş tokuşu (metatez) sonucu (y).oh @ oh.(y) > gr. οξί, ohi; eur. n+o; non / nein; 7. yayık * döverek sütün yağını çıkaran elat / alat > ar. âlet; is.üt : (ot.or.(am)) : y(ay.eb).er.ng : y(ay).oğh-ğhu * tarım yerin ot yer toro canın süt veren eberin [eşinin] yayık yağı > toro / terra+ya(yı)ğı ~ tereyağ; gr. la’di; ar. zey’t /+un; lat ~ eur. huile; olio, oel / oil / öl; olaj ~ ölji; bu sözcüklerin görsel dönüşüm sonucu y(ay).oğh imlerinden türediği açıktır; y(ay) im-mi’nin oğh im-mi içindeki z im-mi’ne dönüşümüyle > tr. zağh+lamak / +cı > {yağ ile} bile+mek / +yici; 8. yay * yer yüzü çeperi, görüş alnı & alanı; yayık ~ (y)uyuk ~ ufuk > ar. ufk+î; eur. horizon / +t; Bkz: y(ay).sz.okh; okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta; oğh.y(ay) ~ okh.y(ay);

Taş üzerinde y(ay) & okh (yay & ok / er & dişi / yayık / yazma & okuma) damgası, Senanque, Fransa; y(ay).ür.üng : il.nda ~ yürüng+land > Frank(en)-land ~ Frankreich / France ilindeki bu yerin adı, Sinan-köy’ü çağrıştırmaktadır; [sin+an taş yapılar, gömüt & anıtlar yı(&)la onları yapan taş ustaları demektir: am.im.er : sin+an > Mimar Sinan]; Belki, oğh.us. (can) : kon.y(ay).eri (Gascogne)’nin id.oğh.us : nç (iduk duacı okhus’ların dokuzuncu kazanç & kızınç) köyü de bu Senanque (sönankö) denilen köydür.

Foto: David Heald, Architecture of Silence, NY, 2000

y(ay).okh : ış.oğh.lu * yay’ı & ok’u parlak ışık yayan; yay (dişil) & ok (eril) niteliği ışıklı, aydın; yazması & okuması ayık / uyanık kişi; yay kuşaklı ob.oğha : ot.or (boğa / toro ~ bağhatur) at.am (ata & adam); yakışıklı in.(cin).san; fars. yahşi & bahadır; eng. handsome, something or someone pleasing and dignified in form or appearance; generous or copious; marked by or requiring skill or dexterity; tr. ış.oğh.lu : ol.uk ~ ışıklılık, ışıklı & şık olma durumu > ger. schicklich+keit; Bkz: at sürerken; [ b.ğh.a : t.r.kh.n ]; [ yaygur uygur ]

y(ay).oğh.er

y(ay).oğh.er * in(cin)san’lara dişi yay & erk ok erin ebe+er olup bir’leşmesini; yazmayı & okumayı; [ışokh] olup yaymayı; saymayı; kağıt & kalemi; takvimi & saati; harita & pusulayı; tarımı, üretimi; sanatı & zanaatı, ttr., ttr. erdem & becerileri, özetle uygarlığı üç.ay.or.uç (trigram) imler ilen öğreten y(ay).oğh.er ~ yoghi; y-u-f olsun yay-u-fi yapana! dönüşümü sonucu > Fo-Hi, söylencesel & ölümsüz Çin imparatoru; “Bergier, Jaques, Zamanın Gizli Sahipleri, çev. V. Gülşen Üretürk, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 1990, s. 28-37”; Bkz: [ zamazingo ]

y(ay).oğh.or ; y(ay).okh.or

 

Foto © MS Encarta / Orkhun Yazısı © 1991 Doğan Türker

y(ay).oğh.or : ot.oğh * 1. yukarı otağ / yayık yurta; yay-okh{-khu} kur olan (kurulan) uğur ortağ ~ ordu yeri; Türkçe Yakartağ’daki yarım ay ~ y(ay) im-mi’nin görsel aktarımda D im-mi’ne; sescil evrede ise y ünsüzünün c ünsüzüne dönüşümü sonucu > Djakarta (Cakartağ, Endonezya’nın başkenti); 2. yakar tağ / yakarı tağ; (y)uğur tağ / dağ / oda; dönerek (retro @ örter) okuma yıla kor akar korku tağ > Krakatau, Endonezya’nın Sumatra & Java arasında bir yanardağ adası; oğh ~ okh özdeşleşmesi sonucu y(ay).okh.or : ot.oğh ~ yukarı otağ & yakar / yakarı tağ * yay-ok / dişi-er / yazma-okuma kor; yakar / okur yukarı yakarı otağı, odası & dağı;  yakar kut dağ eteğinde kurulu yakarı tapınağı (tent / castle {settlement}{at} (Sky*rooT = heaven & earth) : burning : mountain); by retroactive @ reading, kor.akar : kara : korku tağ (lava flowing : black : fright{ful} : mountain), all indicating an ancient & catastrophic event that took place in Indonesia; it is possible that the words korck in Low German; core and crack in English; kırık (= crack{ed}); korku ~ (k)hor(k)+ror, fright), and the proper name Korkut in Turkish have all been related to such big incidents –DT > eng. Kra·ka·tau or Kra·ka·to·a. A volcanic island of Indonesia between Sumatra and Java. A violent explosion in August 1883 blew the island apart and caused a tidal wave that killed more than 36,000 people (AHD); Bkz: [ Djakarta & Krakatau ]; ış.oğh.or : ot.oğh; gök.y(ay).ol.ng : ot.oğh

y(ay).oğh.ng * yay yı(&)lan okun / dişi yi(&)len er’in / yazım ıl(&)an okuma’nın uz.am / uz.am+an içinde birbirleri yile olmaları gereken göreceli konumu; yakıng yer ~ yakın; oğh.ng.yer > old. eng. nëar ~ ner ~ near; y(ay).oğh.ng # sz.[y(ay)].oğh.ng * yakın olmayan; uz.ok.[y(ay) : er] ~ uzak (yer).

y(ay).oğh.uz.uç-ça

y(ay).oğh.uz.uç-ça * 1. yay & okh’lu yağız, yavuz o kuz uç / üç et.(ür.ük) : oğh.uz (türkisch+oğuz / türkis stier) boy(ñ.uz)u’nun, boynuz tolgalı boyunun & öt.(ür.ük).ili, türkülü ötürük dilinin atı / adı;  yukarıda verilen örneğe göre, or.okh-khu.ng (orkhun) imlerinin or.ng.okh-khu (run+ikh) imlerine dönüşümü sonucu y(ay).oğh.uz.uç-ça > doyç /+ça olarak aktarılmıştır; ger. deutsch+e(r) / deutsche sprache; günümüz tr. al(a)m+an & al(a)manca < fr. allemand /+e; Oğuz Destanları’na benzer bir Kırgız söylencesinde Kara-Han oğlu Alman-Bet anlatılmaktadır –B.Ögel, Türk Mitolojisi I, s. 300; Kara Han oğlu Oğhuz Khan benzeri bir Kırgız uyarlaması olan Alman ~ Amlak Han (?) adına eklenen -Bet eki -küç ya da -çük olarak okunur; karş. Çük Osman ~ Osmançük > Osman Gazi (1258-1326), Osmanlı Beyliği kurucusu –DT; y(ay).oğh.uz.uç : il.nda * yay & okh’lu yağız, yavuz o kuz uç / üç oğuz ilinde > deutschland; “Deutschland über alles!..”; 2. [y(ay)].oğh. (uz).er : mañ.(cin) * yay gerip oku uzağa eren, yay & okh’lu yağız, yavuz o güzel kuz oğuz er(ler) il(&)en okhuz oğher / öküz ökör sürüleri gezer / dolaşır cin canlar > eng. german; oğh.er : mañ. y(ay).er * gher.mang+yer(i) > gr. germania ~ lat. germania; eur. germany; 3. y(ay).oğh.uç-ça * yay-ok+ça ~ yayıkçı; eb.er : ob.oğh-ğhu.a(m) ~ eb.er : ob.oğh.a : il.nda süt & yağ üreten oymak; yayıkçı ül.igh-ghi & öt.ili (ülkesi & dili) > eng. dutch; yay.ok (ufuk)’a uçuç er > hol(e)+land+er; “Der fliegende Holländer (1841) –R . Wagner”; Bkz: [ Gotlar & Keltler ]; [ Leibniz & Kelt-İskit varsayımı ]

y(ay) : ol * yol; döl yolu / doğum yolu, bugün kümes anlamında; eti yenilen ya da avlanılan, tüyleri y(ay).ob.ol.ng (yolunacak) kuş türleri; eng. fowl; Bkz: yol yok, yumurta yok 

y(ay).ol.am-ma : eb.il.iğh-ğhi

y(ay).ol.am-ma : eb.il.iğh-ğhi * yay & dişi & ay olma (ayılma) / –ma; yayılma / –ma; uzam / uzam+an içinde {saman yolu’na} yol alma / –ma; oboru  (parayı) ~ oboluğu (bolluğu) yolma / –ma & yalama / –ma; yolunma / –ma ebe (ana) iliği ~ bilgisi; eylem & eylemme (eylenme) durumları # y(ay).ol : oğh * yay / yaz / eb / ob (yay’ın & yaz’ın ev’in & oba’nın) yol aldığı yer, tr. yalak & yaylak; eylem içinde olması gereken kişi > tr. aylak; [y(ay).ol].am : eb.il.iğh-ğhi * canın yerde yol alma eylemi bilgisi > lat. m½bilis < movibilis < movēre, to move ~ old fr. mouvoir, mouvant, mouve-ment(é) ~ mid. eng. mobil+e/ +ity; im+mobile; also move, movement; movie; Bkz: am : eb.il.iğh-ğhi; am.ob.ol : nçu

y(ay).ol : ış.(oğh) * ışık yayılışı, yalayışı; yay olan (yayılan) ışık yolu; yalaşık ~ yılışık {işik @ kişi};  eng. bending path of spreading light / radiation; flash, flashing light; Bkz: fi; ış.oğh

y(ay).or.oğh.[ış] ~ y(ay).or.oğh / y(ay).or.okh * yay orak / yarak (savut); ayrık or (altın) ok > eng. arrow; fr. flèche; “We are in the mighty arrow and from the hidden bow. –Abdal Musa, Turkish sage & poet, 14th c.”; “[Apollon] gümüş yay’ın eşsiz kullanıcısıdır, uzaklara {altın} ok atıcıdır –Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Tanrıları, s.44”; “Günümüzde bambaşka bir mânâda, erkeklik organı karşılığı olarak kullanılan ‘y...k’ sözü eski Türkçe’de ‘silâh’ demektir, asırlar öncesinden kalma metinlerde çok sık geçer –Murat Bardakçı; Hürriyet, 16 Temmuz 2006”; y(ay).or.oğh.ış @ ış.oğh.or.y(ay) > sans. işu, ok ~ isi & iswara (hindu mötüşünde isis & osiris’in karşılıkları); tr. özelad. Şora / Şoray; Bkz: y(ay).er.okh , çizim / graphic.

y(ay).or.oğh : oğh.uz.(am) ~ or.oğh : uz.am *  1. kut doruktaki altın orak & Gök*köG dokuz oğhuz can, altın kut okuma (Livre d’or; Good Book) ile altın kut orak’ı veren, Gök*köG ulusu ulu oğuz us (ulu akıl, ilahî şuur; divine reason) & uzam oku (acunsal erk; cosmic {conscious}energy); yarat+okh / +an * yaratan (tengri) oğhan’ın yarattığı şuur & şuur’lu yaratık; “Türk şamanlarına göre, her ulus oluşurken Gök Tengri bir altın ışık biçiminde yer yüzüne inerek o ulusu kendi tin’inin soluğu ve dölleyici gücü ile kutlu kılarmış. –Ziya Gökalp; Türkçülüğün Esasları, s.151”; 2. or.oğh : uz.am * orgazm, cinsel birleşmede altın yay & ok / altın yarak & yarık ıl(&)an uzam / uzam+an’ın orağında doruğa ulaşmak; gr. orgasmos, orgasmos, swelling, excitement; eng. orgasm worm hole ~ warm hole; id & y(ay) imlerinin değişkenliği için Bkz: fi; ış.oğh.or; (id).or.oğh : oğh.uz. (am)

y(ay).or.okh : at.eri * altın yay {ılan}ok, yarak (savut) atan atlı er; ayrık ater, “sürüden ayrılan atı / eri kurt kapar”; Bkz: y(a)y.(or. okh-khu).ng: uç.eri ; ot.okh.ng : at.akh.ng;  jeo. ayrık kat (y)eri, bir madenin kırılması & kırık bir madenin yüzeyi; kayadaki çatlak; y-u-f olsun yay-u-fi yapana! ilkesince > lat. fr³ct¿ra, from fr³ctus, past participle of frangere, to break ~ old fr. ~ mid. eng. fracture; Bkz: kırık ok, broken arrow > crack!.. , çizim / graphic.

y(ay).or.okh+nçı * ayrıkınçı, yazma ya da okumanın ayrık olması, ayrılması, ayrıksanması; 1. y-u-f olsun yay-u-fi yapana!: et.ür.(is).ük.iç-çe (etrüskçe & türkçe) y(ay) im-mi’nin gök.er+en ~ g(re)ök+en (griechen, greek) dilinde Φ phi (=fi) im-mi’ne dönüşümü uyarınca, ayrık ~ yarık ~ yark’tan > ar. fark; fark+lı+lık, farkındalık; lat & eur. dif.fer+ence / ent+ial; ayrı(k)lık, ayırmak, ayrım ~ yarım; yarmak; 2. y(ay).okh-khu : y(ay).or.okh+nçı; 3. tolun ay & yer ilen amay ana’nın eril & dişil ögeleri ikiye bölündüğünde y(er : am).ay ~ yarım ay’dan y(ay) iminin ortaya çıkışı; ana dilimizdeki bu olgu başlı başına bir tansık (mucize) sayılmalıdır u “o saat yaklaştı, ay yarıldı; bir mucize görecek olsalar yüz çevirirler ve ‘süregelen bir büyüdür’ derler –Kuran (Kamer / Ay) 54 : 1-2”.

y(a)y.(or.okh-khu).ng

y(a)y.(or.okh-khu).ng : uç.eri * oğh.uz : khan.(am)’ın kız+ışık kıt kuzu kız+(ış.oğh).an (kızan şogun)’larına verdiği ob.y(ay).or.oğh (buyruk & bayrak) doğrultusunda, or (altın) yay & boz (gümüş) okh’lu yeng-güç : yarak’ın (muzaffer silahlı güçün) yang : uç.(y)eri (yan ucunda) yang-geç : yürük.ng (yengeç yürüyüşlü), erek.nge : uç.or konar, yarık.ng içeri geçer kork.nç : yay & ok.ngu : kur.ng (yay & oku kurulu, gergin, tetik), yang : uç.arı (genç dinamik) uç.eri (öncü kolu savaşçısı); üp/f.üng.öt.ük (fonetik) süreçteki geniz ñ ya da ng ünlüsünün > n ünlüsüne dar+olumu (daralımı) & yay.ng : uç.eri ~ yeng.uç.eri > yengiçeri ~ yeniçeri; ne y(ay).sz.okh kim bu oluşum göz önüne alın(a)madığından, Osmanlı ordusundaki mehter takımı’nın “iki adım ileri – bir adım geri gittiği” ileri sürülmüş (!) am : ma bunun özgün biçimi, anlamı & kapsamı açıklan(a)mamıştır; Bkz: [ Doğan Türker ile Söyleşi ]; [ Minateri ]

y(ay).ür.üng ~ y(ay).ür.üğh * 1. ay / yer ayıran yay’ın / dişi erin ürünü / rengi; yürüng; nasal ñ ~ ng iminin düşmesiyle > yürük ~ yörük oymakları / ırkı; y-u-f olsun yay-u-fi yapana!  ilkesince yürüng ~ fürüng / freng > fars. frenk & frengistan; osm. frengî, avrupaî; ar. frengi, fransız hastalığı (syphilis); > lat. Francus, Frank; ger. frank / +en (franklar ~ frenkler); fr. franc; eng. frank, açık, açık sözlü; saf, içten, özgür; Bkz: y(ay).ür.üng.iş-çe / iç-çe ; 2. yürüng (yürük ~ yörük) oymağının er / dişi üyesi birey; Bolivya’da yerli bir incin (injun) oymağı > Yurucare (Yürük+eri); ABD kuzey California kıyısı yakınlarında Yurok yerlileri; rus. İurig ~ Yuri; y(ay).ür.üğh @ üğh.ür.y(ay) * gür yay > tr. özelad. Güray ~ Giray; eng. Gary / Gere ~ Jerry;  y(ay) im-mi’nin D im-mi’ne dönüşümüyle > ger. Gerd; fr ~ eng. Gerard; 3. y(ay).ür.üğh : gen * İ.Ö. ± 1200 yıllarında Trakya’dan gelip kuzey batı Anadolu’da yaşamış yürük : can ~ yörükcan oymağı > Phyrig+ia+n (Frig+ya(lı) / +can); Bkz: mang+deresi; otor.ova

y(ay).ür.üng : er * ay / yer ayıran yay’ın / dişi erin ürünü / rengi; yürüng; nasal ñ / ng iminin düşmesi sonucu > yürük ~ yörük, yörüngede / yörede yürüyen er / kişi; y-u-f olsun yay-u-fi yapana!  ilkesince yürüng+er ~ fürüng+er > eng. foreign+er; çoğul kipi y(ay).ür.üng : (er)+en, dişi (ana) ürünü, yaya yürüyen er+en(ler) ~ yörük+ler > fr. frank+en; ger. jürgen; y(ay).ür.üng : (oğh).uz > français; özel ad. Franz; François+e; y(ay).ür.üng : y(ay).er : ot.oğh+an * yürük ~ yörük yerlerin & yay üreten dişi & erlerin otağları / dağları > fr. montagnes jura / jura mountains; yörük (fr. jura) dağlarından yerbil. period jurassique, mezosoik çağın ikinci dönemi; Bkz:
y(ay).ob.ng; y(ay).ob.ng, harita / map

y(ay).ür.üng.iş-çe / iç-çe * yürüngçe > fürüngçe / firenkçe ~ frankça > eur. französisch / +e sprache; français ~ french.

y(ay).ür.üng : y(ay).or : ot. (oğh+an) ~ yürüng : yurt * yürünglerin / yörük canların yayıldığı yerlerde / yurtta ürettikleri yurtalar / otağlar; yurt yazısındaki y(ay) damgasının j im-mi’ne dönüşmesiyle > swed. jord; “y-u-f olsun yay-u-fi yapana!”  ilkesince fürüng furt > ger. Frankfurt (am Main); frankfurt+er, yürüng : yurt’ta yapılan bir tür sucuk; Bkz: oğh.us : yurt

y(ay).sz.okh @ okh.sz.y(ay) * yaysız ok ~ yazık @ oksuz yay ~ öksüz dişi > (ış)oksuz (ışıksız) ay; anasız oğul, babasız kız; cücoksuz ana; yaysız (dişisiz) ok (er) / oksuz (ersiz) yay (dişi); yazısız okuma @ okumasız yazma; belgesiz / bilgisiz yargılama yapan yarım aydın; düşünmeden konuşan papağan ile konuşmadan düşünen hindi (Ulu akıllı evrensel bilgemiz oğh.(us).can > Hoca Nasreddin), ttr., ttr. için yeniden kurgulanmış at.a(m) : is-es : öz.üngü (ata sözün öz sesi) “y(ay).sz.okh atılmaz, okh.sz.y(ay) gerilmez! –DT”; okh.sz.y(ay)+an * oksuz yaylar; ersiz / çüç+oksuz dişiler; babasız öksüz kızlar, (ış)oksuz aylar, yazısız okumalar; belgesiz / bilgisiz yarım aydınlar, ttr., ttr. > fars ~ ar. zîyan / +kâr, zarar veren; okh.sz.er, oku / erki olmayan erk(ok) > ok im-mi’inin L im-mi’ine dönüşümüyle > eng. lose / los+ing, loss & los+er; also less / +er; ger. losgelöst.

yazık * Bkz: y(ay).sz.okh @ okh.sz.y(ay) 

yeni * Bkz: y(ay).ing.(ök.(+id)).oğh.(ış) @ ış.oğh.id+ök.ng.y(ay); y(ay).ing.i ~ yeni, çizim / graphic. 

yeniçeri * Bkz: y(a)y.(or.okh-khu).ng: uç.eri 

yenisoldat, le * II. Mahmut’un ordusu Nizâm-ı Cedîd için yürüng : iç-çe (fürüngiççe, frankiççe, frenkçe) belki tutulur at önerisi; un nom français; Bkz: yeniçeri 

yepyenisoldier, the * Cumhuriyet ordusu (TSK) için am.er.okh+an dilinde belki tutulur at önerisi; Bkz: yeniçeri 

yol yok, yumurta yok * 1. yolu / döl yolu / doğum yolu ob.ol.ng bol olmayan & bulunmayan; tüyleri y(ay).ob.ol.ng (yolunacak) kuş türlerinin yumurta yapamayacağı olgusuyla ilgili at.a(m) : is-es : öz.üngü (ata sözün öz sesi); ön koşulları için gerekli y(ay) : oğh). or / ol.at > yol  > eur. rota, route, road; ar. tarıkh’ların yokluğunda beklenen y(ay).am.(oğh) : or.at.am (yamuk ortamlı > elips merkezli yumurtam)’sı son.uç.ng yolamayacağı id.oğh : öt.ür.üngü (kut dua okuma otacı’nın / doktoru’nun ürünü ~ doktrini); y(ay) : oğh).or / ol : akh.ng : at.ob.ol.or * dişil uğurlu akıntısının atılacak & yoğrulacak olan yakın topları / lop yumurtalık yolu > eur. fallopian tube; 2. y-u-f olsun yay-u-fi yapana!  ilkesince, öt.ür.ük.iç-çe y(ay) im: mi üp/f.(ür). üng.iç-çe (üfürüngcü furuncu yürüng / phoenix ~ fenike firenkçesiyle) phi (Φ > fi) im: mi’ne dönüştüğü için yol sözcüğü de+ fol+(ol).ap çıkmış, bundan anlamca def+folluk sözcükler ötür+evlenmiştir > eur. fou / faux, fool / fowl, foul; fall+ing, fallacy / false / fault, etc.; Bkz. örnek değişim  yürüng+yurt ~ fürüng+ furt > ger. frankfurt; oğh.us+yurt > eng. ox+ford, etc.; Bkz: y(ay) : ol

y-u-f     yay-u-fi

y-u-f olsun yay-u-fi yapana!.. * 1. et.ür.ük : is.okh.at.iç-çe (türkçe, sakha, iskit & etrüskçe) yı(&)lan üp/f.üng : (öt.ük).cin (fenike / phoenician) dilinde kullanılan y(ay) im-mi’nin gök.er+en ~ g(r(ö)e)k+en ~ G(r(φ)e)K > (griechen, grecian; greek) dilinde Φ (phi ~ fi) imine dönüşümü sonucunda, bilge erenlerce “yf olsun yay-u-fi yapana!..” kınamasının dile getirilmiş olması doğaldır; 2.  et.ür.(is).ük : can * (etrüsk; etruschi, etruscan) kültürü sonucu gelişen Latin abece’sindeki V > U harfi, or.okh-khu.ng (orkhun ~ runikh ~ khor’an) damga yazısındaki o / u im-mi’nden; Y ile İ ya da J harfleri, kimi durumlarda D harfi bile, bu y(ay) im-mi’nden evrimleşmiştir; y(ay).am.er.{ok}, yay (ay; deniz ana ~ dişi & erek erk ok / yum(u)ruk) amrak, yavuklu > eng. dear / +ly; year, jahre; gök.er+en ~ G(r(φ)e)K (griechen, grecian ; greek) dilindeki Φ (phi = fi) imi ile y-u-f ünlemini doğuran dönüşümün koşutu, Latincede de y-u-v biçiminde ortaya çıkmıştır > lat. iuv+enis ~ iuv+enilis, genç, genç oluş; fr. juvénile ~ eng. juvenile, gençliğe değgin; lat. i+esus ~ jesus; ger. jaw+ ohl; tr. y-u-v olsun ~ y-u-h olsun !; yavu ~ yahu !; eng. yahoo!; aye aye!; you have ~ you’ve..; am. eng. “yip-yip-yippee!..” & yuppie; 3. orta çağ us.oğh. uç : il.nda (in the Scotch+land)  kara kazan çevresinde ‘büyü iksiri’ kaynatan cadı ~ kadı(+n)’ların söylediği “fii, fey, fuu, fem!..” gibi gizemli sözlerin, Doğan Türker’in fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemindeki “y-u-f olsun yay-u-fi yapana!..” ilkesine göre “yii, yey, yuu, yem!.. > seni açken yiyeyim, yiyip tokken uyuyayım” demeye geldiği düşünülebilir (W. Shakespeare’in Macbeth oyununda bir bölüm); Bkz: yürüng+ yurt 

yürüngişçe * Bkz: y(ay).ür.üng.iş.iç-çe

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

51