Alem Annesi 12

                 

Alem Annesi ve Sevgi

Sevgi, çekim gücüdür.                                                                      

Doğa’yı ve Kadın’ı büyüleyici kılan şey, Alem Annesi’nin doğasından gelen çekimdir..

Yaratılmış her maddi yapının özünde, Sevgi’nin kristalize hali, ilksel madde (İlk Madde/Materya Lucida) bulunur. Sevginin yaratıcılığı, içindeki aşk ya da tutkunun unsurları biraraya toplıyan birleştirici gücünden kaynaklanmakta.

Sevgi deneyimi, gerçeğe duyulan özlemle harekete geçen, kendini yaratma eylemidir; Sevgi, eylemdir; O, tene ve cana göre yaratmadır. İnsan, bu yaratım süreci içinde kendi gerçeğine odaklı kalmak koşuluyla, onu hayattar kılacak ilgili tüm unsurlara çekim oluşturur. Bir araya gelen unsurlar “büyük resmi” ortaya çıkarır.

Sevgi, varolan gerçeği yaratma eylemi ve onun güzelliğini seyir ve onaylamadır.

                                                                              ***

Sonuç

“Kendi kaderini kendi cehdiyle yaratma liyakatine sahip adem ve havvalar tekamül ortamı olmaktan çıkmış olan dünyayı yeniden tekamül ortamı haline getirmek üzere letarjiden çıkarılacaklar —Ergun Arıkdal, 1989.”

Alem Annesi konusunu kaleme alma ereğim, kadın doğasındaki temel arketiplerin önemini anımsamak ve anımsatmakdı. Bunu yaparken insanlık tarihinin kültürel birikimlerinden yararlandım; ancak, göstermek istediğim esas nokta, binlerce yıldır deneyimlenmekte olan arketiplerin alışılmış biçimlerinden daha çok, henüz el değmemiş yepyeni arketiplerin filizlenme zamanının geldiğine dikkat çekmekdi.

İçinde bulunduğumuz koşullar “zamanın geldiğini” çok açık şekilde bildirmekte. Gezegenimizde yaşamı başlatan sera etkisi şimdi tersten bir işleyişle yaşamı yok etmek üzere! Hayat’ın kutsallığına ya da Tanrı’ya inanan ve inanmayan hangi vicdan buna göz yumabilir?

Gezegenin yaşam kaynaklarını tüketmeden yaşayabilmenin temel bilgisine ve bu bilgiyi her adımda uygulamaya ihtiyacımız var. Bunun nesnel yollarından biri, herşeyden önce gerçekten temel yaşam bilgisi açısından ne kadar cahil ve bencil olduğumuzla yüzleşmek ve elde mevcut olduğu halde unutulmaya terkedilmiş “köydeki yaşlıların birikimleri”ni derlemektir. (Şebnem Eraş, Atlas Dergisi, Şubat 2009)

Kendini besleyen enerjiyi yine kendi içinden almayı sağlıyan henüz el değmemiş arketiplerin tomurcuklanmasına izin vermek de Üstad Ergun Arıkdal’ın 1989 yılında bildirmiş olduğu gibi, yaşamı yeniden “tekamül ortamı” haline getirecek ve belki de “yoktan var etmenin sırrına erdirebilecek” yollardan biridir.

Her ten ve canın kendine özgü yaratma biçimiyle, Dünya’yı kurtarma misyonuna uyanması, Hayat İlke’nin yeniden canlandırılmasıyla, en zorlu ve zorlu olduğu kadar en güçlü varoluş deneyimine fırsat oluşturmaktadır! Bu aynı zamanda, insan ruhuna evrilme zemini sunmuş, insanlığı besleyip büyüterek bağrına basmış olan Dünya Ana’mıza vefa borcumuzu ödeme fırsatı da sunmakta.

Hayat’ın pınarı olan “Kadın”, kendini gerçeklemek suretiyle olanaksızı başarabilecek güce doğal olarak sahip bulunmaktadır.

 

Hülya Akdoğan

07.03.2009