© Encarta

 

Seneca’ya göre, toplumun, bireyin davranışı, tutumu ile dilin yakın bir ilintisi vardır. Toplum, birey hasta oldular mı, dil de karışıklığı, anlaşılmazlığı seçer.

Diline tutkun Seneca

Seneca,…romalıları dillerine sahip çıkaran endişeyle…yunanca her sözcüğün karşılığını bulmak ister*.

Dil üstüne düşünceleri, üslubu:

Romalılar yunan kültürü etkisine girdikleri zaman, birçok yunanca sözcük dile yerleşmiştir, ama onlar daha erkenden, bu sözcüklerin karşılığını kendi dillerinde yaratma yoluna girmişlerdir. Doğal olarak bu iş, bir günden ötekine olmamıştır. Konuşulan dille yazılmamış bir piyes, halkın ilgisini çekmiyeceği için, amacı güldürmek olan Plautus’un komedyalarında bir çok yunanca sözcük vardır, ama ondan az sonra, Scipio’nun çevresinde yaşayan Terentius’un komedyalarında, hâtta daha önce, aslı grek olsa bile, Roma soyluları için tragedyalar yazan Livius Andronicus’tan ve komiği kelime oyunları yoluyla değil de, Roma insanına dil uzatmakla yakalamak isteyen Naevius’tan, destan ozanı Ennius’tan günümüze kalan parçalarda, dilin yunanca sözcüklerden arı olduğu görülüyor. Lâtinlerin dillerine gösterdikleri bu özen, ileri çağlarda bile süregitmiştir. Örneğin Tiberius dermiş ki: “Bir yunanca sözcük kullanacağınıza, bir dolaylama (perifraz) kullanın daha iyi.” Seneca da, henüz karşılığı bulunmamış sözcükler için, bir karşılık bulma çabasındadır hâla. Mek. 58 de, Platon’un to on (varlık) sözcüğüne karşılık arıyor. Quod est = var olan gibi bir karşılamayla yetinmek istemiyor. Yunanca ousia = varoluş’a karşılık Cicero’nun, Fabianus’un kullandıkları essentia’yı pek sevmese de, onlar kullandıkları için kabul ediyor. Mek. III, I’de yunanca sophismata’nın karşılığını arıyor. Cicero Cavillatio = şaka, kılı kırk yarma, demiş; daha bir çok karşılık bulunmuş da dil tutmamış bunları. Mek. 120’de analogia sözcüğünü kullanıyor ama, yabancı bir sözcük olarak, onun yerine lâtincesinin yaratılmasını istiyor.

Seneca’ya göre, toplumun, bireyin davranışı, tutumu ile dilin yakın bir ilintisi vardır. Toplum, birey hasta oldular mı, dil de karışıklığı, anlaşılmazlığı seçer. Örnek Maecenas’tır. Maecenas yetenekli bir insan olsa da, yapmacıklı yaşam biçimi ile, dili, anlatımı arasında bir uyum vardır. Toplum dilini değiştirir zamanla. Kimi insan eski sözcüklere meraklıdır, kimisi çok yenilerine, ikisi de dile yerleşmiş terimlerden, anlatma biçiminden kaçınır. Kimisi de belli ölçüdeki sözcüklerle bitirir cümlesini (Cicero gibi). Bir başkası ünlü bir kişinin, Sallustius’un, yanlış olarak kullandığı bir sözcüğü pek beğenir, aynı hatayı tekler durur kitabında (Mek. 114. 17).

Ya Seneca nasıl anlatır? Dili, sözcükleri seçimi, üslubu nasıldır?

Seneca’nın anlatımını, üslubunu övenlerin yanında, yerenler bile, onun yeni bir üslup yaratmadaki başarısını kabul etmişlerdir. Eski çağ yazarlarının, özellikle Cicero’nun hayranı olan Quintilianus, onun üslubunu eleştirir gibidir, ama bir yandan da övmektedir onu. Gerçi gençlerin onun üslubunu taklit etmelerine karşıdır, ne var ki bu, gençlerin onu iyi taklit edemedikleri, değerini düşürdükleri içindir. Seneca acele, özensiz de yazar, daldan dala atlar, Lucilius’a yazdığı gibi, tümleç içindeki sözcüklerin yerleri konusunda, çok titiz davranmamasını, daha çok yazdığı konu ile ilgilenmesini öğüt verse de, Caligula’nın onun için dediği, kimi yerde (arena sine calce = kireçsiz kum taneleri), yani birbiri ile ilintisi olmayan bir anlatımı olsa da, Quintilianus’a göre Seneca’nın anlatımında övülecek, hâtta hayran olunacak çok şey vardır.

 

AHLÂKİ MEKTUPLAR - EPISTULAE MORALES, Kitap I – XX, 2. baskı,
Çeviren: Türkân Uzel, Türk Tarih Kurumu Yayınları VII. Dizi – Sayı 1141,
Ankara 1999,
sayfa*7 & 18-19.