öd : okh-khu.ğhu ~ ödkuğ * üngüz d ~ y dönüşümüyle öykü; 1. uz.am / uz.am+an’ın öz kuğu / sesi; öz okuması ya da anlatısı; süreci; öyküsü; ar. tarih; lat. historia ~ eng. history / story; yarat oluş - var oluş olgusunun ğhu.iç : y(ay)er ıl(&)an ğhu.iç-çe (hücre yile hece)’lerimiz içine yerleştirdiği halde, unut(tur)olmuş gerçeği yanında, batı merkezli kültür tarihi anlayışı sonucu “eskinin en eskisi antikite eseri” diye ileri sürülen ötüş / mötüş > gr. muthos & matitas’lar bile çağdaş gevezelikler gibi önemsiz kalır; bu olgu,“ayy!.. öd’üm koptu valla(h)” dendiğinde, yani uzam / uzaman ile olan ör.gen.ök bağın sarsıldığı, özü ış.okh.ng eden bir andaki iç tepide dile getirilir; eng. shock+ing.

ödh tengri * üngüz d ~ y dönüşümüyle öy (zaman) tanrısı,“ödh kıyıldı (zaman geçti), DLT, III, 190-15”; uz.am / uz.am+an’ın öz sesinin; öz sesin okuması ya da anlatısının; bu sürecin & öyküsünün sakıbı; “zaman dedikleridir tanrı: ona sonlanan köpüklerin –Doğan Türker, dönüm (gecebarı, 1961)”; “Bunun hakkında... Peygamberimiz{in} söylediği ‘Sadakatsizlik, tıpkı kanın damarlarda dolaştığı gibi, âdemoğulları arasında dolaşıp durur, böylece toprağa, toprak ürünlerine ve toprağın zamanlanmasına karşı lanet etmiş olurlar, çünkü zaman Tanrı’nın kendisi olduğu gibi, dünya da Tanrı tarafından yaratılmıştır!’ sözlerini aktarabilirim –Binbir Gece Masalları, c. 2/1, fr.dan çev. Alim Şerif Onaran, YKY, 2. baskı, İstanbul 2003, s. 223”; ödhlek ~ ödlek * zaman, felek (DLT 1, 41-17), kader; anlam kaymasıyla korkak, yüreksiz; ödhür+mek, seçmek, seçip ayırmak, üstün tutmak (DLT, 1, 144-8; III, 11-3), r ~ l dönüşümüyle > ödül, zaman içinde anlaşılan değerin karşılığı; 2. öt.ür.ük : öd : okh-khu ~ türk-ödü * oğh.(ök) : uz.am / uz.am+an’ın Gün [khan.(ım)’ın] gök ortası, öğle / öğle+(y)in; “kuşluk zamanı @ {öğle} namazı kulşak ~ kılsak”; eng. high noon.

ök.öl.öt.i.ğh.n ~ ük.ül.üt.i.ğh.n * Bkz: k(ö/ü)l : tigin I & II.

ök.ül : öt.ür.ük-kü * akıl öten (kon-uçan) ürük(ün) / ırk(ın) iletisi kilit ö(ğ)reti türü / töresi; akıl türükü (türetisi) kültür ürükleri (ürünleri) > lat. cultus ~ cultura; kültür; Bkz: oğh.or : ökh.ül : ot.or.am 

ök.ör : nom(u).işi * principles of training & education in  Sky*rooT : Turkish (cornish, celtic, pict(ure)ish, gothic, gallic, turkish, brutish etc., etc…) tongues for ok.or : nomu business affairs & administration; i.e. okh.or.am / okh.okh.or / id.okh. at.or <am> okh-khu / orn.am.okh / okh.or : nom.iş.ng / okh.uz : y(ay).or.ot.(oğh)+ nda... –DT ; “I am studying / reading (smells & spells of) bull-sh(ee)ts for an or+nam+ent (a doctorate degree) in economics (laws & sciences & technics of) / at the passage ox.ford!.. –DT” 

ök.ör : (okh-khu).ng.amı ~ ök.ör : nomu * 1. ger. öko+nomie, öko+nom+isch; eng. econ.om+y / +ic; fr. économ+ie / +ique; gr. oikos (home) +nemein (management) > oikonomos, meaning laws of ap+ikos; ox+en; cattle, ranch, home, thrift management know-how, science of man+ageing (by number of years of experience) & dev+eloping (by rendering bigger / better & then eloping with) resources, tr. “gapanıng da gaçanıng mı?..”; feeding, breeding oxen ~ ox+business; or+okh.us, gold+en ox / ruckus & okh.or. us > horus (business of –); lat. currere, to run ~ cursus; fr. cours (de change); eng. course, movement / progress; ok.(or.nom) : at.ış.ng > shooting & reading arrows  for gold(en) law (biddings) in pricing the stocks of gold / oxen; or.ox / ochs+en > eng. auction; fr. vente aux enchères; is.{a / u / o}t.okh > stock, store; inventory of goods, materials and livestock in possession; herds / horse / cattle & crops to own & sell; 2. eb(e) : id+öt.ür.is-si ~ ev : id+töresi * ebe (ananın) kut ev töresi öğretisi; ev idaresi; Bkz: [ okursal ]; [ Mutfağın Namusu ]; ış.am.an

öng : gen * Gök*köG ana & ata’ların töz’ü (soy sop kökeni) için oghuş (boy, oymak, kol, ok, otağ) adı olarak, ya da üyelerinin öz adları ile birlikte atılan özgün tamga ~ damga’nın anlattığı öngen / -gin / -can / -cin; c ~ y dönüşümüyle yin varlığı, töz; bu töz’ün töre gereği geleceğe bıraktığı gen : öt.ük (genetik) kalıtın simgesi > tr ~ mong. ongon / ongun; öz.ad. Ongun; eur. prop. name Eugene; eugenics, n. the study of hereditary improvement of the human race by controlled selective breeding; eugenic, adj. 1. of or relating to eugenics; 2. relating or adapted to the production of good or improved offspring; eugenicists / eugenist (AHD);  Bkz: ör.gen.ök

ör.öt.(im) : ış.nta / ür.et.(am) : iş.nda * Bkz: okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta / okh.y(ay) : ür.et.(am) : iş.nda

ör.gen.ök * organik; ana organ örgüsü gen / gin ~ can / cin > eur. organ+e / +ique, organ+ic / +ish; bu sözcüğün batı dillerindeki öt.im : eb.il.iğh-ğhi (etimolojik) kökeni çoğu sözlükte veril(e)memiştir. Bkz: gen : öt.ük

ör.üm

ör.üm.{çük} : eb-bi ~ örümebi * 1. örümcü ebe {bö+çük} evi, örümcek ağı; üm.eb imlerinin görsel aktarım sürecindeki am ~ wa dönüşümü sonucu üw.eb ~ web > eng. web (ağ); ör.üm : ebi > Web; ger. spinn+gewebe; 2. örüm. {çük} : eb-bi : ış.ot.oğh-ğhu ~ örümebi ış otağı * örüm(çük) evi, iş odası / ışık dağı / taş şatosu / şık sitesi > eng. spider’s web / work room / mountain of light / stone castle / [elegant] website; 3. eb-bi : ör.üm.çük : oğh.uz : ış. am.er * b+örümçük > bürümcek ~ bürümcük; örümcü ana / ebe böçükün çük oğhuz ağızdan uza çıkardığı kuz ışımı & kızışım (y)erin evi / (koza) işmarı ~ emaresi; koza yumağı iplikleri; ham ipekten dokunan ince & pahalı kumaş; oğh.uz : ış.am.er > eng. gossamer.

örüt.bağ * eng. internet terimi karşılığı sözcük (Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu önerisi); öğrenmek / öğretmek amacıyla birbirine bağlanarak örülmüş bilgi sayarlar ağı & ağ ör(g)ütü; “uluslar arası örütbağdaki Gök*köG Bitşik : örümebi  ışotağına (örümevi sotasına) khoş geldiniz @ ışokh getirdiniz–DT”; Bkz: ör.üm.{çük} : eb-bi 

öt.il : gin / öt.il.gen * tilcin ~ tilcan ~ dilcan; kon.(ver : ses).uç’mayı sever, güzel konup uçar & ses verir, iletir can(lı)+dil(li) dilcan er+gen / gin / cin / can; tamğhuların yer değiş tokuşu (metatezi) sonucu can+til > lat. gen.til.is ~ gen.til+e; fr ~ eng. gen.til+homme (jantiy’om) ~ gen+tle+man; t ~ d dönüşümüyle > fars. dil+baz; Bkz: k(ö/ü)l : tigin; ğhu.ber+gin

öt : il.i * ötüp kon uçan ö+t.ür.ük türü kök ırkların il.öt.iş.im (iletişim) tili ~ dili; eng. to tell; “tell me.. I am telling you, etc..”; öt.il @ il.öt * ötülen til (dil)’in iş.öt (işit)’imi & kon uçumu için ses / söz & im / yazı ile iletim işi;  iletişimi > eur. lit, litter, literature; literary; letter, etc..;    

öt.il : im.[y(ay) : oğh].uz * konuşulan dilin imlerini söylenmesi gerektiği biçimde seslendirerek uzağa yayıp, ayık oğuzları  aydınlatma; y(ay) & oğh imlerinin y-u-f olsun y(ay)-u-fi yapana!.. kuralınca φ (phi = fi) imine dönüşmesi sonucu > ar ~ osm. telaffuz, söyleyiş, söyleniş, söylem; “oğuz’a lâf anlatmak zor, kuz kıza lâf atmak kolay”; lat. pronuntiare ~ eng. pronounce, pronunciation.

öt.il : üng.oğh-ğhu * ötüp kon uçan ö+t.ür.ük türü kök ırkların kon.(ver-ses).uç.ung > konup ses verip uçuşum (konuşum; conversare, conversation) amacıyla el / il. (öt.iş.im) iletişim işi için üng (ses eklemek ~ inlemek) & uğu (uğuldamak) yoluyla kullandığı [ana] dili; 1. öt.il : üng.uğu (til /dil ünlemi) başındaki öt im-mi’nin düşmesi yile > eur. lingua / language; ar. lûgha; 2. öt.il : üng içindeki il im-mi’nin düşmesi yile > eur. tong > tunge ~ tongue; ger. zunge; Bkz: öt.ür.ük.ng : il.üng.oğh-ğhu; ötüşüñ & tüşüñ  

öt.il : üp/f.üng * Bkz: üp/f.üng : öt.ük 

öt.im : eb.il.iğh-ğhi * 1. kon.(ver-ses).uç.ng yazım imlerinden oluşan sözcüklerin Gök*köG : ini (kökeni), ebeliği / doğuşu, anlamsal iliği / ilişkisi bilgisi; ötüm oluşu im bilgisi yilen uğraşan dil bilim dalı; etimoloji; eng. etymology, word history < mid. eng. etimologie < old fr. ethimologie < lat. etymologia < gr. etumologia, etumon, true sense of a word; “Etimolojik araştırmalarda, inceleme genellikle sesbilim alanına odaklanmış oluyor; bu durumda tespit edilmiş olan tarihsel sesbilim süreçlerine dayalı olarak, açıklanmakta olan sözcüğün genel manzarası oluşturuluyor. Fakat sözcüğün morfolojik evrimi ile ilgili sorular (bulunan praform tarihî planda tek heceli bir yapı mı, değil mi; morfolojik açıdan kök mü, türev mi?) hep yanıtlanmamış kalıyor –Süleyman, Olcas, Yazı’nın Dili, çev. A. Acaloğlu, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İst. 2001, s. 288.”; 2. öt.(er).im : (eb).il.iğh-ğhi * ötüm im erimi / öterim terim (derim ~ deyim) im(leri) : ebe iligi / biligi ~ bilgisi > (eb). il.iğh-ğhi im damgaları, gök : er+en ~ G(r(φ)e)K > grek dilinde -logia, -logia son ekine dönüşmüştür; –logia, logos ~ logo; (eur) term; etymologia ~ etymology; öt.er.im.ng : (eb).il. iğh-ğhi > eur. terminology; Bkz: eb.il.ige; [ Bir Dil Ağacı Daha mı? ]; [ Bilmece & Bulmaca ]

öt.im / at.am.(öz).oğh-ğhu * tamğhu > tamga ~ damga; Bkz: at.am.(öz).oğh-ğhu; ob.y(a)y.or.okh

öt.üng : oğh-ğhu ~ öt.üng : uğu * öt(üş) üng ünün uğusu, kon(ap) uçmanın sesi > eng. tong ~ think & tunge ~ tongue, think+ing & vocal articulating; think tank, “tinkle bells..”; # ot.ng : oğh-ğhu > o gök tunc’un uğu(oltu)su, tın(g)lamak; tınmak, tını; Bkz:  öt.üş.üng

öt.ür+eb ~ ötürev * türev; dilde ötülen, kon(ver : ses)uç (converser) olan sözlerin ebe kılınması, eve+verilmesi & ev ilen dirilmesi (everilmesi & evlendirilmesi); ünsüz t ~ d dönüşümü yile > eur. derive /-at.ive; mid. eng. deriven, to be derived from < old fr. deriver < lat. dërĭväre, to derive, draw off.

öt.ür.im * 1. kon.(ver : ses).uç.um > tr. konuşum, ses verim; eur. conversari; converser ~ conversation) öt.ür.im imleriyle “derim ki...”, terim; @ im.ür.öt : im üretimi / öğretimi; mürit > ar. mürid; ış.ür.öt (im / işaret / irşad) alan  mürşid (im / işaret öğreten) tarafından aydınlatılan (im / işaret) üretim öğrencisi; m ~ b ~ v > m ~ w dönüşümü ile ger. wörte ~ eng. wort / word; im.[ür].öt ~ im.öt > eur. mot / mot+to; 2. ök.ül.im-mi : öt.ür.(im-mi) : akıl, el, ilim ile imleri dile getirmek > ar. kelime ~ mükaleme; 3. oğh-ğhu.al. okh.ng : öt.ür.im : ol.y(ay).ng: kulağın konuşma olayını alan (kulak tırmalayan) ses üng imleri; eur. term+in.ol.ogy; eng. “under the terms of this contract..”; Bkz: im; (a)m : im; am.(y)ay : im-mi; is.im.öge; el.iş.(ör.et.im.iz); tamğhu; [ Obalokh ]; ayrıca ök.öl.öt.i.ğh.n ~ ük.ül.üt.i.ğh.n için Bkz: k(ö/ü)l : tigin

öt.ür.ük.iç-çe ~ ötürükçe * 1. Türkçe, yer yüzünde ot.ür.ük türü dışında yaratı olmuş tüm et türü (k)ök ırklara iyyet (ait) olan töre & düşün söylemleri & ürünleri; eng. Turkish, n.; of or relating to Turks or their languages, or traditions, or ideas peculiar to all flesh & blood root races with chirping, warbling & chanting characteristics, other than the ot.ür.ük (plantae) species created on earth; [ The Etymology of  “Turk” ]; also the language of birds which Khatam ~ Kohen / Kağan Shlomo ~ King Solomon was said to understand and speak fluently; “Benim dilim guş dilidir. (My language is the language of gosh {of God, or Turks, or Birds, or @ Light, Love & Reason, i.e. Creation}) –Yunus Emre”; “A unitary Turkish language, which was not genetically connected with any other language known to us, and specifically not connected genetically with the Mongolian and Tungus languages, took shape, almost certainly in the steppe country to the west and north of the Great Wall of China, at some date which we cannot now determine, but certainly long before the start of the Christian era –Clauson, Sir Gerard; An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish, Oxford University Press, GB, 1972, p.v”; “Türklerle ilgili olarak kabul edilebilecek tek tanım dilbilimsel olandır. Türk, Türkçe konuşandır. Başka bir tanım, son derece yetersiz kalır. .. Bu ölçüt asla etnik değildir –Roux, J.-P., Türklerin Tarihi, çev. A. Kazancıgil & L. A. Özcan, Kabalcı, İstanbul 2007, s. 28-30”; öt.ür.ük.iç-çe <in retro @ reading> iç / iş.ök.ör : öt ~ şük(ü)ret, give thanks to God, with a sigh; ar. şük’r+an from ış.okh.or : ötmek, “en’a : m.ötüş-ökör!..” ya da “en’a : m.öt-eş-şek-kir!..”; Bkz: [ Oğhuz Dili Türkçe ]; 2. öt.ür.ük : y(ay).eri > Türk+ye(ri) ~ Türkiye > eng. Turkey; lat. Turchia ~ fr. Turquie; 3. eng. turkey (hindi),  aydınlarımız arasında çok yaygın am : ma gerçekte tümüyle ilgisiz bir benzetim & özdeşleştirim yanlışını düzeltmek için Bkz: öt.ür.ük. (oğh.uş) : y(ay / iy)i

öt.(ür.ük.ng) : il.üng.oğh-ğhu * 1. ötürük ürükün, türk ya da oğh.uş > kuş ırkının kon.(ver-ses).uç.ung > konup ses verip uçuşum (konuşum; conversare, conversation) amacıyla  el / il. (öt.iş.im) iletişim işi için üng (ses eklemek ~ inlemek) & uğu (uğuldamak) yoluyla kullandığı [ana] dili; Benim dilim guş dilidir... My language is the language of gosh {of God, or Turks, or Birds, or @ Light, Love & Reason, i.e. Creation}) –Yunus Emre, 13th c. Turkish poet & mystic; Bkz: oğh.uç : öt.ür. ük.iç-çe; “Koehler, Lorenz, Craig ve Thorpe gibi davranış bilimcilerin hepsi, kuş ötüşünün ilerlemiş biçimlerindeki ses arılığının, ‘yaratıcılığın’  ve doğaçlamanın, ‘hem müzik, hem de konuşma yolunda atılan ilk adımlar’ sayılması gerektiğinde anlaşmaktadırlar –Koestler, Arthur; The Act of Creation, Arkana Penguin Books, London, 1964, s.492.”; “Şimdi ölmüş olarak bilinen bazı insan dilleri, saptanmış olan döngüsel zamanları geldiğinde bir kez daha kullanıma gireceklerdir. –Judge, William Q., The Ocean of Theosophy, The Theosophy Company, LA, 1893, s. 120.”; lâgha ~ lûgha : öt.im-mi > ar. lûgha+(ö)t, sözlügh @ gr. glossa, dil; lat. glossary / lexicon, sözlük; eur. lingua & tongue;  langue; language; eng. tunge ~ tongue; tong ~ think; 2. oğh.(or.iş/ eş/ aş).ng : öt.ili ~ uğurlu iş / eş / aş uğraşının dili; “lingo lingo ış işler” dilini kullanarak, konuşa konuşa iş işler (genelde sanıldığı üzere “şişeler” değil); dil kullanım becerisi anlatılmaktadır; eng. cunn+ing; cunni+lingus; bebe dili oğh.u ~ ğhu’lamaktan ğhu.lar ~ ağ(hu)lar, ağlar; tr. ağ+öt / ağıt > lat. gula, gular, (boğaz); guslar, sözel gelenekte koç+aklamalar okuyan halk ozanı; adj. of, relating to, or located on the throat; ~ lar.yng(o) > gr. larungo-, from larunx, larung-, larynx. Bkz: öt.il.i; öt.ür.im ; ğhu.(ü)r.öt : ol.okh; ğhu+ber

öt.ür.ük

   
© 1996 Grolier Multimedia Encyclopedia

öt.ür.ük.(oğh.uş) : y(ay / iy)i * 1. öten kuş ırkından yemesi iyi olan, gök im-mi ak uçlu kuyruk tuğlarıyla / tüyleriyle kabaran, amma gök’e ağamayan / uçamayan tür; (gö)k : indi > kh+indi ~ hindi adı verilen, ancak ne Hindistan’dan, ne de Türkiye’den gelmiş olmakla hiçbir ilgisi bulunmayan kuş; öbür dillerden ayrı olarak bu kuşa sadece İngilizcede turkey denmesi, onun İngiliz gemicileri tarafından ilk kez am.er.okh : oğh-ğhu il.nda (in the land of America) görülmesinden ve Amerincin yerlilerinden bu kuşun hem kutsal kurbanlık sayıldığının, hem de adının “et ürükü yenilesi iyilikte ötürük kuş” anlamına gelen (ö)türük : y(iy-yi) ~ türkiy(i) > eng.“turkey” olduğunun öğrenilmesinden kaynaklanır; 17. yy. başlarında (resmi tarihe göre 1621 yılında) Amster+dam’lı Kaptan Peter Stuyvesant’ın Plymouth kıyılarına indirdiği, aylarca açlık ve hastalık içinde yolculuk yapmış olan eb.er : öt.üş & y(ay).oğh.uç protestan hacıları, eşleri & çocukları, yerli oymaklardan gök : oğh.(uz).am : ng.oğh.olu ~ Wamp+an.oag halkının kendilerine  sunduğu türkiy(i) yemekleriyle karınlarını iyice doyurmuş, dirilip güçlenince diz çöküp önce Yesus Khristus’a ış.okh.or : öt.üm.iş’ler, daha sonra kalkıp ilk fırsatta bu gönlü yüce yerlilere saldırmışlardır. Amerikalıların her yıl 25 Kasım günü, soy-sapcak (ailecek) baba evinde toplanıp, kutladıkları Şükran Günü (Thanksgiving Day) işte bu unutulmaz şölenin yıl dönümüdür; “İlk göçmenlerin onlarla beslenmiş olmaları nedeniyle, Benjamin Franklin ‘bu türkiy kuş, Amerikalılar için ulusal simge olsun’ istemiştir. Ancak onun yardımcıları önce ükh.ül : öt.iğh.in ~ kül : ötigin (phoenix), daha sonra da kartal simgesini onaylayıp, yürürlüğe koydular –Hall, Manly P.; The Secret Destiny of America, PRS 1944, 5th print. 1991, p.175”; 2. öt.ür.ük.(oğh.uş) : y(ay / iy)i ~ öt.üş.i(y-y)i ~ tüşiyi * ötücü ırktan, yiyişi & ötüşü iyi kuş > amerind. Tashii; yerli Diné (Nabiho ~ Navajo) ulusunun Teşii (hindi) oymağı; “The Navajo Turkey clan is ‘Tashíí Diné é’ . When I was a high school principal, the Navajo kids called me Dr. Tashíí. This wasn’t disrespectful, but rather was simply a play on my name. Given the fact that ‘Tashíí’ is a Navajo clan name, it actually occurs within their culture as a name. The Turkey was the last animal to escape from the flood. That is why the tip of its tail feathers are white. They were dipped in the flood.  It was a Navajo, who when hearing of the Taj Mahal, made the observation that it was where the Tashíí lived. ‘Diné é’ means ‘clan’. –Dr. Toni Richard Turk, March 15, 2003”; Bkz: in.cin

öt.(ür).ük : ür.üng * 1. ötük / ötücü türk ırkının tü(r)k+ürük ürünü / üngü & rengi; türk ırkı guş dilinde öterken ürettiki ürün > tükürük; ış.am+an : cin sağaltıcının “tü, tü, tü...” diyerek, kötürük erenleri okuduğu duanın körük (görünür) ürünü ötük : ürük (tükürük) ile ıslatıp (vaftiz edip) kutsaması; gr. baptismos ~ eng. baptism(e); 2. tük.ürük @ kürü+küt > fr. cra+chat; eng. saliva / spit; ünsüz r düşmesi sonucu ger. sp{r}ache ~ spucke ~ eng. speak / spoke; Bkz: ür.üng

öt.üş.üng

öt.üş.üng * ötüşüñ & tüşüñ (ötüşüng & düşüng); pek çok durumda olduğu gibi ış im-mi’nin düşmesiyle > eski İngilizce ile yenisinde tong ~ think (düşün); tunge ~ tongue (dil) gibi değişimlere uğrayıp yabancılaşmıştır; öt.üş.üng (ötüşün & düşün+ün) & kon.(ver-ses).uç.ung * kon(up) ses verin, konuşun, konuş(up) uçun > lat. convers+ari; eur. converse; ötüşüñ & tüşüñ buyruk kipleri arasındaki bu dirim  yapısal & mantıksal bağlantının dilimiz içinde böylesine ortak im.öge’ler ile kurgulanmış bulunması olağan üstüdür. Ulu akıllı evrensel bilgemiz oğh.(us).can > Hoca Nasreddin’in pazar yerinde ötüşen <am : ma> tüşünmeyen gök : ağan (pap+ağan) kuşuna karşılık, tüşünen <am : ma> ötüşmeyen (gö)k : indi (kh+indi ~ hindi) kuşunu satmaya kalkışmasındaki ipince & ısırgan alay (ironi), bu ötüşün & tüşün kavramındaki ayrılmaz birlikteliği, başka bir deyişle, tek başına “düşünmeden konuşmak” ya da “konuşmadan düşünmek” yetilerinden sadece birini yeğlemenin ne denli boşuna bir yaklaşım olduğunu vurgular. Benzeri bir birliktelik ve ayrılmazlık olgusu da, Gök * köG Bitşik : Ana Dil.(im.iz) : öt.ür.ük.iç-çe’nin or : okh-khu.ng ~ or.ng : okh-khu ~ okh-khu : or.ng (orkhun ~ runikh ~ khor’an) damgalarıyla yeni baştan kurgulanmış olan “y(ay).sz.okh atılmaz, okh.sz.y(ay) gerilmez!” öz deyişinde yer almaktadır –DT; Bkz: oğh.uç : öt.ür.ük.iç-çe (oğhuz turkish & bird chirping tongues); Bkz: is.im.öge; [ fonetik dışı & görsel yanlı ]

öt.y(ay).er.ng

 

öt.{ik-ki.nç}.y(ay).er.ng : iş.at * 1. o ötücü dişi erin eteğine / öteki {ikinç} yerin eringine (ereğine) ış / iş; aş / eş atmak, aktarmak & taşımak işlemi; y(ay) im-mi’nin düşmesi & ünsüz ş ~ s değişimiyle lat ~ eur. önek. trans, öte yere iletme, değiştirme, dönüştürme “transatlantic; transformation, etc.”; transit / +ion, geçme, geçiş; transitory, geçici; trans+act / +ion, iş görmek / işlem; translate, çevirmek / geçiş yapmak, dönüştürmek / bir dilden öbür dile aktarmak; 2. öt.y(ay).er ~ ötyer / tiyer ~ diğer > it. altro;  sp. otro; fr. autre; eng. other; ger. andere, öteki, öbürü.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

27