“Gök * köG Bitşik : Evrensel Yaratılış-Varoluş Düşünbilimi” & araştırmacı-yazar Doğan Türker


“Şuna inanıyorum ki, bir gün fizyolojist de, şair de, filozof da aynı dili konuşacaklar ve de anlaşabileceklerdir.”
Claude Bernard
(1)

 

“Gecenin en yoğun karanlığında gün ışımaya başlar..” Kozmik Savaş’ın en kızgın, karanlığın en koyu olduğu şu çağda Yeni Dünya’nın puslu ışıklarını görmemek ne ‘mümkün’!.. Benim burada üstlenmek istediğim işlev ise ‘yeni bir devrin müjdesi’ni vermektir.

Akdeniz’in güneşi altında, Antalya’nın ortasında sıradan bir toplu konut katında er’at’dan bir kişi yaşar. Bu kişi madde dünyasının gereklerini alabildiğince yaşamış, işinde çok   yüksek başarı eğrileri çizmiş çağdaş biridir. Beş yıl önce Mısır’da uluslararası bir şirketteki çalışmasını tamamladıktan sonra, yıllardır içinde duyduğu itilimlere uyarak, tüm birikmiş varlığını da yakınlarına bırakıp, zor denmese bile oldukça ‘mütevazi’ koşullar içinde kendini Türk Dili’nin Kökenleri’ni araştırmaya adamış soy bir insandır.

Bu yazı, ne bu kişiyi, ne de söz konusu özgün çalışmasını tam anlamıyla anlatmaya yetmeyecektir. Ancak, bu çalışmanın dosyalar dolduran dev bulguları önyargısız, saplantısız bir görüşle derinlemesine incelendiğinde, günümüzdeki basmakalıp yargıları soruşturma eğiliminde olanlar, bu bulguların ne anlama geldiğini değerlendirmekte gecikmeyecektir!.. Bense burada, konunun anlam ve önemini soluğum yettiğince, açık ya da kapalı, kendi görüş ve düşüncelerime göre aktarmak dileğindeyim.

“İnsanlar tek bir ümmet’di” (2). O halde başlangıçta tek bir ‘Kök’ dil vardı.. Orta Doğudaki Sâmi’lerin Babil Kulesi masalında olduğu gibi, Orta Amerikadaki Toltek-Maya’ların Pop-ol Vuh söylencesinde de anlatıldığı üzere, o tek bir ümmet kavimlere, o tek bir dil de lehçelere ayrıldı, dünya ayrılıklardan ‘nasip’lenmek üzere. Şimdi Birleşme zamanıdır. Doğallıkla, bu birleşme kavramı çok geniş kapsamlıdır. “Herşey birşeydir; birşeyde herşey vardır” ilkesinin kubbesi altında kavramların olaylaşması söz konusu olduğunda, şimdiye dek   nedense hep “dinlerin birleşmesi”nden söz edilmiş, “dillerin birleşmesi” ise hiç dile getirilmemiştir.

İşte, çalışmasının başlangıcında ‘kadîm’ Göktürk yazımızdan yararlanıp ‘ussal uzun bir yol’a koyulmuş olan bu devrimci araştırmacı, o yazıyı, V. Thomsen, W. Radloff ve öbür tanınmış Türkolog’ların hepsinden ayrı bir gözle, yeni baştan değerlendirmiş bulunuyor. Yeniden yapılandırdığı ‘görsel çizim’leri ve kendi özgün im (işaret, harf) yorumlarıyla, insanlığın ilk ve ortak tek dili olduğu varsayılan ‘proto-dil’, ‘kök dil’ ya da ‘anadil’in  ve bugün konuştuğumuz Türkçe’mizin özünde salt bu im’lerden oluştuğunu somut örnekleriyle belgeleme aşamasına ulaşmıştır.

Yer yüzündeki bütün dilleri aynı ‘kaynak’ta birleştiren; dahası, Türk Dil ve Türk Tarih Kurumları’nın ilgisiz ilgilerine de sunulmuş olan bu araştırma üzerine birkaç söz etmek yürekliliğinde bulunacağım: Bu çalışmanın en çarpıcı tarafı ‘birleştirici sözcük çözümleme yöntemi’dir. Yıllar süren uzun ve yorucu uğraşların kazandırdığı deneyim sonucu oluşan bu yöntem, kuşkusuz kendi içinde bir takım kurallara dayanır.

Bunun son ucunda varılan nokta ise, ön insanlığın ilk ve ortak ana dili olduğu varsayılan o evrensel kök dil’in, araştırmacısının öt.ür.ük.iç-çe adı altında tanımladığı bir dil   olduğu olgusudur.. Ve bu dil, bizim bugün konuştuğumuz Türkçe’nin de kök’üdür !.. Yapılan, döne döne okunması gereken kök heceler yardımıyla Türkçe’mizin yanısıra herhangi bir dildeki herhangi bir sözcüğün Ana Dil’deki kavramsal ve biçimsel kurgulamasına inmek, onun değişkenlik olasılıklarını izleyerek öbür dillerdeki dönüşüm ve başkalaşım durumlarını saptamaktır.

Yukarıda belirttiğim üzere, bu çalışma sırasında her ne kadar bir takım kurallara uymak zorunluluğu varsa bile, bu koşullar araştırıcının doğru yönde geliştirdiği algılama ve sezgilerini sınırlayıcı nitelikte olmayıp, tersine sonsuz bir kavram ve sözcük ‘derya’sına da kaynak sağlamak durumundadır.

Nedir bu gizemli kurallar? Hevesli bir araştırmacı için yalın olarak söylenebilecek ilk söz, bir sözcükteki her ünsüz im önüne bir ünlü im getirerek ‘kök’ heceler’in saptanması koşuludur. Ünsüz im’in ince ya da kalın olmasına bağlı olarak dört ‘ünlü im takımı’ --yani sekiz sesli işaret; harf-- ile aynı işlem yinelenir. Ortaya çıkan türlü hecelerin değişik bileşimlerde düzenlenmeleriyle de yeni diziler üretmek olasıdır. Bundan sonrası çok ilginç --ve çoğu kez araştırıcısının bile çözümleme yeteneği dışına taşan-- matematiksel bir düzeydeki organik zincirler biçiminde görsel/ işitsel; yinsel/ tinsel; düşünsel/ tarihsel; kozmik/ mitolojik; şimik & biyolojik, vs., vs.. içerikli sonsuz kavram türevlendirmelerine ulaşmaktadır. Dahası, elde edilen olağan dışı sayısız örneğe bakılırsa, yer yüzündeki tüm dilleri tek bir kaynakta birleştireceği anlaşılan bu sentezci yöntemin bir özelliği de, bizim bugün kullanmadığımız, ya da kullanmamıza karşın ‘köken’ anlamını çok eski çağlarda yitirdiğimiz kimi sözcüklerin, yüzyıllardır unutulmuş olan yitik terim’lerin yeniden bulgulanmasıdır. Araştırmacının beş yılı aşkın bir süredir bu doğrultuda derlediği etimoloji örnekleri aynı konuyla ilgili olduğu varsayılan uzman isimlerin incelemesine bile sunulmuştur.

Bu, Sonsuz’luk yolcuları için güzel bir ‘serüven’ değil mi?.. Fırtınanın kopardığı çiçekler gibi, Sonsuz’luğun yaratılış ve varoluş dalgalarında yitirilip unutulmuş olan Öz’ümüzü daha başka nasıl, nerelerde bulacağız?

Bu ilginç çalışmanın tüm ayrıntılarına girmek asıl konumuz dışında kalmakla beraber, “Gök*köG : Bitşik” adlı yapıtı inceleyenlerce bilindiği üzere, yönteminde değilse bile amacındaki tıpkılık bakımından Büyük Atatürk’ün ‘vasiyeti’nin yerine getirilmekte olduğunun kanıtı olarak, yine O’nun ömrünün son on yılında büyük bir heves ve heyecanla kendini adadığı Türk Dili ve Tarihi çalışmalarında ulaştığı noktaya değinmeden geçemeyeceğim. Burada, O’nun kendi yaptığı dil çalışmalarına değinen şu satırları yinelemeyi yararlı görmekteyim:

“Kelimelerin yapısı üzerinde bir kurmayın cephe işaretleri üzerinde çalışması gibi yorularak, manalar tamamlamaya çalışırdı. Mesela ‘durmak’ sözcüğü şu şekilde unsurlarına ayrılırdı: Uğ+Ud+Ur+Um+Ak.. İlk parça ana kök’tü ve kök’te temel kavram hareketti, sonra diğer unsurlar temel kavrama bazı hareket ifadeleri veriyordu. Ve bu böylece sürüp giderdi..” (3)

“Ve öyle oldu ki, bir an geldi, Atatürk dünya yuvarlağını avucunda dönüyor gördü. Rüyasına inanır gibi oldu. Bütün insanlığı bir ve kardeş bilen, insanları dünya vatandaşı olarak gören o soy insan için, bu ne engin bir heyecan kaynağıdır.” (4)

“İnsanlığın ilk vatanı neresidir? Kendilerine insan denebilecek ilk yaratık gurupları hangi topraklarda meydana gelmişlerdir? İlk insan göçleri hangi   ülkelerden hangi yönlere dağılmıştır? İlk dil guruplarının ana kökü hangi seslerdir?.. Onun tarihçiliğinde ırkçılık değil, kökçülük vardı. İnsanlığın kaynaklarına Orta Asya’da, ve hiçbir ırk taassubu ve siyasî kaygı gözetmeksizin, inmek istiyordu..” (5)

Şevket Süreyya o zaman için “Bu sırlar elbetteki henüz ve tam çözülmemiştir. Her geçen gün, her yeni araştırma insanlığın bilgi hazine’sine bir şeyler katmaktadır..” diyor. O günden bugüne geçen yarım yüzyıl içinde de, o bilgi hazinesine değilse bile dağarcığına bir şeyler katılmıştır kuşkusuz.

İşte burada, ilerleyen zaman içinde şimdi’de, içinde bulunduğumuz bugünlerde, Atatürk’ün ölümünden önce 5 Eylül 1938 tarihli vasiyetinin 5.nci maddesiyle Dil ve Tarih Kurumlarına bıraktığı paradan hiç bir pay almadan, ancak ‘Evrensel Bilinç’ kalıtından aldığı tinsel payla, Türk Dili üzerindeki çalışmalarını sessiz sedasız sürdüren ve daha önceki çabaların düştüğü yanılgılardan arınmış özgün bir senteze dayandırdığı, insanlığın kaynaklarına ilişkin sırları aralayan Gök*köG:Bitşik adlı yapıt ve yazarı hakkında söyleneceklerin daha fazlası okuyucuya ait olacaktır.

Düşündürücü bir olasılıkla, Antalya İli beldesinde geliştirilmekte olan bu yeni çalışma acaba o Büyük Önder’in çekim gücünün etkisi sonucu mudur? Tanrısal yaratıcılık yok’tan var etmektir. İnsansal yaratıcılık ise, var olan parçaları bir araya getirerek ‘eser’ ortaya koymaktır. Görülüyor ki, yine en gerekli zamanda O, bilinci ile milletini ve dünyayı eline almış, parçaları birleştirmekte, Yeni Türkiye’nin ve Yeni Dünya’nın yeniden biçimlenmesi için çalışmaktadır.

Anlaşılmaktadır ki, bu büyük Kozmik Mimar’ın işi herhalde sadece yeni bir Türk Devleti kurmak değil, kozmik bir planın uygulanmasında bütünüyle rol oynamaktır. Gök*köG : Bitşik adlı yapıt ile Atatürk’ün dil çalışmalarının, yönteminde değilse bile amacındaki tıpkılık bakımından gösterdiği birlik son derece ilgi çekicidir. Sözcük çözümlemeleri sırasında, söz’ün ide’ler evrenindeki kavramsal, fiziksel yapımızdaki jenetik aslına inmek suretiyle yanlış terimlerimiz, yanlış tanımlamalarımız ve noksan deyişlerimizin düzeltilmesi aracılığıyla, simgeler ve kapalı bilgiler açılarak yeni anlayışlara ulaşmak mümkün olmaktadır.

“Yanlış terimleriniz, yanlış tarifleriniz, noksan ifadeleriniz pek çoktur. Onların üzerinde gayet hassasiyetle durursanız, birçok yeni anlayışlara ulaşabilirsiniz. Bu tasavvurların çoğu iptidaidir ve yalan imajinasyondur.” (6)

“Bu adların şekli’ni heceler yardımıyla değişik kılmak mümkündür. Böyle yapınca işten anlamayan biri, birbirinin aynı oldukları halde, onları başka başka şeyler sanır.. Adlardan anlayan... adların tesirini, değerini göz önünde tutar ve bir harfin eklenmesi, yahut yerini değiştirmesi, yahut atılması, hatta adın değerinin büsbütün başka harflerle anlatılmış olması, onu aldatamaz... İlk konulan adların, onları gösterişli kılmak isteyenlerin elinde, tanınmaz bir şekil aldıklarını bilmiyor musun? Kulağa hoş gelmesi için harfler eklediler, yahut çıkardılar; güzelleştirme isteği ile zaman, kelimeleri eğip bükerek kılıktan kılığa soktu.” (7)

“Şimdiye kadar sürüp gelen okuma ve yetiştirme yanlışlıklarının ulusumuzun gerilemesinde en önemli nedenlerden biri olduğu kanısındayım. Onun için bir ulusal yetiştirme programından söz açarken, eski çağlardaki asılsız uydurmalardan, yaradılışımıza hiç de uymayan yabancı düşüncelerden, Doğudan ve Batıdan aşırma bütün etkilerden büsbütün uzak, ulusal ve tarihsel doğamıza uygun bir kültürü öne sürmüş oluyorum..” (8)

“Biz (Türkler), Gök*köG atalarımızca yer yüzüne indirilen bu töre, yasa ve etkinliklerin türk-oğhuz (türkuvaz) ırk’ın türkçe diliyle anlatıldığını; bugün de o kök dil-ok’un ucu, okunuşu, çizimi, izi, imi ile okuyup kon : uç-tuğumuzu; bu dilin tüm insanların da ortak Ana Dil’i olduğunu, ne yazık ki, yazılı kazılı yer yüzü tarihinin daha başlangıcında unutmuş, ondan beri de pek üzerinde durmamışız. Şimdiye dek...” (9)

Sanki bir takım matematikçiler oturmuşlar, şöyle matematiksel yapısı olan kurallı düzgün bir dil icad edelim diyerek Türkçeyi bulmuşlar...” (10)

Yukarıdaki alıntılar arasındaki ilişkiyi okurların dikkatine sunarken, yıllar önce Metapsişik Tetkikler ve İlmî Araştırmalar Derneği’ndeki bir konferans sırasında dile getirilen ve o gün bugündür belleğimden silinmemiş olan bir tümceyi özellikle yinelemek isterim:

“Bir gün gelecek, insanlar sadece Türkçe öğrenmek için ‘enkarne’ olacaklardır..” (11)

Gök*köG Bitşik adlı yapıtın sahibi araştırmacı-yazar Doğan Türker’in izni üzerine tümüyle kendi kişisel girişimim sonucu kaleme alınmış olan bu inceleme, çok genel kapsamlı bir değerlendirme olma özelliği nedeniyle daha fazla ayrıntıya girmek olanağı tanımadığından, şimdilik yazarın kendi özgün deyişleri ile saptadığı --ve benim özellikle yorum getirmekten sakındığım-- bir iki önemli ek ile yetinmek dileğindeyim. Çünkü, yapıtın sahibi her içten araştırmacıya kapısını daima açık tuttuğu gibi, içtenlikle bu tür gerekli açıklamaları yapmaktan da kaçınmamaktadır:

Türk Dili’nin kökenleri üzerinde yoğunlaşan çalışmalarım sırasında bulguladığım özellikler, günümüz dil-bilimince geçerli sayılan akademik tez ve anti-tezlerin ötesinde (ve üstünde) yepyeni bir sentez oluşturmaktadır. Bu senteze göre:

* Günümüzde yeryüzünde konuşulan tüm dillerin, iyyesi oldukları toplulukların çevre-yaşam koşullarından etkilenmiş fonetik bir doğal evrim süreci içinde oluşmadığı; aksine, sıçramalı aşamalarla gelen yaşam türlerinde iletişim işlevinin çok önceden beri içgin bir bilinç erki’nin bio-genetik ögesi olarak var olduğu; bunlardan insan türünde ‘göz-beyin-el-dil yetisi’ biçiminde belirginleştiği; bu nedenle de, titreşim < ses < söz < anlam oluşumlarının ön tasarım’lanmış olması gerektiği, ünlü bilim adamımız Oktay Sinanoğlu’nun deyişi ile, “matematiksel yapısının icad edildiği” olgusu ortaya çıkmaktadır.

* Tarih öncesi Ortadoğu’daki Phoenix (Fenike)’lilerin aleph-beth/ alfa-beta yazılarına kimi zaman sescil, çoğunluk görsel çevrim ve bozunmalarla ulaştığından ötürü dolaylı; Gök-Oğhuz (ve Skit/ Skot, Sogd, Sakha) Türkleri’nin or.okh-khu.ng ’tan > Orkhun; Nors’ların or.ng.okh-khu’dan > Runik; ış.am : öt.ük Aram ~ Arab'ların okh-khu.or.ng’dan > Kur'an yazılarının biçimlenmesine de, özgün niteliğini büyük ölçüde korumuş olduğu için, doğrudan kaynaklık ettiği anlaşılan bu Gök*köG Ana Dil, kendine özgü im’ler dizgesi ile açıklandığında, Türk ürükünün (ırkının) kon.(ver : ses).uçtuğu öt.ür.ük+iç-çe :   öt+ili’dir. Çok iyi bilinen Babil Kulesi masalında tüm insanlığın ilk ve ortak dili olarak tanımlanan, amma adıyla sanıyla açıklanmaktan kaçınılan bu dildir. Bu ilk dil birazıcık yudeo-grek ögeler içerir gibi olsaydı eğer, çoktan yer yerinden oynatılır, dünyanın çivisi çıkartılırdı..

* Bu yüzden, kutsal bitiklerde “Kohen Shlomo (Solomon / Hazret-i Süleyman) kuş dilinden anlar, konuşur idi” diye geçen tümce aslında (ış.o)ğh+an : oğh.uz.(am).er.ata : ış.or. (y(ay)).ol.am+an : ing.ök.oğh.(uz.am).eb+er.cin : ıl(&)an : öt.ür.ük.iç-çe : öt+il.nde : okh-khu.ng.uç-çu : y(ay).or : erti im’leriyle belirtilmiş olan özgün anlatımın y(ay). oğh.(uz : am) : id.eb. er+en’den, o yayık kuz uzam-u-zam(an)da deveran eden evren(in) yavuz kut dev ebe er+lerinden, yani titan’lardan, milyonlarca demeyelim de, yüz binlerce yıl sonra aynı adı taşıyan yahudi-ibranî rabbiler’in elinde bozunmuş biçimidir.” (12)

Etten kandan üremiş ırk anlamına gelen et.ür.üklerin öt.(iş.ür).ük+ en dili, ve dolayısı ile yer yüzündeki tüm dillerin Ana’sı olan Gök*köG Bitşik : öt.ür.ük. iç-çe’si en özgün biçimi ile ortaya çıkmakta, bir bakıma yeniden doğmaktadır. Bebek gerçi doğmuştur, amma yüzünü henüz göstermemektedir!!!

29 Ekim 1939 yılında Güney Bulgaristan (eski Makedonya) göçmeni bir ailenin çocuğu olarak Çorlu’da dünyaya gelen araştırmacı-yazar Doğan Türker, Robert Kolej ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okuduktan sonra uzun yıllar reklam ve dekorasyon işleriyle uğraşmıştır. Bu sırada, yurt içinde ve yurt dışında çeşitli kuruluşlarda planlamacı, işletmeci ve üst düzey yönetici olarak görev yapmıştır. 1989 yılı ortasında iş hayatını geride bırakıp yerleştiği Antalya’da kendisini Türk Dili'nin gizemli köklerini araştırmaya adayan yazar, bu çalışmaları sonucunda ulaştığı ve başka yerlerde benzeri bulunmayan ‘evrensel yaratılış-varoluş felsefesi’ni Gök*köG Bitşik diye tanımlayıp, aynı ad altında bu düşünce dizgesine bir giriş sayılabilecek küçük bir kitapçık hazırlamıştır. Adı geçen yapıt, aynı konuda iki değişik yazısı ile birlikte Milli Kütüphane’ye alınmış olup, ayrıca Kültür Bakanlığı Yayın Danışma Kurulundan da geçerek “basılabilir eserler” arasına kaydedilmiştir. Resim, grafik, fotoğraf sanatları ile de yakından ilgili olan yazarın, 1961 yılında yayınlanan Gecebarı adlı bir şiir kitabı ile değişik dergilerde yayınlanmış şiirleri, yazıları, çevirileri bulunmaktadır.

Söz’ün birleşmesi ve temizlenmesi ile işçi’sini duyuran bu yazım, çağdaş yaşantının her alanında bağnazlık ve çıkar ölçülerini aşabilen bir kaç aydın kafalı (hem de yürekli!) insanı, hiç olmazsa bundan sonra bu çok önemli konuya eğilerek gerektiğince değerlendirmeleri yönünde eyleme geçirebilirse, ön gördüğüm amacına ulaşmış olacaktır.

Antalya, 9 Aralık 1994


KAYNAKLAR:

(1) Schuré, Edouard; Büyük İnisiyeler, çev: Yavuz Keskin, s. 9, Ruh ve Madde yayınları, 1989, İstanbul.
(2) Kur’an; Bakara suresi, ayet 213.
(3) Aydemir, Şevket Süreyya; Tek Adam, cilt 3, sayfa 426; Remzi Kitabevi, 1992, İstanbul.
(4) İbid; sayfa 421, 432.
(5) İbid; sayfa 417.
(6) Sadıklar Plânı “Ruhsal Tebliğler”; sayfa 530, Ruh ve Madde Yayınları, 1988, İstanbul.
(7) Eflatun; Kratylos, sayfa 31-32; 72; M.E.B., 1989, İstanbul.
(8) Atatürk; Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi, sayfa 8; sayı 180, Kasım 1982, Ankara.
(9) Türker, Doğan; Gök*köG Bitşik : Evrensel Yaratılış - Varoluş Düşünbilimi, sayfa 40, Antalya 1991; (Milli Kütüphane, Aks.
            No. 1993 / 4.4030, Ankara).
(10) Sinanoğlu, Oktay; Aktüel Dergisi, sayı: 182, 29.12.1994, İstanbul.
(11) Ergün Arıkdal; Metapsişik Tetkikler ve İlmî Araştırmalar Derneği (İstanbul) Konferansları’ndaki bir konuşmasından.
(12) Türker, Doğan; “Gök*köG Bitşik” araştırmaları hakkında Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’na gönderdiği bir yazıdan,1994.


Bu yazının er.ış.ım-mı : ob.ış.im-mi (başlık res+imi) Alex Grey, Sanatın Görevi; Conscious Living, c. 4, sayı 2, Mart 1999, sayfa 18’den alınmıştır.

 

 

 

 

 

  eleştiriler / reviews