Hint-Avrupacılık ideolojisinin çöküşü

Murat Karamüftüoğlu

Türk ırkı var mıdır başlığı altında Aydınlık’ta sürmekte olan tartışma son yıllarda genetik soybilimde kaydedilen büyük aşamanın ortaya çıkardığı en önemli sonucu gözden kaçırmaktadır. Genetik bilimi son yıllardaki araştırmalarla, Avrupa’daki halkların büyük çoğunluğunun baba tarafından soyunu oluşturan R1a ve R1b haplo gruplarının Orta Asya’da türediğini kesin olarak belirlemiştir. Bu Hint-Avrupacılık ideolojisinin tamamen iflası anlamına gelmektedir. Hint-Avrupacılığın  çöküşü, 21. yy.da yeni bir Kopernik devrimi olarak kabul edilebilecek kadar önemlidir kanımca.

Hint-Avrupacılık, Hint-Avrupa dilleri konuşan halkların uygarlık seviyesinin üstünlüğü iddiasını dillendiren bir ideolojidir. 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın büyük bölümünde geçerli olan kabule göre, dünya üzerinde kayda değer hangi medeniyet varsa bu mutlaka Avrupa kökenli olmalıydı. Böyle olunca, sırf Avrupa değil Pers ve Hint medeniyetlerini yaratanlar da aynı ırktandı. Böylece bir Aryan göçü tezi başta Alman olmak üzere Avrupalı antropologlar tarafından ileri sürüldü. Buna göre Hint uygarlığını kuran Avrupa’dan Hindistan’a göç eden Aryanlar idi. Amerika kıtasının yerlilerinin ve Orta Asya halklarının zaten uygarlıkla ilgileri olamazdı, geriye Hint-Avrupacılığın açıklayamadığı bir Çin uygarlığı kalıyordu. O da nasılsa Avrupa uygarlığına denk değildi ya! [*//**]

{ . . . . . }

R1, R1a ve R1b’nin doğuşu

Türklerin genetik geçmişi üzerine en kapsamlı çalışmayı Anatole A. Klyosov adında ABD’de yaşayan saygın bir Rus biyokimyacının yaptığı bilinmektedir. Klyoosov konu üzerine 2008’den beri otuzun üzerinde bilimsel eser kaleme almıştır. Bunlardan 2010 yılında yayınlamış olduğu “The principal mystery in the relationship of Indo-European And Turkic linguistic families, and an attempt to solve it with the help of DNA genealogy: reflections of a non-linguist” adlı makalesinde (Journal of Russian Academy of DNA Genealogy, 2010, Vol. 3, No.1, pp. 3-58, ISSN 1942-7484) Klyosov, R1 haplo grubunun yaklaşık 26-23 bin yıl önce Güney Sibirya civarında ortaya çıktığını, yaklaşık 20 bin yıl önce R1’den R1a alt grubunun doğduğunu ve 10 yıl kadar önce Hindistan ve Anadolu’ya, 8 bin yıl kadar önce de Balkanlar’a, oradan da Britanya’ya kadar bütün Avrupa kıtasına yayıldıklarını ortaya koyuyor.

R1a’nın doğumundan 4 bin yıl kadar sonra, günümüzden yaklaşık 16 bin yıl önce R1b alt haplo grubu türüyor. R1b’liler Güney Sibirya’dan Orta Volga ve Kazakistan’a yayılarak Kurgan kültürünün ilk örneklerinden Samara (günümüzden 7000 yıl önce) ve atın ilk defa evcilleştirildiği düşünülen Botai kültürünü (5500-6000 yıl kadar önce) oluşturuyorlar. R1b’lerin 5000-6000 yıl kadar önce Kafkaslar ve Anadolu’ya, oradan da Balkanlar’a ve tüm Avrupa’ya yayılmaya başladıklarını genetik soybilim yöntemleriyle saptıyor Klyosov. Diğer bir R1b’li kolun önce Ortadoğu’ya, 4500 yıl kadar önce de Kuzey Afrika’ya indiği, Akdeniz sahillerini boydan boya aşarak Cebelitarık Boğazı üzerinden İber Yarımadası’na ulaştığı saptanıyor. İber Yarımadası’nın kuzeyine ulaşan R1b’lilerin 3800 yıl kadar önce Manş Denizi’ni geçerek Britanya ve İrlanda’ya kadar yayıldıklarını Klyosov’dan öğreniyoruz.

Kavimlerin karışmasının sonucu

Türk tarihinde önemli dönüm noktalarından biri olan atlı çoban ekonomisinin doğuşunu ağırlıklı olarak R1b’li olan toplulukların getirdiği bir yenilik olarak kabul etmemiz gerekiyor, kurganlardan toplanan genetik bilgiler ışığında.

Hemen not edelim, R1b’lilerin diğer haplo gruplarla, özellikle R1a, N, O, P ve ayrıca kız alıp verme yoluyla C (Moğol, Tunguz, Japon, Kore halklarda yaygın) ve (ağırlıklı olarak günümüz Çinlilerin Han kavminde yaygın) O haplo gruplarıyla iç içe oldukları genetik veriler tarafından belirleniyor. Bu durumda, R1b’liler Kurgan kültürünün doğuşunda öncül bir rol oynamış olsalar da, bu tarihsel aşamayı tek bir haplo gruba mal etmemiz, indirgemecilik yanlışına götürecektir bizi. Daha sonraki dönemlerde Türk dili konuşan kavimler batıya doğru göç ettikçe, birçok başka Batı Asyalı, Avrupalı ve Ortadoğulu kavimle de karışmışlardır doğal olarak.

{ . . . . . } Klyosov, genetik verilere bakarak  R1b’lilerin Avrupa’ya gelmesini izleyen savaşlarda R1a’lıların (Avrupalıların verdiği adla Aryanların) büyük ölçüde yok edildiğini, geriye kalanların Karpatlar’ın doğusuna göç etmek zorunda kaldıklarını düşünüyor.

Türkçenin başat dil olması

Özetlersek, günümüzden 4 bin sene kadar önce Erbinlerin Avrupa kıtasına egemen olmaya başlamasıyla Batı ve Orta Avrupa’nın büyük bölümünde Hint-Avrupa dilleri konuşan Aryanların sayılarının çok azaldığını ve bu tarihi izleyen dönemde Türkçenin Avrupa’da başat dil haline geldiğini öne sürüyor Klyosov. R1b’lilerin kendilerinden yaklaşık 4 bin yıl önce Orta Asyayı terk etmiş olan R1a’lı kabilelere askeri üstünlük sağlamalarını Orta Asya’da atı evcilleştirmelerinin ardından atlı savaş ve ekonomi düzenine geçmeleri ile açıklamak yanıltıcı olmasa gerek.

Türk dilinin Avrupa’daki egemenliği 1500 yıl kadar sürüyor Klyosov’un belirlemelerine göre. Günümüzden 2500-3000 yıl önce Hint-Avrupa dilini konuşan halkların (R1a’lılar) tersine göçle tekrar Orta ve Batı Avrupa’ya döndüklerini ve bu tarihten itibaren yavaş yavaş Türkçenin Avrupa’daki üstünlüğünün sona erdiğini, fakat bu halkların dillerinde Türkçenin etkisinin 1000 yıl öncesine kadar sürdüğünü ve hâlâ özellikle dağ, nehir gibi adları (toponomi) güçlü olarak görülmeye devam ettiğini anlatıyor Klyosov. Bu kısa tarihçeden de anlaşılacağı üzere günümüzden yaklaşık 20 bin yıl önce birlikte yaşan R1a ve R1b’li halkların göç yolları sık sık kesişiyor ve bu iki topluluk hemen her zaman birlikte bulunuyorlar Avrasya coğrafyasında.

Avrupa’da kabile ve etnik topluluk adları

Klyosov’un Avrupa kıtasındaki Türk varlığı ile ilgili çıkarımlarını destekleyen Yu. N. Drozdov adlı Rus dilbilimcinin 2011 yılında {Moskova’da} yayımlanan kitabından burada söz etmek yerinde olacaktır. {Kitap} Rusça olmasına karşın önsöz İngilizce olarak da yazılmış. Yazar İngilizce önsözde, Antik dönemden erken Ortaçağ’a kadarki dönemde Grekçe, Latince, Arabça ve Farsça yazılı metinlerin taranmasıyla tespit edilen, Avrupa kıtasında yaşamış olan 2500 kadar kabile ve etnik topluluk adını inceleyerek vardığı sonucu özetliyor. Drozdov’un görüşü bu isimlerin hiçbirinin kökeninin yaşayan veya ölü Avrupa dilleri ile ilişkilendirilemeyeceği, bu sözcüklerin Türkçe (“Turkic”) kökenli olduklarıdır. Yazar yaptığı toponomik, onomastik ve etnonomik incelemeler sonucunda M.S. 10-12. yüzyıllara kadar Avrupalı halkların önemli bir kısmının yönetici sınıfının Türkçe konuşanlardan oluşmuş olması gerektiği kanısına varıyor. Son yıllarda yayımlanan daha birçok çalışma benzer tezleri destekler niteliktedir.

Aydınlık Gazetesi, 25 Aralık 2013 Çarşamba

        

EK NOTLAR:

[*] Örneğin, kağıt, barut, tahta imlerle kağıda ve kumaşa baskı, manyetik pusula v.b. gibi türlü uygarlık ürünleri ve yöntemleri Avrupa’dan yüzyıllarca önce Çinliler ve Uygurlar tarafından bulunup uygulanmıştı; Uygurların basımcılığı konusunda Bkz: “Çalışkan, Ahmet, Matbaayı Türkler İcat Etmiştir (http://resmitarih.com/wp-content/uploads/2013/04/MATBAAYI-TRKLER-CAT-ETMTR.pdf ”

[**] Beşyüz yıl önce Türk emîri Uluğ Beg, Dünyânın Güneş etrafındaki dönüş süresini hesaplamıştır ki ondan asırlar sonra Avrupalı bilginler, onun çalışmasından habersiz olarak, modern cihazlarla, bu mesafeyi ona çok yakın olarak saptamışlardır. Vardıkları sonuç ile Ulu Beg’in hesabı arasındaki fark, sadece 62 saniyeden ibarettir –Ateş, Prof. Dr. Süleyman, İslâm Tasavvufu, Yeni Ufuklar Neşriyat; Radikal, İstanbul, (tarihsiz), s. 75.


Hint-Avrupa Kuramını Hâlâ Savunan Var mı?

Bir zamanlar Atatürk’ün eleştirdiği bu teoriler bugün tarafsız bilim adamlarınca da eleştirilmektedir. {Fransa’daki} Centre National de la Recherche Scientifique {kurumunun} Eylül 2000 tarihli ve 386 sayılı bülteninin 8. sayfasındaki şu cümleler, Batı’nın Hint-Avrupalılık ve Ari ırk teorilerinin bugün geldiği noktayı göstermesi bakımından çok önemlidir:

“... 18’in sonları ve 19. yüzyılların başlarında dilbilimcilerce ortaya atılan Hint-Avrupa dilleri karşılaştırmalarını tamamıyla yalanlama zorunluluğu ortaya çıkmıştır. (Yani Hint-Avrupa dilleri teorisi değerini yitirmiştir.) Böylece, örneğin Hint-Avrupa grubunun kendisi Altay grubu dillerle aynı ‘üst aile’nin dalları olmaktadır ki Fransızca, Türkçe ve Mançuca gibi birbirinden farklı diller bu üst aile içine girmektedir...” [1]

Görüldüğü gibi bugün Batılı bilim insanları bile Hint-Avrupa Dilleri Teorisi'nin değerini yitirdiğini ileri sürebilmektedirler. [2]

 

DİPNOTLAR:

[1] Tarcan, Haluk, “Kazım Mirşan’ı Niye Unuttuk?”, Hürriyet, 28 Şubat 2007, s. 23’ten aktaran Sinan Meydan, Atatürk ve Türklerin Saklı Tarihi, İnkilâp Kitabevi, İstanbul 2010, s. 148.

[2] Bu yazıda Hint-Avrupa Dilleri Teorisi'nin bugün geldiği noktada “değerini yitirdiği” yargısı yerine, "bilim dışılığının anlaşıldığı” ve “geçersizliğinin kabul edildiği” olgusunu vurgulamak daha doğru bir açıklama olacaktır. Nite kim, Atatürk birçok sözüm ona bilim adamında günümüzde bile pek rastlanmayan mantıksal bir sağduyu ve bilimsel öngörü ile bu kurama karşı çıkmasını bilmiştir −DT.

   

 

 

Bkz: [ Uygarlık Bir Grek Mucizesi mi? ]; [ Yeni Kültür Örnekleri ]; Gök : er+en ya da G(r(φ)e)K;
ış.oğh : e[b.il].nçi; dev erimci & devir imci dev er