Konu

“Başlangıçta Söz var idi, ve Söz Tanrı ile idi, ve Söz Tanrı idi.”

Bu sav, Bay Tanrı (ya da aynı kapsamda Bayan Tanrıça) Hazretlerinin şöyle demesiyle yankılanır: He ya, “Alfa & Omega olan ben; benim başlangıç ile son!..”

1980’li yılların sonundan beri, böylesine bir tanrısal demeç ile evrensel çağrışımları olan
bir çift im için ileri sürülen türlü gizemli göndermelerin girdisi çıktısı üzerinde çalışmaktayım. Zamanla, dünya çapındaki dil bilimci uzman çevrelerin bilgiççe varsayımlarıyla şimdilerde bize dayattıklarından hem bütünüyle değişik, hem de oldukça sıra dışı bazı sonuçlara ulaşmış oldum.

Aslında, geçmiş dillerin gelişimini saptamak için dil bilimcilerin sescil (fonetik) çözümleme kurallarını uygulamak, sonra da bu dilleri seslendirmeyle ilişkili öbekler içinde sıralamak yanıltıcı, dahası tehlikeli bir yöntemdir... [ Bir Dil Ağacı Daha mı? ]

Bu yolla özgün Ana Dil’in yeniden kurgulanabileceğini söylemek ise, olsa olsa Esperanto benzeri uluslar arası yeni bir dil uydurmakla son bulacak olan salt düşünsel bir çabalamadan öteye geçmez.

Amaç

Bu sitenin amacı, benim akademik olmayan ve temelde tanrısal bir söylem ile evrensel çağrışımlar taşıyan bir çift im’in ortak etkenlerinin ne olabilecekleri üzerinde odaklanan araştırmam sırasında tasarladığım benzersiz yöntemi size kısaca duyurmaktır.

Sözü edilen konuşma imleri konusundaki sorularımı yanıtlayan eşsiz yöntem, insanlığın çok uzun çağlar önce yitirip, sonra da onunla ilgili her şeyi tümüyle unuttuğu Evrensel Ana Dil’in bulunmasına bizi götürecek apaçık bir gizil güç içeren kök hecelerin fonetik dışı & görsel yanlı yorumu biçiminde ortaya çıktı.

Bu Ana Dil’in onarımı, atalarımızın ortak kökenlerine ulaşmamızı ve onların bir ön dil’de gerçekleştirdikleri ileri sürülen birliğin nasıl gerçekte bir avuç damganın biyolojik sonucu olduğunu anlamamızı sağlayacaktır. O damgalar, bizim kalıtsal şifremize işin en başında, diğer bir deyişle, yaratılışın başlangıç’ında dağlanmış durmaktaydı!...

Çünkü bizim Tek & Bir, bu yüzden Ekber Tanrı (ya da Tanrıça)’mız bir zamanlar
y(ay).er.at : ış.oğh.[uz.(am).or]!.. diye buyurmuştu da, işte bak, ışık şıkır olmuştu!..

İlginçtir, ışık sözcüğünü yaratan bu buyrukta Gök*köG Bitşik : damgaları ya da konuşma imleri kullanıldığında, onlar aynı anda aşk & şuğur & uğur sözcüklerini de belirtir!..

Kapsam

Hece imlerinden oluşan bir sözcük içinde böyle ışık, aşk, şuğur, uğur gibi birden çok ilişkili anlamların bir arada bulunması Evrensel Ana Dilimiz'in kendine has özelliğidir.

Burada yatan temel anlam, bugün konuşulan dillerin hiçbir zaman yazılı & kazılı tarih öncesindeki ilkel mağara insanlarının çıkardığı sescil (fonetik) gargaralardan gelişmediği; zıttına, bir zamanlar aşırı bir özenle kutsal sayılan kök ötüşüng'teki kozmik Alfa & Omega’nın peş peşe dönüşümlerinden ürediğidir. Bu sürecin çok silik anıları, Bab+ili Kulesi gibi bazı eski söylencelerde dile gelmektedir.

Şimdi bu şaşırtıcı konuya yepyeni bir bakış açısından göz atmak üzeresiniz.
Sitede gezinirken, 11inci yüzyılda yaşayan büyük Türk dil bilimcisi Kaşgâr’lı Mahmut’un ne dediğini de lütfen akılda tutunuz:

                Yazmas atım Yagmur,
                Ya
ñılmas bilge Yañku...

 
Doğan Türker
Ankara, Mart 2002