broderbund clickart &
© 2012 doğan türker

  

iç.oğh-ğhu
bilmece-bulmaca


 

Çilingir Sofrası...

M.E.B.’nin Örnekleriyle Türkçe Sözlük’üne bakarsak, “çilingir, kilit, anahtar ve bunlara benzer şeyleri yapan sanatkâr” anlamına gelen Farsça kökenli bir isim olarak tanımlanmaktadır.

Çilingir sofrası ise, “üzerinde içki, meze ve hafif yemek bulunan içki sofrası” demek imiş...

Şimdi, “kilit ve anahtar yapan bir sanatkâr ile, kafadarların çevresinde efkâr dağıttığı içki masasının ne ilgisi var?” diye sormalıyız. Hiç bir ilgisi yok, elbette.

Öyleyse, tarih öncesinden beri, bir yandan davul gümleterek, bir yandan da sanrı verici ot şuruplarıyla ya da at sütüyle kafa tütsüleyip düşünce dağıtan ış.am+an atalarımız, akşamdaan akşama geliştirmekte oldukları içki sofrası kültürünü anlatmak için, gidip t⠓diyar-ı Âcem”den (İran elinden) anlamca ilgisiz bir isim tamlaması getirmek gereğini mi duymuşlardı? Elbette hayır..

Bugünkü bilgilerimizin çoraklığında Farsça sandığımız çilingir sözcüğü, aslında Gök*köG Bitşik : öt.im : ol.oğh-ğhu : eb.il.iğh-ğhi’sine göre, et.ür.ük : öt.ür.ük.iç-çe’mizdeki aç : el.ng / il.ng : gir kök hecelerinden oluşmuş bir deyimdir; içerdiği anlam da apaçıktır:

Kilidin anahtarı bendedir, sendedir, hem de ondadır..
Her kimde ise, açıp eli ile, girer oturur masaya.
Anahtarını yitiren de n’apsın, çağırır çilingir ustasını!..

Davet ~ mavet beklemeden oluşturulan “aç : el.ng / il.ng : gir” masasının, hem anlam, hem de biçim bakımından özüm öz Türkçe kökenli bir “çilingir” sofrasına dönüşmesi de –hele ortadaki şişe el birliğiyle yarılandıktan sonra– son derece olağandır.

“am.er.okh : ebe” deyip, buyur edin kendinizi o sofraya...

  

Ankara, 21 Nisan 1999