Y(AY).ER.AT : IŞ.OĞH.(UZ : AM).OR > FIAT LUX(AMOR) !..
Michelangelo (1512)

 

 

 

İLK ÜÇ BUYRUK

 

 

 

 

 

[ Bayrak & Buyruk ]

 

 

 

Her olanakta sözünü ettiğimiz Gök*köG Bitşik : Evrensel Yaratılış-Varoluş Düşünbilimi kapsamında, y(ay).er.at : ış.oğh.(uz : am).or ¹’un, ilkel toplumlar arasında ise daha yalın bir yaklaşımla, Yaratan’ın buyruğu sayılan evrensel aktöre kuralı kök töre’nin temelindeki at.avrat.okh ilkesi, başka bir deyişle “at – çalma; avrat – bozma; okh – vurma (öldürme)” biçimindeki Gök*köG Ana Öğütü, uzam / uzaman içinde ve az biraz aydınlanma yoluna adım atan kimi topluluklar arasında, onların yaşam biçimlerini de etkileyen belirgin ve temel değişimler geçirmiştir.

ış.am+an’cıl (şamanist) Orta Asya Türklerinin at.avrat.okh kuralındaki okh ~ ok ögesi, toplum ana erkil düzenden ata erkil yapılanmaya dönüşürken “pusat”, İslam dinini benimsedikten sonra “silâh” terimleriyle, tümel algılama bakımından katmerli anlamlar içeren özgün ok öznesinden uzaklaştırılıp soyutlanarak, bir bakıma zayıflatılmış ve ortaya çıkan pusat ~ silâh ögesi ile birlikte “erkek için sahip olunması, önem verilmesi ve gerekirse canı pahasına korunması gerekli nesneler” anlamında kullanılmaya başlamıştır.

Oysa, Doğu Türkistan’dan Balkanlara kadar yayılan ve Köroğlu adı altında an(lat)ıla gelen kara budun söylemi, çağlar içinde değişen dil yapısına da uyarak, “Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu” özdeyişini önermekle, ok’tan gayrı pusat ~ silâh, tüfek, tabanca, ttr., ttr... benzeri nesnelerin am.er.at.(am) : erk.ok’luk, bugünkü deyişle mert erkek’lik göstergesi sayılmaması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Nite kim, sözü edilen kök töre ilkesi, nesnel anlamının yanı sıra daha baş ıl(&)an gıç’taki içrek (esoterik) bilgelik alanında da, “at > ata; avrat > kadın ~ ana; ok > çocuk” anlamlarını taşımakta ve evrendeki bengü var oluşa koşut sürgit yaşam sürecine dönük bir dizgenin temel kurallarını göstermekteydi.
















Lucas Cranach, Sr. (16. yy)


 


William Blake (1757-1827)

Tarih öncesi Türklerin toplumsal aktöresini (etik anlayışını) yansıtan bu temel kurallar, gök : oğh.uz (Hekakasut / Hyksos) akınlarıyla Orta Doğu’ya geldikten sonra, İbraniler tarafından alınarak, onlara göre tanrıları YHWH ya da Yehova’nın din katında çok önemli sayılan buyruklarından  ilk on’unu tanımlayan On Emir (The Ten Commandments)  içinde, ancak nesnesiz olarak, “– çalma; – bozma (zina yapma); – öldürme” biçiminde yinelenmiş bulunmaktadır ². Ayrıca bu üç emir’in ilk ikisiyle ilgili ögeler olan at.avrat, İbranice’de Tevrat adına dönüşüp, oldukça gecikmiş yazınsal bir derleme olduğu yeni yeni anlaşılmakta olan kutsal bitiklerinin 3 kapağındaki başlıkta yerini alırken, ok terimi her nasılsa derlemeci - yazıcı
y(ay).er.eb-be (rabbi)’lerin gözlerinden kaçıvermiş, ya da daha doğrusu, bir biçimde görmezden gelinmiştir.

Yudeo-Hıristiyan düşüncesinin insanlık dışı kırış - kıyamlar ile dolu geçen tarihinde de,“ok (çocuk) – öldürme” ilkesinin genelde ne ölçülerde boşlandığı günümüzde bile apaçık yaşanmakta olan acı gerçekler arasındadır. at.avrat > Tevrat bitiki, İbraniler için ayrıca Torakh (kanun; yasa) olarak bilinmekte olup, buradaki “kanun” sözcüğünün ışamancıl ot.or.okh-khu deyiminden alınarak, o çağlarda kendilerince uygulanan “töre” kavramı karşılığında kullanıldığı unutulmamalıdır.

Hıristiyan din oluşumuna gelince, at.avrat.okh kapsamındaki ilk üç buyruk, “tanrı” kavramını algılamaya çalışan kafaları iyice karıştıracak bir soyutlamayla,“baba tanrı yıl(&)an oğul” özdeşliği taşıyan baba - oğul - kutsal ruh (father / son / holy ghost), buradan da kozmik alanda Ophiucus - Serpens (Yılancı takım yıldızı) ilişkisi biçiminde ata erkil nitelikli bir üçleme (teslis; trinity) gizemine dönüştürülmüş, böylelikle ış.oğh.(uz : am).or’un, yani ilâhî şuğur ya da kozmik bilinç’in özgün kök töre (gök ana) öğütü geçen bin yıllar içinde unutulmaya bırakılarak,  neredeyse bütünüyle etkisiz kılınmıştır.

Hiç bir zaman “ilk” olmamalarına karşın, kaynakları “semavî” 4 nitelikli ve tapınç erekleri “tek tanrılı” 5 diye tanıtılan ve öyle oldukları varsayıla gelen dinlerin, yine aynı bölgede ortaya çıkan üçüncüsü olan İslam’ın kutsal bitiki okh-khu.or.ng (Kur’ân)’da ise, bu kök töreye ya da bu ilk üç buyruk’a, başka bir deyişle ış.am+an’cıl Türklerin evrensel çapta öncelik ve önem taşıyan at.avrat.ok kuralına, önceki iki kitabın yok sayılmadığının ve saygınlık taşıdığının belirtilmesi dışında, somut olarak doğrudan doğruya değinilmediği gibi, soyut olarak bile anılmadığı görülmektedir.

  

Ankara, 27.09.2000 ~ Güncelleme: 20.01.2009

 

 

 

 

[ Kabala & İbrani Alfabesi ]

 

 

 


Koç başlı akbaba biçiminde altın göğüslük, ± İÖ. 1275; Louvre Müzesi, Mısır Antikite- leri Bölümü, Paris, Fransa.

 

[ Kuşhan ]

[ olmek, kuşhan ]

 


   

EK NOTLAR:

1 ış.oğh.(uz : am).or > “ışık (& aşk & şık & şuğur) olsun > fiat lux; let there be light!..” buyruğunun kaynağı olan kozmik bilinç; ar. ilâhî şuğur; eng. divine reason ~ cosmic consciousness.

2 “İncil ahlak kurallarını Tanrı’nın ağzından dile getirmektedir: Tanrı Sina Dağı’nda Musa’ya ahlak ilkelerini içeren, “Öldürmeyeceksin!” “Çalmayacaksın!” biçiminde on emir verir. Kuralların dile getiriliş biçimi de göstermektedir ki, bunlar olgusal dünyaya ilişkin birer önerme değil, birer buyruktur. Ethik nitelikteki kuralların bilgi biçimine dönüştürülmesi daha sonraki bir olaydır. On emiri doğa yasaları ya da matematiksel ilkeler biçimine dönüştürme, Musevilerin gözünde Tanrı’nın “kelam”ını bozma saygısızlığı demekti. Tevrat’ın ilk beş kitabı yazıldığı sırada, bilgi henüz organize bir biçim almamıştı; Mısırlıların geometrisi, arazi ölçümü ile tapmak inşasında kullanılan birtakım pratik kuralların ötesinde bir şey değildi.” –—Reichenbach, Hans, Bilimsel Felsefenin Doğuşu, Türkçesi: Cemal Yıldırım (3. basım), Bilgi Yayınevi, Ankara 2000, s. 41.

“Ahd-i Atik’de belirtilen tarihler doğru olmayıp, On Emir’in bildirilme tarihi sanıldığından çok daha eskidir –Atlantis, Tarih Öncesi Evrensel Uygarlık, B.A.M., İstanbul 1983, s. 65.

3 “Örneğin, Mısır tarihinde Eksodus’un (Çıkış’ın) gerçekleştiği varsayılan dönemin, —Ramses II (İ.Ö. 1301-1234), olasılıkla da Merneptah (1234-1220) ya da Seti II (1220-1200) zamanlarının— mimarlık ve hiyeroglif (resim yazısı) yapıtlarının kalıntılarında çok ayrıntılı olarak yer almasına karşın, hiçbir yerde İncil’deki o ünlü “belâlar” ile ilgili herhangi bir şeyin bir duyurusu, hatta hiçbir yerde onlarla bir tutulabilecek herhangi bir şeyin bir kaydı yoktur. Üstelik, başka kayıtların da anlattığına göre, “Habiru” denen Bedevi İbraniler, Ramses’in gününden bir yüzyıl öncesinde, daha İkhnaton’un egemenliği (1377-1358) sırasında Kenân ilini talan etmeye koyulmuşlardı. Uzun sözün kısası, Yaratılış, Çıkış, Çölde Kırk Yıl ve Kenân’ın Fethi gibi tüm bu yaygın Yahudi söylencelerinin türetildiği İbrani yazılarının açıkça ne “Tanrı”nın, ne de Musa adında herhangi bir kimsenin eliyle oluşturulmadığı, amma tümünün eskiden sanıldığından çok daha sonraki çağlara ait değişik zamanlardan ve yazarlardan gelmiş olduğudur. Eski Ahit (Torah)’ın ilk beş kitabı, sadece Ezra’nın döneminden (İ.Ö. dördüncü yüzyıldan) sonra derlenmiş olup, onun biçimlendirilmesinde kullanılan belgeler de, ancak İ.Ö. dokuzuncu yüzyıldan yaklaşık ikinci yüzyıla dek uzanır.” –Campbell, Joseph, “The Impact of Science on Myth (1961)”, Myths to Live by, Penguin-Arkana, USA, 1993, pp. 7 – 10; Bu alıntının Türkçesi: Doğan Türker.

4 ış.am : (ma) ~ ışıma > ar. semâ, gök, gök yüzü; ibr. şem.ay.im; tr. ış.am : (ma) : eb-bi ~ ışım evi > ar. semâvî, gök ile ilgili, göksel; bu tanımlardan açıkça anlaşılacağı üzere, atalarımız hem gök yüzüne, hem de onun ürüngüne (rengine) gök dedikleri için, daha sonraları nesne ile niteliğini ayrıştırmak gerekince, ış.am : (ma) : eb-bi’nin ş.m.b’sinden verdikleri ve m ~ b dönüşümü uyarınca aramca ~ arabça’da kurulmuş olan sem+âvî (ışıma+evi) sözcüğünden “mavi” terimini geri almış oldular. Böylece, günümüzde gök dediğimizde gök rengi üreten yeri, mavi dediğimizde de gök’ün ürettiği rengi anlatmış oluyoruz... Bkz. ış.oğh : y(ay).er > ışık yay[an yer ya da er] > eng. sky, gök; old nors. skŷ, bulut; Gök*köG et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe (Türkçe) or.okh-khu.ng : öt.im.oğh-ğhu (orkhun damgaları)’nın aktarımı sonucu yanı sıra, sescil evrede ş ~ ç ~ s ve er ~ el dönüşümü uyarınca > it & sp. cielo; fr. ciel; (ış).oğh.(uz).am-ma : (y(ay).er > eng. shimmer; r ~ l dönüşümü uyarınca > ger. (s)himmer ~ himmel; Gott im Himmel!.., (uzamda ışıklı yerdeki Güç!)

5 “Musa, Yahudi kavmine tek Tanrı düşüncesini getirdiğinde ilgili düşünce yeni bir şey değildi, insan toplumunun ilk çağlarında yaşanıp zamanla bilinç alanından çıkıp gitmiş bir olayın yeniden diriltilmesiydi. .... Yehova dininin gerçek bir tek-tanrıcılık karakteri taşıdığı, başka kavimlerin tanrılarındaki tanrılık özelliğini yadsıdığı bile kesin değildir.”  Freud, Sigmund; Hz. Musa ve Tektanrıcılık, çev: Kâmuran Şipal, Bağlam Yayınları, İst. 1987, s. 74, 199.

 

 

 

SEÇME YAZILAR / ARTICLES