|
ya * 1. ok, yay·(DLT. I, 280,
496, 500, 501; II, 7, 37, 5059, 61, 65, 66, 67, 68, 97, 98, 114, 134, 138,190,
198, 205; III, 16, 50, 59, 73, 78, 215, 219, 239, 318, 331, 370, 407, 409 § ya
bagrı; yayın orta yeri· I, 360); 2. ya ya da
va * “vay” anlamına, söz söyleyen veya emreden kimsenin emrini inkâr
yerine bir söz (DLT. III, 215); Bkz: yaratan * Bkz: (y(ay).er / el : at.(ış.oğh.(uz.am).or)+an ▼
ya-sin
* Kuran’da 36. sure; adı, sure başlarında aramça ~ arabça olmayan
ve bugüne dek içgin anlamları çözümlenemeyen göksel (ilâhî)
iş.ör.öt : im.iz’den biridir; “ya
insan!” demeye geldiği var sayılır. Bkz: yavuzuçça * Bkz: y(ay).oğh.uz.uç-ça ▼ y(ay).am.(oğh) : or.at.am * yamuk ortam yaratımı & yaratığı, yumurta; “yumurtam or (altın) atam” > eur. folk. “altın yumurtlayan kaz (goose with golden eggs)”; Bkz: yol yok, yumurta yok y(ay) : ap.at.er * Bkz: (y(ay).(ış.oğh : uz.am)). ap.at.er ▼
(y(ay)).ap.en+is.el ~
(y(ay)).ap.en+sil
* yazıp yaptığın ayıpını sil+en el.at ~ âlet; dişil öge
(y(ay).er / el : at.(ış.oğh.(uz : am).or)+an ~ yaratan * 1. tengri, yaratan; yaratıcı akıl, evrensel erk, kozmik enerji; aton-ra / amon-ra; ilâhî şu(ğ)ur; eur. divine reason; şiva; monad, dio, deus; gott ~ god; eloh+im, ilâh+e(r), ttr., ttr...; “okh-khu.y((ay).er.at.ng)’dan gelen okh-khu.y((ay).am.at)’a gider”, güncel dilde “(o yüce yaratan) hay’dan gelen (o koyu / kuyu kıyamat) huy’a gider”; hayhuy, gürültü, patırtı, düşüncesiz eylemler; 2. y(ay).er / el : at.ış * yer’e / ay’a & dişi yıla+an er’e el atış / ötüş işi, “size kendi el. iş.(ör.et).im.iz’den s-s ek iz’ inde sekiz türlü zinde ötürülü ses uğur verdim hâlâ ış.okh.or : öt’meyecek misiniz? –T.G. Koran, 36:70-72; Rab’bin bu sorusuna kulların yanıtı: “ış.okh.or : öt.ces & et.ces @ sec.te ~ secde –DT ”; yarlatış eylemi ~ yaratış işi > eng. {the act of} creation; y(ay).er : at.ış / öt.üş / et.iş @ et.iş / öt.üş / ış.at : er.y(ay) > eur. star / shatter ~ chatter; stella ~ stela; hi+story; Bkz: [ fiat lux!.. ]; alm; [ Eski Türkler deist miydi? ]
(y(ay).(ış.oğh : uz.am)).ap.at.er * öbür adı yıla b.ğh.a : t.r.khn : ğh. uz : khn.(am) > y(ay).ış im-mi’nin dy im-mi’ne dönüşümüyle > hint. Dyaus Pitar; hinduların kutsal bitiki Rig-Veda’da gökten böğürerek inen ve altın çağda tüm dünyayı yöneten kızıl boğa / gök tengri; ger. özel ad. Schweitzer; ış.oğh.uz @ uz.oğh.ış > gr. zevs pater (zeus pater); ış.okh.ng (shock+ing) ış.ım : iş.okh (şimşek) y(a+y)er+atan, ay ıla yeri, yay (dişi) ılan eri ayırıp, yay olan yere atan yaratan öt.ür.ük : oğh.uz : id.eb.er+en (türk-oğuz kutlu dev ebe erler > turqu+oise titan) tanrılar; et.ür.(ük) : is.okh.at’lardan yapılan alıntıda y(ay) : ap.at.er; y(ay) im-mi’nin j ya da i im-mi’ne dönüşümüyle > lat. iuppiter ~ jupiter (yupiter); am. eng. “yuppiee yippee hoo!..”; (ış).oğh+an > tr. ışık oğhan(lar) / tengri ~ tanrı(lar); şan, han, tien-şan (tengri / alt (yüce > altesse) ay ~ altay dağları; jap. shogun, gök (tengri) yolunda hak savaşçısı / ışık han(+lar); eng. lords of light; ış.oğh. er : y(ay).oğh.uç-çu > eng. sheriff (of) sherwood; Bkz: ış.oğh.(uz.am)+an
y(ay).er.am * tolun ay y(ay).er / el.gen * ay-yer yaygısı, yayılmış el ayası kenarı, yel geni > yelken; eur. flag / +gen; flagellen; Bkz: el.nda y(ay) : er.gen : er.at.ng * ay yıla+an eri, yay (dişi) yile+en eri ayıran, aydan yere atan, ergene+kon(an) yergin / yorgun / ergin erat’ın (kişilerin) geni / yer cini ~ canı & yini; gen yaratan erg (energi); bu yaratımın yin+elen’mesi > lat. genus, doğum ~ gener+are & regenerare, üremek; yenilemek; yeniden doğmak; eng. regenerating energy; Bkz: am.(la : al).ma; alm; (a)m.im
y(ay).ıl(&)a+an > (y)ıl(&)a(n) *
1. Türkçe’deki ses uyumu kuralınca (y)ıla /
+ı(y)la / (y)ile / +i(y)le gibi esnek biçimlere giren, “Ali (y)ile
Veli” yilen “akıllı
(y)ıla(n) uslu” gibi ünglü sesler arasında y &
ñ ~ n ünsüzleriyle
deyişe akışkanlık kazandıran, özgün dizilimi, niteliği,
edimi ya da konumu ortak iki özne ya da nesnenin birlikteliğini belirten
bağlacın Gök*köG
Bitşik damgası; 2.
y-ı-l-a-n : uç.iz.im’leri yile yapılmış
is.im.öge > &;
(oğh/ okh. uz).am : ap.(y(ay).er.is.nda
> gökle yer,
yerle ay, yayla er arasında erişim yarışım işinde > eng.
&,
ampers+and;
y(ay).ış.am * yaşam; gök tengri+(i)ç-çe am.(y)ay ~ am.ay ana’nın ışımı; yaratılıştaki dişil can ışımının yay oluşu, yayılışı; eyl. yaşamak; y(ay).ış.am+an * çoğ. ışım yayan yaşamların dişi ay şaman’lar(ı); yasemin ~ jasmin(e); yeşim / yada taşında yaşamın canlanması inancı; gr. bioV, bios @ zwh, zoi; lat. vivio / viva+ce ~ it. vita; fr. vivre / vie; eng. live / life; ar ~ osm. hayat; heb. khayim; Bkz: y(ay).ing.(ök.+id) ▼ ; (a)m : im; am.(y)ay : im-mi y(ay).ış.(am).or / ol.ot * 1. yaş yerde yaşam ışım (ıla) yayışır, ışır, yaşar ~ yaşıl / yeşil olma ot.or.am.nga (tarım & durum’a) eren ot; y(ay) & am imlerinin düşmesiyle şalot / şılot > üngsüz ş ~ s dönüşümüyle de sılot / salat > gr. salata, salata; eur. salat, salad, salada, salade; it. insalata ~ sp. ensalada; ar. salada; 2. (am).or / ol.ot * sulu, canlı, sevgili yerde oluşan, şılot ~ salat yapılan yaprakları or.ol.ot > rulo / rulet sarımlı ot, marul; y(ay).ış.(am).ol.ot.{ng}.aşı ~ lotaşı > eng. lettuce.
y(ay).ış.oğh / y(ay).ış.okh *
Açıklama düzenleniyor;
y-u-f olsun yay-u-fi
yapana! ilkesince fişok ~fişek; Bkz: y(ay).ış.or * ay & yay’ın (ufuk / yörünge / dişil’in) yaydığı erg il(&)en ışır, yaşar, yeşerir & yeşil olma ot.or.am-mı (durumu); Bkz: ür.üng (y(ay).ış.(ot).or : oğh.(uz.am.er.at)+an ~ yar : oğh+an * ot (kızıl) or (altın) ışık yayan yıldız kökenli yarık / yarak / yaruk (parlak) oğhan (tengri / kutsanmış)’lar & yarağ+an (ış.nç : eb.er+en ~ şans çeviren & sevinç veren) hanlar; yaroğhan, tengri yardımcısı; eng. god’s deputy; y-u-f olsun yay-u-fi yapana! dönüşümünce far+oğhan ~ far+ağon > güncel tr. firavun; eng. phar+aoh, king(s) of light; Bkz: Gök*köG : farağon, çizim / graphic. ((y(ay).ış.ot.or).oğh.(uz : am.er.at).okh-khu.ng : uç+on : öt.il.üng : oğh-ğhu * Bkz: okh uçlu koç başlı oğh uz kuş (han)lar |
|||||
|
y(ay) : ing.i ~ yeni * Açıklama düzenleniyor; |
|
||||
|
|
y(ay).ing.(ök.+id). oğh.(ış.am) @ (am).ış.oğh. (id+ök).ing.y(ay) * 1. gökteki ök (ana) yayın kut yaşam (ya)yang incik ışıma doğ(ur)uş; yay (dişi) eniki @ meşk, aşk, ışık dökünen gök ingen, incin yay / ay; ışık döküp saçan ufuk yayı; 2. y(ay).ing.ök > y(ay).ing.i ~ y(ay).inc.(en) * gökteki ök (ana) yayın kut yaşam (ya)yang incik ışıma doğ(ur)an (dişi) yayı; 3. y(ay).ing * gökteki ök (ana) yayın kut yaşam (ya)yang incik ışıma doğ(ur)uş ürükü canlar; yay (dişi) & ok (er) enikleri, tınç ~ dinç eril / dişil erleri, tr. yañi ~ yeñi (DLT. I, 376-12; III, 369-4) > eur. iuvenis ~ giovane ~ joven; jeune; geong ~ yong ~ young; jong; jung; ob.y(ay)’a (o bay obaya) katılan yeni gelin, yenge; yeni (ay) ~ yenice; inc.(in) : ay, yay-encik ince(le)n yeni ay > eng. young, crescent; ar. hilâl, gedid; (i)ng.oğh.ış > gr. neos, genç; eur. novus, nova, nouv+ eau / +elle; neu ~ new; pers. nev, ttr., ttr...; Bkz: y(ay).ing.i ~ yeni, çizim / graphic ▲; b.ğh.a : t.r.khn : ğh.uz : khn.(am)’ın üç parçaya ayırdığı or (altın) yay & gökte oturan ış.ot.or toro (kızıl altın boğa)’nun yaydığı yaşam ışımakı > jap. ataraşi, yeni; Gök*köG Bitşik kaynaklı bu has sözçük’ün gök+ingi : kök+üngü’nü hintçede arayan til(sz)cilerimiz bile var; “hal-hal hilâl helâl ossun onnara, hay aval(hal)la, ç!k, ç!k. –DT.”; valhalla < su.am : (y(ay).er.ng) : oğh.oru, suomi / fin ugor boylarının gök uçmakı (cenneti); Bkz: G(ök).uç.am.okh.ng+ öte | ||||
|
y(ay).ng.or * yanar olup yayılan ot & ış.oğh; y-u-f olsun yay-u-fi yapana! dönüşümü uyarınca > gr. fanari ~ tr. fener; “Yanıyor mu yeşil köşkün lambası, vay?..–İstanbul türküsü”; y(ay).ng.or.ng * or (altın) yayın (çevren / ufuk) yanar oluşu; yay olan yer yangını; Bkz: çakmak-cin : çıra(ğ)sı
y(ay).ob.ng * yobung ~ yabañ;
1. eğri, değirmi yay; tr. kuzey pasifik denizinde eğri, değirmi
yay gibi görünen yer; y(ay) im-mi’nin j ya da i
im-mi’ne & j ~ c ününe dönüşümüyle > eur. japon; japan; jap.
özgün adı nippon; Bkz:
y(ay).ob.ng : cin * 1. yobung+cin ~ o yay obanın / yayban ovanın yabañ cini / canı / üyesi; 2. yay gibi yaygın ovanın ıssız yer cini; evcil+leş diril+memiş yerde yaşayan & oradan gelen kişi / hayvan ya da bitki türü > tr & jap. yabañ.ci(n) ~ yabancı ► y.b.ñ.c imlerinin geriye (retro @ örter) okunuşu yıla c.n.b.y > ar. ecneb, 1. garip, yabancı [kişi]; 2. sert başlı [at]; ecneb+î, ecnebiyye+t; u ayrıca ar. cenâb (ulu), “cenab-ı hak”; pers. nââşnâ, nâşinas; eur. xsenoς, ksenos; fremd / foreign+er / wild; estraneo, strang+er, étranger; Bkz: ış.ot.or.ng+er; y(ay).ür.üng : er
y(ay).oğh ~ y(ay).okh * 1. yay &
ok; 2. dişi & er; dişi yay & erk ok erin
ebe+er oluşu & bir’leşmesi;
3. yazmak & okumak; [ışokh] yaymak; yeğ olmak;
► b.ğh.a : t.r.kh.n : ğh.z : kh.n,
dönerek okh-khu’ma yılan obuğa / abağa
oturan ot.or.kan’lı bağatur boğa tarkan oğhuz han(ım)’ın oğhuzer güzel, kuz
kuzu, kıt kız’larına –kaç bin yıllar ve yer
yüzündeki savaşlar sonrası ata erkilleştirilmiş biçiminde dile getirildiği üzere
oğul’larına– üçe bölünmüş
bir altın yay <ıl(&)an> üç gümüş (boz)
ok! vererek buyurduğu oğh.uz : am.okh : öğh.öt.üng.ü
(kozmik enerji eylemi için Gök*köG Ana
Öğütü ► “Gün ile Ay ve Yıldız’a: ‘Kullanın
bir yay gibi; oklarınız erişsin, göğe deg bu yay gibi!’ // Dağ ile Deniz ve Gök’e:
‘Sizlerin olsun bu ok; yay atmıştı onları, olun siz de bir er ok!’
–Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi
c. I, TTK, Ankara 1989, s. 126-127”;
►
“Selçuklu sultanları, göğüslerinde
bir yay ve üç ok’ la dolaşırdı. Bu üç ok, onlara, ataları Hunlardan kalan
simgeydi –Yüksek,
Özcan, Hakikatçi, Doğan Kitap, İst. 2008, s. 202”;
eng.
bow & arrow; fe+male & –male; union of a
female bow & a male arrow for being functional; the act of writing & reading;
3.
y(ay).oğh. uz : ini * dişi yay oğhuz’un /yayık kız er’in hazine yeri ~ hazne ini; uz im-mi’nin
düşmesiyle y(ay).oğh : ini yile y(ay)
&uz im-mi’nin düşmesiyle
oluşan
oğh.ini için Bkz:
oğh.uz : ini; 4.
y(ay).okh. sz : or / ol~ yok+sul;
y-u-f
olsun yay-u-fi yapana! dönüşümü sonucu > lat. fuccare ~
eng. fuck+er; ar. fukarâ, fakir, muhtaç; f ~ p
dönüşümü & uz im-mi’nin düşmesiyle lat. pauper, old fr.
povre > middle eng. poure ~ eng. poor; 5. yoğ ~ yoh
*
oğh.uz.am’ın
y(ay).okh : ış.oğh.lu * yay’ı & ok’u parlak ışık yayan; yay (dişil) & ok (eril) niteliği ışıklı, aydın; yazması & okuması ayık / uyanık kişi; yay kuşaklı ob.oğha : ot.or (boğa / toro ~ bağhatur) at.am (ata & adam); yakışıklı in.(cin).san; fars. yahşi & bahadır; eng. handsome, something or someone pleasing and dignified in form or appearance; generous or copious; marked by or requiring skill or dexterity; tr. ış.oğh.lu : ol.uk ~ ışıklılık, ışıklı & şık olma durumu > ger. schicklich+keit; Bkz: at sürerken; [ b.ğh.a : t.r.kh.n ]; [ yaygur uygur ]
y(ay).oğh.er * in(cin)san’lara dişi yay & erk ok erin ebe+er olup bir’leşmesini; yazmayı & okumayı; [ışokh] olup yaymayı; saymayı; kağıt & kalemi; takvimi & saati; harita & pusulayı; tarımı, üretimi; sanatı & zanaatı, ttr., ttr. erdem & becerileri, özetle uygarlığı üç.ay.or.uç (trigram) imler ilen öğreten y(ay).oğh.er ~ yoghi; y-u-f olsun yay-u-fi yapana! dönüşümü sonucu > Fo-Hi, söylencesel & ölümsüz Çin imparatoru; “Bergier, Jaques, Zamanın Gizli Sahipleri, çev. V. Gülşen Üretürk, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 1990, s. 28-37”; Bkz: [ zamazingo ]
Foto © MS Encarta / Orkhun Yazısı © 1991 Doğan Türker
y(ay).oğh.or :
ot.oğh * 1. yukarı otağ / yayık yurta; yay-okh{-khu} kur olan (kurulan)
uğur ortağ ~
ordu yeri; ► Türkçe Yakartağ’daki yarım ay ~
y(ay) im-mi’nin görsel aktarımda D im-mi’ne; sescil evrede ise y
ünsüzünün c ünsüzüne dönüşümü sonucu > Djakarta (Cakartağ, Endonezya’nın
başkenti); 2. yakar tağ / yakarı tağ; (y)uğur tağ / dağ / oda; dönerek (retro
@ örter) okuma yıla kor akar korku tağ > Krakatau,
Endonezya’nın Sumatra & Java arasında bir yanardağ adası;
oğh ~ okh özdeşleşmesi sonucu
y(ay).okh.or : ot.oğh ~ yukarı otağ & yakar /
yakarı tağ * yay-ok / dişi-er / yazma-okuma kor; yakar / okur yukarı yakarı
otağı, odası & dağı; yakar kut dağ eteğinde kurulu yakarı tapınağı
y(ay).oğh.ng * yay yı(&)lan okun / dişi yi(&)len er’in / yazım ıl(&)an okuma’nın uz.am / uz.am+an içinde birbirleri yile olmaları gereken göreceli konumu; yakıng yer ~ yakın; oğh.ng.yer > old. eng. nëar ~ ner ~ near; y(ay).oğh.ng # sz.[y(ay)].oğh.ng * yakın olmayan; uz.ok.[y(ay) : er] ~ uzak (yer).
y(ay).oğh.uz.uç-ça * 1. yay & okh’lu yağız, yavuz o kuz uç / üç et.(ür.ük) : oğh.uz (türkisch+oğuz / türkis stier) boy(ñ.uz)u’nun, boynuz tolgalı boyunun & öt.(ür.ük).ili, türkülü ötürük dilinin atı / adı; yukarıda verilen örneğe göre, or.okh-khu.ng (orkhun) imlerinin or.ng.okh-khu (run+ikh) imlerine dönüşümü sonucu y(ay).oğh.uz.uç-ça > doyç /+ça olarak aktarılmıştır; ger. deutsch+e(r) / deutsche sprache; günümüz tr. al(a)m+an & al(a)manca < fr. allemand /+e; ► Oğuz Destanları’na benzer bir Kırgız söylencesinde Kara-Han oğlu Alman-Bet anlatılmaktadır –B.Ögel, Türk Mitolojisi I, s. 300; Kara Han oğlu Oğhuz Khan benzeri bir Kırgız uyarlaması olan Almam / Alman ~ Amlak Han (?) adına eklenen -Bet eki -küç ya da -çük olarak okunur; karş. Çük Osman ~ Osmançük > Osman Gazi (1258-1326), Osmanlı Beyliği kurucusu –DT; y(ay).oğh.uz.uç : il.nda * yay & okh’lu yağız, yavuz o kuz uç / üç oğuz ilinde / alanında > deutschland; “Deutschland über alles!..”; 2. [y(ay)].oğh. (uz).er : mañ.(cin) * yay gerip oku uzağa eren, yay & okh’lu yağız, yavuz o güzel kuz oğuz er(ler) il(&)en okhuz oğher / öküz ökör sürüleri gezer / dolaşır cin canlar > eng. german; oğh.er : mañ. y(ay).er * gher.mang+yer(i) > gr. germania ~ lat. germania; eur. germany; 3. y(ay).oğh.uç-ça * yay-ok+ça ~ yayıkçı; eb.er : ob.oğh-ğhu.a(m) ~ eb.er : ob.oğh.a : il.nda süt & yağ üreten oymak; yayıkçı ül.igh-ghi & öt.ili (ülkesi & dili) > eng. dutch; yay.ok (ufuk)’a uçuç er > hol(e)+land+er; “Der fliegende Holländer (1841) –R . Wagner”; Bkz: [ Gotlar & Keltler ]; [ Leibniz & Kelt-İskit varsayımı ] y(ay) : ol * yol; döl yolu / doğum yolu, bugün kümes anlamında; eti yenilen ya da avlanılan, tüyleri y(ay).ob.ol.ng (yolunacak) kuş türleri; eng. fowl; Bkz: yol yok, yumurta yok ▼
y(ay).ol.am-ma : eb.il.iğh-ğhi * yay & dişi & ay olma (ayılma) / –ma; yayılma / –ma; uzam / uzam+an içinde {saman yolu’na} yol alma / –ma; oboru (parayı) ~ oboluğu (bolluğu) yolma / –ma & yalama / –ma; yolunma / –ma ebe (ana) iliği ~ bilgisi; eylem & eylemme (eylenme) durumları # y(ay).ol : oğh * yay / yaz / eb / ob (yay’ın & yaz’ın ev’in & oba’nın) yol aldığı yer, tr. yalak & yaylak; eylem içinde olması gereken kişi > tr. aylak; [y(ay).ol].am : eb.il.iğh-ğhi * canın yerde yol alma eylemi bilgisi > lat. m½bilis < movibilis < movēre, to move ~ old fr. mouvoir, mouvant, mouve-ment(é) ~ mid. eng. mobil+e/ +ity; im+mobile; also move, movement; movie; Bkz: am : eb.il.iğh-ğhi; am.ob.ol : nçu y(ay).ol : ış.(oğh) * ışık yayılışı, yalayışı; yay olan (yayılan) ışık yolu; yalaşık ~ yılışık {işik @ kişi}; eng. bending path of spreading light / radiation; flash, flashing light; Bkz: fi; ış.oğh y(ay).or.oğh.[ış] ~ y(ay).or.oğh / y(ay).or.okh * yay orak / yarak (savut); ayrık or (altın) ok > eng. arrow; fr. flèche; “We are in the mighty arrow and from the hidden bow. –Abdal Musa, Turkish sage & poet, 14th c.”; “[Apollon] gümüş yay’ın eşsiz kullanıcısıdır, uzaklara {altın} ok atıcıdır –Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Tanrıları, s.44”; “Günümüzde bambaşka bir mânâda, erkeklik organı karşılığı olarak kullanılan ‘y...k’ sözü eski Türkçe’de ‘silâh’ demektir, asırlar öncesinden kalma metinlerde çok sık geçer –Murat Bardakçı; Hürriyet, 16 Temmuz 2006”; y(ay).or.oğh.ış @ ış.oğh.or.y(ay) > hint. işu, ok ~ isi & iswara (hindu mötüşünde isis & osiris’in karşılıkları); tr. özelad. Şora / Şoray; Bkz: y(ay).er.okh , çizim / graphic. y(ay).or.oğh : oğh.uz.(am) ~ or.oğh : uz.am * 1. kut doruktaki altın orak & Gök*köG dokuz oğhuz can, altın kut okuma (Livre d’or; Good Book) ile altın kut orak’ı veren, Gök*köG ulusu ulu oğuz us (ulu akıl, ilahî şu(ğ)ur; divine reason) & uzam oku (acunsal erk; cosmic {conscious}energy); yarat+okh / +an * yaratan (tengri) oğhan’ın yarattığı şu(ğ)ur & şu(ğ)ur’lu yaratık; “Türk şamanlarına göre, her ulus oluşurken Gök Tengri bir altın ışık biçiminde yer yüzüne inerek o ulusu kendi tin’inin soluğu ve dölleyici gücü ile kutlu kılarmış. –Ziya Gökalp; Türkçülüğün Esasları, s.151”; 2. or.oğh : uz.am * orgazm, cinsel birleşmede altın yay & ok / altın yarak & yarık ıl(&)an uzam / uzam+an’ın orağında doruğa ulaşmak; gr. orgasmos, orgasmos, swelling, excitement; eng. orgasm ► worm hole ~ warm hole; id & y(ay) imlerinin değişkenliği için Bkz: fi; ış.oğh.or; (id).or.oğh : oğh.uz. (am) y(ay).or.okh : at.eri * altın yay {ılan}ok, yarak (savut) atan atlı er; ayrık ater, “sürüden ayrılan atı / eri kurt kapar”; Bkz: y(a)y.(or. okh-khu).ng: uç.eri ▼; ot.okh.ng : at.akh.ng; jeo. ayrık kat (y)eri, bir madenin kırılması & kırık bir madenin yüzeyi; kayadaki çatlak; y-u-f olsun yay-u-fi yapana! ilkesince > lat. fr³ct¿ra, from fr³ctus, past participle of frangere, to break ~ old fr. ~ mid. eng. fracture; Bkz: kırık ok, broken arrow > crack!.. , çizim / graphic.
y(ay).or.okh+nçı *
ayrıkınçı, yazma ya da okumanın ayrık olması, ayrılması, ayrıksanması; 1.
y-u-f olsun yay-u-fi
yapana!:
et.ür.(is).ük.iç-çe
(etrüskçe & türkçe)
|
|||||