tabgaç

Khun İmparatorluğu   Druk Yul (Ejder İli)       

tabgaç * eski çevriyazı yıla 1. tawgaç, Maçin / Yukarı {Doğu} Çin; Çinli; Türklerden bir bölük (DLT. I, 28, 453, 454; II, 280); 2. tat tawgaç, Uygur & Çinli; Farslı & Türk (DLT. I, 454; II, 280); 3. tawgaç yudası, yaprakları susam çiçeğinin yapraklarına benzer bir ağaç (DLT. I, 454); Türklerce Maçin / Yukarı Çin üligi (ülke)’sine ve genelde Zhongguo (Çin) ulusuna tawgaç ~ tabgaç adının verilmesine karşın, bu ad ılan onların töre & geleneklerinde önemli yer tutan, çok yaygın biçimde ulusal bir  simge olan  “long” (ejder / dragon) arasında bir bağlantı kurulmamıştır. Ayrıca, ejderha simgesi ± İÖ. 4. yy. dolaylarında tabgaç’ın kuzeyinde yer alan Büyük Hsiung-nu (Hun) İmparatorluğu bayrağında da görülmekte, yine bu dönemlerde Çin’in ulusal simgesi olma niteliğini kazandığı bilinmektedir. Aynı simge bugün, Himalaya dağ kütlesinin güney yamacında, doruk yol’un üzerinde kurulan ve Dzongkha dilinde adı “Gökgürültüsü Ejderi İli” ya da “Ejder İmparatorluğu” anlamına gelen Druk Yul (Bhutan) devletinin iki yüzyıllık bayrağında yer almaktadır; Bu otboğaç ~ tabgaç sözcüğü & ejder simgesi arasındaki özdeşlik ancak  fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemimiz ilen ortaya konulabilir; Bkz: ot.ob.oğh.aç : ül.iğh-ğhi  ~ otboğaç ili; himalaya; [ Otuyanıkok ]; [ Sky*rooT Asia ]

tamghu

tamğhu ~ tamga * damga; at.am. / öt.im.(öz).oğh-ğhu imlerinden at’lara & at / ad sakıpı atam / adam’lara at olan, ataların töz’ünü (soy sop kökenini) konuşma im’leriyle gözleyip okumak için kullan olan kon-uç.am (konuşum) töz im’lerinin oğh.öz (göz gez) ilen öz oku(n)ması; “Bütün dillerin temeli olan harfler ile indirilmiş {bulunan} önceki İlahî Kitap... –Prof. Dr. Süleyman Ateş; Kur’ân-ı Kerîm Meâli, 2-Bakara Sûresi; Milliyet, 1996”;
“Hiç kuşkusuz, bunda, işaretlerden anlam çıkaranlar için ibretler (öğretiler) vardır –Kur’an, Hicr 15:75”; “As a mark of a clan, tamgas offer a posterity, passed from the elder to the younger and rejuvenating in each generation. As a matter of the historical record, tamgas allow tracing of the clan branches, visible in the geographical and temporal stratification. As an identifying marker, tamgas show an amazing permanence, documented in the last millennium from the Arab conquest to the present, and showing up in various relicts from the 6th century BC well into the documented periods of the history... In these specialized applications tamgas continued their life, popping out wherever the Türks had a significant presence. In the Hellenized colonies of the Pontic, in Persia, Poland, Ukraine, Lithuania, Russia, India, Mongolia, Finnish and Ugro-Finnish lands at some time sprang a culture of tamga, brought in by a Türkic segment of the population, a Türkic ruling elite, or at least immitated by a ruling caste. In favor that tamga was a unique Türkic invention points the fact that every sedentary or nomadic Türkic people on record had and used tamgas, while in the neighboring areas tamgas were used in or around the areas populated by Türks, or predominantly by the Türkic ruling elite, and remained foreign to the unmingled local populations –www.turkicworld.org (2006)”;  Bkz: at.am.(öz).oğh-ğhu; im; ob. y(a)y.or.okh; [ Kalem & Levha ]

tatara titiri ~ ttr., ttr... * 1. karahanlı tr. todu ~ tudı (bütün) sözcüğüyle ilişkili, asal anlamı günümüzde yitirilmiş, ancak fonetik dışı & görsel yanlı çözümleme yöntemi yile yeniden bulunmuş olan Gök * köG : öt.ür.ük. iç-çe kısaltım terimi; “ atar tutar atı / otu / utu / ıtı yı&lan eti / ötü / ütü / iti yı&la benzeri” anlamında sayması uzun sürecek öbür özellikleri & nitelikleri olan nesne, kişi, yer ya da konu; art arda konup sıralanması gereksiz varlıklar & ayrıntılar; bunlar için iki kez tatar+eri demek yerine tatara titiri... > ar. ilâhare (ilh.) / vesaire (vs., vs...); eur. et cætera (etc., etc...); ger. und so weiter (u.s.w.); güncel tr. ve benzerleri / başkaları (v.b.); “Tatara titiri günleri tüketimi körükler, üretimi tıkanan ökörnomu ısıtır –DT”; 2. tatar : (ol.ış) * ünsüz r ~ l dönüşümü yile > lat. totus ~ totalis; old fr. & mid. eng. tot+al, toplam; to tot, toplamı bulmak; totality, bütünlük; gr. olos, bütün; tatara titiri : [id.okh].öt.er / at.or : er.can’cılık > total+itar+ian+ism & dict+a : tor+ial /+ship; Bkz: u/ ı/ a/ e/ i/ ü/ ö+t : ür.ük; id.oğh iduk.öter arası.

tazı * Bkz: tez+i(t)

tengri+(i)ç-çe

tengri+(i)ç-çe ~ teñriçe * tengri ece; ana tanrıça; Bkz: amay ana; ana tanrıça Gök.(eb*be).köG; [ Woyengi (the Mother) ]; [ Dünya Kadınlar Günü ]

terra *  Bkz: at / ot : [y(ay)].er.am : [ob.oğh-ğhu]

teşekkür * Bkz: ökh.ör : iş.ötü @ öt.üş / et.iş : ökh.ör

tez+i(t) * Bkz: et.(okh).uz: (oğh).it; Bkz: how? how!

ticaret * Bkz: okh.y(ay) : ör.öt.(im) : ış.nta; eng. trade.

titan * deveran eden evren’in kut dev ebe eren{ler}i; gr. , tit+an; lat. titan; Bkz. id.eb.er+en ~ id.eb. er+ler

tongeren * Belçika’nın İÖ. ± 1. yy.da kurulduğu varsayılan ilk yerleşim yeri ve bugün ülkenin en eski kenti; Bkz: [ Tongeren ]; is.okh.at ~ iskit;   

tonyukuk * 1730 ~ 1740 yıllarında bulunduklarından sonra 150 yıl süresince (oğh).ar.(am)î ~ arî (?) ırka ait 2-3 bin yıllık anıtlar olduğu düşünülürken, 1894 yılında V. Tomsen’in çözümüyle üstlerindeki yazıların türkçe olduğu anlaşılmakla, tarihleri İS. 8. yüzyıla ertelenen or.okh-khu.ng im’li bengütaş’ları arasında, kendi adı ile anılan yazıtta adı yanlış olarak bilge tonyukuk diye okunmuş & tüm dünyaya böyle anlamsız bir adla tanıtılmış olan Türk bilgesi & devlet adamı; Bkz: otu.yanık.ok; ot.ob.oğh.aç; [ Otuyanıkok ]; sage tonyukuk, comment.

top # ball < (at).ob.al : (oyn).am.oğh * atob # obal am.okh oynamak; Bkz: at.ob @ ob.al; Atob / Obal

tufan

tufan * Bkz: at.okh.(uz. (am) : ((id).eb.er).ng) : ini ~ at.okh.ini; “İbranice {Tufan} öyküsü Gerçeklik Tapınağı’nın kaldırımından sökülmüş bir moloz parçasından başka bir şey değildir”   “The Hebraic story {of the Flood} is but a poor fragment torn from the pavement of the Temple of Truth –Judge, William Q.; The Ocean of Theosophy, p. 16, The Theosophy Co., USA, 1987”

türk * Bkz: et.ür.ük / öt.ür.ük : (ış.(ot.or)).oğh.(uz.am)+an : id.eb.er+en

tür(k)ök * döne döne okuma yöntemiyle“tür kök ürkek ürük ök @ kök ~ gök kükret(+en) kök tür”; bu nedenle türök ~ türk sözcüğü, diyenlerin “(kök) türk gibi köklü / güçlü” & “bir türk dünyaya bedeldir” benzeri övünçlü açıklamalar yapmasına yol açar iken, duyanların bilinç altında ise genellikle ürkütücü, dövünçlü çağrışımlar uyandırır; aslında bu betimleme et.ür.ük : id.üng. y(ay), yani  “et ürükü kut ünü (sesi) yay+olan türk dünyası” biçiminde olmalıdır.

türkuvaz * et.ür.ük : oğh.uz ~ türk-oğuz’dan > fr. turquoise; Baltık kıyılarında bolca bulunan bakır-aliminyum mineralinin ve kendine özgü ür.üng’ün atı ~ adı; bu değerli taşın adı savlandığı & sanıldığı gibi Osmanlı’larla yapılan ticaret sonucu Fransızcaya ve öbür batı dillerine geçmiş değildir. Selçuk’lu & Osmanlı’ların Fars dilinde firuz+e dediği bu taşın anlamı “kutlu / mutlu gök (mavi) renkte yüzük taşı” demektir; aslı olan (y(ay).ış. or : (et / öt.ür.ük) : oğh.uz.(am.er)+en sözünden “y-u-f olsun yay-u-fi yapana!..” dönüşümü uyarınca, ışık yayan yeşil tengri demek olan y(ay).ış.or ~ ışor > far : oğh+an > eski masr. farağon / firavun; fars. firuz+e / +an sözcükleri öt.ür+ev’len(diril)miş tir; Mszr (Masr) farağon & farağon+iççe’leri bu taşla yapılmış süs takılarını, gök-tengri soyundan gelmelerinin is.im.öge’si olarak bol bol kullanmışlardır; Bkz: [ et.ür.ük : oğh.uz ]; okh uçlu koç başlı oğh uz kuş(han)lar

ttr., ttr... * Bkz: tatara titiri 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

17