Alem Annesi 9

                 

                Ah! Bir bilseydim bir bilebilseydim, edermiydim onca zulmü kendime!

                Ah! Bir bilseydin bir bilebilseydin..............!

                 Kadın ve çocuğun uğradığı darp insanlık tarihinin büyük günahıdır. Kadınlık ve analık arketipinin çıkış noktasındaki kutsiyete, kutsal hayat ilkesine doğrudan saldırıdır bu; ve o ilke ki, Yaratılış’ın içindeki Yüce Murat’a içkindir: Hayat Olsun!.. Ve, çocuk hayatın sürekliliğinin güvencesidir.  

                Sonsuz Olan’ ın akışı süreklidir; karanlık ve kaosun koşulları onu içimize kilitlese de O, engelleri aşan, bendleri yıkan gücüyle karanlık ve kaosun içinden düzeni yeniden doğurur.

                Vahiy Kitabı'nın ikinci yarısında, insanlık tarihi boyunca devam eden, Kadının Soyu ile Yılan arasındaki çatışma sunulmaktadır. Tevrat’ın Yaratılış bölümünde de Kadının Soyu ve ondan türeyen saf nesil kurtarıcı niteliğiyle tanımlanır!

                Düzen ve kaos arasındaki Varlık-Yokluk döngüsü; varoluşun zemin bulduğu hayatın kucağında kendini kanıtlar.Yok oluşun en acıklı biçimi olan kadına ve çocuğa yapılan kötülük tamı tamına Hristiyanlık’ın tanımladığı biçimiyle tarihsel süreçte kendini göstermiştir ancak çok bellidir ki, hayatın köküne kibrit suyu ekecek kadar vahim bir yokedici süreç, gene o denli güclü bir cesaret ve kahramanlıkla içimizden yükselecek en büyük varoluş başkaldırısını açığa çıkarmayı hedeflemiştir. Baba’nın şarkısını “şakımak”dır bu (*).

                23.10.2008 günlü Milliyet Gazetesindeki köşe yazısıyla Ece Temelkuran, binlerce yıllık yıkım sürecinin altında ezilen Dişil İlke’nin avazına, kadın ağzından yükselen yanık bir örnek oluşturmakta:

“......Ama kadınlar vardılar çok ama çok önceleri ve onlar neyi nasıl yapacaklarını erkeklere sormazlardı. Neye tapacaklarını, ne giyeceklerini, kiminle sevişip nasıl yaşlanacaklarını kendileri bilirdi......”

“......Ellerinde onları hep oldukları gibi gösteren aynaları vardı. Kadınlığın başlangıcından olgunluğuna, olmuşluktan yanmışlığına her şeyi olduğu gibi anlatan kadınlık bilgileri vardı. Bir kız çocuğu doğduğunda bu bilgiye doğar ve ölümüne kadar bu bilgi sayesinde düşe kalka ama hiç şaşkına dönmeden yaşardı......”

“.......Sonra onlar geldiler. Çok zaman önceydi, korkuyla büzüşmüş erkeklikleriyle, sevgisizlikle ekşimiş kadınlıklarıyla dünyamızı talana geldiler..................”

“...... Oluşumuzdan utandık.......”

“......Ankara’da bir aile, kızının kadınlığa geçişini, bu dertli baharın başlangıcını, kadınlığın nisan ayını kutladı. Bu kutlama, kadınlığın yası tutulmamış binlerce yıllık katlinin kurbanlarına mezarlarında bir nefes aldırdı. Ben bir nefes aldım. Siz de bir nefes alın. Aramıza bir küçük kadın daha katıldı.

Benim küçük kız kardeşim, kanaya kanaya kadın olunuyor görüyorsun. Ama sakın unutma, o kan temizdir. Çünkü ölümün değil, hayatın başlangıcının işaretidir. Sen hayatsın artık, sen hayat verebilirsin; kan bunun işaretidir.

O kanın kıymetini bil, sakın utanmaya kalkma çünkü o kan tanrılardan bile daha eskidir.........”

 

Aahh!.. Bir bilseydik bir bilebilseydik....... !

 

(*) Vedalar; Tanrı Baba'nın Şarkısı: AUM.  

Hülya Akdoğan

18.02.2009